Nedendir bilmem Zaman Çarkı okurken iki kitapta da ilk otuz sayfa zor gidiyor. Adapte olma süreci mi dersiniz yoksa başka bir şey mi, bilemem.
Hikâye kaldığı yerden devam ediyor. Ben ikinci kitabı çok fazla beğenemedim. İlk kitaba göre biraz daha geride kaldı benim için. Bunun kendimce bazı sebepleri var tabi. Öncelikle Desen ne derse o olur, demek ki Desen böyle diyor, Desen böyle diyor ise bize ne demek düşer mevzusu beni bunalttı. Bunu kadınların çok sık kullanmasından ve her şeyi koyun gibi buna bağlayarak yapmaları beni daralttı. (Bu noktada Rand’ı takdir ediyorum.) Kaldı ki bana göre en gereksiz bölümler de buradaydı. Bana kalırsa en az üç bölüm birleştirilip bu sıkıcılık giderilebilirmiş. Nynaeve karakteri ise dengesiz. Zeki bir plan yapacak kapasiteye sahip karakterin zaman zaman kuzu gibi olması beni çileden çıkarttı diyebilirim.
Yine de o yollar mevzusu var ki beni büyülüyor. Ogier yurtları ve yollarda geçen kısımlar, gelenekler en keyif aldığım yerlerdi. Yine bu kitapta çok fazla konu hakkında tahminlerde bulundum. Birçok konuya bu kitapta alttan alta gönderme olduğunu düşünüyorum. Bu tahminlerimin çoğunda doğru olduğumu düşünmekle beraber olası bir spoiler vermemek adına kendime saklayacağım. Doğru olup olmadıklarını ise zaman gösterecek.
Aşağı yukarı 700. sayfaya kadar durağan bir anlatım vardı. Son 45 sayfa ise soluk soluğa okudum.
İlk kitap kaçmak üzerine olduğunu için sanırım bana daha uygunmuş. Kovalama kısmı benim tez canlı karakterime uymadığı için de bunalmış olabilirim. Umarım uzun süre kimse kimseyi kovalamaz.
Vakıf ve İmparatorluk’u okumaya başladım. Bunun öncesinde Vakıf’ı bitirdim doğal olarak.
İnsanların nasıl manipüle edileceğini, etki altına alınacağını işliyor. Din, ticaret, siyaset ve şimdi de savaş. Başlarda sıkıldığım seriyi şimdi bitmesin, her yerinden detay koparayım diye yavaş yavaş, sindirerek okuyorum.
Edit: Ben bunu neden kişiye cevap olarak yazmışım? Kusura bakmayın
Okuduğum ilk Capote ama o kadar o kadar çok sevdim ki. Sade bir dille çok fazla şey anlatan yazarlardan biriymiş. Kesinlikle diğer kitaplarını da listeme aldım, okumak istiyorum. Daha bitmedi ama eş zamanlı ara ara açıp bir 10 sayfa okuduğum Sinek Azabı - Elias Canetti var ve bu kitap hakkında da ne söylesem az kalır. Alıntılardan ve küçük sözlerden oluşuyor zaten ama her yeri çizmemek için kendimi zor tutuyorum o yüzden özümseyerek okumak istiyorum her bir cümlesini.
Isaac Asimov’un Jüpiteri satıyorum adlı 10 öykülük derlemesini bugün bitirdim. Birbirinden güzel öykülerin olduğu bu derlemede, öykülerin bazıları ilk başlarda sıksa da finalleriyle sizi mest ediyor. Özellikle Yazar! Yazar! öyküsünü çok sevdim. Polisiye tarzı romanlarıyla ünlü bir yazar ve yazarın romanlarında merkezi edindiği baş kahramanın gerçek hayatta karşısına çıkmasını anlatır.
Sırada o çokça sevilen, methedilen H.G. Wells’in Zaman Makinesi var. Evet haklısınız çok geç oldu okumak için ama yapacak bir şey yok. Kitabın inceliğini göz önüne alınca yarın biter diye düşünüyorum.
Bu aralar çizgi roman okumaya epey sardım. Kitap, bir çizgi romancının gözünden İsrail ve Filistin topraklarını anlatıyor. Eşinin Birleşmiş Milletler’de ki görevi sebebiyle yazar ailesiyle birlikte 1 sene civarı bu bölgede yaşamış ve bu süre zarfını resimlemesiyle de bu grafik roman doğmuş.
O enteresan ve sorunlu topraklardan böylesine monoton bir kitap yazmak başarı olsa gerek diye düşünüyorum. Yazarın pek de ilgi çekmeyen sıkıcı yaşamı eşliğinde Kudüs’e bakışta bulunuyoruz. Netice de ‘öff’ diyerek kitabın son sayfasını kapatıyoruz.
Yazarın Burma - pyongyang - Shenzen’de geçen 3 kitabı daha var ama bu macera şimdilik bana yetti. 4/10 diyorum.
Kitabı henüz yarıladım. Okuduğum yere kadar oldukça eğlenceli ve sürükleyici olduğunu söyleyebilirim. Niven’ın bir yıldızın etrafında iki yapay halka olarak tasarladığı dünya zaman zaman hayal gücümün sınırlarını aşıyor. Aslında böyle düşünce deneyi tarzında kurguları okumayı seviyorum, Niven da bu halka dünyanın iklimini, gecesini, gündüzünü, yerlilerini, kültürünü vs. çok güzel kurgulamış fakat halka dünyanın büyüklüğü ve yapısı gerçekten algı sınırlarını zorluyor. Kafamda canlandırmak için internetten görsellere bakmak durumunda kaldım
Kitapla ilgili bir diğer artı da Niven’ın kurgu altında yaptığı eleştiriler. Ticaret ve savaş ilişkisi, nüfus artışı ve doğanın insanlarca yerle bir edilişi çok güzel yedirilmiş kurguya.
Şuana kadar kitabı çok beğendiğimi söyleyebilirim, devam kitaplarını okur muyum henüz karar vermedim.
Umberto Eco - Gülün Adı’nı bitirdim. Umberto Eco’nun okuduğum ilk romanıydı (Umberto Eco’nun da yazdığı ilk romanıymış) ve tarzına hayran kaldım. İnsanı ortaçağdaki manastır atmosferine bu kadar bağlayan bir roman daha var mıdır bilemiyorum.
Kütüphanesi ve içindeki kitapların enderliği ile ünlü bir kuzey italya manastırda işlenen gizemli cinayetlerin soruşturulması ve adım adım çözüme ulaşmasına parelel olarak, ortaçağdaki inançların, mezheplerin, tarikatların, din adamları arasındaki hiyerarşinin, yozlaşmışlığın, çekişmelerin kısaca 1327 yılındaki hristiyanlığın durumunun gözler önüne serildiği bir roman. Cinayet romanı diye, bir Agatha Christie veya bir Sherlock Holmes romanı olarak düşünüp okumaya başlarsanız kitaptan sıkılıp yarım bırakabilirsiniz.
Çeviride şöyle komik bir durum var En tutucu ve en radikal hristiyan ortaçağ rahiplerinin, “Hay Allah, aslında böyle olmaması lazımdı.” "Allahtan kimse görmeden ordan çıkabildik " “Allah kahretsin, sana gitme dedim” demesi hayli komik olmuş Bu durum başka kitap karekterlerinde de gözüme batıyordu ama bu kitabın durumu itibarı ile çok daha abes olmuş.
Hemen Umberto Eco’nun yazdığı 2. kitabı olan Foucault Sarkacına geçmek için sipariş vericektim ama tükenmiş. 21 Ocak için önsipariş alıyorlar. Şubatta okumak niyetindeyim.
Bir kitap daha bitti. Keyifle okudum. Çok fazla dallanıp budaklanmadan yazılmış güzel bir kitaptı. Hikâyenin kahramanının bir anlatıcı olması büyük bir artı okur için. Sanki karşınızda zaman makinesini kullanan bir arkadaşınız var gibiydi. Öte yandan finali ise ayrı bir güzeldi.
Spoiler kısmına girmeden her bilimkurgu severin okuması gereken bir eser diyerek, diğer kurgu eserlere ilgisi olanlara da tavsiye ediyorum.
Daha önce bu kitap için o dönemi araştıracağım falan diyordunuz. Bu araştırmanın ciddi bir faydasını gördünüz mü okurken? Bir de yaptığınız yüzeysel bir araştırma mıydı?
Ben de kitabı rafta bekletiyorum. Okumadan önce dönemi yüzeysel olarak bir incelesem mi diye düşünüyordum.
Ben yüzeysel bir araştrma yaptım. Baş Psikopos kimdir? Kardinal ne iş yapar? Kilise meclisi nedir? gibi temel şeylerle başlayıp Fransisken tarikatı, Benedictus rahipleri, Fraticelli tarikatı, 14.yy başında görev yapan imparator ve papa gibi konularda biraz bilgi edindim.
Bir ara Umberto Eco’nun Ortaçağ kitabını okuyup sonra mı buna geçsem diye düşündüm ama zaten kitapta bu kişi ve tarikatların durumundan ve birbirleri ile olan ilişkilerinden çokça ve detaylı şekilde bahsediyor. Bu yüzden daha detaylı bir araştırma yapmaya gerek görmedim.
Isaac Asimov-Sonsuzluğun Sonu okuyorum. Başlarda dili Ben,Robot’a göre ağır gelmişti ama okudukça alıştım diyebilirim. Asimov gerçekten çok ilginç bir yazar. İyi ki okumaya başlamışım diyorum. Şimdilik çok güzel gidiyor kitap, meraklandırdı beni. Bu arada, çevirisi de çok özenli geldi bana. MonoKL Yayınları’na teşekkürler
Şu an Murakami’nin Kumandanı Öldürmek adlı kitabını okuyorum. Daha önce de birkaç kitabını okumuş kimini çok sevmiş kiminden de nefret etmiştim. Bu kitabı sevdim sürükleyici merak uyandırıcı. Çok şükür bu kitabinda araya ürün reklamı aliyormus gibi hissettirmedi. Sadece birkaç yerde cümle yarım kalmış basmayı unutmuşlar. Bir de kitaptaki bir karaktere bazen hala diye bazen de teyze diye hitabedilmis bunu anlayamadım ve nedense rahatsız edici buldum. Bakalım nasıl bitecek.
Clive Barker - Dokudünya’yı okuyorum. Yarısını geçtim kitabın ve beklemediğim kadar hoşuma gitti. Yazarın daha önce Kan Kitapları’nı ve Galilee kitaplarını okumuştum. Galilee’yi beğenmemiş sonunu zor getirmiştim. Bunda da böyle olur korkusuyla başladım sayfalar su gibi aktı. Konu sürükleyici, merak uyandırıcı. Karakterler ilginç: Gelip geçici diye düşündüğüm karakterler hikayeye güzel yediriliyor.
Çevirmen güzel iş çıkartmış. Cümleler aksamadan okunabiliyor.
Karanlık Kitaplık serisinden çıkmasından dolayı biraz daha korku öğesi bekliyordum ama fantastik kurgu olarak başarılı zaten.
En son bunu okudum 650 sayfalık kitap olmasına rağmen 3,5 saate bitti,kitabın dili çok hafif çizimleri çok muhteşem bu yönleri ile iyi bir bagımsız çizği roman. Konusuna gelirsek çok küçük yaşlarda bir adama satılan küçük bir kızın ve o kızında bir bebeği kendi evladı gibi büyütüp ardından ikisininde ayrı ayrı başlarına gelen tahlihsizlikleri anlatıyor. Kitap başlarda bilginiz eski Arabistan döneminde geçiyor lakin sonlara doğru başlarından olaylar geçen şehrin ve oranın insanlarının metropol havasına bürünmesi benim kafamı allak bullak etti:-). Kitapta köle ticareti çok iyi işlenmiş, heleki bir padişah var sanırsınız bizimkini andırıyor . Kitabın cinsenlik yönü biraz agır o konuda biraz yaşı büyük olanlar okumalı diye düşünüyorum. Kısaca kitap çok iyi herkese tavsiye ederim.
Oğuz Atay’dan sonra Türk edebiyatı oldukça ilgimi çekti ve iştahla okuyorum. Büyük toplara geçtik sanırım, daha başındayım. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın ‘Sahnenin Dışındakiler’ini okuyorum. Edgar Allan Poe adını görmek bile şimdiden beni heyecanlandırdı.
Dracula’nın atası (anası?) Carmilla, eskinin o koştur koştur anlatısına sahip. Bu beklediğim bir şeydi. Hikaye fazla hızlı ilerliyor olsa da bir şekilde kendine bağlıyor.
Cevapların ayan beyan açık olduğu kitapta, birkaç nokta hariç, meraka pek yer bırakılmıyor. O birkaç nokta da aslında Carmilla’nın bir vampir olarak kökenlerine işaret eden sorular. Ve bunlar dehşete düşürücü değil, hüzünlü sorunlar.
Kitabın yarısındayım. O dönem için büyük bir tabu olan hemcinse duyulan aşk nasıl bir cevap bulacak, merak içindeyim. Günün sonunda platonik bir aşk bu, fakat yazarın bu platonik hemcins aşkını bağlayacağı şekil önemli. Lanetleyecek mi, işin duygusal boyutunu mu ele alacak?
Gerildiğim değil, ama bir bakıma üzüldüğüm bir gotik kurgu oldu; çünkü bu özünde hüzünlü bir hikaye. Okuduğum ve okumakta olduğum için mutluyum. Son aldığım 15 kitapta 7. adım. Bu 15 kitapta hayal kırıklığına uğramamayı bu kitapla sürdürüyorum. İşte beni asıl korkutan bu
Vakıf ve İmparatorluk bitmedi bu Katır’ın soytarısı beni irrite ediyor. Kitabın ilk kapağında da bu şahsın portresi vardı ve sanırım bu yüzden Katır bu adam oluyor. Kendi kendime spoiler verdim herhalde
Son okuduğum kitaplar hakkında birkaç kelam etmek isterim.
Tarihimizde Kahramanlar-Reşad Ekrem Koçu
Tarihimizdeki bilinen ve bilinmeyen, büyük küçük birçok kahraman hakkında anektdotlar, bilgiler içeren bir kitap. Adını duyduklarım kadar hiç duymadığım kahramanlar hakkında bir sürü şey öğrendim.
Gece Kuşları-George R. R. Martin
Martin en sevdiğim yazarlardan. Bu kitabı çıkınca çok sevinmiş ve ilk fırsatta almıştım. Okumaya kıyamadım bir süre. En sonunda dayanamayıp okudum. İçinde altı öykü var. Yazarın dili her zamanki gibi hem edebi hem akıcı. Çeviri genel olarak iyiydi. Fakat bazı kelimeler aşırı yerelleştirme yüzünden gözüme batmadı değil. Ayrıca aşırı olmasa da yazım yanlışları mevcuttu. Öykülerin hepsi bilimkurgu türünde. Kitaba da ismini veren ve SyFy tarafından dizisi çekilen Gece Kuşları öyküsü ilk yarısındaki gizemi sonuna kadar devam ettirememesiyle bende hafif bir hayal kırıklığı yarattı. Yine de güzel bir bilimkurgu-korku öyküsüydü diyebilirim. Kitapta en beğendiğim öykü ise Lya İçin Bir Şarkı oldu. Öykünün başından sonuna büyük bir merak ve heyecanla okudum. Öyküde değinilen konular olsun, öykünün geçtiği gezegen ve gezegendeki yerli halkın kültürü olsun çok çok güzeldi… Bu kitabı bilimkurgu seven herkese hatta bilimkurgudan biraz çekinen fakat okumak için rahat bir kitap arayan herkese öneriyorum. Yazar herşeyi öyle güzel anlatıyor ki film sahnesi gibi gözünde canlanıyor okuyucunun.