Hangi Dizileri İzliyorsunuz?

Belki de Years & Years’ı izlemeyen bir ben kalmıştım, neden olmasın dedim. :sweat_smile:
Dizide sistem eleştirisi, siyaset, başkaldırı ve bilimkurgu yer alıyor. Black Mirror’ın benzeri diyemeyiz, çünkü bu dizi bana daha gerçekçi geldi. Hatta o kadar çok beğendim ki, izlediğim en iyi diziler arasına girdi bile.

1 Beğeni

Yıllar sonra yeniden başladım. Bazı şeyleri unutmuşum, fakat gizli detayları gördükçe keyifleniyorum. O kadar özlemişim ki böyle diziler görmeyi! Gerçek bilim, güzel oyunculuklar ve görsel efektten ziyade konuya önem verilmesini… ve tabii ki Walter Bishop’u :heart_eyes:

Nedense, eski dizileri daha çok seviyorum, ya da hali hazırda devam eden dizilerin bu yıllardaki sezonlarını. Belki de o zamanlar aldığım keyfi arıyorumdur yeni dizilerde. :sweat_smile:

10 Beğeni

Invincible izledim. Yani ne desem bilemiyorum.

Dizi çok güzel ama kimseye önermiyorum. Finali olsun, bazı unutulmaz sahneleri olsun harikalardı. Akılda kalıcıydı. Ama o ilişki kısımları beni hayata küstürdü. Ruh sağlığı bozar.

Beğendiğim yanları (Spoiler’lı)

Temel olarak hikaye harikaydı. Bir ergenin (hakikaten ergenin) babasıyla arasındaki ilişkiye dayanan üstün ırk konulu bir süper kahraman hikayesi izledik.

Karakter bazında en sevdiğim hikayeler Robot ve Mauler İkizler oldu. Zaten ortak bir hikayeleri var. Robot’un dönüşüm sahnesi kesinlikle dizideki en vurucu sahnelerdendi. Bu hapisten kaçış sahnesinde kafam karıştı ama sonradan gardiyan Pete dışında kimsenin zarar görmediğini farkettim. Gerçi bu da beni çok ikna etmedi ya. Neyse yine de güzel hikaye.

Böyle kan gövdeyi götürmeyeli uzun zaman olmuştu. Şiddeti iliklerimize kadar hissettik sağolsunlar. Nolan amcanın mutfak tezgahında adam öldürmesini veya oğluna insanlarla aralarındaki farkı göstermek için çocuğu trenle çarpıştırdığı sahne “Aman Allah’ım!” dedirtti.

Dizi beni başlarda çok yordu ama final bölümünün son kısımları içimde biriken tüm kötü yükü aldı götürdü. Dizi hakkında ilk bölümden beri sadece olumsuz görüşler biriktiriyordum. Bu bahsettiğim sekans eski usül ve rahatlatıcıydı.

İsyan ettiğim yanlar

En büyük şikayetim romantik olması gerken ama olmayan romantik ilişkilerden yana. Öncelikle söylemem gerek, ben nefret ettim. Böyle yazılan hikayeye kusarak cevap verilir. Hayatımda en son “The Legend of Korra” finalindeki saçma gelişmelere bu kadar isyan etmiştim. Ha bir de “Scott Pilgrim” okurken. Ben bu yazım şeklini anlayamıyorum. Bunun en bol örneği amerikan sineması ve edebiyatında var. Mangalarda çok nadir görüyorum, mesela “Golden Time” vardı hatırladığım. Böyle anlamsız çıkmazda ilişkiler, kimsenin kimseye değer vermediği ve herkesin herkesi potansiyel partner gördüğü. Gerçekten okuyanı bunalıma sokar. Umarım gerçek Amerikan ilişkileri de böyle tutarsız gelişmiyordur. Bir film vardı, ilk kez onda karşılaşmıştım bu tarz bir ilişki tarzıyla. “500 Day of Summer” mış ismi. Nefret etmiştim. Kim önermişti hatırlamıyorum ama bir daha öneri film falan istememiştim ondan.

İsyan ettiğim şeyin kalitesi tartışılır belki ama önemli bir konu. Çünkü dizide ilişki kısmı süper kahramanlık konusundan sonra en çok işlenen konu. Hatta son iki üç bölüme kadar ergen dizisi izlediğime yemin edebilirim. Hatta tam şu Netflix’te izleyip başından kalktığınızda daha mutsuz hissedeceğiniz türdeki dizilerden. Yani bu kadar çok yer kaplayan bir unsur beni rahatsız edince hikayeden çok kolay soğuyorum haliyke, her ne kadar beğendiğim onca yanı olsa da.

Eve karakteri de resmen Mark ikileme düşsün de seyirci ekran başında sinir krizi geçirsin diye var. Kız gitti kendini sosyal hayattan soyutlayıp ağaç eve çıktı. “Arada da etliye sütlüye dokunmadan insanlara, doğaya yardım ederim.” diyip gitti resmen. Bunlar ne kadar lüks çözümler ya?

Beni en şaşırtan da şu oldu. Dizideki çoğu karakter beş para etmez kişiliklere sahip. Ve yazar bunları eleştirmeden yazmış. Anlatabiliyor muyum bilmiyorum? Kesinlikle bu karakterler ruhsal açıdan sağlıklı değil ve yazar bu hallerinden memnun. Yani memnun olmasa o olumsuz yanlarına bir atıfta bulunur ve bunu bilerek yaptığını belli ederdi değil mi? Bana göre yazarlar karakterlerinin kötü yanlarının kötü olduklarının ayırdında değiller. Biz olsak, “Bu yanlış bir hareket. İnsanlara kötü örnek olmasın. Bu davranışları değiştirelim veya çıkaralım.” ya da “Karakter bu yanlışı yapsın ama başka bir karakter de bunun yanlış olduğunu ona söylesin.” tarzında tutumlarda oluruz. Verilebilecek çok örnek var ama izlediyseniz anlamışsınızdır diye umuyorum.

Onca süper kahraman doğanın içine ederken nasıl süper kahraman oluyorlar? Adamlar güçlerini görmek için dağı patlatıyor. Kimse sormuyor mu bu dağda kaç tilki, kaç solucan var? Aslında tavşanların öldüğü bir sahne vardı ama o sahne karakterin doğaya zarar verdiğini vurgulamak içindi. E, iyi kahramanken dağda tavşan mı yoktu? Dağ yine dağdı. Buna benzer, yazarın yazdığının üstünü karaladığı anlar ya da hiç fark bile etmediği anlar oluyor. Rahatsız edici.

Muhtemelen ben Amerika kültürüne çok zıt yaşıyorum. Türkten daha çok japon içerikleriyle büyüdüm. Ama onlarda da böyle şeyler görmedim. Ben mi çok etkileniyorum acaba? Ah amerikan eserlerine bakarken (özellikle son dönemde çıkanlarda) çok yoruluyorum. Ben yine kafamı gömüp manga okuyayım en iyisi. Böyle güzel epik sahneleri sabrımı zorlamadan çizen yazarlar da var sağolsunlar. Biz köşemize çekilelim en iyisi.

Not: Karşınıza artık bir kitap incelemesiyle gelmek istiyorum. Ama inat ettim, ingilizce okuyacağım bundan sonra. Hah bir de Fate serisini oyununu bitirmeye çabalıyorum. Yani aşmam gereken bir iki engel var şu an. Hepinize sevgiler, iyi forumlar.

3 Beğeni

Love, Death and Robots’un ikinci sezonu da bitti.

Bölümlerden kısaca bahsetmem gerekirse;

Otomatik Müşteri Hizmeti

John Scalzi’nin Automated Customer Service öyküsünü anlatan bir bölüm. Her şeyin otomatikleştiği bir hayatın ne kadar tehlikeli olabileceğine dikkat çekiyor. Özellikle evimizdeki android süpürgelerin ileride nasıl bir şey olacağını karamsar bir bakış açısıyla izliyoruz. Sonunu beğendim.

Buz

Çizimleri ilk sezondaki Zima Mavisi’ni hatırlattı bana. Ama daha karanlık bir havası var.

Rich Larson’un Clarkesworld adlı dergide yayımlanan Ice adlı öyküsünü ekrana getiren bölüm, keşke daha fazlası olsaydı dedirtti. Hakkında daha çok bilgi bulmak gerekiyor aslında. Yine de güzeldi.

Nüfus Kontrol Ekibi

Dizinin en iyi bölümlerinden biriydi. 2 saatlik birçok filme 10 basar.

Aşırı nüfus nedeniyle çocukların öldürüldüğü bir gelecekte geçiyor hikaye. Dedektifimiz de zamanla yaptığı işin ne kadar yıkıcı bir şey olduğunu hissetmeye başlayınca o gerçek insani duygularımız da ortaya çıkıyor.

Snow Çölde

Bölümler ilerledikçe çıta daha da yükseliyor gibi. Favori bölümlerimden biri oldu bu bölüm. Hikayesiyle ve kurgusuyla çok güzeldi. Uzaylı, başka gezegen, ölümsüzlük, aksiyon vs. Ne ararsan vardı.

Hücre yenilemesine sahip olan Snow bir kaçaktır ve peşinde birçok avcı vardır. Tüm avcıların ve şirketlerin tek isteği Snow’un ölümsüzlük diyebileceğimiz yeteneğini ele geçirmektir.

Yüksek Otlar

Daha önce izlediğim Stephen King’in kitabndan uyarlanan filmle neredeyse birebir aynı. Fakat bu çok daha bilimkurgusal olmuş.

Sürpriz Noel Baba

Bu bölüm hakkında pek bir şey yazamayacağım. Oldukça etkili bir mesaj içeriyor ama ben yakalayamadım. Sadece barındırdığı tezatlık çok hoşuma gitti.

Acil Durum Barınağı

Harlan Ellison’un öyküsünden uyarlanan Acil Durum Barınağı, tam bir bilimkurgu bölümüydü. Gezegenler arası savaşta gemisi başka bir gezegene düşen pilot derhal bir barınak bulmak zorundadır.

Sahile Vuran Dev

Daha önce J.G. Ballard okumaya çalışmış ama bana çok ağır geldiğini düşündüğüm için yarıda bırakmıştım. Fakat Ballard’ın bu öyküsü görsel olarak beni çok ama çok etkiledi. Sezonun en iyisi buydu açıkçası. Öz eleştiride zirveye oynamış resmen Ballard. Sanırım ilerleyen günlerde sakin bir kafayla yarım bıraktığım kitaba tekrar başlamalıyım. @DenaroForbin

Genel olarak konuşacak olursam; Muhteşem bir sezondu yine. İlk sezon 18 bölümdü bu sezon ise 8 bölüm. Ama yine de tatmin edecek kadar uzun. Bazı filmlerin 3-5 saatte yapamadıklarını Love, Death and Robots 15’er dakikada başarıyor. Tabii ki en büyük pay yazarlara ait. Ayrıca bazı bölümlerde başka başka filmlerden manzaralar görebilirsiniz.

Netflix’in bu yapıma el atması yaptığı en iyi iş bana göre. Yeni yazarlar ve eski yazarları bir arada bulundurması, o harika metinleri yine aynı güzellikte görselliğe dökmesi takdir edilesi. Böylelikle yeni ve bilinmeyen yazarların reklamı da yapılmış oluyor. Umarım ilerleyen zamanlarda bu yeni yazarlardan birkaç eser görürüz.

Kısacası, yapımda emeği geçen herkesi tebrik etmek isterim. Öyle görünüyor ki bu dizi bir 10 sezon gidecek. Keşke daha uzun sürse.

14 Beğeni

Bad Batch izliyorum da, pek beğenmedim. Clone Wars gibi başını sıkıcı yapıp sonrasına kasacaklar herhalde.

L,D&R genel yorumum aşağıda Ne kadar beğenmemiş olsam da çoğu bölümü animasyon film izlemeyi seviyorum. Keşkedaha çok böyle iş yapsalar. Her sezon 3-4 güzel bölüm çıksakardır.

Şimdi de de gidip Castlevania’ın yeni sezonunu izleyeceğim. Aptal birkaç espriyi çıkarırsamçok keyifli dizi.

Dün bu saatlerde Friends’i bitirdim, kendime gelemiyorum. Reuion çıksa da izlesek.

1 Beğeni

Ben de birkaç hafta önce Game Of Thrones’u bitirdim ve hala etkisindeyim. İlk olarak kitaplarını okudum. Kitaplar diziden daha iyiydi. Dizi 7. sezona kadar mükemmeldi. 7. sezon bana göre kabul edilebilirdi. 8. sezon ise kötüydü. Bazı olayların çok hızlı geçildiğini düşünüyorum. Yine de çok iyi bir diziydi. Hatta ilk 6 sezon için izlediğim en iyi dizi diyebilirim.

4 Beğeni

Ben de yakın zamanda kaldığım yerden devam edip bitirdim. Robb Stark’ın başına gelenlerden sonra hiç izleyesim kalmamıştı ama yarım kalmasın dedim. Bu kadar muhteşem bir diziyi nasıl böyle kötü bitirebilmişler aklım almıyor hala açıkçası. Her şeyi oldu bittiye getirmişler ve mantıklı olmayan çok yer var. Daenerys’e haksızlık yaptılar. Bir anda kötü karakter ilan ettiler. Bran hiçbir şey yapmadan tahta oturdu. Jon’a sa yazık oldu. Stark kardeşlerinin bir araya gelmesini, başlarına gelenleri anlatmalarını kaç sezon bekledik ama bir anda geçtiler o sahneleri de. Bir tek Sansa’ya sevindim.

Bence de Daenerys’ın delirmesi bence çok ani oldu. Çok daha iyi işlenebilirdi. Lekesizlerin Jon’a hiçbir şey yapmadan yargılamaya götürmesi ve sonra serbest bırakması imkansızdı. Gerçek savaş kuzeyde denildi ama bir bölümde gece kralı öldü. Bence çokdaha uzun olmalıydı çünkü asıl olay yaşayanlar ve ölüler arasındaki savaştı. Ben Savaş sahnelerini çok sevdim. Belki maliyet fazla olduğu için uzun tutulmamıştır. Sonuç olarak kötü bir finaldi ama muhteşem bir yolculuktu. Kitaplarda çok daha iyi olacağını düşünüyorum.

1 Beğeni

Katılıyorum, serinin son iki kitabını görebilirsek eğer GRRM’nin çok daha iyi bitireceğini düşünüyorum. 7 sezon boyunca “Kış geliyor, ölü ordusu artıyor. Asıl savaş Sur’un ardından gelenlerle.” dediler ancak 1 bölümde Gece Kralı öldü. Savaş sahnelerini ben de çok sevdim. 8. sezonda bitmemeliydi, en az 10 sezon olmalıydı.

1 Beğeni

  1. sezon vasat yakıştırmasını bile almaz sanırım. İlk sezon sahiden inanılmaz kaliteli içeriklere sahip olduğu için insan ister istemez yakın bir şeyler bekledi. İkinci sezonun antolojisindeki en büyük problem, episodik bölümlerin bizlere sunduğu bölümlük felsefeler, görmeye alışık olduğumuz, artık kabak tadı veren düşünce yapılarıydı.

Mesela Tall Grass ne anlatmak istemiş? Sırf öykü olsun diye mi yazılmış. Öyle yapmışsa bile hiçbir yere bağlanmamış. Yani niye izledim ki ben onu?

Giant bölümünde anlatılmak istenen? Bu, gelişen toplum düzeninde içeriklerin hızla tüketilmesiyle, değerlerin değersizleşmesiyle alakalı bir durummuş gibi geldi bana.

Bazı bölümlerde aktarılmak istenen şeylerin daha iyi geçmemesinin sebebini roman olmamalarına bağlıyorum. Eğer o bölümler romanlardan alınmışsa veya romanlaştırılırsa, eminim ki aktarılmak istenenin okura daha iyi geçeceğini umuyorum.

4 Beğeni

İzlemeyi düşünürken kafam karıştı. Bir yorum daha bekleyeyim karar vermek için.

Benim yorumumda ilk sezonunun kurbanı oldu maalesef. Ayrı değerlendirildiğinde tabii ki izlenir ama bir bütün olarak ele aldığımda kendisinin gölgesinde kalmış gibi bir durum ortaya çıkıyor. Belki ben ilk sezonu fazlaca kaliteli bulduğum için, fazlaca beklentiyle izlediğim için böyle düşünmüş olabilirim.

Açıkçası ben tekrar beğendiğimi belirtmeliyim. 5-10-15 dakikalık bölümlerden neler bekleniyor anlamıyorum. Bir romanı bu dakikalar içerisinde anlatmanız olanaksız. Zaten bölümlerin hepsi bir çırpıda okuyabileceğiniz öykülerden oluşuyor ve tüm yazarlar da çoğu şeyi sizin düşünmenizi istiyor.

Şu son zamanlarda hem dizi hem de filmlerden beklediğimizi bulamazken böyle bir yapımı acımasızca eleştirmek beni üzüyor. Ha eleştiremezsiniz demiyorum. Herkes bir şeyler çıkaracak diziden. Ama yerin dibine sokulacak kadar da kötü değildi bu sezon. Kaldı ki 8 bölüm. İlk sezon gibi 18 bölümden oluşmadığından puan ortalamasını koruyamayabilir.

1 Beğeni

Benim nezdimde bu sezonun böyle bir eleştiriye maruz kalmasının sebebi ilk sezonu olduğunu belirttim. Bu sezondan 1-2 favori bölümümü ilk sezondaki favori bölümlerimle karşılaştırdığımda aralarında ciddi bir fark ortaya çıkıyor. Dediğim gibi; belki ilk sezonu fazlasıyla kaliteli bulmamdan kaynaklı olduğu için beğenmemiş olabilirim. İlk sezondaki özgünlüğü bulamadım. Özgün, sahiden farklı olan 1-2 bölümün de hikayeyi anlatımı güçlü değildi.

Roman derken, bir kurgunun yazınsal olarak daha rahat aktarılabildiğini düşünüyorum.

Çok sevdiğim yapımlara karşı övgüm yüksek, yergim sert olur. Açıkçası sert bir eleştiri yaptığımı da düşünmüyordum. Ama tabii ki ikimizin de görüşleri farklı olabilir, normal.

Biraz da hastayım. Bu yüzden kendimi daha net ifade edememiş olabilirim.

1 Beğeni

İngilizce geliştirmek için dizi önerisi:

Modern Family

Çok gülerek izlediğim bir durum komedisi oldu. Kasvetli günlerinizi aydınlatmak için de birebir, İngilizcenizi geliştirmek için de. Şu an 10’uncu sezondayım, bitmesine 1 sezon kaldı. Gözüm kapalı öneririm. Bölümler hemen hemen her durum komedisi dizisinde olduğu gibi 20 küsur dakika, çok vaktinizi yemiyor. Bir dizinin senaryosunun dizi ilerledikçe saçmalamasını bekleriz değil mi? Bunda tam tersi, her bölüm üstüne biraz daha katarak eğlenceli bir şekilde ilerliyor. Hangi karakteri daha çok sevdim bilemedim ama en çok güldüğüm sanırım dedeleri oldu :baris:

3 Beğeni

Peaky Blinders 5x5,

Özet

Ne kadar ararsan ara Peaky Blinders’daki kadar itici karakterlerin olduğu bir dizi bulamazsın. O kadar dizi, film, anime, manga, comics tükettim bu kadar denyoyu bir arada görmedim. Alfie Solomon’u ve Freddie’yi ayrı tutuyorum.

Dizi ilk popüler olduğu zamanlar sadece ilk sezonunu izlemiş ve sevmiştim, sonrası ise yeterince tatmin etmedi beni.

Bu arada dizi gayet akıcı ve eğlenceli ona bir şey demiyorum. Sadece karakter kadrosu çok zayıf geldi bana. Hele öyle avatarına imzana koyacak derinlikte? Hell no.

Onun haricinde ilk sezon dışını da gayet eğlenceli ve akıcı buldum. Alfie keşke daha çok gözükseydi.

Not: Sezon finaline geldikten sonra sanırım biraz haksızlık etmişim. Biraz abartılı buldum yazdıklarımı ama genel hatlarıyla düşündüklerim aynı. Bu arada Micheal ve crazy biç karısı iticilikte zirveler onda eminim. :rofl:

2 Beğeni

Dizi çok hızlı ilerliyor. Zaten biraz farklı bir akışı var. İlginç, tuhaf, parça-pinçik ama tüm bunlara rağmen kendi içinde tutarlı olmayı başaran dizi. Oldukça etkileyici bir hikaye, hassas kalpler incinebilir.

1 Beğeni

Sweet Tooth

Netflix yapımı bana göre çok güzel hazırlanmış bir çizgi roman uyarlaması.Konusu ölümcül bir salgın sonrası dünyada yeni bir insan hayvan karşımı bir melez tür ortaya çıkıyor ve insanlar bu türü salgının sebebi sanıp avlamaya başlıyor ve hikâyede bu şekilde bir melez çocugun annesine ulaşmak için seyahati ve ona refakat eden insanları ele alarak işliyor.Şuan 4 bölüm izledim ve bana göre işleyiş ve oyunculuk iyi düzeydeydi tavsiye ederim.

6 Beğeni