Arka kapak yazısı ve kitap ismi sağolsun bu kitabı 70’lerin Rock’n Roll & Punk kültürünü anlatan bir kitap olarak düşünmüştüm ama alakası yokmuş. Yani aslında var; şöyle ki ana karakterimiz Cassandra Neary 70’lerde üniversiteyi terkedip fotoğrafçılığa başlayan, hatta bir ara kitap çıkarıp sergi açan bir punkçı. Biz bunları kitabın ilk 50 sayfasında falan kısaca okuyoruz yani 70’li yıların olayı bu kadar. Sonra zaman atlaması oluyor; Cass 46 yaşına gelmiş, fotoğrafçılığı bırakmış, bir kitapçının deposunda çalışan uyuşturucu bağımlısı eski bir punkçı olmuş.
Bir arkadaşı Cass’ı hayranı olduğu, hatta onun fotoğrafçılığa başlamasına neden olan, şimdi 70’lerine gelmiş eski ünlü fotoğrafçı Aphrodite Kamestos’la bir dergi için röportaj yapmaya ikna ediyor. Cass de araba kiralayıp Maine’in ücra bir kasabasındaki ücra ve buz gibi bir adada inzivaya çekilmiş Aphrodite’le görüşmeye gidiyor.
Kitabın ilk yarısı fena değildi. Fotoğrafçılık ve fotoğrafçılarla ilgili uzun uzun bahsedilen kısımlar pek ilgimi çekmediği için biraz sıktı ama Cass’ın adaya vardıktan sonraki bölümleri çok iyiydi. Direkt tekinsiz ve gizemli bir şeyler olacağı hissiyle okuyorsunuz. Özellikle sonlara doğru hikaye harika bir polisiye / gerilim halini alıyor.
Beklentimin çok üstünde bir kitap çıktı baya beğendim. Alfa bu kitabı Üretim Kaybı ismiyle yeniden yayınlamış ve Goodreads’de Cass Neary serisi olarak devam kitaplarının olduğunu gördüm. Alfa devamını basarsa alır okurum.
Bu arada Altıkırkbeş çevirisi enteresan bir şekilde iyiydi ama arka kapak yazısı ve kitap ismi alakasızdı. İlgi çekmek için mi yapmışlar dalga mı geçmişler anlamadım. Kitabın arkasına “geçmişe dair özlediğiniz ne varsa içinde bulabileceğiniz bu sıcacık roman” yazmışlar ve kitabın uzaktan yakından bu cümleyle alakası yok :d
Bu kitabı Alfa’dan aldım ve karanlık bir tonu olduğu için beklentim de yüksekti. Sizin yorumunuzla beklentim boşa çıkmayacak gibi. Umarım devamı gelir.
Üç ciltlik bilimkurgu gerilim mangasının ilk cildi. Şimdilik farklı bir şeyler göremedim. Standart bir konu gibi dursa da diğer ciltlerde hikaye nereye gider bilmiyorum ama umutluyum ve devamını getireceğim sanırım. Çizimleri idare eder güzellikte.
Ejderhaların dahil olduğu masalsı çocuk öykülerinden oluşuyor. 8 farklı öykü ve 8 farklı ejderha içeriyor, hepsinin taşıdığı ufak bir mesaj olsa da totalde benim için çok çocuk kitabı kaldı Yazıldığı 19. yy sonları dönemini de düşününce öykülerin mesajlarının çocuklara ne kadar kıymeti olur o da soru işareti. Ben sıkıldım kısacası, yine de ejderhaları merkeze koyan ilk öykü örneklerinden olduğundan fantastikçi yanım çok da pişman olmadı. Ama bitirdiğimde ufak bir zaman kaybı gibi hissettirmedi değil.
BK Klasiklerinden uzun zamandır okumak istediğim bir kitaptı Kent. Birbiriyle bağlantılı öykülerden oluşuyor. Konu ilgi çekici, yazarın üslubunu beğendim. Öykülerin bazıları uzun geldi bana, daha kısa ve etkileyici olabilirdi.
İlerleyen öykülerde de orijinal bilimkurgu fikirleri olduğunu söylemek zor. Kitap boyunca teknolojik gelişmeler de yüzeysel anlatılıyor zaten, çok detaya girmemiş yazar. Genel olarak da ilk öykülerden itibaren beni heyecanlandıran bir kitap olmadı aslında, kitabın sonu başından belli olduğu için o süreci okuyoruz öykülerde. Kitabın zaman zaman beni de sıktığını söyleyebilirim. Köpek-robot ilişkisi, insanın olmadığı bir dünya ve köpeklerin insanları bir efsane gibi anlatması fikirleri hoştu.
BURADA kazandığım kitabı bitirdim. Hakkında bilgim olmayan bir kitaptı. Adını okuyunca merak ettim ve yarışmaya katıldım. İyi ki katılıp kazanmışım. Harika olmasa da çok güzeldi. Severek ve merakla okudum. Şimdi ise serinin ikinci kitabını(seri değil diyorlar ama ben Elder Race 2 diye bir şey gördüm) merak etmeye başladım. Emeği geçen herkese teşekkürler.
BUDALA
Dostoyevski’nin bu romanını çok sevdim. Aslında eskiden beridir bana ağır gelir Rus romanları. Okumaya daha hazır değilim gibi düşünürdüm. Nedenlerini az çok biliyorsunuz. Örneğin baş kahramanımız olan Prens’ten söz edelim. Kendisinin tam adı, Prens Lev Nikolayevich Mışkin. Adı karşımıza Prens olarak çıkıyordu çoğunlukla, Prens Mışkin’de oluyordu. Bazen Lev Nikolayevich oluyordu. İşte o zaman kimi kastettiğini anlamak zorlaşıyordu. Diğer karakterlerde bir isimle yahut lâkapla iki isimle anılıyordu. O zaman işler daha da karışıyordu elbette.
Prensimiz temiz her iki anlamıyla da saf biri. Yani hem tertemiz anlamında hem de biraz aklı kıt anlamıyla da. Bana kalırsa -ki Dostoyevski de benimle aynı fikirde gibi geliyor bana- kendisini ”saf” kelimesinin I. Anlamıyla kabul ediyorum. Temiz kalpli sözlerin cümlelerin yan anlamlarını düşünmeden kullanan art düşüncesi ince hesapları olmayan biri. Maalesef tanındığı toplumlarda toplantılarda kelimenin 2. Anlamıyla kabul görüyor. Hatta çoğu zaman arkasından alay ediliyor.
Olay Petersburg’da geçiyor. Birkaç defa Moskova adı geçse de öyle olayları etkileyecek kadar değil Aslında karmaşık bir aşk hikâyesinden söz ediyoruz. Sonu hüsranla biten bir aşk hikayesi. Totsky adında zengin biri tarafından istismar edilen bir genç kızın az göründüğü ama varlığıyla tüm olayların merkezinde olduğunu hissettiğimiz biri; Nastasya Filippovna. Güzel hatta çok güzel ve akıllı bir kadın. Ama ahlaki olarak dışlanan biri. Neyse lafı uzatmayayım. Hakkında kitaplar yazılan bir yazar Fyodor Mihayloviç Dostoyevski. Ve bir o kadar da eleştiri tanıtım vb yazısı makalesi yazılan romanıdır Budala. Yani Amerika’yı yeniden keşfetmeye gerek yok. Naçizane fikrimi sorarsanız okumanızı tavsiye ediyorum.