Nezdinizde varsayımda bulunmak istemem fakat kitabı “Cemil Meriç’in tavsiyesi” kıstasından yola çıkarak edindiyseniz üzülerek belirtmek isterim ki yanlış kitabı edinmişsiniz. Cemil Meriç’in tavsiyesi olan kitap Dr. Ethem Bakar’ınİrade Terbiyesi adlı eseridir. Elimdeki Ketebe’nin 3.baskısının önsözüne göre Cemil Meriç’in sözleri aslında şöyleymiş: “Kaderimi tayin eden bir başka kitap da İbrahim Ethem’in Terbiye-i İrade başlıklı eseridir. Disiplin içinde çalışmayı bu kitaptan öğrendim.” Bold kısım kendi vurgumdur.
Bahsettiğim eser aynı zamanda tercüme değil telif bir eserdir, yani yazarının özgün bir çalışmasıdır. Eserin içinde Payot’dan alıntılar bulunduğu gibi yazıldığı dönemin çeşitli filozoflarından ve psikologlarından alıntılar da yer almakta. Bana sorarsanız Payot’nunkinden daha kapsamlı bir çalışma, tavsiye ederim (her ne kadar okuyalı çok uzun zaman olmuş olsa bile). Bir yandan pratik hayata dokunan yönü de var, sizi çok fazla teorik bilgiye boğmuyor. Payot’nun teori bölümünü okuduğunuzdan ne demek istediğimi anladınız sanıyorum.
Bu konu hakkında bilginiz vardıysa lütfen yazdıklarımı dikkate almayınız. O durumda nezdinizde diğer forumdaşların bilgisine bunu sunmaktayım.
Bomboş bir kitap değildi ama benim için tam bir hayal kırıklığıydı. Korku diye başladım ama kitapta korku adına neredeyse hiçbir şey yok. Yazar body horror ve yamyamlık üzerinden bir şeyler kurmaya çalışmış; fakat heyecan, gerilim veya “şimdi ne olacak?” hissi de hiç oluşmadı. Tamamen karakterlerin psikolojisi ve yaşadıkları üzerinden ilerliyor ve açıkçası okurken inanılmaz içim sıkıldı.
Bir annenin travması, yaşadıkları ve kızını kendine benzetmesi üzerine kurulu. Hayatlarına biri giriyor, kadına âşık oluyor anne karakteri ve olaylar giderek kızını yeme durumuna kadar uzanıyor. Lezbiyenlik teması da hikâyenin önemli bir parçası; yazar bunu korku türünün içine yedirmeye çalışmış ama bence ortaya ne korku ne de gerilim açısından tatmin edici bir şey çıkmış. Fikir ilginçti ama işlenişi bana hiç geçmedi. @W4YNE
Kitabı bitirdim. İlk 80 sayfa biraz durgun geçse de ondan sonra açıldı ve kitabı elimden bırakmak istemedim. Açıkçası kitapta kurgu ile gerçeklik çok iç içe geçiyor ve birbirine karışıyor. Kitabı çok beğendim. Yazarın ilk eseriymiş ve çok başarılı buldum. Kısacası tavsiye ederim.
Timur Soykan’dan okuduğum ilk kitap. Eser gazeteci olarak tanıdığımız Timur Soykan’ın gerçek kişilerin ilginç ve bir o kadar da acı hayatlarına kısa kısa değiniyor. Hazine avcısı, kağıtçısı, sokakta kalanı, İstanbul’a çalışmaya gelen göçmeni derken hüzne boğuluyoruz. Timur Soykan tüm bunları haber yaparken bir yandan da hikayeciliğinin ne kadar akıcı olduğunu da gösteriyor. Severek okudum. Diğer kitaplarını da almayı düşünüyorum.
Sokaktaki, şehirdeki, köydeki sıradan insanların başlarından geçen sıradan, günlük olayları süslemeden, olduğu gibi aktarmış. Toplumsal gerçekçilik. Su gibi akıp giden hikayeler.
Okuma sürecimi özellikle günlere yaydım çünkü hemen bitmesini istemedim; kitap gerçekten çok akıcı ve merak uyandırıcıydı. Olağanüstü bir kurgu ya da daha önce hiç görmediğimiz bir hikâye sunmuyor ama yazarın dili, olayları birbirine bağlama şekli ve gizemi canlı tutması gerçekten çok hoşuma gitti. Genç-Yetişkin türünde bir gizem-gerilim serisi bu arada.
Stevie, Nate, Janelle ve Vi’nin arkadaşlığını çok sevdim. Aralarındaki samimiyet hikâyeye güzel bir sıcaklık katmış. Ana hikâyedeki DOKUZ isimli arkadaş grubunun geçmişinin de güzel işlendiğini düşünüyorum. Katili kitabın ortalarına doğru tahmin etmeye başlamıştım ve iki kişi arasında kalmıştım; sonunda tahminlerimden biri çıktı. Yine de katilin nedenini ve olayların birbirine bağlanışını başarılı buldum.
Seriden okuduğum ilk kitaptı(serinin ayrıca beşinci kitabı. 1-2-3 üncü kitapları Amerika’da geçerken 4-5 Londra’da geçiyordu. Önceki hikâyelere dair spoiler vermiyordu bu yüzden bağımsız okunur) ve açıkçası diğer hikâyelerini de merak ettirdi. Sonunda kafamda sadece küçücük bir soru işareti kaldı ama genel olarak çok keyifli bir okuma deneyimiydi. Bir de çeviriyi ayrıca çok beğendim; dili oldukça doğal ve akıcıydı, gerçekten su gibi aktı.
Kısacası; kusursuz bir gizem değildi ama beni sıkmadan, merakımı sürekli canlı tutarak çok güzel bir okuma keyfi sundu.
Üç ciltlik serinin son cildini de bitirmiş olduk. İlk iki ciltte yükselen gerilim ve merak duygusu böyle bir sonla mı bitmeliydi? Bu sonu da seven olacaktır elbet ama ben sevmedim. Kötü değil ama en azından beklentilerimin altında kaldı diyebilirim. O kadar da hevesle okumaya başlamıştım oysa.
Balıkçı kitabını okudum ve çok beğendim.Kitabın belli bir bölümünden sonra çok fazla karakter dahil oluyor ve yavaş yavaş bu karakterleri tanımaya ve çözümlemeye başlıyorsunuz.Kendimde balıkçılığa ilgi duyduğum için okuması keyifliydi.
İslam sonrası Kürt inanışlarını, 90’lara kadar ki politik duruşlarını ve uluslaşma çabalarının yanında Alevilikle bağları, Türklerin konumu ve Mezopotamya coğrafyasındaki Kürt inanışlarına değinmesiyle kitabı oldukça beğendim. Başına her oturduğumda onlarca sayfa okuduğum, muazzam sürükleyici ve bilgilendirici bir kitaptı. Örneğin yanıbaşımız Iran’da Ehl-i Hak adında çok büyük bir bölümünün Kürt olduğu başka bir din olduğunu bilmiyordum. Ya da Tunceli’de güneşe ve aya tapınılan rituellerin olduğu panteist bir damar bulunduğunu şaşırtıcı bir şekilde öğrendim. Bir yandan da Anadoludaki Alevilikte Türkçe dışında gülbank olmaması şaşırtmadı. Şaşırtan şeyse Türk oldukları bilinmesine rağmen Kürtçe ya da Zazaca konuşan alevi aşiretlerdi. Yazarda Aleviliğin kimde önce olduğunu biraz değerlendiriyor ama 2000’li yıllarda yeterli araştırma yoktu belli ki.
Bunun yanında kitapta geçen dini ögelerin ve hikayelerin Hindistan’da da rastlanıyor olması üzerine, kimin kimden etkinlenmiş olabileceğini tartışıyor ama o konuda da henüz durum kesin değil. Açıkçası bu noktayı akademik ihtiyata bağladım, gerçek bence ortada.
Tarantino`nun yönettiği bir Yaprak Dökümü filmi izler gibi hissettim okurken.
Güzeldi, beğendim ama umduğum kadar etkilemedi beni.
Kısa bir yorum gerekirse çok akıcı, bazı evrensel hikayeler üzerine yapılan felsefi tartışmaları içeren bölümleri zihin açıcı ve etkileyici, ama karakterlerin iç dünyasına umduğum kadar giremedim. Beklentim çok yüksekti biraz bunun etkisi de olabilir, hayatımda okuduğum en iyi kitap olacağını umarak okumaya başlamıştım.
Kitabın arka kapağında da dediği gibi ‘‘paranoyanın ‘‘kitaplaşmış’’ hali.’’ Çok detaylı çok derin bir şey olduğunu söyleyemem ama hikaye ve anlatım olarak beni yakaladı. Pek çok kez filme de uyarlanmış, bazı filmlere de ilham olmuş bir hikaye. Ben severek ve heyecanla okudum. Sonu biraz kolaya kaçılmış gibi gelmedi değil ama olsun…