Favori anime serileriniz?


(Umut Söyler) #1

Hemen hemen her forumda olduğu gibi bir favoriler konusunun da burada olması gerektiğini düşündüm. O yüzden soruyorum. En sevdiğiniz 10 anime nedir ve neden seviyorsunuz? 10 tane favoriniz yoksa olduğu kadarını yazsanız da olur. Nedenini de yazmak zorunda değilsiniz.

Benim favorilerim:

1- Fate/Zero: Karakter yaratımına, yaratılan fantezi evreninin bu karakterlerle ilişkilendirilmesine, karakter motivlerinin serinin edindiği temaları ve mevzuları çok iyi bir şekilde yansıtmasıyla, bu motivler sayesinde birçok felsefi, psikolojik veya da politik birçok tema hakkında tartışmaya girmesiyle, karakterlerin iç dünyalarının çok iyi yazılmış ve orijinal olmasıyla ve karakterlerin yaptıkları eylemlerin ve aldıkları kararların onları ticari şartlardan dolayı yazılan bir sona değilde gerçekte sürüklenecekleri bir sona götürmesiyle bana karakter yazımı nasıl yapılır öğreten bir seri. Ayrıca mükemmel görselliği ve Yuki Kaijura’nın eşsiz bestelerini de unutmamak gerek.

2- Ergo Proxy: Kıyamet sonrası distopya olarak tanımlayabileceğim bu seri ömrümde gördüğüm en başarılı anlatım yöntemlerinden birine sahip. Anlatmak istediklerini dolaylı yollardan anlatan ve bunu deneyen çoğu kişinin aksine cevabı arayan herkese veren bir seri. Zaten serinin kendine edindiği meselelerden biri de cevabı kendin bulmadığın sürece önemini kavrayamayacağın üzerine. Bu düşünceyle hikaye anlatım yöntemlerini böyle zekice bir şekilde bağlamasının yanında bize Tanrı-benlik ve isyan üzerine çok iyi düşünülmüş bir hikaye anlatıyor ve bunu çok orijinal bir evren ile birlikte başarıyor. Ayrıca mükemmel bir finale de sahip. Çizimlerindeki kalitenin ilk bölümden sonra düşmesinden şikayetçi olsam da Yoshihiro Ike’nın neredeyse her bir parçası üst düzey olan albümünü de övmeden geçemeyeceğim.

3- Legend of The Galactic Heroes: Bu seri hakkında ne anlatsam bilemiyorum. Askeri bilimkurgunun en önemli isimlerinden biri olmasından mı bahsetsem, insanlık ve siyaset üzerine anlatısından mı bahsetsem bilmiyorum. En iyisi şu sözlerle ifade edeyim. Bu anime insanlık tarihinin ta kendisidir. İnsanlık tarihi ne ise bu seri de odur.

4- Monster: Bana sorarsanız gerçek manada hümanist bir anlatıya sahip tek seri bu seri. Bunu da bir seri katilin hayatının değeri üzerinden yapması benim için oldukça özel olmasını sağlıyor. Ayrıca Kuniaki Haishima’nın da ortaya çok güzel bir müzik albümü çıkardığını da söylemeliyim.

5- Baccano: Tarantino tarzı eğlenceli bir şiddet anlatısı fakat Tarantino’dan çok daha üstün bir seri. Bunda ustaca kurgulanmış zaman karmaşasının etkisi inanılmaz büyük. Tamamiyle karmaşık ve düz gitmeyen bir anlatıma sahip ama buna rağmen hemen hemen herkes konuyu aynı bölümde anlıyor. Bu ustalık isteyen bir yazarlık türüdür gözümde. Herkesin izlemesini tavsiye ederim.

6- Kara no Kyoukai: Garden of Sinners
7- Megazone 23 Part 1
8- Millenium Actress
9- Ping Pong The Animation
10- Golden Boy


#2

ora oraaa

‘‘one punch man’’ :facepunch:


(Barışcan Bozkurt) #3

1.Monster
2.Cowboy Bebop
3.Ergo Proxy
4.Legend of Galactic Heroes
5.Ping Pong The Animation
6.Fate/Zero
7.Baccano
8.Paprika
9.Fullmetal Alchemist Brotherhood
10.Kill la Kill


(nostaljik portakal 🍊 ) #4

Kimse demeden yapıştırayım; HunterxHunter!

Karakter gelişiminden derinliklerine, olayların zekice kurgusundan özel güçlerinkine, savaş sahnelerinin kalitesinden mükemmel uzunluklarına dek enfes ve kusursuz bir anime. Özellikle her yerde sebepsiz motivasyonu olan kötülerin aksine kötülerin kötü olma sebebleri var. Kötüler de kendi aralarında kardeşliğe sahipken etik anlayışlarıyla sıyrıldıkları için topluma kötü olarak aksediliyorlar. Herkesin mutlaka izlemesi gerektiğini düşünüyorum, belki de başlangıç animesi olarak önerilebilir bile :kalp:


Hunter x Hunter 2011
#5

1 - xxxHOLiC
2 - Gintama
3 - Kenpuu Denki Berserk
4 - Claymore
5 - Bakemonogatari
6 - NHK ni Youkoso!
7 - Death Note
8 - Boku dake ga Inai Maçi
9 - Psycho-Pass
10 - Kurozuka


(at adam) #6

1-Death Note
2-Bleach
3-One Piece
4-Cowboy Bebop
5-Full Metal Alchamist Brotherhood
6-Berserk
7-Rurouni Kenshin
8-Nanatsu no Taizai
9-One Punch Man
10-Legend of Galactic Heroes


#7

Kimse Naruto ve Naruto Shippuuden yazmamış mı Dattebayo??? :thinking::thinking::thinking:

1)Naruto ve Naruto Shippuuden
2)Death Note
3)FMA
4)Bleach


#8

Açık ara farkla en sevdiğim animeden başlıyorum: :grin:

1-Naruto/Naruto Shippuuden: Bana en samimi gelen ve en çok etkileyen animedir. Karakterler benim için kurgu kadar önemlidir. Bu yüzden Naruto her açıdan bana en iyi hitap eden animedir. Sayesinde karakaleme başlamıştım.

2-Death Note: Gökten düşen, suçluların kabusu olan bir defter… Fikir çok hoşuma gitti. :smiling_imp: Animedeki akıl oyunları, sürükleyici yanı beni hemen içine çekti.

3-Shingeki no Kyoujin

4-Bleach

5-Durarara: Pek bilinmeyen animelerden biri ve bu kadar kaçık karakteri bir arada görmemiştim. Günümüz dünyasını bazı yönlerden iyi yansıtıyor. Aynı anda güldürüp düşündürebiliyor.

6-Full Metal Alchemist

7-Code Geass

8-Kurositsuji: Karanlık ve şaşırtıcı kurgusuyla fazlasıyla ilgimi çekmişti.

9-Death Parade: Arkadaşımın önerisi üzerine izlemiştim. Ölüler ve geçmişiyle alakalı, karakterlerin kendisiyle yüzleşmesini sağlayan ilginç animelerden birisi.

10-Kaichou wa Maid Sama: Bir tane de romantik komedi ekleyim şuraya. :slight_smile:


(Mrs Saturn (Af Bri, Elentâri) " İyi uyu ve Ev'i düşle. ") #9

Video epey spoiler içeriyor o yüzden güncel olanlar izlesin :smiley:

  • One Piece : OP serisi, Eichiroo Oda tarafından bize armağan edilen kutsal mı kutsal anime. Bu kadar özgün bir anime daha yapılabilir mi bilmiyorum. 2002 yılında başladığım animeye hala devam ediyorum. Toplam 800 küsür bölümde birkaç bölümden sıkılmışımdır sadece :smiley: Uzun soluklu olsa da bir çırpıda izlenebilecek mükemmelliyette.

  • Stein Gate: Tarih göstermiştir ki: Bilge her şeyi bilmez… Sadece ahmaklar her şeyi bilir.
    Gil Estel sayesinde izleme şansı bulduğum ve listemde her zaman 2. sırada yer alacak anime Stein Gate, izlediğimde beni derinden sarsmıştı gerçekten. Bu yılın yaz aylarında da Stein Gate 0 başlayacak hatta.Bir kez daha izlemek kalp krizi sebebi. İnsanı içine çeken, fantastik ve zaman paradoksu üzerine yapılmış muhteşem bir yapıttır. Aşkından, dostundan vazgeçmemek için gerekirse tüm dünyadan vazgeçme cesaretini gösteren bir bilim adamıdır Okabe. Zamanı bir halata benzetir, aslında hepsi aynı doğrultuda giden birçok ipliğe benzer der zaman. Hepsi aynı kadere gider fakat izledikleri yol farklıdır ve geçmişe yolladıkları her mesajda dünya ve zaman akışı başka bir çizgiye kaymaktadır.
    Konusu bu kadar basit de değil izlemeli, animeyi keşfetmeli, bütün o taşları yerine oturtmalı, verilen o gizli mesajları algılamalısınız.

Şu parçayı günde bir kez olsun dinlemezsem o günü yaşamış kabul etmiyorum :smiley:
BEN ÇILGIN BİR BİLİM ADAMIYIM!

  • The Vision of Escaflowne : Efsanemdir.
  • Samurai Champloo: Efsanemdir.
  • Berserk : " İnsanlar Korktukları bir şeyle karşılaştıklarında onu görmezden gelemezler. Bu Durumda Kişinin yapabilceği iki şey vardır. O korkunun kaynağına tapmak ya da o korkunun kaynağını ortadan kaldırmak. "
  • Monster : " Kuralları yıkmanın en iyi yolu, onları takip ediyormuş gibi görünmektir. "
  • Fullmetal Alchemist Brotherhood
  • Rurouni Kenshin :" Kılıç ile yaşa, kılıç ile öl. "
  • Death Note
  • Attack of Titan
  • Bleach

(Cemalettin Sipahioğlu) #10

Favorilerim arasından ilk 10 yapamadım. Biliyorum, biliyorum, illaki 10 tane olmasına gerek yoktu; fakat bahsetmek istediklerimi sayıp dökünce de listedeki sayı 10’u geçiyordu. Hastası olduklarımla sınırlasam, sadece iki tane isimden bahsedebilecektim. Sevdiklerimle favorilerim arasında doğru dürüst bir ayrım yapamadım. Güç bela aşağıdaki listeyi çıkardım. Listedekileri, kendilerine biçtiğim değerine göre sıralamasam da, anlat anlat bitiremediklerimin, benim için ne kadar özel olduklarını istemeden de olsa açık etmişim :smiley:

The Adventures of Gamba

Çocukken herkes gibi anime nedir bilmeden izlediğim animelerden. Dostluk, cesaret ve aklın timsali Gamba ve arkadaşlarını temsil ettiği minik ve sevimli fareler, hayatta kalma güdüsünü aşıp işi zalimliğe vuran yırtıcılara karşı mücadele vermektedir. Çocukken tv serisini heyecan ve dehşetle izlemiştim. Fareler ne kadar sevimli ve medeniyse, düşmanları olacak kedi, köpek ve gelincik gibi avcılar da bir o kadar korkutucu ve vahşiydiler. Yıllar geçti ve Gamba ve çetesi, hatıralarımdaki yerini aldı.

Animenin ne olduğunu öğrendikten sonra, ANIDB veritabanından çocukluğumun animelerini araştırayım dedim. O vesileyle bir zamanlar izlediklerimi tekrar izleme hevesim tutmuştu. Bazı işler, yetişkinken izlenince çocukken alınan tadı vermeyebilirdi; bunun farkındaydım. Ve bir kısmı da öyle oldu. Mesela, çocukken ayıla bayıla izlediğim Arion’u yetşikinken izleyince fena değil kategorisinde değerlendirmiştim. The Rose of Versailles’ı yine çocukluk zamanında ama daha hatırlaması kolay bir zamanda izlediğimden, hakkında daha net fikirlerim vardı; tekrar izleyin değişiklik olmadı. Adventure of Gamba’yıysa çok daha küçükken izlemiştim. Raw yani altyazısız halini bulabilmiştim. Hiçbir şey anlamasam bile izlemeye koyuldum. Buna rağmen ilk izleyişimdeki etkileyiciliğiyle izlediğimi fark ettim.

Atsuo Saito’nun yazdığı ve 1972’de yayınlanan The Adventures: Gamba and His 15 Friends adlı çocuk kitabının uyarlaması. (Rastlantıya bakın, bi grup genç tavşanın çıktıkları yolculuğu anlatan Watership Tepesi’de aynı yıl yayınlanmış) Kitabı okumadığım için tv serisinin başarısının ne kadarının kitaba bağlı olduğunu bilmiyorum. Tek bildiğim, görsel ve işitsel anlatımın harika kullanıldığı. Müzikleri ve görsel diliyle neyin ne olduğu hemen anlaşılıyor. Yırtıcıların ekrana yansıyan canavarımsı vahşilikleriyle farelerin insani tepkilerinden, animenin basit bir av ve avı hikâyesi olmadığı her anında hissediliyor. Güçsüz ama haklıların, güçlü zalimlere karşı verdiği epik mücadeleyi anlatılıyor The Adventures of Gamba’da. Olaylar ve durumlar kelimelere ihtiyaç duyulmadan da anlaşılabiliyor; trajiklikten sevince kadar tüm duygular, doğru zamanlamayla yapılan görsel ve işitsel dramatizasyonla vurgulanıyor. Çok tanıdık gelebilecek epik bir dostluk ve kahramanlık hikâyesi, zamana meydan okuyan basitlik ve anlaşılırlıkta.

Benim için çocukluk anılarımda kalmaktan ötesine geçmiş bir anime, The Adventures of Gamba.

NOT: Kitap 2015’te tekrar uyarlandı ve Gamba: Ganba to nakamatachi adıyla gösterime girdi.

Armored Trooper Votoms Serisi

Epik bulduğum, bağrıma basıp sevdiğim seri…

Fiziksel sınırlamalar tabi mecha serileri arasında kendine has bir yere sahip. Türün mihenk taşı Gundam’daki Mobile Suitler, belli sınırlamalara sahip olmakla birlikte, yine de bir savaşın seyrini değiştirebilecek kudrettedir. Boyutları da ona göre büyüktür. Bu serideki VOTOMSlarsa güçlü olmalarına kıyasla sıradan piyadeler gibidir; seri üretim makineler olduklarından kolayca yok edilebilir. Pratik kullanıma göre tasarlanmışlardır. Küçüktürler de; bir kamyona altı tane sığabilir. Serinin ana kahramanı Chirico Cuvie, giriştiği çarpışmaların sonunda mechasını kaybedip durur. O yüzden hep yeni bir makine ihtiyaç duyar. Kuzenlerinin aksine, seriye adını veren savaş makineleri ana karakterle başrolü paylaşmaz. Önemlidir. Muharebe için olmazsa olmazdır. Lakin rolü o kadardır işte. Hikâyenin savaşı yorumlayışı bakımından altmetne hizmet eder; şiddet ve savaş oldukça ona ihtiyaç vardır.

Votoms evreni de kendine has: Gezegenler arası seyahat yapıp başka gezegenlerde yaşayabiliyorken, yüzyıllarca süren savaşlarla bir nevi kıyamet-sonrası çağ; herkesin savaşlardan nasibini aldığı hayatlar; ahlaken kendi çıkarlarının peşine düşmüş gri karakterler; gizli örgütler; gizli deneylerin ürünü süper askerler; amaçları için farkında olmadan inançlarından uzaklaşan insanlar; çağının mükemmel bir örneği olarak, savaştan kaçarak huzur arayım derken, savaşla yoğrulmuş evrende hayatta kalmak için yine cephenin kucağına düşen bir adam…

Vietnam Savaşı’ndan esinlenilmiş ve bilimkurgu sinemasına referanslar yapan senaryo.
Büyük güçlerin piyonu sıradan bir askerin destansı kaçış, kovalamaca ve arayış hikâyesi. Şiddet ve savaşın bağımlılık yapan etkisini ve yaptığı geridönülmez etkilerin anlatısı. Mitolojiksel tatda bir kendini arayış anlatısı. Armor Hunter Mellowlink, Case;Irive ve Votoms Finder adında, iki yan biri alternatif hikayeye ve kendi masaüstü rpg setine sahip evren. Bayılıyorum bu seriye. O kadar ki, teknik yetersizliklerine (Bence çokta önemli değil.), epik kahramanlık hikâyeleriyle uyuşan minik senaryo cambazlıklarına ve evreninin karanlık tonunu yumuşatma yönelik ufak dokunuşlara kızamıyorum. Votoms serisini seviyorum işte.

Aim for the top Gunbuster

Destanlılığı ve duygusallığıyla kalbimde yer eden bir başka anime.

Aslında tipik bir kendine inan ve çalışırsan başarırsın hikâyesi. Olaylar insanlığın kaderi için kritik kararlar almaya doğru ilerledikçe, “Sonucu ne olursa olsun, yapılması gereken yapılmalıdır.” türü fedakârlık ve kahramanlık anlatısına dönüşüyor. Belli klişelere sahip klasik bir hikâye olarak anlatımda tutturulan hesaplılık ve kıvam, izlemesini keyifli kılıyor.

GAINAX’ın Evangelion ve Gurren Lagann serilerini sevenler, Gunbuster’da pek çok tanıdık öğeyle karşılaşacaktır. Anlaşılan, kahraman prototipi, yardımcı yan karakterlerin genel özellikleri, hayata bakış açısı ve verilen mesaj gibi belli başlı temeller Gunbuster’da atılmış. Sanırım zamanının klasik animelerinden alıntılar ve parçalar kullanmaya da ilk bu yapımla başlamışlar. Gunbuster’ın ana karakteri ve Koçu dâhil hikayesindeki pek çok öğe ve olay gelişimi 1973 tarihli Ace o Nerae’den esinlenmiş. Bu benzerlik Gunbuster’ı sevmeme engel değil tabii ki. İnazuma Kick!

Trigun

Tepeden tırnağa kırmızılar içerisinde. Biri protez kolundaki olmak üzere iki silah taşıyor. Mükemmel silahşor. Hayır, Cobra değil. Devam ediyorum… Kadınlara bayılır; ama şıpsevdidir. Tam bir barışsever; canına kastetmek isteyenlere bile zarar vermeden işi tatlıya bağlamaya çalışır. Bu yüzden başı beladan, gittiği yerde yıkımdan kurtulmaz. O Vash the Stampede… Ardında ölü bedenler bırakan iyi adamlardan değil. O kolay yolu seçmeden kahraman olabilen, örnek bir kişi. Ve bu yüzden fazlasıyla ıstırap çekiyor. “Aşk ve Barış!” en çok onun diline yakışıyor.

The Rose of Versailles

Fransız Devrimi hikâye, Oscar Francois de Jarjayes’ın serüveni şahane! Kurmaca bir karakter ve dramı, tarihi dönüm noktalarından birinin içerisine öyle güzelce yerleştirilmiş ki, Oscar tarihin tozlu sayfalarından çekip çıkartılmış biri gibi geliyor. Vazifesi için erkek olmaya kendini zorlayan, ruhundaki kadını ve arzularını bastırmak için didinen bir karakterYaşadığı trajiklik bu çelişkiden daha karmaşık; ülkesi için kraliçeyi korumalı, halkı için kararlar vermeli, her zaman hayatını riske atmalı ve gerekirse, aşkını kalbine gömmeli. Diğer karakterler de Oscar kadar ilginç elbette. Adım adım her karakterin zaman içerisindeki gelişimini ve hikayesini takip etmek, ayrı bir keyif.

Ghost in the Shell Serisi

Film, tv serisi ve ova… Siberpunk türünün temsilcisi yapımlardan. Filmleri, varoluşçu sorulara ve yorumlara açık kapı bırakmasıyla seviyorum. TV serisini ve ovaları, o dünyayı ayrıntılı biçimde sunduğu için seviyorum. Galiba adım adım ana ve yan hikâyelerini işlerken, hem düşünmeye değer yeni şeyler ortaya atıp hem de hikâyesel bir sonuca bağlayabildiği için tv serisi benim için biraz daha öne çıkıyor. Filmlerde bunu yapıyor elbette. Sanırım bana daha fazla materyal sunduğundan tv serisine daha bir yakınım.

Cowboy Bebop

Her bölüm ayrı bir macera. Her bölüm ayrı bir aksiyon. Her bölüm ayrıkeyifli. Bilimkurgu, kıyamet sonrası insanlık, polisiye, dedektiflik, trajedi,… herşeyden bölümüne göre gerektiği kadarınca bulunduran bir seri. Bütüncül bir hikâye anlatmaması sorun değil; çünkü geçmişte ne yaşadığın önemli değil, ne şimdi ne yapacağın önemli.

Legend of The Galactic Heroes Serisi

Çocukken tv de denk gelip, yıllar sonra adını sanını öğrendim. HBB yayınlamıştı. Sanırım animasyonda şiddet olabileceğini bana öğreten LOGH’tu. TV serisi yerine OVA olarak yayınlanması, kalite namına çok isabetli bir tercih olmuş. İnsanlığın, ideolojilerle, savaşlarla, her türlü mücadeleyle dolu tarihini kendi hikâyesiyle anlatıyor; anlatılmaz, izlenir.

Ergo Proxy

Seyircisinden saksıyı çalıştırmasını ve ortaya saçılmış ipuçlarından olayları idrak etmesini talep ediyor. Seyirci, o anki hikâyede neler olduğuna ve neler olacağına yönlendiriliyor. Cowboy Bebop’taki Spike’ın geçmişinin sunuluşu gibi. Tamam, tamam… CB’da biraz daha fazla açıklama vardı ve serinin tamamına yayılmıyordu; EP biraz daha üstü kapalı bir sezdirme yolu seçmiş. Yine de neyin ne olduğu ya da ne olabileceğini, bilgi kırıntılarıyla sunabiliyor. Hem bu sayede, bir hikâyede olması için elzem olan ve bu yüzden izleyicinin ezbere bildiği elementleri açıklamak için fazladan zaman ayırmaya gerek kalınmıyor.

Sanılacağının aksine, gizemle oyalamıyor, aksine, gizemlerle oyalatmadan bir şeyler anlatmaya çalışıyor. Bence başarıyor da. Tabii bu seyircinin nasıl yorumladığına bağlı. Örneğin, onları kullanacak sahipleri olmadığı halde günlük rutin işlerini yapan robotlar beni fazlasıyla ürkütüp, kara kara düşündürmüştü.

They Were Eleven

Terk edilmiş uzay gemisi, astronotluk için yapılan son sınavlarını vermek için orada bulunan 10 öğrenci ve orada olmaması gereken kimliği belirsiz 11. kişi… Üstelik elbirliğiyle halledilmesi gereken büyük bir problem var. Yabancı korkusu, şüphe ve psikolojik gerilim için mükemmel ortam. Öğrenciler ne yapacak? 11. Kişi kim ve amacı ne? Farklılıklarını bir kenara koyabilseler bile, yabancının varlığı ve amacının belirsizliği ortamı geriyor. Filmin şekillendiği ana fikirler ve senaryosunu takdir etmiştim. Eli yüzü düzgün, iyi bir bilimkurgu-gerilim.

Mons- Ha? 11. mi bu? Aman boş verin. Söz, kısacık değinip bitireceğim.

Monster

Roman gibi anime. Doktor Richard Kimble’ımsı bir arayış içerisinde, kötülüğün ve iyiliğin belirsiz doğasına doğru ufak bir yolculuk. Ağır ve emin adımlarla gelişen hikayenin tadında doyum olmuyor. LOGH taki gibi anlatılmaz, izlenir, demekle yetineceğim.



Yahuu! İstenen 10’ken, 11 yapıp kuralı ihlal etmişim, sonuna 12’yi de ekleyivereyim:

Great Teacher Onizuka

Özünde klasik bir sevgili öğretmenim hikayesi. Öğretmen olacak Onizuka’nın ahmaklığı, serseriliği ve şans artı kavga etme yeteneğiyle kendine özel bir seyirlik oluyor. Sokak yöntemleri kullanarak asi öğrencileri birer ikişer dize getiriyor. Elbette ana karakterin genel profili gerçek hayatta uygun görülmeyecek alışkanlık ve davranışlarla dolu. Herşeye rağmen iyi kalpliliği ve kendince tutturduğu ahlak anlayışıyla, izlemesi keyifli bir karaktere dönüşüyor. Eh, zaten bu sayede gençlerin halinden anlayan Great Teacher oluyor.


Tekrar Tekrar Dinlediğiniz Anime Şarkıları
#11

Şu anime dünyasına hiç ısınamadım. Çocukken izlediğimiz pokemon/digimon sayılıyor mu? =) Bir ara araştırmıştım. İlgimi çeken ve birkaç bölüm izlediğim Ergo Proxy ve Ghost In The Shell var.


(Umut Söyler) #12

Sayılır. Ghost in the Shell’in dizisini mi izlediniz?


#13

Evet GITS’i izledim. Hatta Animatrix’i de izledim. O da güzeldi.


#14

1- Monster: Felsefi ağırlığı olan bir anime olduğu için bir daha izleyeceğim. Shopenheur’u, Nietzsche’i, Kant’ı, Schelling’i okumadan izlediğim için pek bir şey anlamadım. Her ne kadar gizemine ve gerilimine hayran kalsam da, büyük eksilerinin olduğunu düşünüyorum; sorular çok geç cevaplanıyor hatta bazı şeyler gizemini koruduğu için mangaka “another monster” adlı bir manga daha çıkarıyor. Çok emek vermiş, takdire şayan. 90’lı yıllarda yazıp çizdiği için o dönemin havasını katması daha kolay olmuş. Mesela benim hikayem de Almanya’da 90’lı yıllarda geçiyor, fakat ben bunu bu animeyi izlemeden önce planlamıştım :slight_smile: zaten tek korkum hikayemin bu animeyle bağdaştırılması. Benim de tıpkı Johan gibi çok ilginç bir karakterim var, ancak bir çok yönüyle özgün olduğunu düşünüyorum. Neyse konu dağılmasın. Bir diğer eksisi ise şu; Kenzo Tenma’yı seslendiren uykusunu alsaymış daha iyi olurmuş. Hee ve Johan üstünde bu deneyi yapanlar ne planlamışlardı? Johan’ın kafasına göre hareket edeceğini hesaplayamayacak kadar akıllı değillerdi herhalde? Bir kediyi alıp boğaya çevir, sonra ona incecik ip geçir, boğa istediği yolda ilerlesin sonra “Baksana bu bizim istediğimiz gibi gitmiyor sanki” diye yakın. Bir diğeri de, Johan neden kardeşini 20 yaşına gelince götürecekti (ve neden götürmedi), ayrıca Johan neden Grimmer’ın ve Tenma’nın yaşamasına izin verdi? Hatta Grimmer’ı kurtardı bizzat. Her neyse, müzikleri ve havası çok güzel. Üç kere mükemmelliyet ödülü alması bende “ulan sende sorun var animede değil” diye düşündürttü :smiley:

2- Death Note: Aslında ilk izlediğim ve efsanelerin efsanesi olan bu animeyi ilk sıraya rahatlıkla koyardım ancak modası geçti. Müzikleri veya sahneleri eski hissi uyandırmıyor artık. Hollywood’un kurbanı olması ise beni bir hayli üzdü.

3- Shingeki no Kyojin: Beni en çok etkileyen anime. Monster ufkumu açmasaydı ve Death Note abime saygısızlık olmasaydı ilk sıraya koyardım. Aslında bu üçünün hepsi birinci benim gözümde. Bu animenin konusu çok özgün, müzikleri efsane, çizimleri Mona Lisavari, seslendirmeler on üzerinden yüz. Ancak 2. sezonun geç çıkması etkiyi azalttı ve zaten mangasında bir hayli ilerlemiştim. Yine de anime olarak izlenir bu, mangası okunmaz bence.

4- Steins Gate: Yüreğimi parçalayan bir animeydi. Müziğin çok az olması ve seslendirmelerin (tabi ki kurgunun) mükemmelliği beni aşırı etkiledi. Başlarda biraz sıkılmıştım, ancak bir on bölüm sonra animenin içindeydim.

5- Clannad & Clannad After Story: Kalbimi aldı ve onu milyon parçaya ayırdı. Keşke izlerken ağlayabilseydim, onun yerine yüreğim aşırı sıkıştı. Hatta arada durdurup mola veriyordum.

6- Code Geass & İkinci Sezon: Bir saniyesinde bile sıkılmadım. Çok havalı, manyak bir anime. Hele ikinci bölüm su gibi akıp gitti ve keşke bitmeseydi dedim. Lelouch’un zekasına hayran kaldım.

7- Highschool Dxd: İlk izlediğim animelerden. Rias Gremory’ye vaktinde hangimiz aşık olmadık ki?

8- Sakurasou no Pet Kanojo: Neden bilmiyorum ama, konusu klişe gibi gelse de beni çok etkileyen animelerden.

9- Kaichou wa Maid Sama: Sonda hiç bir şeyin olmamasına çok üzülmüştüm. Böyle son mu olur???

10- Zankyou no Terror, Fullmetal Alchemist & FM Broterhood, Great Teacher Onizuka (bunu da ilk beşe sokmak isterdim ama yer kalmadı), 91 Days, Ajin, Anohana (bu da göz pınarlarımı kurutmuştu), Angel Beats, Plastic Memories.


(Ahmet Can) #15

1- Berserk (Nedensiz bir şekilde o karanlık dünyada her zaman kendimden bir şeyler görmüşümdür. Her zaman favori mangam ve animem Berserk olacaktır)

2- Rurouni Kenshin (Özellikle OVA bölümleriyle kalbime yer etmiş olan animedir.)

3- Death Note (Çocukluktan çıkıp gençliğe adım attığımda ilk izlediğim anime claymore olmuştu. Çok hoşuma gitmesine rağmen, arkasına death note izleyince her şey değişmişti. Artık L gibi yürüyen Kira gibi düşünen biri olmuştum ah ah bu animeler bizim psikolojimizi bozmadı mı zaten hep :smile:)

4- FMA Brotherhood (Gerek konusuyla gerekse karakterleriyle benim dört numaramda bu seri var)

5- Tengen Toppan Gurren Lagan (Lisede beni en çok gaza getiren, müziklerini telefonuma yükleyip tenefüslerde kantine koşa koşa gitmemi sağlayan animedir :joy: Aksiyon sahneleri efsane olan evrene kafa tutan bir güç animesidir :smiley:)


#19

Fullmetal Alchemist Brotherhod, birinci sıraya seni koydum bebeğim. Aksi düşünülemezdi zaten, her daim göz bebeğim sen olacaksın, tahtın güvende.

Rose of Versailles: Fransız İhtilali’ni unutmazsınız. Ay çizimleri eski diyeni sağduyuya davet ediyorum.

Steins:Gate: Muhteşem bir bilimkurgu, sevilesi karakterler, çılgın bilim insanı Okabe Rintarou’nun maceraları. Kaçırmayın dostlar.

Sidonia no Kishi: Hem bilimkurgu, hem mecha, daha ne yapsın bu Japonlar?

Kamisama Hajimemashita: Shoujo ama öyle bildiklerimize pek benzemiyor. Kibar ve zarif kurgusu, güzel çizimler ve şeytan tilkisi ile izlemeye değecek bir anime.

Bu listede beş anime oldu sadece, hımm. Daha fazla izlemem gerek sanırım, hep boşladım hep.


(Misafir) #20

Ghost In The Shell
Lupin III
Detective Conan


(Elif) #21

1)Full Metal Alchemist
2)Psycho Pass
3)Kuroko No Basket
4)Naruto ve Naruto Shippuden
5)Code Geass


(Fatih Kerem ) #22

Hunter x Hunter 2011. Shounen olmasına rağmen diğer shounen serilerinden farklı bir çizgide ilerleyen, seinen türünün sahip olduğu kaliteyi içinde barındıran bir eser. Devamını getirmediği için Togashi’den nefret ediyorum. Birkaç hafta önce seriyi tekrardan bitirdim ve ardından boşluğa düştüm. Hiç sıkılmadan ikinci kere izlediğim nadir animelerden kendisi. Karakter gelişimini, ani duygu değişimlerini ve karakterlerin power-up alışları çok başarılı bir şekilde aktarılıyor hxh’de. Diğer shounenlerde olduğu gibi ana karakterlerimiz bir anda? ve evrenin düzeniyle çelişecek şekilde power up almıyorlar. Dövüş sahneleri karakterlerin 2 saat birbirlerine yeteneklerini adlarını saymasıyla geçmiyor -hızlı ve olması gerektiği şekilde veriliyor- ve dövüşlere daha -baya- taktiksel yaklaşıyorlar. Nen adını verdiğimiz güç herkes tarafından kullanılabiliyor ve her karakterin nen’e yatkınlığı ve yeteneği farklı. Bu da kendisini çekici kılıyor. Seride neredeyse her karşılaştığımız karakter ilgi çekici ve sırf konulsun diye konulmayıp, çok fazla arka planı dolu karakter var. Bu evrendeki herkes veya daha da daraltırsak ‘avcılar’ griler ve hepsinin iyi ve kötü oldukları anlar var. Örümcekler, Hisoka, Netero, Ging, Biscuit… Evren çok geniş. Müzikler, openingler, endingler ve sound-trackler tek kelimeyle muazzam. Arkaplandaki japon abimizin sesinin girip, olayları özetlemesi ve daha çarpıcı ve heyecanlı hale getirmesi de başka bir iyi yanı. Ki o aralarda verilen müzikler belli durumlar ve belli duyguların geçtiği yerlerde çok yerinde bir şekilde veriliyor. Ana karakterlerden Leorio sevilesi , Kurapika ilgi çekici, Gon ve Killua ise arkadaşlıklarıyla ve karakter gelişimleriyle beni kendine bağlıyor. Arcların hiç birinde sıkılmadım. Evet, çoğu genel ‘shounen’ izleyicinin anlamadığı veya sıkıldığı Chimera Arc’ında bile sıkılmadım. Hatta o arkın anime dünyasındaki en iyi arclardan biri olduğuna parmağımı basarım. Spoiler vermemek için bu ark hakkında daha fazla şey söyleyemem ama uzun olmasının yanında, Togashi’nin bu ark ile vermek istediği mesaj ve karkterlerin geçirdiği değişimler gerçekten inanılmaz güzel ve zekice. Ve içinde barındırdığı iki sahne her izleyişimde beni mest ve tüylerimi diken diken ediyor. Daha yazabileceğim çok şey var ama kendimi tutuyorum. Togashi artık mangaya ayda yılda bir ara verip, tek bir sayı çıkardıktan sonra hastalığını bahane edip, yatmaya devam edersen cehennemin dibini boylayacaksın ve hepimiz senden nefret edeceğiz. Aynısı Pat ve Berserk’in mangakası için de geçerli.

Sanırım Steins;Gate, Fullmetal Alchemist: Brotherhood,
Shingeki no Kyojin, One Piece (evet one piece ;(),
Log Horizon, Magi, Overlord,
Zetsuen no Tempest, Chuunibyou demo Koi ga Shitai! ve Re;Zero (evet bu anime de bir şekilde girdi) gibi animeler de favorilerime girer.


#23

Steins Gate
Hellsing
Full Metal Alchemist
Elfen Lied
Cowboy Bebop ( Bang! :smile: )