
Mathilda - Mary Shelley
1797 yılında Londra’da doğan Mary Shelley’in kendi yaşamından da etkilenerek yazdığı bir eser “Mathilda”. Okurken gerçekten içim çürüdü. Mathilda’nın yüreğindeki karanlık ve acı verici ısdırap öyle güzel yedirilmiş ki daralmadan edemedim. Sanki üstüme sıkıntılı bir örtü atılmış da ben de altında boğuluyormuşum hissine kapıldım.
Elizabeth Nitchie’nin önsözü ise keşke başta olmasaymış. Kitabın içeriği hakkında çok detaylı bir bilgiye sahip olmadığım için duyduğum heyecanı baltaladığını söyleyebilirim. Önsöz kitabın içeriğini ve Mary Shelley’in hayatına derinden bakıp eserin içeriği ile alakalı çok fazla bilgi veriyor. Bu da ister istemez okuma şevkini biraz kırıyor. En sonda verilmiş olsaydı okuduklarımızı Elizabeth’in anlattıkları ile daha güzel pekiştirebilirdik. Böyle olduğunu bilseydim kesinlikle en son okumayı tercih ederdim.
Özellikle National Geographic’in üçüncü sezonda Mary Shelley’e yer vereceğini açıkladığından beri heyecanlıyım. Kitapta yazarın geçmişine ait kısa bir biyografi vardı. Bunu sevdim. Şimdi diziyi izlerken en azından nelerle karşılaşacağımı az çok biliyorum. Bakalım yazara nasıl bir pencereden bakacaklar.
Yalnız kitabı okurken kafamda dolanan soru işaretleri sonlara doğru gittikçe arttı. Mathilda yazıldıktan tam 140 sene sonra basılmış. Kafamdaki ilk sorular da bu bilgiyle oluşmaya başladı. Önsözde içerik kısmının kesinlikle hayali olduğu vurgulanmış. O çağları düşününce gerçekten pek uygun olmadığını anlıyorum ama 140 sene sonra bile bunun belirtilmesi bana biraz garip geldi. Kuşkucu bir insan olduğum için de bir sürü soru oluştu kafamda.
Acaba Mary’nin babası gerçekten böyle bir insan mıydı? İnsanlar böyle bir şeyin varlığını reddetmek istedikleri için mi bu konuda kesin bir reddediş sergiledi? Babasıyla olan husumeti ve üst üste gelen evlat kayıplarına dayanamadığı; ister istemez bir ebeveynin sevgisine muhtaç hissettiği ve babasının da ona karşı olan katı tavrını kendisini inandırmak ister gibi ancak böyle uçuk bir şeyle mi bastırmak istedi? Madem babası böyle değildi neden üvey kız kardeşiyle birlikte kaçtı? Araştırmacılar neden böyle bir şeyi didik didik etmişlerdi? Bunlar ve benzer sorular var kafamda.
Her durumda Mary Shelley’in hayatı oldukça dramatik. Bu da kalemine yansımış. Kendisini içinde bulunduğu bu acı verici durumdan yazarak kurtarmaya çalıştığını düşünüyorum. Bu kadar acı dolu bir insan içindekileri bir şekilde anlatarak dışa vurabilir. Bu noktada ne kadar doğru ne kadar hayal gücü tahmin etmek güç. Belki günlüğünde bile yazamadığı şeyleri öykülerinin arkasına sığınarak anlatmaya çalışmıştır.
Son olarak 2018’in en beğendiğim ve okuduktan sonra daha çok etkilendiğim bir kapağa sahip bana göre.
National Geographic’in bu noktaları nasıl işleyeceğini merak ediyorum. Baba figürü nasıl olacak? Bu reddedilen kısım dizide kendisine nasıl yer bulacak? Bekleyip göreceğim.
Arka Kapak Yazısı:
Frankenstein ’ın yazarı Mary Shelley’nin, öldükten sonra ardında müsvedde halinde bıraktığı bütün romanları ve öyküleri arasında tamamlanmış yegâne eser olan Mathilda, ilk kez Türkçede.
1819’da yazılmasına rağmen aksaklıklar sebebiyle yayımlanamayan ardından da unutulan bu gotik novella ilk kez 1959 yılında okur karşısına çıktı. Mary Shelley’nin tüm yazılarında olduğu gibi yine pek çok otobiyografik öğe barındıran eser, muhtemelen Shelley’nin kendi hayatından en çok esinlendiği eseri.
Mathilda , yazarın annesi Mary Wollstonecraft, babası William Godwin ve eşi Percy Bysshe Shelley ile olan ilişkilerini anlamak için önemli bir belge niteliği taşıyor. Bir babanın kızına olan aşkı, toplumdan soyutlanma ve ölüm gibi anlatması zor konular hiçbir şekilde otobiyografik olmayan olaylar üzerine kurgulansa da, üç ana karakter açık bir şekilde Mary’nin kendisi, Godwin ve Percy Shelley olarak görülebilir ve kitap içerisindeki rolleri de kolaylıkla gerçeklere tekabül edecek şekilde yorumlanabilir.
Bu kitapta Mathilda ile birlikte, kitabın ilk taslağı olan Hayaller Âlemi de okur karşısına çıkıyor.