Hangi Kitabı Okuyorsunuz ve Eleştiriniz


(Hüseyin gök) #1143

Civata Kafa ve Diğer Tuhaf vakalar zevkli ve bir okadar da kısaydı. Mike mignola’nın tarzı çok iyi umarım tez zamanda eksik kitaplarıda türkceye kazandırılır. Çizimler iyi, hikayeler karışık arada hellboya’da gönderme vardı güzeldi alıp okuyun. :slight_smile:


(Hiçliğin bekçisi…) #1144

Godot’yu Beklerken

Kayıp Rıhtım Öykü Seçkisi’nde okuduğum şuradaki öykü sayesinde adını duyduğum ve @mega07 'nin açıklaması üzerine aklımdan bir türlü çıkmayan şu eseri, yılın son kitabı olarak okuyup, bitirdim.

Kitabın baskısı tükenmiş olmakla beraber malum sitelerde ikinci el olarak bulabilirsiniz.

Samuel Beckett’in 1948 yılında Fransızca olarak yazdığı iki perdelik bir tiyatro metni. Gogo ve Didi’nin bir ağacın yanında Godot isimli kişiyi beklemelerini konu alıyor. Bu bekleyişin ardında ise oldukça derin mesajlar mevcut. Herkesin kesinlikle okuması gerektiğini düşünüyorum. Hem kişi hem de kitlesel psikolojiye güzel bir pencereden bakmış.

Gogo(Estragon) hep gitmek isteyen ama Didi’nin (Vladimir) onu tutarak sürekli gidemeyecek olmasından bahsederek, nedenini de “Godot’yu bekliyoruz,” olarak sürekli hatırlatmasını ve bu bağlamda insanlığın, kitlelerin, kişilerin boşa ve amaçsızca harcanan vaktini farklı bir dille anlatıyor. İnternette araştırdığınızda tiyatronun Türkçe alt yazılı videoları var. Okuduktan sonra izlemek veya okumadan izlemek isterseniz bulabilirsiniz.

Eğer beni tanıyanlardan birisi bu kitabı okusaydı beni kesinlikle Gogo ile bağdaştırırdı. Kendimden, yaşadığım çevreden ve toplumdan çok fazla iz buldum bu kısacık eserde. Aslına bakarsanız üstüne çok fazla konuşulabilir ama ben burada keseceğim. Kendinizi bir boşlukta, bir bekleyişte hissediyorsanız, sürekli bir şey olsa da şunu yapsam diye durup duruyorsanız, bu kitabı mutlaka okumalısınız.

Alıntılar:

‘‘Sıkıntıdan patlayacağız, inkar edemeyiz bunu. Güzel. Peki. Bir değişiklik oluverince ne yapıyoruz? Fırsatı kaçırıyoruz. Hadi işe koyulalım. Birazdan her şey bitecek ve biz yeniden yalnız kalacağız, hiçliğin orta yerinde.’’

Yaşlanacak zamanımız var. Hava çığlıklarımızla dolu. Ama alışkanlık büyük bir uyuşturucu.

Estragon: Şimdi n’apıyoruz?
Vladimir: Bilmiyorum.
Estragon: Hadi gidelim.
Vladimir: Gidemeyiz.
Estragon: Niçin?
Vladimir: Godot’u bekliyoruz.
Estragon: [Umutsuzca.] Ha!

Arka Kapak Yazısı:

Godot’yu Beklerken 1948 yılında Fransızca olarak yazıldı ve 1953’te Paris’de sahneye kondu. Zamanla ülke çapında ün kazandı. 1954 yılında Beckett tarafından bazı değişikliklerle İngilizceye çevrildi ve başka ülkelerde de sahnelenmeye başladı. Avangard olarak nitelenmesine karşın hızla klasikleşti.Oyunun varoluş sancıları çeken kahramanları, yolları kesiştiğinde birbirleriyle iletişim kurmaya çalışırlar. Her gün yinelenen bu ritüelde bellek işlevinin yerine getiremeyince de gerçekliğin kesinliğinden uzaklaşmaya başlarlar.Kimilerine göre tüm zamanların en iyisi olan bu oyun, 21. yüzyılda da kafamızda soru işaretleri bırakmaya devam ediyor.


(Bülent Özgün) #1145

Verdiğim rahatsızlıktan dolayı özür dilerim.

Bana İkimizi Anlat - Ahmet Batman

Bir öğrencimin elinde görünce “Evladım bunları okumayın, vaktinize yazık, çöp bunlar.” dememle öğrencimin “Hocam siz okudunuz mu hiç Ahmet Batman? Neden okumadığınız yazarla ilgili böyle konuşuyorsunuz?” demesi üzerine okuyorum.

Başlarda midem bulanmadan okuyabiliyordum ama şimdi her cümle içimi ürpertiyor. Abartmıyorum üzerine basılan kağıda, harcanan mürekkebe yazık.

Şu an klavye üzerinde bastığım her harf için harcadığım enerjiye yazık.

Sokağa çıkıp duvar yazılarını okusam çok daha faydalı bir iş yapmış olurdum.

Bim broşürünü okusam daha çok keyif alırdım. (Hatta Bim poşeti üzerindeki küçük yazıları okusam.)

Bulutların şekillerinden hayal kursam daha çok heyecanlanırdım.

Kitaplığımdan rastgele kitaplar seçip herhangi bir sayfasından birer kelime alsam ve yanyana koysam bu kitaptakinden daha anlamlı cümleler ortaya çıkar.

Karınca yuvası izlesem, kahve kupamın kağıtta bıraktığı ize baksam, yağmur damlalarının pencere camından aşağı süzülüşünü izlesem, 2,5 yaşındaki yeğenimin karalamalarını incelesem daha çok sanatsal zevk alırdım.

Ayakkabımın bağı çözülse bu kitaptaki dramatik sahnelerden daha çok üzülürdüm.

Sırf kapağına baksam ve aklımdan bir şeyler geçirsem bunlar kitaptaki olaylardan daha anlamlı olurdu.

İnşaat izlesem, bir Enes Batur videosu açsam, elimi mum üzerinde gezdirsem, ayak parmaklarıma baksam, çamaşır makinesi izlesem (çalışmasına gerek yok) daha çok keyif alırdım.

Bu kitap yeni aldığınız dondurmanızın bütün toplarının yere düşüp elinizde bomboş külahla kalakalmanızdan, en sevdiğiniz tişörtünüzün beş beden çekmesinden, bir bebeği severken üzerinize kusmasından (hatta bir yetişkinin üzerinize kusmasından), cep telefonunuzun ekranı üzerine düşmesinden, ikramiye vuran biletinizin paranızı almaya giderken kaybolmasından, sınavda kaydırma yapmanızdan, saçlarınızın aniden dökülmesinden, buzdolabındaki dondurma kabından yaprak sarması çıkmasıdan, duşun ortasında suyun birden buz kesilmesinden, yerçekiminin olmamasından, güneşin doğmamasından bile daha kötü.

Bu kitaba harcayacağınız parayı mazgaldan atsanız, havaya savursanız, tinerciye verseniz, gemi yapsanız, duvardaki örümceği öldürmemek için külah yapıp içinde örümceği dışarı taşısanız, bir anlığına ısınmak için ya da mangalı tutuşturmak için yaksanız, bardak altlığı yapsanız, burnunuzu silseniz, (@AugusteDupin’den aldığım ilhamla) perde düşmesin diye kornişin ucuna taksanız daha hayırlı bir iş yaparsınız.

Bu kitabı okumak yerine gidin tırnaklarınızı kesin, tavana dokunmaya çalışın, sivilcelerinizi sıkın, evinizin koridorunda bir tur atın, bir bardak su için, evdeki fayansları sayın, komşuların ziline basıp kaçın, tik-tok videosu izleyin (hatta bir tane siz çekin), kaldırımda çizgilere basmadan yürümeye çalışın, duvara bakın, televizyonda doğrudan satış kanalları izleyin, çoraplarınızı renklerine göre düzenleyin, ayakta bir dakika boyunca durun, nefesinizi tutun, dirseğinizi yalamaya çalışın daha iyi.


#1146

Hayatımda ben böyle bir kitap eleştirisi görmedim :grinning: İşin kötüsü kitabı da merak ettiriyor :smile:


(Umut K.) #1147

Tek katılmadığım nokta.

Bu arada, bu kitapların en güzel faydası, perde düşmesin diye kornişe takılabilecek en kalteli kağıtlar olması. Peçeteye göre daha kalın olduğu için kornişte daha sağlam duruyor. Perde de kornişten çıkmıyor. Tavsiye ederim.


(Bülent Özgün) #1148

O zaman hemen sileyim çünkü maazallah okursanız ömrünüzden çalınan dakikalar beni cehennemlik yapmaya yeter.

Enis Batur değil Enes Batur yazdım.


(Umut K.) #1149

Ben zaten ikisi de birbirinden beter manasında yazdım.


(Bülent Özgün) #1150

Ohh, bir an çok korktum. Teşekkür ederim.


(Erdal) #1151

2019’a Dokudünya ile başladım. Yaklaşık 100 sayfa oldu ve oldukça ilginç gidiyor kitap…


(Hiçliğin bekçisi…) #1152

Ben de Zaman Çarkı 2 - Buyük Av ile başladım 2019 okuma serüvenime. Henüz başlardayım. Bakalım neler olacak. ^^ Herkese iyi okumalar, bol keyifler.


(Umut K.) #1153


O zaman bu seneye özel, okuduğum kitaplar için ben de bir liste tutayım. Kitap için konuşmak gerekirse de şimdilik süratle akıp gidiyor. Kendi kendime, keşke bu kitabı okuyacağıma yarınki sınavlarıma çalışsam diyorum, ama insan başlayınca da bırakamıyor işte.

Not: Klasik, yeni yıla girince tarih kısmına 2018 mi, yoksa 2019 mu yazacağım karmaşası da başladı.


(Erdal) #1154

Zaman Çarkına bu ay başlayacağım inşallah. Keyifli okumalar dilerim :vulcan_salute:


(Hiçliğin bekçisi…) #1155

Bu kitabı ben de çok merak ediyorum. Bitince yorumlarınızı esirgemeyin. Bu sene içinde okuyacaklarımdan bir tanesi ama ne zaman okunur bilinmez. :smiley:


#1156

Yeni yılın ilk kitabı Umberto Eco - Gülün Adı oldu.

Bildiğimiz beyaz kapaklı olan daha eski basımlarını bilmemekle birlikte, şu an piyasada bulunan son edisyonda bulunan yazarın ve çevirmenin notları, önsözleri ve sondaki bir ekleme ile güzel bir edisyon hazırlamışlar.

Hristiyan ruhban sınıfının hiyerarşik sistemi ve kilise cemaatleri hakkında pek bilgim olmadığı için okumaya başlamadan önce bunlara bir göz gezdirmenin yararlı olcağını düşündüm. Bugün biraz bunlar hakkında bilgi toplayıp akşam ilk bölümden hikayeye giriş yapacağım :slight_smile:


(Mesierg) #1157

2018 bitmeden Jim Butcher - Dresden Serisi 'nin ilk kitabı Fırtına Büyücüsü’ne başladım ve 40 sayfaya yakın okudum. Enteresan başladı kitap, sevebilirim gibi duruyor.
Şuraya da Harry Dresden’in gazetelerin sarı sayfalarindaki kartvizitini bırakıp öyle gideyim.

HARRY DRESDEN-BÜYÜCÜ
Kayıp Eşyalar Bulunur. Paranormal Soruşturmalar. Danışma. Tavsiye. Makul Fiyatlar.
Aşk iksirleri, Bitmez Tükenmez Servetler, Partiler ya da Diğer Eğlenceler iş Kapsamı Dışındadır.


(kimyager _ferhat gürdoğan) #1158

2019 ilk kitabını çok merak ettiğim seri olan Diskdünya serisi Büyünün Rengi kitabıyla açtım. Şuan için güzel gidiyor bakalım ilerleyen bölümleri merak içindeyim. :smile::+1:t6:


(Ahmet Boyraz) #1159

PKD Toplu Öyküleri’nin 3. Cildini dün bitirdim. Çok nadir karşılaştığım harf ve kelime hatalarının dışında okumakta zorlanmadığım 600 sayfalık bir eser. 23 öyküden oluşan ciltte öne çıkan birkaç öykü vardı. Bunlardan bir tanesi olan Savaş Gazisi benim en beğendim öykü oldu. Muhteşemdi… İnanılmazdı…

Sıradaki kitap ise Isaac Asimov-Jüpiteri Satıyorum. Şimdiden mükemmel bir kitap olduğunu düşünüyorum. Sonuçta Asimov bu. :smiley: :smiley:


(görkem) #1160

Eskisi Gibi – Alfred

2019 senesinin siftahını bu çizgi romanla yaptım. Yıllardır birbirini görmeyen 2 kardeşin babalarının ölmesi vesilesi ile birbirlerini bulup, külüstür bir Fiat 500 ile Paris’ten İtalya’ya gidişlerini anlatan bir yolculuk kitabı. Yaklaşık 2-3 saatlik bir okuma süresi var. İçinde herhangi bir fantastik öge yok.

Yolculuk esnasında iki kardeşin geçmişlerini öğrenmek, birbirleri ile olan ilişkilerini gözlemek son derece keyifli bir okuma deneyimi sundu. Çizimlere de değinmemek olmaz. Okurken kendiniz gerçekten de o arabanın içinde yolculuk yaparken hissediyorsunuz.

Gerçekçi ve atmosferik bir çizgi roman okumak isteyen herkese şiddetle tavsiye olunur.


(m) #1161

Iskandinav Mitolojisi’ni yılın ilk kitabı olarak seçtim. Kısa hikayelerle mitolojiye ait karakterleri anlatıyor. Kararında bir anlatımı var kesinlikle sıkmıyor. Suç ve Ceza’dan sonra böylesine hızlı okunan bir kitap ilaç gibi geldi :sweat_smile:. Filmlerin de etkisinin olduğu kafamdaki Thor imajını biraz yıksa da severek okudum kitabı :blush:


#1162

Dediğiniz gibi,okuması hem çok kolay,hem de keyifli.Özellikle Loki’li bölümler.