Vergiyi doğuran olaylar doğrudan hukuka bağlıdır. Belli bir şey üzerinden alınıyor tabii ama bunun ek şartları var. Kamu harcamalarını yıllardır dengeleyemedikleri için mecbur ek vergi getiriyorlar. Maliyeci arkadaşlar benden daha iyi bilirler bunu tabii. Vergiyi hukunun kaynaklarından birine doğrudan ek bir şey getirilmesine yabancı değiliz. Cumurbaşkanlığı karanameleri ile neler neler değiştirildi ve değiştiriyor. Sıçrama tezi ise uzun süredir Türkiye üzerinde uygulanıyor. Bir vergi gelince ondan asla kurtulamıyoruz cidden. Vergi sistemine 3 senedir bakmadım ama daha bu da olmaz dediğim şeylerin olduğunu gördüm. Kanun teklifi yüzünü gösterince detayları burada belki konuşacak zaman buluruz.
İstisnalar kaideyi bozmaz. Bahsettiğiniz toplumların bu davranışı doğal akışa uygun değil zaten, bunu da tüm dünyaya yaydıkları salgın hastalıklardan görüyoruz.
Biz de onlara göre istisnayız. İnek yemek bizde gayet normalken hindulara göre büyük ceza gerektiriyor. Yüzyıllardır köpek yemek Asya ve Afrika’da normal. Bizde de domuz yenmiyor avrupada günlük tüketiliyor. Hem kültürel hem dinen saymakla bitmez bu örnekler. İnek ve koyun tadı güzel ve yenilebilir diye onların yaşam hakkı yok mu? Karadeniz’de buzağılar köpek ve kedi gibi sevilir misal.
Ekleme: köpekler bu şekilde katledilsin demiyorum, yanlış anlaşılmasın. Çözüm üretecek merciler her konuda olduğu gibi bunu da çözmek yerine sorunu daha da arttırıyor.
Bu Keta-Control aslında anestezi iğnesi. Ötenazi ilaçlarının parasını bile domuz gibi zıkkımlandıkları için yüksek doz anestezi iğneleri vurarak öldürmüşler ki iğnelerin etkisi zamanla geçtiği için çoğu çöp torbaları açıldığında hala canlıydı.
Araç muayenesinde vs aracın metalinin mukavemetine bakılmıyor sanırım. Bu tür eski araçlar yürüyen tabut adeta. Bir şekilde yollardan çekilmeliler.
Tofaş Doğan, Şahin, Kartal model araçların şasisinde kullanılan çelik en kötü çelik olarak tabir ediliyor bu araçların 90-100 km üzerinde hız yapması demek ölüme davetiye çıkarmaktır en ufak darbede bile gövdesi içine çöken arabalar bunlar.
Bunlar ölçülebilen şeyler değil mi hocam? Farın kırık olsa veya ilk yardım çantan olmasa muayeneyi geçemiyorsun ama 30-40 yıllık çürümüş araçlar trafikte.
https://eksisozluk.com/12-ekim-2024-numan-kurtulmus-aciklamasi--7888472
https://eksisozluk.com/nur-surerin-odulunu-kadin-dusmanina-ithaf-etmesi--7888802
Tofaş grubuna ait çoğu aracın muayenesi bile yok polisler kontrol yaptığı sırada muayene belgelerine bakıyor eğer muayenesi geçmiş ise direkt otoparka çekiyorlar.
Var.
Ayıların kindarlığına dair bizim yöre insanından dinlediğim yaşanmış en az 6-7 olay var. ![]()
Şu cümle de çok vahim. Savaşlardan köleliğe, soykırımdan işkenceye, her türlü belanın altında bu ötekileştirme var zaten.
Konudan bağımsız (bunlar hatalı argümanlar), biz burada misafiriz. Doğa ve bizden önce gezegene ayak basmış canlılar ev sahibi. Bir asrı bulmayan yaşam süremizle Tanrıcılık oynamak utanç verici. Konuya çözüm sunalım derken hayvanlar alemine girip hiçbirini hakir görmeyelim, açgözlülüğümüz ve vahşiliğimizle bizden aşağılığı yok. Zihni ve bedeni terbiyeyle bir yere kadar.
İnsanlığı kendi içinde haklı/haksız olarak bölmüyorum. “Can” kavramını değerlendirirken önemli olanın insan canı olduğunu, bu yüzden hayvanların canından faydalanabildiğimizi belirtiyorum.
Hayvanları hakir görmüyorum, sadece onları olduğu gibi görüyorum. Az önce bir hayvanın etlerini kemiğinden dişlerimle sıyırdıktan sonra gelip “Hayvanlar öldürülmesin.” deme yüzsüzlüğünü yapamıyorum. Çünkü biliyorum ki tabağımda pişmiş cesedi yatan hayvan benim zevkim için öldü, sokaktaki hayvan da benim güvenliğim için ölmeli.
Sehirlesmenin geregi olarak dersiniz, toplum dayatmasi altinda yasama karsi cikanlar varsa onu kistas alir. Cani lutfeder bicimde soylemler benim gibi merdumgirizlerin damarina basiyor. İttapar, homofobik, kendinden olmayani otekilestirerek azinlikla cogunlugu yer degistiren teatral yaftalar da yakisiksiz bana gore. Ha, Anubis’i severiz, ayri.
Artik hayvanlara ihtiyac kalmadigini da dusunmuyorum, Ortacag’da bunu yasayan insanlik dersini aldi zannediyorum.
Dünya Gazetesi yazarı Naki Bakır bugün köşesinde bu yılın son sekiz ayında Türkiye’den yurt dışına gayrimenkul alımı için çıkarılan paranın 1 milyar 377 milyon yani 40,5 milyar TL olduğunu ve ilk sekiz aydaki ivmenin devam etmesi durumunda yılın 1.7 milyar dolar ile kapatılacağını kaleme aldı.
Burda biraz maymun gözünü açma durumu var.Türkiye de gayrimenkülün değerlenmesi sonucu satıp yurt dışında ev almak daha karlı gibi.ABD 300 500 bin dolar arası ev alıp ordaki türklere odaları kiraya vermek,yada Arnavutlukta 200 400 bin € arası ev alıp ,AB girdiği zaman vatandaşlık artı konuttan voleyi vurmak vs uzun zamandır gördüğüm şeyler.Arnavutluk konuta vatandaşlık vermiyor fakat yerleşmek görece olarak AB ülkelerine göre daha kolay.
Nobel aldık bu kadar gündem arasında ama çokta fi fiiii amaaaan ![]()
