Hangi Kitabı Okuyorsunuz ve Eleştiriniz


(Turgay) #1659

Sissoylu serisine giriş yaptım. 100 sayfa okudum ama gerçekten kitabın kurgusu çok güzel. Hiç sıkılmadan okunuyor. Lanet olsun elimden bırakamıyorum. Koca kitapla dışarıda okumayı sevmediğim için epub formatında telefondan okuyorum. :grin:


#1660

Anabasis Pers iktidar savaşına taraf olan Helen paralı askerleriyle birlikte sefere çıkan Sokrates’in öğrencilerinden Tarihçi yazar Ksenophon’un sefere dair detayları anlattığı kitabı.

2500 yıl öncesinin Anadolu coğrafyası, Anadolu’nun kadim uygarlıkları, özellikle Helen inanç ve kültürüyle 15 ay süren seferin hikayesi. Yazarın anlatım dilinden midir, hikayeden etkilendiğim için midir bilemedim ama kitabı çok sevdim.

2500 yıl öncesinin uygarlıkları, inanışları ve Anadolu coğrafyasını merak ediyorsanız okumanızı öneririm. Kitabı okuyacaksanız, kitabın ilk sayfalarında olan haritayı okuma esnasında göz önünde bir yerde bulundurmanızı öneririm.


(Kadir) #1661

Ben bu kitabı HAY serisinden okumuştum. Benim okuduğum kitapta harita yoktu, bu yüzden okurken biraz zorlanmıştım( dipnotlar fazlasıyla olmasına rağmen bir haritanın yerini tutmuyor) . Yine de en beğendiğim eserler arasındadır bu kitap.

Kitabın bu çevirisini de okunacaklar listeme ekledim.


#1662

Jack London - Martin Eden

Vahşi bir denizcinin zekasının sırlarını ve yaratma zevkini buluşunu konu alıyor kitap. Jack London’ın kendisinden de izler taşıyor.

"Üst katman"dakilerin, fikirleri nasıl moda olarak algıladıkları, fikir yürütmede ne kadar sığ ve kişiliksiz kaldıklarını hicvediyor yazar. Bunu, üniversite eğitimi aldıktan sonra “Ben öğreneceğimi öğrendim, bitti.” diyen Ruth ve bilgi açlığından kıvranan, kitapları ezberlemek yerine onlarla bütünleşen Martin Eden ile yansıtıyor.

Edebiyat dünyasında başarının tamamen şans olduğunu da dile getiriyor yazar. Martin’in dostu Brissenden, en iyi eserini ortaya koyduktan sonra ölüyor ve bütün ülke bu eseri konuşuyor. Etraf esere tehziller yazan, ona küfreden ve onu lanetliyen insanlarla dolup taşıyor. Martin bu duruma içerlese de arkadaşının ölmeden önceki tavsiyesiyle bir yapıt yayınlıyor ve şöhrete kavuşuyor. Brissenden’e yapılan hareketlere bizzat şahit olan Martin, şan ve şöhretin ne kadar plastik ruhlu ve ağızda iğrenç bir tat bırakan bir unvan olduğunu fark ediyor. Bu farkındalık Martin’i üzdüğü kadar bir okur olan ve amatörce yazılar yazan beni de üzdü. Romanın birçok kısmında onunla empati kurabildim.(Unutmadan: Yazar, Brissenden’in ölümünü vurgulayarak “Öldükten sonra meşhur olma” bahsini hicvetmiş olabilir, bilemiyorum.

İndigo baskısını okudum. İş Bankası baskısı olduğunu bilmediğim için almama rağmen hiç pişman olmadan. Bir iki sayfada baskı hatası var, bazı sayfalarda yazıların kalınlıkları ve incelikleri değişiyor, onun dışında başka probleme rastlamadım.

Okurken gayet keyif aldım.


(fatih çetin) #1663

Üç Sahtekar’ı (Arthur MACHEN) okudum.

Baş karakterlerden birinin eski bir altın sikke bulması ile başlayan garip olaylar silsilesi müthiş bir olay döngüsü ile sona eriyor. Korku hissinin bazı bölümlerde tavan yaptığı, merak ile okunacak harika ötesi bir eser. Kim yalan söylüyor, Dr. Lipsius ve Gözlüklü Adam kim? diye son sayfasına kadar merakla okutuyor. Okumanızı önerdiğim bir eser. Puanım 10/10.

Not: Giriş bölümünü ve arka kapak yazılarını okumayın. Okuma zevkiniz azalmasın. Ayrıca yazar hakkında biraz sitemim var. Daha doğrusu usta bir yazar olmasına rağmen ülkemizde okunmaması beni üzüyor. Yeni tanışmama rağmen çok beğendiğim bir yazar oldu ki zaten yazar, birçok korku yazarını etkilemiş meğerse.


(Hüseyin gök) #1664

@rann
Kitap:Leon
Yazar: Sylvain Chomet
Çevirmen: Mahir Ünsal Eriş
Yayınevi : Karakarga

En son bu çizgi romanı okudum gerçekten anlatıldığı kadar vardı,olaylar çok güzel işlenmiş,ihtiyar leon ve torunu çok eğlenceliydi karekter olarak.9/10’luk bir hikayesi var.
Çizgi romanların içeriği hakkında fazla yorum yapmıyorum çünkü kısa oldukları için spoilera çok açıklar.


(Hiçliğin bekçisi…) #1665

Jacques Rigaut - Yakasında Bir Çiçek Gibi İntiharı ile Birlikte Gezen Bir Adamı Durdurun Durdurabilirseniz

Çevirmen: Nilda Taşköprü
Editör: Volkan Atmaca
Kapak Uygulama: Cüneyt Çomoğlu
Grafik: Taylan Polat
Yayın Yönetmeni: Enis Batur

Çeviri, editörlük ve diğer her şey gayet güzeldi. Hatta hiçbir sorun göremedim.

Gelelim kitabın içeriğine… Bu bir kitap değil arkadaşlar baya bildiğiniz Jacques Rigaut’un tumblr hesabı filan. Artık ne demek isterseniz öyle diyebilirsiniz. Yani ne diyeceğimi de bilmiyorum. Yazdıklarından satır araları seçip seçip koymuşlar. Başı belli değil sonu bir garip, anlamsız bir şeydi. Ben Babil Kitaplığı gibi öyküler filan beklemiştim ama en güzel laflarını alıp koymuşlar. Bir çırpıda okudum haliyle.

İçerik olarak şöyle; kafayı ölüme takmış ve otuz yaşında intihar etmiş adamın kafasından geçen düşünceler topluluğu.

Yok, daha fazla bir şey diyemeyeceğim. Hiç beğenmedim. Hiç de tavsiye etmem…


#1666

Kitabı bende okumuştum, Kitap kendi deyimiyle intiharı meslek edinmiş yazarın intihar, ölüm, can sıkıntısı, benlik gibi aforizmalar ve kısa yazılardan oluşuyor. Kitaba adını veren de Jacques Rigaut’un bir aforizması. Rigaut 20 yaşında intihar etmeye karar vermiş ve 30 yaşında intihar etmiş. Kitapta “20 yaşında doğmak” diyerek herhalde intihar kararı almasına gönderme yapıyor.


(Hiçliğin bekçisi…) #1667

Evet, öyle ama bence bu alıntıların olduğu yazıları ekleselerdi bir bütün olarak daha anlamlı olabilirdi. Bu şekilde gerçekten anlamsız bana kalırsa. Bu tip baskılardan haz etmiyorum. Yazarın kendisine bir garezim yok. Ben daha çok bütünü okumayı seviyorum. Bunları google amcaya sorarak da bulabilirdik bana kalırsa. Bir garip olmuş. Umarım Mary Shelley böyle değildir.


(Aslı Dağlı) #1668

Edat “ile” ile "bağlaç “ile” arasındaki fark öğrenildiği gün kimse dahi bağlacını bitişik yazmayacak.

Kitabın adına bakarken biraz gözlerim kanadı.

“Yakasında çiçek gibi taşıdığı intiharıyla gezen bir adamı durdurun durdurabilirseniz.”


#1669

Agape yanlış bilmiyorsam onlar alıntı değil, o kadar zaten.

Sonradan Ekleme:
Şöyle bir öneride bulunayım kitabı okuyacaklara; ben okurken hem dadaizm hem de yazar hakkında internette bulduklarımı da okumuştum.


(Hiçliğin bekçisi…) #1670

Birkaç yerde kaynak belirtir gibi belirtmişler. Mektuplardan bir kısmını almışlar sadece mesela. Bildiğim kadarıyla […] olanlar da devamı veya öncesi var anlamında kullanılıyordu.

@Asli_Dagli :sweat_smile:


#1671

Muhtemelen onlar mektup taslaklarındandır. Yazar zaten az yazısıyla ve kısa yazılarıyla tanınıyor. Hayattayken çok az şey yayınlamış, bu yayınlananların büyük kısmı da ölümünden sonra bulunan defterler, taslaklar, mektup taslaklarından.


(Hiçliğin bekçisi…) #1672

Evet ama internette biraz daha uzun hallerini buldum. :smiley: Başka kitaplardan insanlar resim olarak atmışlar. :sweat_smile: İnternette daha detaylı bilgiler var. Daha hoş bir kitap haline dönüştürülebilirdi bence. Şimdi buraya koyacaktım ama hem çok uzun hem de hiç iç açıcı, güzel şeyler değil…

Genel olarak ben beğenmedim. Daha önce de Kırmızıkedi’nin böyle kitaplarına denk geldim. O neymiş, bu neymiş derken aslında yüzlerce sayfalık eserler olduğunu gördüm. :smiley:

Düzenleme: Ama dediğiniz gibi internet araştırılarak okunursa daha mantıklı oluyor. Bana kalırsa kitabın içine konulabilirdi bunlar.


(Hüseyin gök) #1673

agence générale du suicide)
et puis merde)
papiers posthumes)
lord patchogue)
propos amorphes)

Bu eserleride var.


(Umut K.) #1674

Notre Dame’ın Kamburu (İş Bankası Yayınları)
Notre Dame’ın Kamburu - Çizgi Roman (YKY)

Victor Hugo’nun klasik eserlerinden birini daha bitirme şansına sahip oldum.
Kitabın kısaca ana konusu, çingene kızı(!) Esmeralda’nın, ona aşık olan adamlarla olan hikayesi. Ki bu adamların biri başdiyakoz, biri yüzbaşı, biri yazar, diğeri ise kitaba ismini veren Notre Dame’ın Kamburu Quasimodo.
Kitap 15. yüzyılda geçiyor. E, yazar da Victor Hugo olunca, bu hikayenin arka plan atmosferine 15. yüzyıl Fransa’sındaki sanatı, siyaseti, din adamlarını, adaleti, mimariyi, halkı vs. ince ince işlemiş. Yani bu kitabı okurken sadece bir kurgu kitabı okuduğumu düşünmedim.

Kendi adıma hikayeyi çok sevdiğimi söyleyebilirim. Bunun yanında V. Hugo, A.Dumas, C. Dickens gibi yazarlar, hikayelerinin arka plan atmosferini o kadar gerçekçi ve bir o kadar muhteşem yansıtıyorlar ki, kitaplarından aldığım haz daha da artıyor.
Tabii bir noktaya da değinmek lazım. Bu kitap, 11 tane kitabın tek ciltte birleşmesinden oluşuyor. Ve 3. kitap sırf betimlemeden oluşuyor. Yaklaşık 40 sayfa boyunca Paris ve Notre Dame betimlemesi var. Resmen V. Hugo şehri size özümsetiyor. Bu sayfaları benim gibi hızlı hızlı okuyabilirsiniz. Ama eğer mimari ilginizi çekiyorsa veya sadece o dönemin mimarisine ilgi duyuyorsanız, “hikaye+mimari” ile bu kitabı aşırı seveceksiniz.

Son olarak çizgi roman konusuna gelirsek, ben bir klasik okuduktan sonra, eğer bu klasiğin kaliteli bir çizgi romanı varsa onu da okumak isterim. Ki kafamda canlanan karakterleri(özellikle duygularını) ve mekanları bir de başka bir kafadan görebileyim. Burada da YKY’nin basmış olduğu çizgi roman devreye girdi. Hem ciltli olması, hem kalteli çizimleri, hem de hikayeye sadık kalması yönüyle oldukça tatmin ediciydi. Bu çizgi romanı da okumanızı tavsiye ederim, tabii ilk önce kitabını okumanız kaydıyla. Yoksa hikayede boşluklar kalır.


(Hüseyin gök) #1675

Hocam çizgi romanın içeriğine ait görsel paylaşabilirmisin bende alacaktım ama son anda kararsız kaldığım için vazgeçtim.


(Umut K.) #1676





(Hüseyin gök) #1677

Çizimler enfesmiş.resim için saol,bu ayki siparişe eklerim.


(Kenan Ulusoy) #1678

Köpek Kalbi(İş Bankası Yayınları)
Muazzam bir eleştiri ve bilimkurgu. Daha önce çok yazılmış başlık altinda fakat yine de yazacağım.
Okuma listenizin ilk sıralarına almalısınız. Konu sade işleniyor. Uzun, ağır betimlemeler olmadığından kitap yağ gibi akıyor.

Bana kalırsa Bulgakov yeterince eğitim almamış kişilere gereksiz haklar verilmemesi görüşünü savunuyor ki bunu da kitabın bir bölümünde Şarik’in terbiyesizlik yapması sonucu sen nasıl olurda üniversite okumuş doktorlara böyle bir terbiyesizlik yaparsın diye aktarıyor. Sanırsam üniversite okumamış kişilere gereksiz sorumluluklar verilmemesi gerektiğini düşünüyor ki bence haklı.Kitapta dikkatimi çeken bir diğer unsur ise 18-20 yaşlarında gençlerin Sovyet Rejiminin de etkisiyle 60 yaşında dünya çapında nam salmış başarılı bir profesörü istedikleri gibi yerinden etmeyi kendilerinde hak görmeleri.

Kitap güzel. Kısa, tavsiye ederim.