Hangi Dizileri İzliyorsunuz?

The Book of Boba Fett’i bitirdim. Son iki bölüm, The Mandalorian’ı özleyenleri tatmin edecek gibi. Diziye başlarken pek hevesli değildim ama izledikçe daha çok keyif aldım.

3 Beğeni


Sevgili dostlar, merhaba. Gözlerim yine yaşlı. Goblin’i bitirdim. Çok doyurucu bir hikayeydi. Spoiler barındırdığını bilerek yazımı okuyabilirsiniz.

Bu diziyi özellikle Hotel Del Luna ile birlikte incelemek istiyorum çünkü aralarında ilginç bir bağ var. Bu iki dizi yazılış bakımından birbirini tamamlayan iki benzer hikayeye sahip. Tema benzer. Goblin yine Del Luna’daki gibi reankarnasyon ve önceki yaşamlardan kalma aşkları, intikamları konu alıyor. Ve tabii ölümle yaşam arasında kalmış ölümsüz anakarakterlerimizi.

Kendi tabirimle size durumu özetlemek istiyorum. Del Luna bir “Kavuşamama” hikayesiydi. Goblin ise “Ayrılamama” hikayesi. İsimlendirmenin ne kadar başarılı olduğu konusu bir yana (izlerken aklımda hep bu iki kelime vardı), şimdilik romantik hikayelerin bu iki kısımdan oluştuğunu söyleyebiliriz. Kavuşamama, hero ve heroine karakterlerin tanışması, tek taraflı aşkın karşılık bulması ya da birbirlerini sevmeleri, sevdiklerini kabullenmeleri, araya giren diğer unsurlarla bu sürecin uzaması ve okuyucu/izleyici için lezzetli bir hale gelmesi olarak açıklanabilir. Okuyucu/İzleyici gelişmekte olan aşk için “Oh be, sonunda oldu. Kavuştular.” dediği anda sıradaki aşama başlıyor. Kavuşamama ise okuyucunun karakterlerin arasındaki ilişkiyi kabul ettiği fakat kaçınılmaz nedenlerle bu ilişkinin sürmesine engel olunduğu bölüm. Yani çiftimiz mutlu sonu görene kadar okuyucunun can çekiştiği kısım diyebiliriz. İşte bu iki dizi aynı temalara sahip olmasına rağmen kurdukları hikayelerde farklı kısımlara odaklanıyorlar. Birisi başlangıç öyküsü ise diğeri son öyküsü.

Örneklerle ilerleyelim. Del Luna’da karakterlerin birbirlerini sevmesi hayli bir zaman aldı. Pek çok yan hikaye ile bu süreç tatlandı da tatlandı. Goblin ise bir kehanetle başladı. Goblin ve goblinin gelini birbirleri için yaratılmışlardı. Karakterler de bunun farkındaydı. Goblin hikayesi karakterlerin tanışması için hiç oyalanmadı. Daha 2. bölümde heroine dedi ki. “Seni seviyorum.” Tamam belki bu maksatla söylemedi. İçinden kurtulmak istediği zor bir durumdaydı ama sonuçta sevecek birini de arıyordu ve sevmeye hazırdı. Hikayede yaşanmış olaylardan “Kavuşamama” ve “Ayrılamama” bölümlerinden hangisine hizmet ettiğini anlayamadığım olayların hepsini ilk bölüme dahil etsem bile Goblin “kavuşamama” kısmının kapağını oldukça hızlı kapattı. Del Luna’da karakterler birbirini sevdiklerini söylediğinde 10 bölüm geçmişse Goblin’de 3 bölüm geçmişti. Bu arada iki dizi de 16 bölüm.

Diğer yandan Del Luna hemen hemen karakterler kavuştuğunda perdeleri kapatmaya hazırlanmıştı bile. Sadece halihazırda devam eden olayların bitmesi gerekliydi. Fakat dostlar, Goblin’in hikayesinde hikaye bitti dediğiniz yerden tekrar başlıyordu, bitmemek için inat ediyordu. Size yemin ediyorum. Hikaye 4 kere bitti. Yani bitebilirdi ama bir şekilde devam etti. Hani Del Luna’nın sonunda çiftimizin ölümle yaşam arasındaki hayatlarında mutlu sona ulaşamayacaklarını ve bunun için ölmeleri, tekrar doğup tekrar karşılaşmaları gerekeceğini söyleyerek hikayeyi sonlandırdığı ve ardında 5-10 saniyelik bir görüntüyle izleyiciye “Bak işte, buluşmuşlar. Bu kadar işte. Bitti.” der gibi kestirip attıkları o sahne var ya. İşte Goblin hep bu noktaya odaklıydı. Tüm hikaye bu kısımda döndü, tüm hikaye “Peki ya sonrasında?” sorusu üzerine kurulmuştu. Bu soruyu da iyice cevaplayarak hikayeye doyurucu bir hal aldırdı.

İkisi de başarılı hikayelerdi. Peki arada okuyucu için en büyük fark neydi? Sevgili dostlar, “Kavuşamama” öyküleri izlerken daha çok keyif verirken “Ayrılamama” öyküleri izledikten sonra inanılmaz bir doygunluk bırakıyor. Soru işareti falan kalmıyor. Sonrası da belli, öncesi de belli. Önünüzde yekpare bir hikaye duruyor. Keşkesi olmayan bir şekilde aklınızda bir köşeye atabiliyorsunuz.

Benim için can sıkıcı olan durum şuydu. Hotel Del Luna öyle başarılı bir kavuşamama hikayesiydi ki üzerine Goblin’i izleyince hikayede bu kısımları görememenin eksikliğini çektim. İçerik oldukça zengindi. Bir sürü düğüm yaratılabilirdi. Doğaüstü güçlerin insanlardan saklanmaya çalışması gibi basit konularla süslenebilirdi. Yaş farkı olan çiftimizin halk tarafından garipsenmesi gibi şeyler yazılabilirdi (19 yaşında bir kız ve 30’larında gözüken 937 yaşında bir erkeğimiz vardı). Hatta karakterin uzun yaşamının birikimi üzerine inanılmaz içerik çıkardı. Bunun Del Luna’da da işlenmemesi canımı sıkmıştı. Keyifli olurdu. Tabii bunlar olmadan zaten müthişti. Sanırım “Son” öyküleri daha az yazılıyor. Bu nedenle Goblin’in neden bu kadar değerli olduğunu anlayabiliyorum. Bir hikayeyi “ilerletmek” zor olabilir ama hikayeyi okuyucuyu/izleyiciyi sıkmadan başarılı bir şekilde “bitirmemek” kat kat zor olsa gerek. Uzun zamandır bu türde bir şey ne okudum ne izledim. Güzeldi. Herkese öneririm.

Ah, dizi kaban doluydu. Her sahnede yeni ceket, yeni kaban. Zaten ceket ve kaban hastasıyım. Vallaha giyinmeyi biliyor şu koreliler. Sınırlarımı çok zorladılar. Ayrıca oyuncular mimiklerini çok iyi kullanıyorlardı. Arada gülüşlerine bakmak için sahneyi geri aldığım çok zaman oldu.

5 Beğeni

Mr. Robot şu ana kadar izlediğim en iyi dizi oldu. Gündüzleri bir şirkette siber güvenlik olarak çalışırken, geceleri bilgisayar korsanlığı yapan Elliot’un dünya sistemini devirmek istemesini konu alıyor. Dizi, yavaş işleyen bir tempoya sahip. Bölümler ilerledikçe gerilim de yavaş yavaş artıyor.

1 Beğeni


1883’den sonra senaristi Taylor Sheridan’a gıcık olsam da oradaki ailenin kuşaklar sonraki torunlarını izlettirdiği bu çok övülen diziye; Yellowstone’a başladım. Eşini kaybetmiş otoriter baba ve onun lafını ikiletmeyen çocuklarının aile dramı, “bizim darlaya giremen,” minvalinde taşra entrikası gibi alışık olduğumuz konuları işliyor olsa da durağan sahneleri ama hızlı ilerleyen hikayesiyle kendini izletmeyi beceriyor. Örneğin aile dramı konusunu diğer diziler gibi sündüre sündüre dramatize etmeden sade yansıttığı ve sezon sonuna saklamadan ilişkilerini ilerlettiği için baydırıcı bir seyir zevki olmuyor. Karakterlerin çoğu gri diye tabir ettiğimiz türden diyebilirdin ama gri karakterler arada dünyaya da faydalı iş yapar, izlerseniz ilk bölümden göreceğiniz gibi karakterlerin çoğunun hiçbir şeye faydası yok. Bu kadar soğuk ve sevecenlikten uzak yapı sunmasını pek beğenmesem de her şeyi yerinde, çok hata yapmayan bir yapım olduğu için izlemeye devam ediyorum. Hem 1.sezon 5.bölümdeyim daha, çok şey değişebilir.

3 Beğeni

Avatar izliyorum günlerdir. Bir türlü ilk sezonu bitiremedim. Çok kendini tekrar ediyor gibi geldi. Better Call Saul’a başladım bir de dün. Hazır final sezonu çıkacakken izleyelim dedik.

3 Beğeni

Dün Avatar’ı bitirdim, övüldüğü kadar iyi olduğunu düşünmüyorum ben de.

4 Beğeni

İlk defa Avatar’a bayılmamış insan görüyorum, hem de bir değil tam iki tane.
avatar-the-last-airbender-sokka (1)

12 Beğeni

Bende hiç sevemedim, herşey çok basit oluyor. 3 bölüm izleyebildim sadece.

4 Beğeni

Ben de ilk sezonun başlarında bayılmamıştım. Ama 12. bölümü izleyince fikrim değişmişti. Sonradan ikinci sezonun 6. bölümünde bir seviye daha atlıyor. Oradan sonrasına hayran kalmıştım zaten. Bence ikinci sezon yedinci bölüme kadar izleyip hayran kalmayan sonrasında da hayran kalmaz. Ayrıca favorilerim arasında kesinlikle sayacağım bir dizi olmasına rağmen benim de eleştirdiğim yönleri ve bölümleri var. Kusursuz bazı bölümlere sahip olması aradaki kalitesiz bölümleri veya hikayenin hatalı yönlerini eleştirmemizi engellememeli.

3 Beğeni

Henüz 1.sezondayım. Fikrim değişebilir bitirdiğimde tabii.

2 Beğeni

Favori karakterim Iroh, nefret ettiğim kişi ise Azula oldu :slight_smile:

5 Beğeni

Toplam sekiz bölüm ve ben şu anda 4.bölümdeyim. Dört bölüm boyunca beni çok güldürdü bu dizi. Son dönemlerde Arrow, Flash vb süper kahraman dizileri yerine karakterleri gri ve siyah tonlarına yakın ve mizahi öğeleri yüksek diziler ön planda. Örnek vermek gerekirse; The Boys. Peacemaker da onlardan birisi olmuş. Ayrıca HBO’nun da kalitesini hissediyorsunuz.

Apple tv de yayınlanan bu dizinin konusu ise Ted Lasso karakterinin spor kariyerine odaklanmış. Ted Lasso Amerikan Futbol takımını yönetirken bir anda kendini futbolun merkezinde, ingiltere premier lig inde bulur. Fakat işin komik kısmı ise futbol ile alakalı hiç bir şey bilmemesi.

Bu diziye de yeni başladım sayılır, henüz 3.bölümdeyim ve yüksel potansiyeli olan bir dizi. Bu yıl 2021 En İyi Komedi Dizisi Emmy Ödülünü de kazandı ve bir çok ödülle ayrıldı.

3 Beğeni



5 Beğeni

Appa, Momo ve Sokka üçlüsü için bile izlenilir. :joy:

5 Beğeni


Bir ailenin lojistiğini sağladığı kokain ticaretini, 3 kıtadan kartpostallık manzaralarıyla ve tablo gibi duran kapalı alan sahneleriyle, konusunu duru işleyen bir mini dizi ZeroZeroZero. Yer yer sıkılsam da, Kartel, İtalyan Mafyası ve aracı Amerikanlar(Buradaki alaycı durumu bilerek mi yapmışlar acaba) gibi konular ilginizi çekiyorsa ki dizide üçü de var, dizi boşluğunda olanlara öneriyorum. Ülkemizde maalesef Blutv denilen çöp platformun eline düşmüş olsa da dizi, muhtelif yerlerden izlenilebilir.

1 Beğeni

Link niye Türkçe değil acaba?

2 Beğeni


Uysallar’ı izledim.

Şahsiyet’ten sonra izlediğim ikinci Saylak&Günday yapımı oldu. İkisinin de hem ayrı ayrı ürettiklerini hem de birlikte ürettiklerini severek takip ediyorum. Bu yüzden diziyi tarafsız bir bakış açısıyla değerlendiremeyeceğim.

Dizi benim çok hoşuma gitti ama Saylak&Günday hayranı olmayanların diziyi beğenip beğenmeyeceklerinden emin değilim. Daha önce yaptıkları Şahsiyet dizisi herkese hitap eden bir dizi olduğu için denk geldikçe çevremdekilere şiddetle tavsiye ediyorum. Fakat bu dizide genel izleyici kitlesi hedeflenmemiş, bunun yerine niş bir izleyici kitlesi hedeflenmiş.

Dizide punk kültürü, beyaz yakalı orta kesim, modern aile yapısı, kadın-erkek ilişkileri ve politik düzen gibi şeyler Uysal Ailesi üzerinden anlatılıyor ve gerekli yerlerde yerinde eleştiriler yapılıyor. Mesela İstanbul’u sis basmış, halkımızın bir kısmı bunun basit bir sis olduğunu iddia ederken diğer kısmı ise bunun hava kirliliği sonucu olduğunu iddia etmektedir. Bunun gibi bir sürü şey üzerinden eleştiri yapılmış. Bu eleştirileri izlemek güzel ve düşündürücüydü.

Dizinin Hakan Günday’ın kaleminden çıktığı çok fazla belli oluyor. İzlerken sanki bir Günday romanı okuyormuşum gibi hissettim. Saylak&Günday kendilerini kanıtladıkları için bu dizide özgür bırakılmışlar ve istedikleri gibi bir yapım ortaya çıkarmayı başarmışlar.

Dizi yavaş akıyor. Bu yüzden en azından ilk bölümü bitirmenizi ve buna göre izlemeyi bırakıp bırakmayacağınıza karar vermenizi tavsiye ederim.

11 Beğeni

Ben de sevdim diziyi. Haluk Bilginer ve Uğur Yücel’in karakterleri çok hoşuma gitti.

Benim en çok hoşuma giden Mert’in attığı tweet olayı. Ne attığını bilmiyoruz ama az çok tahmin edebiliyoruz bence :slightly_smiling_face: Ege’de ilginç ve güzeldi. Oynayan oyuncuyu ileride daha çok görürüz. Onur Saylak’ta çok iyi iş çıkarmış. Daha çok yapımlar görürüz inşallah bu ikiliden. @Tobizume

2 Beğeni

Mert’in tweeti tek başına ayrı bir yapım olabilirdi. Tam bir yerli Black Mirror bölümü olurdu. Benim en çok hoşuma giden ise sis oldu.

Ne yalan söyleyim Ege’yi pek sevemedim ama ailenin en manyağı da oydu, oyuncu iyi oynamış. Uğur Yücel, Haluk Bilginer ve Öner Erkan döktürmüşler. Üçünü de ayrı ayrı severim, birlikte izlemek çok keyifliydi.

2 Beğeni

WandaVision’u izledim. Marvel Sinematik Evreni’ndeki filmleri yakın zamanda iki film hariç izlemiştim. Yavaş yavaş Marvel’ın dizilerine geçmeye başladım. İlk olarak da WandaVision ile başladım dizileri izlemeye.

Dizi ilk çıktığında çok fazla övülmüştü ama ben Marvel fanboyları abartıyorlar diye düşünmüştüm. Düşündüğüm gibi abartı bir dizi değilmiş, yapılan övgüleri hak eden bir yapım olmuş. Dizi izlemeyi film izlemeye tercih eden biri olarak Marvel’ın diziyi bu kadar özen vererek yapması hoşuma gitti.

Daha önce DC’nin Arrowverse Evreni dizilerini izlemiştim, onlarda bu kadar özen yoktu ve DC tarafından üvey evlat muamelesi görüyorlardı. Marvel’ın dizilerle filmleri aynı evrende tutması mantıklı ve güzel bir tercih olmuş, sırf dizileri izleyebilmek için gelecek filmleri de izleyeceğim.

Dizide X-Men serisinin Quicksilver’ını görmek de çok hoşuma gitti.

8 Beğeni