Kitabı bu ay bitirdim. İlk hikaye bence 10/10 hatta filmi var mıdır diye arattım yokmuş. Sonra imdb de film ararken 'ex machine ’ filmini gördüm, izlemeye başladım, mekan ve kurgunun fazlaca örtüştüğünü fark ettim. Film 2015, öykü 2019 tarihli bu arada. (Bu gönderiye yanıt verme sebebim ne okuyorsunuz başlıklı yerde 27. 07.2026 tarihine ulaşıp okuduğum kitabı yazamamam. Yardım eden olursa sevinirim.)
Yukarıda bahsettiğim kitap,’ ileri sar ’ bilim kurgu öykü kitabının ilk öyküsü içindi. 3 gün önce ‘Antimemetik diye bir birim yok’ kitabını okudum, çok çok iyiydi. Şu an ''Dante Denklemi ’ kitabını okuyorum. O da iyi gidiyor. Şifreler falan.
Katılıyorum size. Jack london un öyküleri nin yanında çok sönük kalıyor.
Yazarın Summer frost öyküsünü Okuyabilirsiniz. 90 sayfa civarında. Karanlık madde Sıradaki kitaplarım dan biri. Yazarın dilimize çevrilmeyen eserleri de mevcut.
Bu ara yarım düzineyi aşkın roman ve öykü kitabı okudum ancak bir tanesinden bahsetmek istiyorum zira bu denli övgüye mazhar olup da içi boş gelen metinler okumamıştım:
Richard Yates - Yalnızlığın On Bir Hali.
Kitap, hem Yüz Kitap hem YKY tarafından basıldı - YKY baskısını okudum. İlham verdiği söylenen Raymond Carver banliyö öyküleriyle bizleri mest ederken Yates 11 öykünün ikisinde okul ikisinde askeriye mekanını tercih etmiş. Gelgelelim ne karakter ne diyalog ne olay örgüsü akıcılık ve ilgi sağlıyor. Sidik kokusuyla nitelenen barlar, bolca sigara, meme dikizleme, avuçlama, ters dönmüş dölyatakları, Cheever kalitesinden uzak içiciler (Barfly ile Bukowski referansı da verilebilir), bebek beziyle eşek şakası yapmaya yeltenen yaşlılar, duvara öğretmenini çıplak çizen ergenler (bu hikaye Samantha Schweblin’den beklenebilirdi fakat onda fazlası da var)… Buna karşılık 4 küsurluk Goodreads puanını geçtim, bizde "tek cümlesiyle kendinden geçtiğini, onlarca yazara yeğ tuttuğunu söyleyenler, yorumlarda ayılan bayılanlar…
Şunu iyi anladım ki bu devirde menşein Amerika ise, branşın sanat da olsa spor da olsa politika da olsa, ne olursan ol, bir şekilde yüceltiliyorsun. Bu derece içi boş olmanın ödüllendirildiği bir kalem daha görmedim. Revolutionary Road filmi onun kitabından uyarlanmış - romanları iyi olabilir. Fakat iyi romancı olup hikayelerde tökezleyen onca yazar var. Onlardan biri sayılabilecekken bunca övülüyorsa öyküleri de iyi olmalı diye düşünürsünüz. Düşündüm. Hata etmişim. Şimdi askeriye öykülerinin vasatlığını üstümden atmak için Tim O’ Brien, Amerikan öykücülüğünden tekrar tat alabilmek için de yine çağdaşlarından George Saunders okuyacağım. Jack London gibi isimler “üst gömlek” sayılmaz, kitaplara alınmazken bu tiplere övgü yağıyor ya, buna şaşmamak elde değil. London şu kalemlerin yüzü bir araya gelse erişemeyecekleri hayat deneyimine sahip. Tüküreyim bar muhabbetinize. Richard Yates, tekrar yazayım, yanaşmayınız. Şu cehennem sıcağında 204 sayfasına ayırdığım işkence gibi geçen zamanımı mümkünse geri istiyorum.
Saunders “Aralığın Onu” ve Tim O’Brien “Taşıdıkları Şeyler”, akabinde Izak Babel “Kızıl Süvariler” geçti akabinde ellerimden. Saunders’in bilinç akışı tarzında yazdığı hiciv öyküleri -biri hariç- bana hitap etmedi: Spiderhead’den Kaçış (sinemalaştırıldı) sosyal psikoloji deneylerine güzel bir katkı sunması yanında bilimkurgu okuruna sürpriz bir hediye olmuş. Ama benzer başka bir tat almak mümkünü yok bütün içinde. Niran Elçi’nin küfür dağarcığının bu kadar geniş olduğunu bilmiyordum.
Tim O’Brien Vietnam anılarını gerçek ile kurguyu iç içe geçirdiğini ifade eden söylemleriyle bize aktarırken Defoe’nun Veba Yılı Günlüğü’nden gerilimi sıfırlayan bu itirafı ile ayrışıyor. “Andreyevler falan varken buna gerek var mı?” diye düşünürken, en iyi öykü en sonda geldi: Kitap boyunca ismi anılan çocukluk aşkının hayat boyu unutulmayacak 9 yaş trajedisi öyle güzel bir kapanış sağlamış ki, akabinde “Ruslar daha gerçek yazmıştır” diye elime aldığım Babel kitabı (Can’ın Ergin Altay çevirisi belki daha iyidir, Ketebe’den okudum) bomboş hissettirdi - zaten bolca dini ve siyasi söylev vardı- yazarı ipe götüren, zamanı için cesur söylemler bunlar ama bugünün yerli okuru olarak bana hiçbir şey veremedi - Aynı biçimde Zweig Clarissa - tanışma faslı bile London’un "Cehennem Canavarı"nda bir sayfada ustaca verdiği duygudan katbekat uzaktı ve yarım kalışı damakta zayıf bir tat bıraktı. Gotik Öyküler tarzı bir iki kitap Dickens’ın Pickwick’inden aldığı pasajlarla ayakta durmaya çalışmış ancak gerisi boş kaldığından yıkılmaya mahkum. “2000’den 1887’ye” arkasını yasladığı gelecek tasavvurlarının saçmalığı ve zayıf piyeslere özgü “evin kızıyla romans” yan hikayesiyle, Ceberut Martin aynı konuyu daha iyi işleyen başkaca yazarlar ve çevirmenlerle (Cem Dürrenmattlar ve Vacilando “Notting Hill’in Napolyon’u” gibi) yine benim açımdan hayal kırıklığı oldular. Fadime Kahya’nın elimdeki İş Bankası çevirilerini de bu kitaptan sonra Can çevirileriyle değiştirdim.
Bundan sonra mümkünse kitap almadan önce e-kitap olarak göz gezdirmeye çalışacağım çünkü elden çıkarma şansınız yok pek. Uygulama kesintileri arşa ulaşmış. Sahaflar tok. Severek okuduklarınızı gururla rafta izlerken sevemediklerinizin elde kalması kalabalık ve atıl hissettiriyor. Bu yüzden, puanlara, yorumlara, hatta ve hatta elinizdeki edebiyat tarihi kitaplarında karşınıza çıkmasına aldanmadan önce, alacağınız kitaplara bir göz gezdirin derim; kah kitabevleri kah pdfler vasıtası ile. Allahtan sevdiğimiz kitaplar çıkıyor da hepten zevkimizin öldüğü ihtimalini bertaraf edebiliyoruz.
5.5 imdb puanlı filmi “eh, daha ne olacaktı ki?” diyerek keyifle izledikten sonra Amerikan edebiyatında ödüllere kanarak alınmış modern kalemlere dönüş yaptım ve “George Orwell Arkadaşımdı” ile Adam Johnson’u konuk ettim. 6 öykü var kitapta. Yine rahatsız edicilikten prim kazanma güdüsü ön planda: Hafiften ağıra gideyim;
Kanser temalı ilk birkaç öyküde cinsellikte his kaybı sizi sarmadıysa takip eden öykünün hemen başında iki memesinin alındığını öğrendiğimiz eşle aynı süreci tekrar okumak epey bunaltacak. Kapanışı Kuzey Kore ile yapmadan evvel “voliyi buradan vururum” öyküsünde yazar çocuk pornosunu konu edinmiş. Bilgisayar tamirciliğinde nam salmış karakterimiz pedofiller ve polis arasında tarafsız konumladığı işinde karşısına gelen fotoğraflar karşısında mastürbasyon yaptığını, tetiklendiğini, gördüğü korkunun onu harekete geçirdiğini söyler (klişeye kaçmamak için erkek yerine kız çocukları tercih etmiştir). FBI’ın izlemek için yerleştirdiği kodu çözmüş ama onlarla paylaşmamıştır, pedofillerden yana mı olduğu sorgulanırken bir pedofil videosunun içine düşme deneyimi yaşar, biz de “vay be, ne afili adammış, ödüllere boğalım” diyerek Amerikan yerleşik kültürüne ve yaşantısına hayranlığımızı bir kez daha ifade etme şansına kavuşuruz. Bir yerlerde bayrak bulsam sahneye yerleştirecektim ama filmi çekilirse görürüz artık, o da nazar boncuğu oluversin.
Yazarı tanımıyorum ama yazdıklarınız içimin yağlarını eritti. Yeraltı edebiyatı diye pislikten başka şey yazamayanların bu kadar popüler olmasına ben de cins oluyorum.
Pulitzerliymiş. Bizim okurlar övmüş de övmüş (çeviri de kitap isminden değil öykülerden seçilmiş. Pulitzer’e değil yerli piyasada çok satan Orwell’e güvenilmiş). Goodreads sayfasında karşınıza ilk çıkan yorumu aktarıyorum:
Yüz Yayınları’nın tüm öykü kitapları bu şekilde herhalde. Claire Vaye Watkins - Nevada belki kadın elinden çıktığı için farklıdır diye ummuştum ama bunda da bayağı cinsellik, bolca kusma vb. midem kaldırmadı yarısında bıraktım. Şimdiki zaman kipinde boğmuş anlatıyı da. Yarım sayfa çekip koyayım dedim vazgeçtim.
Yeni bir Türk yazar keşfetmiş oldum. Kitabı çok beğendim, sabahtan bu saate soluksuz okuyup bitirdim. Oldukça sürükleyiciydi.
9/10
Kapak çok orijinal gözüküyor, büyük yayınevlerinde yok böyle cesur tasarım
İç kaldıran kitaplara eskisi kadar şans vermiyorum ben de. Murat Uyurkulak çok iyi yazardır mesela ama Merhume’yi 10 sayfa okuyup bırakmıştım.
Eh işte. Öykülerin çoğunu sevemedim. Okuduğuma pişman değilim ama okumasam da bir şey kaybetmezdim. Tek oturuşta bitecek pazar günü aktivitesi olabilir. Sıkı bir Varolmayanlar hayranıyım. Ancak Doğu Yücel’in öykülerini beğenmediğime karar verdim. Düşler, Kabuslar ve Gelecek Masalları ile de yıldızım barışmamıştı.
Ayni uslupta baskaca yazarlar icin; guzel yorumlamis. Sevenlerinin tek bir doneme, bugune saplanip kaldiklarini, hatta tür cesitliliginden de kendilerini mahrum biraktiklarini dusunuyorum. Sundan eminim, cogu okurun “kisa oykuleri genelde sevmem ama…” cumlesine cokca rastgeldigimden, bu cagdas bicimsel oykuculugu ovegelenlerin oyku formatinda zengin bir okuma tecrubesi bulunmuyor. Carver’dan ote referans da goremedim hicbirine gelen yorumlarda. Ki tum oykulerini okudum, hicbirinin onun oykulerine yaklastigi, benzestigi yok.
Bu aralar, eksik saymadiysam, 13 kitap okumusum; sadece ikisini begendim. Sinirlari ogrenmek adina guzel bir tecrube oldu.
Terry Pratchett’in ilk dönem öyküleri. Ben fazla çocuksu buldum ve sıkıldım açıkçası. Atlaya atlaya yarısına geldim. Öyküler kötü değil aslında ama yetişkinlerin de keyif alacağı kadar iyi diyemem.
Kanını Satan Adam - Yu Hua
Kitap Çin’in Kültür devrimi döneminde geçiyor. Xu Sanguan isimli bir işçi başı her sıkıştığında, genellikle ailesiyle ilgili sıkıntılar yaşandığında kanını hastanede para karşılığı satıyor. Bu arada bu sıkıntılı olaylar aslında acayip dramatik şeyler ama yazar bize acı pornosu okutmak yerine bunları daha mizahi bir şekilde aktarmış. Daha doğrusu Xu Sanguan karakteri sayesinde biz yaşananları biraz mizahi bir taraftan okuyoruz. Çok akıcı ve etkileyici bir kitaptı. Ayrıca çevirisi vs çok iyiydi. Yazım yanlışı bile yoktu.
İhtiyarlara Yer Yok - Cormac McCarthy
Llewelyn Moss Teksas’da çölde avlanırken çatışma sonrası birbirlerini öldürmüş iki ayrı uyuşturucu karteli grubundan kalanlarla karşılaşır ve orada bulduğu 2 milyon doları alıp gider. Bundan sonra Moss’un hayatı tamamen değişir. Peşine Chigurh isimli acımasız bir tetikçi düşer ve kitap boyunca büyük bir kovalamaca okuruz. Okuduğum ilk Cormac Mccarthy kitabıydı ve kısa bir zamanda heyecanla okudum. Filmini de yıllar önce izlemiştim şimdi tekrar izleyeceğim.
Jule Payot - İrade Eğitimi bitti.
Az az da olsa sabırla ve sürekli çalış, duyguların ve dış dünyadan sana gelen aldatıcı uyaranlara karşı dikkatli ol, kafanı boş işlerle meşgul etme, derin düşün, tefekkür et. Arkadaşların seni kafeye, sinemaya çağırırsa gitme. Boş işlerle uğraşma. Derin düşünmeye ve çalışmaya alıştığın zaman diğer zevk saydığın şeylerin aslında boş olduğunu asıl zevkin (ders)çalışmak olduğunu anlayacaksın diyor Jules Payot hocamız. Tabii ki o günlerin anlayışına uygun şeyler söylüyor ama bugüne de bir şeyler anlatıyor. Biraz sıkılmadım değil ama okunabilir.
![]()
![]()
![]()
Edib Ahmed Yükneki - Atabetül Hakayık bitti.
Hemen herkesin bildiği en azından duyduğu bir eser. Din ve ahlak nasihatleri içeren öğretici ve manzum bir eser.
‘‘Atebetü’l-Hakâyık yazılı Türk edebiyatının ilk döneminden günümüze ulaşabilmiş az sayıda eserden biridir. Karahanlı dönemi Türkçesinin nadir örneklerindendir ve Türk edebiyatı tarihinde ayrı bir öneme sahiptir. Şairin yer yer ayet ve hadisler serpiştirdiği eser düşünce, söz ve davranışta zarafet ve itidal tavsiye eden adab geleneğinden beslenir. Kolayca ezberlenip zihinlerde yer edecek biçimde düzenlenmiş, Edîb Ahmed tarafından Büyük Emir Dâd Sipehsâlâr Bey’e armağan edilmiştir.’’
![]()
![]()
![]()







