Hangi Kitabı Okuyorsunuz?


Orhan Pamuk - Beyaz Kale

Beyaz Kale’yi okudum. Orhan Pamuk’un kitaplarını karışık sırayla okuyorum, ama bu kitabı okurken keşke kronolojik sırayla okusaymış dedim kendi kendime.

Kitabın başında Faruk Darvınoğlu’na ait bir önsöz yer alıyor, bu adam kim diye aratınca Sessiz Ev’de yer alan bir karakter olduğunu öğrendim. Bu durum hoşuma gitti, ama bir yandan da Sessiz Ev’i okumadığıma hayıflandım. Faruk kitabı bir arşivde bulduğunu iddia ediyor, ama bazı sebeplerden dolayı tarihi bir belgeyken kendi yazdığı bir kitap olarak yayınlamaya mecbur olduğundan bahsediyor. Daha önsözden itibaren kitabın tamamına tesir eden ikilikle ilk defa burada karşılaşıyoruz, kitabı Faruk mu yazdı yoksa Faruk’un bulduğu ve biraz süslediği bir elyazmasından mı ibaret kitap. Her iki durum da Pamuk’un kitabın yazarlığından sıyrılmak için ürettiği bir oyundan ibaret, Pamuk bu oyunu güçlendirmek için kitabı oldukça sade yazarak kendini başarılı bir şekilde kitaptan soyutlamayı başarmış.

Pamuk üslup açısından kendisini soyutlamasına rağmen seçtiği konu ve tema açısından varlığını kitapta hala sürdürüyor. Özellikle Kara Kitap’ta kullanacağı metaforlara bu kitapta da yer verilmiş. Metaforların benzerliğinden ve iki kitabın yazım yıllarından dolayı Beyaz Kale’nin, yazar Kara Kitap’ı yazarken düştüğü sıkıntılardan kurtulmak için yazdığı, yazmak zorunda hissettiği öncül bir kitap olduğuna dair bende bir intiba uyandırdı. Kitapların birbirleriyle bağlantılı olmadığını biliyorum, ama yine de Kara Kitap’ın, Beyaz Kale’den sonra okunması gerektiğini düşünüyorum. Ben tam tersini yaptığım için Kara Kitap’ı yeterince anlayamadığıma karar verdim. Bu yüzden Kara Kitap’ı yazarın diğer kitaplarını okuduktan sonra tekrar okumayı düşünüyorum.

12 Beğeni

L.N. Tolstoy - Ivan Ilyiç’ in Ölümü bitti.

İvan İlyiç sıradan bir adamdır. Kendine göre iyi makamlara gelmiş, olması gerektiği gibi yaşamaya özen göstermiştir. Bir gün başına gelen ufak ve önemsiz gördüğü bir kaza sonrasında bu kaza sebebiyle rahatsızlanır ve bu rahatsızlık onu yavaş yavaş ölüme doğru götürmektedir. Bu andan itibaren ölümle ve aynı zamanda etrafındaki insanlarla yüzleşmeye başlayan İvan İlyiç yaşamını, varlığını ve ölümü sorgulamaya başlar.

Ve Tolstoy abimiz o kadar sade ve güzel anlatmış ki kendinizi İvan İlyiç’ i teselli etmeye çalışırken bulabilirsiniz. Ölüm düşüncesinin ve ölüme gidişin insan ruhunu nasıl etkilediğini okumak isterseniz harika bir kitap.

16 Beğeni

Ben bu kitapta tesellinin ölen kişi için değil de geride kalanlar için olduğunu daha net gördüm. Acaba insan ölürken teselli edilmek ister mi? :thinking:

1 Beğeni

H. P. lovecraft- Cthulhu’nun çağrısı(!itahaki karanlık kitaplık
Yazarın okuduğum ilk kitabı ve tek cümle ile fijrimi özetlersem. Yazarın ruh hastası olduğunu düşünmeme sebebiyet veren kitaptır.

1 Beğeni

0001866392001-1

Nathanael West - Bayan Yalnızkalpler

goodreads

1940 yılında, henüz 37 yaşında, bir trafik kazasında hayata gözlerini yumdu. Ölümünden sonra değeri anlaşılmaya başlanmıştı fakat deha(yazma dehası) potansiyeli taşıyan eserleri bir elin parmaklarını geçmediğinden de olacak, hiçbir zaman edebiyatın podyumunda yürüyemedi. Eşi ve kendisi bu elim kazada öldüğünde, başta Amerikan edebiyatı olmak üzere yazın dünyası bir fırsattan yararlanamamış oldu.

Bayan Yalnızkalpler, Amerikan Güzin Abla örneği diyebiliriz. Kendisi erkek olmasına rağmen mahlası böyle. Gizli bir gazete kalemi yani. Bu kısacık kitapta bir gazeteye gelen okur mektuplarıyla bezeli, biraz da mizahi satırlarla karşılaşacaksınız. Yalnız Bayan Yalnızkalpler’in hayatı, gelen mektuplardan bile enteresan. Tuhaf davranışlar sergileyen, hatta ufak tefek kriminal olaylara karışan, sarhoş olan, dayak yiyen, yabancılaşma benzeri bir duyguya kapılmış, dini açıdan da boşlukta olduğu açık olan gerçekten ilginç bir karakter. Takma adı dışında gerçek adını da kitap boyunca öğrenemiyoruz.

Anlaşılacağı üzere bu kitapta okur mektuplarından çok Bayan Yalnızkalpler’in buhranlarını takip ediyoruz. Okurlarından çok daha fazla yardıma ihtiyacı olduğunu düşünüyorum ben açıkçası.

Jonathan Lethem’ın kitabın başındaki yazısını elbette kitaptan sonra okumalısınız. Spoiler anlamında hayati bir şey yok ama ben her zaman bu tarz ilave yazıları kitabın sonunda görmek isterim açıkçası.

Bana bu eser özellikle sonuyla, Türk Edebiyatı Klasiği tadı verdi. Türk Klasikleri’nin o trajikomik, yarı dramatik hallerini çok anımsatıyor gerçekten. Sanki Hüseyin Rahmi okuyormuşum gibi hissettim kısa bir süre. Kısa ve kolay bir kitap olmasından dolayı Nathanael West’e başlamak ya da onunla tanışmak için çok uygun bir eser. Tavsiye ediyorum.

14 Beğeni

Guardian tarafından 21. yüzyılın en iyi 100 kitabından biri olarak değerlendirilen Kızların Suskunluğu bana ilk 100’ü böyleyse geri kalanları görmek istediğimden emin değilim diye düşündürdü. Bıçaklarımı kınından çıkardım biraz acımasız yorumlar yapmak için, kitabın sevenlerinden şimdiden özür diliyorum.

Okuyan insanlar olarak hepimizin belirli zamanlarda aklına muhteşem kurgu fikirleri gelir. Kimimiz sakince bu yazma yeteneğine sahip olmadığımızın bilinciyle bu fikri içimize gömeriz. Pat Barker’ın da aklına bu muhteşem fikirlerden biri gelmiş. Hatta savaşın kadın tarafının yakıcılığını yazma cesareti gösterdiği için tebrik ediyorum kendisini. Ama yüzyıllarca insanların dilinde gezinen ve Homeros’un kaleminden şahit olduğumuz bir destanın bu kadar “genç-yetişkin” diliyle yazılması, tarihi bir kutsallıktan çıkartılıp belirli kısımlarda bir kötü çocuk hikayesine dönüştürülmesi beni çileden çıkardı. Öncelikle kitap tamamen Akhilleus’un hikayesinden ibaret, hatta kitabın sonunda bunu Briseis’in ağzından da duyuyoruz. Sözde kadın bakış açısı ile yazılmasına rağmen hiçbir kadının karakterini, yaşanmışlıklarını tam olarak hissedemedim. Kitap sürekli " bu adam kardeşlerimi öldürdü ondan nefret ediyorum-bu adam aslında içinde kırgın bir çocuk taşıyor" ikiliği içinde gidip geldi.

Bıçağımı tekrar kınına sokup büyük bir beklenti ile başlanmazsa birkaç gün içinde bitirilebilecek ve sonrasında unutulacak bir kitap olduğunu düşünüyorum. Ama bunu okumak yerine Homeros’un destanını okuyup sonrasında kadınların yaşadıklarını kendi kafanızın içinde düşünmenizi öneririm. Eminim daha kanlı ve yapaylıktan uzak bir gerçeklik çıkar karşınıza. Güzel okumalar rıhtım sakinleri🌿

18 Beğeni

images (5)

Stephen King’in “Çağrı” kitabını bitirdim. King kesinlikle okuyucuyu nasıl kitaba bağlayacağını biliyor. Okurken asla sıkmıyor ve işlediği konu ne kadar ilginç olursa o kadar çok okumaya devam ediyorsunuz. Baş karakterimiz geçirdiği bir kazadan sonra yıllarca komada kalmasının ardından, bir şekilde kişilerin hayatı ve geleceği hakkında bir görüşe kavuşuyor. Olay bu kadar basit ama King’in kitabı kurgulaması ve karakterlerin hikayeleri o kadar cezbedici ki basit hikaye bir anda derin izler bırakabiliyor insanda. Kısaca söylemem gerekirse King sevenler zaten okumuştur, sevmeyenler de bu kitapla şans verip tanışabilir.

Okuduğum diğer kitap ise Steven Peck’in “Kısa Bir Cehennem Ziyareti”. Aslında şu anda otobüs yolculuğunda olduğumdan yol bitene kadar açar açar okurum diye aldığım bir kitaptı. Fakat yolculuğun 2. Saatinde kitabı bitirmiş bulunuyorum :joy: Daha da baya yol var :laughing: Adından da anlaşılacağı gibi cehenneme düşen karakterimizin gözünden cehennemi tanıyoruz. Sürpriz bozan vermek istemediğinden cehennem tasvirinden bahsetmek istemiyorum ama kitap çok akıcı ve merak uyandırıcı. Öylesine başladığım bir kitaptan bu kadar derin bir anlam beklemiyordum. Beni şaşırtan, beğendiğim bir kitap oldu.

24 Beğeni

Kısa Bir Cehennem Ziyareti forumun klasiği sayılır aslında. Verdiği mesajlar itibariyle çok güzel bir eser. Ben ilk başlarda ne güzel cehennem demiştim ama sonra…Beğenmenize sevindim.

3 Beğeni

Gene Wolfe sen bir ustasın.

Okumadan önce yorumları okumuştum seri ile ilgili. Çoğu yorum serinin okunması zor bir seri olduğunu söylüyordu ama ben öyle bir durumla karşılaşmadım. Şu gibi akıp gidiyor resmen. Yaratılan evreni falan harika.

Ancak bu kitabın okunması zor bir kitap diye resmedilmesi beni biraz rahatsız etti. Gayet rahat anlaşılabilecek betimlemeler var kitapta. Biraz kitap okuyan herkes rahat bir şekilde okuyabilir. Birde kitabın başında Neil Gaiman Wolfe okuma rehberi hazırlamış. Yok Wolfe’u şöyle okursanız daha iyi anlarsınız yok en az üç kere okumanız lazım. Bende kitaba başlarken korktum, ikinci bir Lem vakası yaşayacağım diye ama hiç korktuğum gibi olmadı. Yani uzun lafın kısası kitap akıcı.

Not: Kitap Dying Earth türünde.

29 Beğeni

Kısa ve bilindik bir hikayeyi anlatan bir kitaptı Sürgün Gezegeni. Konusu bağnaz, geçmişine bağlı bir toplum ile bazı olaylar sonucu bu gezegene düşmüş sıra dışı yeteneklere sahip bir toplumun karşılaşmasını anlatıyor. İki toplumun gözünden baktığımda ikisinin de haklı olduğu yerler vardı. Sonrasında bu hikayeyi iki toplum olarak değil de iki jenerasyon arasında geçse yine aynı sonuçları çıkaracağımı düşündüm. Alışagelmişin dışında, yoğun kitap okumayı sevenlere tavsiye ederim. 7/10

Konusuna bakmadan okumaya başladım ve başlarda tanıtılan 7 kabilenin hikayesini anlatacak diye beklerken hikaye çok farklı dallara ayrıldı. Heb, Man, Para, Poli, Şiz, Dep ve Kom kabilerinin her birinin farklı özellikleri var bu özelliklerinin geldiği yeri öğrenince şaşırdım ve macera kitabı gibi başlayan bir kitap daha farklı yöne döndü. Uzaylılar, mutasyon geçirmiş maddeler, psişik güçlere sahip insanları barından dolu dolu çok güzel bir kitaptı. 9/10

Serinin sonuna yaklaşırken HP evreni geçmiş hikayeleri de katarak gelişirken HP karakterinden iyice uzaklaşıyorum. Son kitabında yarısındayım. Filmlerden bildiğim bir hikayeyi kitaplardan deneyimlemek tabii ki daha güzel oluyor ve filmdeki mantık hatalarını anlamış oluyorum böylelikle.

Serinin üçüncü kitabı, karakteri artık tanıdığımdan mı yoksa farklı kişilerin hikayelerine çok ara vermeden dönüp devam ettirmesinden mi bilemediğim bir şekilde çok akıcı başladı. Kitabın yarısına bir günde ulaştım neredeyse. Kitabın ilk bölümünden itibaren hemen hemen her karakter adeta satranç hamlesi yapıyor. Her hamle kafamda soru işareti bıraktı ve bunları takip etmek için her bölümün sonunda notlar almaya başladım. Ne zaman hamleler bitecekte kim kimi alt edecek merakıyla akıp gitti kitap. Ha bu bölümde ha sonraki derken bir yerden sonra sıkmaya başladı. Sonunda Leto’nun Çöl İblisi şeklini alması ise tam bir fiyasko oldu benim için. Bu serinin başından beri baharatın verdiği fiziksel özellikler gençleştirme, rota bulma gibi özelliklerken; kumalabalılarından Hulk ve Venom karışımı güçlere sahip bir Leto hiç beklemiyordum. Vaizin Paul çıkmasına gelecek olursak kitapta kimliğinin ortaya çıkması çok sona saklandı bence. Oku gerdi gerdi geri çok geç bıraktı. Bu yüzden Paul olduğunu öğrenince heyecanlanamadım bile. Rahimde doğanların kendi içlerinde verdikleri savaşa ise bayıldım.
Irulan’ı ikinci kitapta çok aktif ve Paula karşı görürken bu kitapta çocukların gerçek annesi gibi davranması tutarlı gelmedi bana.
Idaho ve Gurney karakterlerini yan karakterden çıkartıp biraz daha geliştirseydi keşke. Idaho’nun ölmesine ilki kadar şaşırıp üzülemedim bile.
Corrino Hanedanı’nın bu kadar çabuk ittifak sağlayacağını düşünmüyorum. Gelecek kitaplarda sanki bu durum sorun yaratacak gibi.
Paul’un seçtiği yolda bile onlarca gezegen ve milyarlarca insan ölmüştü. Leto buna piknik gibi diyor, Altın Yolun Tayfun Savaşı ile daha büyük yıkımlar getireceğini düşünüyorum.
Hilkat Garibesi olan Alia da öldüğüne göre artık yeni bir düşman lazım olacak. Bu güçteki Leto’nun karşısına kim çıkacak merak ediyorum.

Sürpriz kaçıran olmadan söyleyeceklerim ise ilk ve ikinci kitabın tadını alamadan okudum bu kitabı. Yer yer çok karakterlerin davranışlarını çok sevdim yer yer mantıksız buldum. İlk üç arasından en düşük puanım buna olacak.8/10

Aklıma geldikçe sürpriz bozanlı kısma yazmaya devam edeceğim.

27 Beğeni

13 Beğeni

Devre Arası - Philip Kerr

Devre Arası, futbolla ilgili neredeyse hiçbir şey bilmememe rağmen çok büyük keyifle okuduğum bir kitap oldu. Philip Kerr’in okuduğum ikinci kitabıydı ve yazarı git gide daha çok sevmeye başladığımı farkettim. Çok samimi bir yazım tarzı var, keşke hayatta olsaydı da daha fazla kitabını okuma şansımız olsaydı. Zaten Scott Manson serisinden sonra Bernie Gunther serisine başlamayı düşünüyorum.

Başkarakterimiz London City futbol takımının teknik direktörü Scott Manson, zaten serinin adı da aynı. Kendisi futbolcu olduğu yıllarda yaşadığı bir olay sonucu, tecavüz suçundan 18 ay hapiste kalır ve sonradan aslında masum olduğunun anlaşılmazı üzerine futbola geri döner. Teknik direktör olduğu zamanlarda çok sevdiği bir arkadaşı, aynı zamanda takım arkadaşı, cinayete kurban gider ve Scott da bu cinayetin failini bulmak için büyük çaba sarfeder. Takımın sahibi Viktor Sokolnikov, karanlık işlere bulaşmıştır, Scott bunları da öğrenmeye çalışır. Çünkü takım sahibinin, cinayetle ilgisi olabileceğini düşünmektedir. Futbol temalı bir polisiye kitap olduğunu söyleyebiliriz aslında. Çünkü ben dediğim gibi normalde futboldan hiç anlamam, zaten kitapta anlatılanlar da öyle aşırı karmaşık terimler değil. Öyle olduğu zaman da yazar, hemen ardından açıklamasını yapıyor terimlerin. Üç kitaplık bir seri olduğunu düşünürsek olaylar çok karışacak gibi görünüyor. :upside_down_face:

13 Beğeni

Bernie Günther serisi de güzeldir. Ama Nazi dönemi Almanya’sı ile ilgili epeyce detay verir. Sıkılmayanlar için güzel bir dedektif serisi olacaktır.

1 Beğeni

Umarım sıkılmam, yazarın yazım tarzı hoşuma gittiği için sıkılacağımı sanmıyorum gerçi. :sweat_smile:

1 Beğeni

Hakan Günday’ın AZ kitabı o kadar etkilemişti ki beni, hemen arkasından Daha’yı dinlemeye başladım. Yine buram buram Günday kokan bir kitap. Baştan sona alıntı yapılabilecek cümleler. Yine çok beğendim.

Bu sefer insan kaçakçısı bir gencin hikayesi var karşımızda. Askerliğimi Edirne’nin İpsala ilçesindeki bir sınır karakolunda yapmıştım. Meriç ırmağı kıyısı boyunca nöbet tutar, Türkiye’den Yunanistan’a kaçmak isteyenlere engel olmaya çalışırdık. Birkaç kere yakaladığımız kafileler de olmuştu. Bu sebeple yani geçmişe dair anılarımı canlandırması sebebiyle kitap bende farklı bir yer edindi.

Sanırım sıkı bir Günday fanatiği olacağım. Sırada Piç kitabı var, en sona da Kinyas ve Kayra’yı saklıyorum. Daha az depresif olması sebebiyle Günday’a başlamak için Daha kitabını Az’dan önce öneririm. Günday okudukça da sıralamamı güncellerim.

Kitaba notum 9/10. Az kadar vurucu değil ama yine harika. Son olarak eklemem gerekir ki Günday’ın isim seçimleri harika. :slight_smile:

17 Beğeni

İstemsizce bu başlığın altında ritüelim haline gelmiş iki şey var: Kitapta belli bir sayfa kadar okuduğum kadarıyla sunduğum ilk izlenimlerim ve bitirdikten sonra genel eleştirim.

Zaman Çarkı serisine uzun yıllardır başlamayı hedefliyordum, sonunda cesaret edip dünyanın içine atıldım. Hikayeyi fazlasıyla etkileyen, inciğine boncuğuna kadar detayı verilen serilerle aram iyi olmuyor, bilindiği gibi epik fantastik serilerin geneli hacimli olduğundan dolayı bir süre sonra akıştan koparan çok detaylı betimlemeler insanı boğabiliyor. Betimleme dengesi konusunda Kadim Kanunlar serisini çok beğenmiştim. Ne zaman kitabı elimden bıraksam ‘‘Nasıl bu kadar okumuşum?’’ diye hayretle iç geçiriyordum.

Zaman Çarkı serisinde oldukça fazla ince detaylara maruz kalacağım gibi görünüyor. Ama işin başka bir boyutu var ki, ince detaylar ne kadar sık olursa okuduğunuz dünya o kadar gerçekçi ve etkileyici oluyor.

‘‘Ulan bu adam nasıl bu kadar detayı bunalmadan, sıkılmadan yazmış!’’ gibi bir serzenişte bulunabiliyorsunuz.

İtiraf etmeliyim, aşırı detaycılık da garip bir şekilde hoşuma gidiyor. Hayatım boyunca çelişkili biri oldum zaten…

Ve evet, serinin ‘‘Söylenildiği kadar varmış,’’ kısımlarına daha gelemedim, ama 100 sayfa itibariyle çok fazla karakterle tanışma fırsatı elde ettim. Bu da gırtlağından midesine yuvarlandığınız evreni daha detaylı kıldığı için çekici oluyor.

Zaman Çarkı şahsen görüntüsü itibariyle klişeymiş gibi bir izlenim uyandırdı. Vaktinde mide bulandıracak kadar anime, dizi, film, vb. şeylerle kafayı kırmıştım, kitaplara da sarınca bu tarz iyi ve kötünün savaşı, seçilmiş kahraman bla bla benzeri konuları okumama kararı aldım. Zaman Çarkı’nın dünya çapında büyük kitleler barındırması boş bir unsur kesinlikle değil. İlk kitabı sevmezsem, hatta nefret edecek raddeye gelecek olursam bile kendime ilk üç kitabı okuma sözü verdim.

Zaman Çarkı, epik fantastik dalında yazan tüm ünlü yazarlara bir şeyler katmış, çoğunun başucu kitabı olmuş, onlara ilham vermiş bir seri. Hayranlarının sevgisine de inancım tam.

Bir an önce bitirip, ilk kitap hakkında genel bir değerlendirmeyle bu başlığı tekrar huzursuzlandırmak istiyorum.

13 Beğeni

Ben de henüz yeni başlayanlardan sayılırım sanırım. 7-8 Aylık bir süreçte şuanda 6. kitabı bitirmek üzereyim. Size tavsiyem ilk 6 kitaba fırsat verin. Bana soracak olursanız 3. kitap şuana kadarki en kötü kitap. O kitap sonrası seriyi bırakmayı bile düşünmüştüm. 4-5 ve de muhtemelen 6 ile seri olgunlaşıyor ve kendi orijinalliğine bürünüyor diyebilirim. Yani ilk üç kitapta bahsettiğiniz klişelerden kısmen var ve serinin anlam kazanması maalesef 4. kitabın ortalarına kadar sürüyor.

Bunlar haricinde dediğiniz ayrıntı kısmına katılıyorum. Bu tarz gerçeklikten uzak ve fazlaca detaya sahip, adeta sıfırdan yaratılmış evrenleri okurken içine çekiliyormuş gibi hissediyorum. Böyle olmayan kitaplarda ise yine oldukça keyif alsam da daha çok kitabı izliyormuş gibi hissediyorum. Zaman Çarkı’nda kumaş türleri bile yazarın kendi üretimi. Ben detay okurken bunalırım gibi bir önyargıyla başlamış olsam da gayet akıcı bir şekilde okuyorum seriyi. Bir tek 3. kitapta çok ciddi, çok vasat ritim problemleri var. Resmen küfrede küfrede okudum. Tabii ben biraz abartıyorum belki siz hiç hissetmezsiniz.

2 Beğeni

Eğer dediğiniz gibi 3. kitapta benzer problemleri yaşayıp beğenmezsem devam etmek için 6. kitaba kadar şans verebilirim. Teşekkürler.

1 Beğeni

9 dan bildiriyorum 6dan sonra iyi şeyler hissetmedim kitapla alakalı bakalim 10-11-12-13-14 ne olacak…

1 Beğeni

Spoiler’dan çekinenler için özel inceleme…

Stanislaw Lem - İnsanın Bir Dakikası: Roman değil deneme. Çeviri küflenmiş. Sıkıcı. İmla filan iyi.

Ling Ma - Salgın: Berbat. İmla filan iyi.

Irvin D. Yalom- Ölüm Korkusunu Yenmek: Enteresan. Tercihe göre okunabilir.

E.T.A. Hoffmann - Kumadam: Sıkıcı.

Dan Simons - Hyperion: Güzel. Okuyun.

Cornelia Funke - Mürekkep Yürek: Çerezlik. Tercihen okunabilir.

Robert Louis Stevenson - Kaçırılan: Tarihi kurgu, savaş, kaçış, macera sevenler okusun. Güzel.

19 Beğeni