Hangi Kitabı Okuyorsunuz ve Eleştiriniz


(Hazal Çamur) #2172

Herkese açık çağrımdır :slight_smile:

Arkadaşlar, Kaos Yürüyüşü’nün ilk kitabı Umut Bıçağı’nın Yabancı baskısı var elimde. Okumadım. Kargo ücretini ödemeniz halinde isteyene gönderebilirim.

İmza: Kitap Lobisi


(Buyici) #2173

O kadar çok kitap aldım ki artık eşim bedava bile desem eve almaz. Hahaha meraklısına iyi okumalar şimdiden.


(Her şey çok güzel olacak) #2174

Ben alırım :slight_smile:


(Hazal Çamur) #2175

Açık adres + cep numaranızı (kargo için epey ihtiyaç oluyor) özel mesaj yoluyla bana iletebilir misiniz :)?


(Her şey çok güzel olacak) #2176

Hemen gönderiyorum :slight_smile:


(Can) #2177

Ben de Ness’i çok severim ama yazar olanı değil. :slight_smile: Gerçi onun da kitabı var neyse. Alakasız oldu kusura bakmayın sadece görmüşken söylemek istedim.


(∆) #2178

Bu kitabı çok beğendim, beklentimi tamamiyle karşıladı.
Eğlenceli, vaat ettiğini veren, hızlı okunan bir kitap.

Okuyucu hikayenin içene kolaylıkla girebiliyor ve sürüleyici hikayesi sayesinde sayfalar su gibi akıp gidiyor.
Yunan mitolojisini bu kadar eğlenceli bir şekilde işlemek büyük bir iş.

Benim beklentim de tam olarak bunlar olduğu için çok sevdim diyebilirim. :slight_smile:


(Aslı Dağlı) #2179

Muhtesem seridir. Serinin geri kalanina da bayilacaksiniz. Ardindan Roma tanrilariyla Yunan tanrilarini kiyasladigi Olimpos Kahramanlari serisi geliyor. Sonra uc kitaplik Ates Tahti serisi var Misir mitolojisiyle ilgili. Ardindan da Magnus Chase ve Asgardlilar seklinde Iskandinav mitolojisine dalan bir serisi var. Daha dun seriyi birine ovdum ve dedim ki “Keske hepsini beynimden silip bir kez daha okuyabilsem”.


#2180

Ben şu an Son Olimposlu kitabındayım ve seriyi alalı daha 1 ay oldu,en azından diğer 3 kitap en az ilki kadar akıcı. Nasıl bittiğini anlamayacaksınız


(Hiçliğin bekçisi…) #2181

Hazır vakit bulmuşken son zamanlarda okuduklarımı inceleyeyim dedim.

Fantastik Işık - Terry Pratchett

“Karanlık, ışığın tersi değil, yalnızca ışığın yokluğudur. Kitaptan yayılan şey karanlığın diğer ucunda olan ışıktı: fantastik ışık.”

Büyünün Rengi ile başladığımız bu çılgın, akıl almaz, uçuk kaçık, deli dolu maceramıza Fantastik Işık ile kaldığımız yerden devam ediyoruz. Rincewind ve dünya yansa hasırı yanmayan İkiçiçek Diskdünya’nın acayip bir yerindelerdir. Yoo, biz kesinlikle ağaçların konuştuğu bir yerden bahsetmiyoruz. Ağaçlar konuşur mu hiç? Neyse ağaçları boş verelim… Asıl mevzu Barbar Cohen ama bu da başka bir hikaye ve başka bir zaman anlatılmalı. :sweat_smile: (Okumazsanız olacağı buydu. Ne bekliyordunuz ki?)

Genel hikaye; büyü mezheplerinin yaklaşan alametten kurtulmak için Rincewind’in peşine düşmelerini anlatıyor. Tabi bu karmaşadan kurtulmak için varını yoğunu ortaya koyan Rincewind’in nasıl hâlâ kalp krizi geçirmediğini merak ediyorsunuz. Hikayenin sonu ise gayet güzeldi.

Niran Elçi’nin çevirisinin harika olduğunu daha önce de belirtmiştim ama bir kez daha belirtmekte fayda var. Genel anlamda da kitapta neredeyse hiç kusur yok. Ne bir yazım yanlışı ne de bir anlatım bozukluğu vardı.

Eşit Haklar - Terry Pratchett

Tabii hızımı alamayınca hemen üçüncü kitap olan Eşit Haklar’a başlayayım dedim. Büyük bir iştahla okumaya başladım. Kitabın girişi çok iyiydi. Epey güldüm fakat aklım hep Rincewind’e gidip duruyordu. Nasıl gitmesindi? Neyse efendim sonra yavaş yavaş Havamumu Nine’ye alışmaya başladım.

Burada ana karakterimiz küçük bir kız olan Eskarina’nın büyü dünyasına giriş hikayesi ile karşılaşıyoruz. Kısaca Esk büyücü olarak seçilmiştir fakat bir sorun vardır: Diskdünya’da hiç kadın büyücü yoktur. Havamumu Nine de Eskarina’ya göz kulak olmaktadır. Aslında ona Cadı olmayı öğretmeye çalışıyor çünkü Diskdünya’da kadınlardan Cadı erkeklerden ise Büyücü olmaktadır fakat işler düşündüğü gibi gitmez. Eskarina’nın sihirbazlık eğitimi alması gerektiğine yaşadığı deneyimlerden sonra emin olur ve onu alıp Görünmez Üniversite’ye götürmeye karar verir.

Çeviri ve editörlük yine sorunsuzdu. İlk iki kitaptan sonra bu hikaye bana daha durgun geldi. Gülünecek yerler yine vardı ama ilk iki kitaptaki kadar değildi. Enerji olarak ben bir tık daha aşağıda buldum. Unutmadan eğer okumadıysanız arka kapak yazısını okumayın. Emin olun böylesi daha güzel.


Bu iki kitap bittikten sonra onu mu okusam yoksa şunu mu okusam derken her şeyden biraz biraz okuyup hiç birine ısınamadım. Öyle kurbağa gibi dururken sağ olsun canım @Asli_Dagli yardımıma koştu. :smiling_face_with_three_hearts:

24 Saat Açık Kitapçının Sırrı (Bay Penumbra’nın 24 Saat Açık Kitapçısı) - Robin Sloan

Önceleri dayanamayıp yarım yamalak tüyolar vermiştim şimdi bunları bir arada toplamanın vakti geldi. Hızlıca çeviri ve editörlük konusunda hiçbir sorun olmadığını belirtmek isterim.

Şimdi saralım en başa… Kitabı açar açmaz yazarın Türkiye’ye yaptığı seyahat ile ilgili bir anı karşılıyor sizi. Bu anıyı okurken önce gerçek değil sandım. İnanmak istemedim ilk başta diyelim. :smiley: Bu sayfaları konuda aratarak bulabilirsiniz. Kendisinin şu sözleri oldukça dikkat çekici:

“Ben Türkiye’deyken dünyaya bakış açım değişti ve bu da benim tüm hayatımı etkiledi.”

Artık bayrak mı asarsınız yoksa halay mı çekersiniz ya da benim gibi hayret mi edersiniz bilemiyorum.

Gelelim içeriğe… Ekonomik kriz yüzünden işsiz kalan Clay Jannon birçok işe başvurduktan sonra kriterleri gittikçe düşer. Artık umutsuz bir haldeyken Bay Penumbra’nın Kitapçısı’nın önünde bulur kendisini. Artık hiçbir kriteri de olmadığı için burada çalışmayı kabul eder. Buna kendisi de şaşırır ama artık hikayemiz onu seçmişti bir kere.

Kitapçının gece vardiyasını Bay Penumbra kendisine verir. Tabii bu arada birkaç şartı da kabul etmesi gerekir. Clay neden geceleri açık bir kitapçı olduğunu ilk başlarda anlamaz ama kısa süre sonra tuhaf kitapların, tuhaf müşterileri olduğunu görür. Bu tuhaf müşterileri Penumbra’nın da isteğiyle kayıt defterine not almaya başlar. Aslında bahsedecek çok fazla şey var. Okunuşu oldukça keyifli ve sürekli bir şeyler çözmeye çalıştığınız için hızlı ilerliyor. Sırlar yavaş yavaş ortaya çıkınca da işler biraz karışıyor. İşin içine tarikat liderleri de karışınca gizli kapaklı işler yapılmaya başlanıyor. Bir yandan da Google çalışma ortamı ve projelerle alakalı bizlere çok garip gelecek ayrıntılar var. Teknolojik gelişmeler de cabası.

Kısacası sürekli aynı tür kitaplar okuyorsanız ve keyifli bir ara vermek isterseniz tavsiye ederim. Gerçekten güzel bir şoklama kitap olduğunu düşünüyorum.


Sanırım şimdilik bu kadar. Son bir buçuk ayda ancak bu kadar okuyabildim. Malumunuz üzerine Alfa’nın bastığı Jules Verne - Karpatlar Şatosu’na da başlamıştım ama okumayı şimdilik başaramadım. Hikayesi güzel ama korkunç miktarda virgül kullanımı var. Yerli yersiz virgül kullanılırsa böyle olur. Çok üzüldüm… Çok fazla okumak istiyordum ama aynı cümleyi doğru vurgularla anlayarak okumak için defalarca başa dönmek gerekiyor. Yoğun dönemde okunacak bir kitap değilmiş. Başına zaten yorgun otururken bir de böyle bir yorgunluğu kaldıramadım. Umarım diğer Jules Verne kitapları da böyle değildir yoksa işimiz iş demektir.


Terry Pratchett Kitaplığı (Diskdünya)
(fatih çetin) #2182

Yenilmez’i (Stanislaw Lew) okudum.

Yazardan okuduğum ilk kitap olmasına rağmen diline, içeriğine, tasvir edilen ortamlara hayran kaldım diyebilirim. Kütüphanemde uzun süredir olmasına rağmen geç okuduğum için biraz üzüldüm.

Regis 3 Gezegeninde kaybolan gemileri Kondor’u aramaya gelen Yenilmez isimli gemi mürettebatının yaşadıklarını anlatan muhteşem bir eser. Gezegendeki canlı formları karada yaşamazken neden okyanusta yaşamaktadırlar? Bunun cevabını güzelce işledikten sonra ortam macera filmlerine dönüyor. Evrim geçiren bulutumsu değişik varlıklar vardır bu gezegende. Ekibimiz nasıl maceralar atlatacak acaba? Daha fazla uzatmayayım. Okunmasını önerdiğim muhteşem bir eser. Ayrıca orijinal dilinden çevrilmesi güzel olmuş. Tek tük hatalar hariç kitapta hata yok neredeyse. Puanım 10/10.


(galeme) #2185

HAY klasiklerinden çıkan Sabahattin Eyüboğlu’nun çevirdiği Hamlet’te “Olmak ya da olmamak, işte bütün mesele bu!” diye kulak aşinalığı olan kısmı “Var olmak mı, yok olmak mı, bütün sorun bu!” şeklinde görünce afalladım biraz. Kitabın sonunda da çevirmenin sözü kısmı var. Yanlış anlamadıysam çevirmen İngilizce bilmediği halde çevirmiş bunu ve Fransızca ile Türkçe kaynaklar kullanarak kendi yorumunu katmış. Ne hissetsem bilemedim. Ama emin olduğum bir şey var o da “olmamak” ile “yok olmak” deyişlerinin aynı anlama gelmediği.


(Can) #2186

Hasan Ali Yücel klasiklerinden bahsediyorsunuz değil mi? Dediğiniz gibi Ingilizce aslından çevirmediyse çok garip. Hem de HAY serisi için. Üzücü. Olmamak ve yok olmak kesinlikle aynı değil.


(galeme) #2187

Evet Hasan Ali Yücel Klasikleri. Ben de üzüldüm açıkçası biraz. Hatta emin olmak için tekrar baktım, aynen şöyle yazıyor.

Benim İngilizcem kitaptan, kendi kendime öğrendiğim yarım yamalak bir İngilizcedir. Onun için Fransızca, Türkçe bulabildiğim birçok çevirilere başvurarak çalıştım.

Daha sonrasında da yararlandığı yerli yabancı yazarları sayıyor.


(Can) #2188

E ama niye? Mavi Çatı yayınları Rus yazarları Ingilizce tercümeden çeviriyor rusça çevirmeni yok diye ki Ingilizce çevirmenleri de sanırım ingiliz dili 1. sımıf öğrencileri filan ve onu baya eleştirmiştim. Niye Ingilizcesi yarım yamalak birine çevirtmişler anlamadım. Belki bilen birileri vardır.


(Semih) #2189

Sabahattin Eyüboğlunun pek çok çevirisi mevcut, kendisi bence en kıymetli çevirmenlerimizden biri ve Shakespeare’in başka bazı önemli eserlerini de çevirmiş. İngilizce aslından çevirmediği de doğru,
bu da kimileri için bir tartışma konusu ama kendisinin dil öğrencileriyle kıyaslanması epey yanlış olacaktır.


(Umut K.) #2190

Yalnız, iki çeviri de sanırım Sabahattin Eyüboğlu’na ait. Çünkü iki çeviriyi de incelerseniz sadece ilk cümlenin farklı olduğunu görürsünüz.

Ayrıca "olmak yada olmamak"tan ziyade “var olmak mı, yok olmak mı” Türkçedeki anlamı için daha uygun. Çünkü o tiratta ölüm ve yaşamdan bahsediyor. “Olmak yada olmamak” daha şaşalı olsada, tirattaki anlama tam uygun değil.

Bu arada Can Yücel’in muhteşem çevirisini de(!) unutmamak gerekir: “Bir ihtimal daha var, o da ölmek mi dersin?”


(Kadir) #2191

İngilizcen yetersizse niye İngilizce bir eseri başka bir dilden çevirmeye çalışırsın be adam. Fransızca biliyormuşsun git Fransız Edebiyatı’ndan eser çevir. Gitmiş bir de Farsça’dan, Rusça’dan ve Eski Yunanca’dan da eser çevirmiş. Çevirdiği eserlerin hiçbiri de kıyıda köşede kalmış, kimsenin çevirmeye tenezzül etmediği kitaplar değil. İşin en kötü yanı da bu adamın bu kitapları çevirmesi değil, İş Bankası’nın HAY Klasiklerinde bu çevirileri kullanması.





(Aslı Dağlı) #2193

Oncelikle “olmamak” ile “yok olmak” arasindaki en temel ayrim eserin, yazarin, karakterin dini inanislara ne taraftan baktigiyla ilgilidir. Din ve tanri kavramlarinin gucluce var oldugu bir eserde “yok olmak” kavramsal olarak yanlis bir ifadedir cunku bu baglamda yok olus diye bir sey yoktur.

Can Yucel’inki de muhtesem bir ceviri degil, muhtesem bir uyarlamadir. Kendisi orijinal eserden esinlenerek ceviri degil, yerellestirme vasitasiyla eseri bu toplumda benimsenecek hale getirmistir. Yalnizca ceviri, ceviri teoremleri, cevirinin esasi ve amaci gibi akademik acilardan bakildiginda Can Yucel kotu bir cevirmendir; cevirmen de degildir esasen. Lakin yerellestirme alanindaki basarisi tartisilamaz.


(Umut K.) #2194

Can Yücel kısmında ironik yaklaştığım pek anlaşılmamış galiba. Şimdi düzenledim.