Hangi Kitabı Okuyorsunuz? (Detaylı İnceleme)

bilemiyorum çok çok önceden tanesi 4 5 TL’ye aldıydım tüm kitaplarını. Yavaş yavaş okuyacağım.

1 Beğeni

Middlemarch kitabını merak ediyorum ama nedensel çok sıkıcı ilerleyeceğine dair bir ön yargım vardı :joy: . ‘Eğlenceli’ derken ne tarz bir eğlenceden bahsettiniz acaba biraz daha açar mısınız rica etsem?

1 Beğeni

Anlatımı çok keyifli :slight_smile:
Aralarda espriler yapılıyor
Karakterler gözümde canlanıyor canlanabiliyor :blush::blush:
Bide durağan betimlemeler yok çok canlı ilerliyor bence okumalısınız . Döneme de çok guzel ışık tutmuş

1 Beğeni

Evet işte durağan betimlemeler…Bu önemliydi benim için. Klasiklerin en büyük sorunu bu oluyor çoğu zaman. Teşekkürler, listeme ekledim :slight_smile: .

1 Beğeni

Ben teşekkür ederim .
Mesela floss nehrindeki değirmen tam bir betimleme kitabı ancak bu oyle degil😍

1 Beğeni

Benim geçenlerde bir film izlerken karşıma çıktı bu kitap (middlemarch). Neymiş falan diyip biraz araştırdıktan sonra sepete ekleyecektim ki 900 küsür sayfa olduğunu görünce affedersin abi diyip geri bıraktım yerine. Kitap akıcıysa eğer listeme eklerim.

1 Beğeni

Öncelikle herkese merhaba, şu anda okumaya vakit ayırabildiğim kitap;

Yazarın döneminden bir değerlendirme okuyacak arkadaşların ilgisini çekebilir ki bazı yerlerde oldukça şaşırıyorum bugün ve o yıllar arasındaki değerlendirmeleri karşılaştırınca.

Eğer yayınevinin baskısını soracak olursanız ufak tefek yazım hataları dışında bir sorunla karşılaşmadım ben, iyi okumalar efenim.

8 Beğeni

Sayfalara takılı kalmayın :slight_smile:
Öyle olsa monte cristo kontu ele alınmazdı ama harika bir bas yapıt mesela :slight_smile:
Middlemarch
Don quijote
Budala
Oblomov hacimli ama muazzam dönem eserleridir :slight_smile:

Ve bir not daha once klasik okumakta bu tür eserleri daha eğlenceli bilgili kılabiliyor. :slight_smile:

5 Beğeni

Kitapçıda gezinirken iyi ki denk gelmişim dediğim kitaplardan Barok Üçlemesi. Evrenindeki yolcularla yol almak çok keyifliydi, ama yolun sonu göründü.

20 Beğeni

The Book of M - Peng Shepherd

Kitapta gölgelerini kaybeden ve bunun sonucunda yavaş yavaş hafızalarını kaybetmeye başlayan insanlar konu ediliyor. Gölge kaybetme durumu salgın gibi dünyaya yayılıyor ve post-apokaliptik bir dünya oluşuyor. Yaşananları kitaptaki ana 4 karakterin gözünden görüyoruz.

Kitabı genel olarak beğenmedim ve kitapla ilgili olumlu düşüncem fazla yok. Yine de olumlu taraflarından bahsetmek gerekirse, yazarın hikayesini anlaşılır bir şekilde ve takip edilmesi kolay bir dille ilettiği söylenebilir. Yazarın yazdığı ilk kitapmış ama okurken bende üslup ve anlatım tarzı açısından daha tecrübeli bir yazar izlenimi uyandırdı. Farklı karakterlerin hikayeleri de genel anlamda başarılı bir şekilde birbirine bağlanmış.

Kitapla ilgili olumsuz düşünmemin en büyük sebebiyse kurgusu. Konusu itibariyle bilim kurgu gibi gözüken ama yaşanan olaylarla ilgili bilimsel hiçbir açıklamaya girme gayretinde bulunmayan, bu açıdan fantastik türüne daha yakın duran ama fantastik öğelerin de kendi içinde herhangi bir mantığa ya da kurala uymadığı bir kitap. Bu duruma spoiler içeren aşağıdaki şekilde örnek verebilirim.

Gölgelerini kaybeden insanlar hafızalarını yavaş yavaş kaybederken, unuttukları şeyler dünyayı değiştirebiliyor. Örneğin bu insanlardan biri geyiklerin boynuzu olduğunu ama kanatlarının olmadığını unutuyor ve gerçekten de boynuzu olmayan ama kanatları olan bir geyik dünyada dolaşmaya başlıyor. Bu unutma gücü o kadar güçlü ki, olumsuz bir duruma düşen kişiler bu olumsuz durumu unutarak kurtulabiliyorlar. Örneğin birileri tarafından arkadaşlarıyla birlikte kafese kapatılan karakterimiz kafeste olduklarını unutarak hem kendisini hem de arkadaşlarını kurtarabiliyor. İşin daha da tuhafı, bu unutma gücünün insanlarca bilinçli mi yoksa bilinçsizce mi kullanıldığı konusu net değil. Kitabın genelinde gölgesini kaybeden bir kişinin bildiği herhangi bir şeyi ne zaman unutacağı belirsizmiş gibi anlatılıyor ama yukarıdaki kafes örneğindeki gibi bazı durumlarda sanki kişi istediği şeyi bilinçli bir şekilde istediği zamanda unutmuş gibi gösteriliyor. Aynı karakter düştüğü başka bir olumsuz durumda ise aynı unutma gücünü kullanmıyor.

Kitabın sonu da çok saçma olmuş, bana Game of Thrones dizisinin sonunu hatırlattı :blush:. Hatta ikisi arasında karşılaştırma yapıldığında bence Game of Thrones daha mantıklı bir şekilde bitiyor.

Kitapta yazım ve imla hatası sayı olarak az ve rahatsız etmiyor. Çeviri için orta karar diyebilirim, çok iyi de çok kötü de değil. Bazı durumlarda özensiz davranılmış gibi, buna örnek olarak aşağıda hafif spoiler içeren çeviri verilebilir.

Kitapta geçen bir gruptaki insanlar birbirlerine soyadlarıyla hitap ediyor. Gruptaki 3 kişinin soyadı aynı, bunlara Smith 1, Smith 2 ve Smith 3 diyorlar. Hikayenin bir yerinde Smith 2 ölüyor. İleriki bir bölümde “Vienna, Malik ve Smith 2 Ev 32’ye gönderilirken…” şeklinde bir ibare geçiyor. Smith 2 ölmemiş miydi diye düşünüp bu kısmın İngilizcesini internette arattığımda ilgili kısmın orijinalinin “Vienna, Malik and the two remaining Smiths…” yani “geri kalan diğer 2 Smith” olduğunu gördüm. Bu çok basit bir hata ve çevirmenin ifadeyi anlamadığı için böyle çevirdiğini düşünmüyorum, dikkatsizlik ve özensizlikten böyle bir hata olduğunu sanıyorum.

10 Beğeni

İNSAFSIZ KILIÇ (TRAITOR SON CYCLE #2)

Başlangıcı ilk kitap gibi çalkantılıydı. İlkinde çok pov vardı ama yollarının nerede kesişeceğini tahmin edebiliyordunuz, bunda yine çok pov var(13!) ama neredeyse hepsi farklı bir şehirde başlıyor. Coğrafyadan coğrafyaya atladığımız ilk çeyreği biraz sıksa da, hemen peşine gelen ve 50 sayfa süren bir meydan savaşı ile kitap tadını buldu. Hikaye ilerledikçe povlar 4 kümede toplandı. Ana karakterimiz Kırmızı Şövalye’nin yer aldığı “fantastik-Bizans” geçen bölümler mükemmeldi, sadece oralar olsa bir ihtimal bir günde bitirirdim kitabı. Yaban’da geçenlerde dünya hakkında önemli şeyler öğrendik. Diğer iki odak ise bazı sinir bozucu karakterler yüzünden keyifsiz geçti.

En büyük şikayetlerim:
1- Büyük kötüler/düşmanlar çok ilgi çekiciyken, onların yancılarının ve adamlarının karikatür gibi olması. Hani neden bu kadar tezatlar anlayamadım.
2- İyi, kötü, genç, yaşlı hemen herkesin uçkur düşkünü olması. 14 yaşındaki şövalye uşağından tutun, 80 yaşında kıtanın yarısını emrinde toplayan büyücüye kadar. Cinselik, özellikle rızasız olan türü, keşke daha az olsaydı.

Sonuç olarak: karakterleri sağlam, savaş sahneleri okuduklarım arasında belki de en iyisi ve beni ölçeğiyle şaşırtmaya devam ediyor. Umarım bozmaz.

12 Beğeni

Nickel Çocukları

Nickel Çocukları, travmatik etkilerin insanlar üzerinde neler oluşturabileceğine dair yazılmış en iyi kitaplardan biri. Kitapta anlatılan şiddet tasvirleri çok buhranlı bir şekilde yazılmasa da, olabildiğince canlı tutulmaya çalışılmış. Etkilenmemek mümkün değil.

Roman, Elwood Curtis’in başından geçenleri anlatıyor. Elwood 1960’lı yılların Amerika’sında yaşayan siyahi bir genç. Bir şekilde kandırılarak yozlaşmış bir ıslahevine düşürülüyor. Bu ıslahevinde bulunan ‘Beyaz Saray’ isimli işkence odasında yapılanlara ve zulümlere tanık oluyoruz çocukların gözünden.

Son kısımda bulunan birkaç flashback etkisi yaratan bölümler dışında çok iyi bir kitap olduğunu söyleyebirim. O kısımlar da gerekliydi fakat temponun çok yükseldiği bir anda aniden ortaya çıkıyorlar.

Ayrıca, yazarın teşekkür ettiği kısımda bu olayın gerçek bir olaydan etkilenerek yazıldığı belirtilmiş. Bu hikaye, Florida, Marianna’da ki Dozier Erkek Çocuk Okulu’nun hikayesinden esinlenilmesi sonucu ortaya çıkmış.

Siyahilerin o dönemlerde, Amerika topraklarında nasıl yaşadıklarını gözlemlemek ve ırkçılığın en açık şekilde ne kadar rahatsız edici boyutlara ulaşabileceğini görmek için rahatlıkla okuyabileceğiniz 213 sayfalık bir kitap. Bir şans vermelisiniz bence. :+1:

22 Beğeni

51cTUGa1OKL.SX329_BO1,204,203,200

Y Son Erkek Cilt 6 "Kız Kıza"yı bitirdim. Sürükleyicilik olarak diğer ciltlerin biraz aşağısında kalsa da yine de heyecanlı bir bölüm oldu benim için. Yorick’in hikayesinden çok, diğer karakterlerin anlatıldığı bir bölümdü. Yine de beğendim ve harika gidiyor hikaye.

0000000064769-1

İmre Kertesz’in “Kadersizlik” kitabını bitirdim. Yazarın okuduğum ilk kitabıydı. İkinci Dünya Savaşı hikayelerini okumayı çok sevdiğimden bu kitabı da severek okudum. 15 yaşında bir gencin toplama kampındaki hayatı -ki yazarın kendi deneyimleriyle oluşturduğu bir hikaye- güzel ele alınmış. Akıcılık konusunda birazcık sıkıntı olsa da yine de okunması gereken bir eser. Yaşanılan acılar, o yaştaki bir çocuğun gözünden de olsa ne kadar kötü olabileceğini bizlere anlatıyor.

damizlik-kizin-oykusu-3905861-22-O

Gelelim okuduğum son kitaba. Margaret Atwood’un “Damızlık Kızın Öyküsü” kitabını bitirdim. Kesinlikle kötü bir kitap diyemem ama meşhur olup, üzerine dizi çekilecek kadar popülerleşmesini anlayamadım. Anlatılmak istenen konu kısa olduğundan yazar konuyu uzata uzata, devrik cümlelerle, şiirsel anlatımla, günlük konuşmalar, tekrarlarla ilerletmiş. Son kısımda yazarın yaptığı kurgusal tarih konferansında aslında tüm olay anlatılıyor fakat kitabın baş karakterinden sayfalarca içsel çıkarımlarıyla başbaşa kalıyoruz. Tekrar söylüyorum kitap kötü değil. Distopya sevenlerin muhakkak okuması gereken bir eser ama şahsen popülerliğini anlamakta zorlandım.

16 Beğeni

Satranç kitabını bitirdim. Kitapta duygusal çözümlemeler, çok iyi bir şekilde anlatılmış. Hikaye sonlara doğru tansiyonunu arttırması ve artan gizem ile okuma zevkini arttırdı. Okuma alışkanlığı kazanmak isteyen biri için ideal bir kitap.

8 Beğeni

Falih Rıfkı Atay - Zeytindağı
Zeytindağı, Falih Rıfkı Atay’ın 1. Dünya Savaşı sırasında yaşadıklarını ve gittiği yerlerdeki gözlemlerini anlatan bir anı kitabı. Gezdikleri yerlere Cemal Paşa’nın adamı olarak gittiği için çokça yere gitmiş ve bolca gözlem yapabilmiştir. Yeri gelmiş Kanal’da savaşmış, yeri gelmiş Medine’de Cemal ve Enver Paşalarla beraber yer altına Hz. Muhammed’in kabrine inmiştir ki bu herkesin gerçekleştirebileceği bir eylem değildir.

Türk Çocukları’nın Yemen’de, Kanal’da, Gazze’de ve Hicaz’da nasıl kaybedildiğini çok acı gerçeklerle anlatır Atay. Bunu da eleştirel bir gözle yapar. Cemal Paşa’yı da eleştirir, Enver Paşa’yı da. Almanların Osmanlı İmparatorluğu’na hangi gözle baktığını da görebilirsiniz bu kitapta. Geniş bir perspektifi var Atay’ın.

Herkese tavsiye etmem fakat dönemin meraklılarına tavsiye ederim. Aksi takdirde sıkılabilirsiniz fakat ben bu kitabı okurken hem hüzünlendim hem keyif aldım hem de sinirlendim. Yine de okumak isteyen herkes okuyabilir çünkü kitap müthiş bir durulukta yazılmıştır.

Kitapla ilgili iki güzel alıntı okumak için:

10 Beğeni

Son 1 ayda sesli kitaplara çok ilgim arttı. Bu arada da Narnia, Simyacı ve Saatleri ayarlama enstitüsünü dinledim ve Zaman Çarkı 11.cilti okudum. Musait olunca bir inceleme yapacağım. :slight_smile:

3 Beğeni

Haziran okuma listemde benim de bu kitap. Çevremde bu ara o kadar çok insan aldı ki bu kitabı eline. Artık okumayanı dövüyorlar sanırım :smile:

Bu sesli kitap olayına nedense önyargılıyım. E- kitaplar, e-reader olayları da beni düşündürmüştür ilk çıktıkları vakit. Hala defter kullanan ve basılı kitap satın alıp evde yığınlar oluşturan bana göre manuel dijitali her daim döver. Merak ettiiğim okumuş kadar olunuyor mu, dinleyince kitabı? Bitirmiş hissi veriyor mu? Kitap özeti neyse de tüm kitabı dinleme hakkında ne düşünüyorsunuz?

2 Beğeni

Bu kitabı bitirdim. Sabahattin Ali nin hikayeciliğine bir daha hayran kaldım. Kitabı sadece okumuş olmuyorsun, hikayenin içinde katılımcı gözlemci yapıyor seni anlatımıyla yazar. Duygunun içine ne güzel alıyor. Hiç hayatında Sabahattin Ali okumayan ve ya yazar bilgisi " Kürk Mantolu Madonna " dan ibaret olan sadık okuyuculara Yusuf Atılgan ı da önerip konuyu kapatıyorum.

5 Beğeni

Aylardır Yüzüklerin Efendisi Yüzük Kardeşliği okuyorum ve bu ikinci kez okumaya çalışmam ama maalesef yine devam ettiremedim.
Hayaletin Çırağı okumaya başladım bugün 60 sf falan su gibi aktı hem de ders çalışırken arada okudum yorulmadan.
Ama aklım hala Yüzüklerin Efedisi’nde okumayı aşırı istiyorum, merak ediyorum çünkü.

3 Beğeni