Sanırım kitabımız belli oldu. Bir sürpriz olmazsa “Yer açın! Yer Açın!” %50’nin de üzerinde bir galibiyet alıyor. 
Biraz romantik bir yorum olacak belki ama okuma alışkanlığı kazanmak için bir servete ihtiyaç yok hele ki gelişen teknolojiyle hiç yok. Evet ekonomi olarak giderek dibe batıyor, zaten kağıt fiyatları almış başını gitmiş durumda ama okumak için illaki kitabı satın almaya gerek yok, kütüphaneleri canlandırsak gençlere kütüphane kültürünü aşılasak “ekonomi” okumamaya bir bahane olmaz.
Belki ben şanslıydım imkan yaratma fırsatım çok olduğu için daha rahat ulaştım kitaplara bilmiyorum ama şöyle örnek vereyim, ben 92’liyim ilkokul ve ortaokul yıllarımda bu kadar çok yayınevi ve online alışveriş kanalı yoktu bu zamana kıyasla fiyatlar oldukça yüksekti, o dönemde sahaflar, arkadaşlarla takas yoluyla okuma alışkanlığını bir şekilde kazandım. Lise de aynı şekilde yurtta kalmanın avantajıyla elden ele dolaşarak ve okul kütüphanesiyle( ki bu kütüphane çok ahım şahım değildi ama yine de en azından klasiklere erişim sağlıyordu) idare ettim. Üniversite ise en büyük şansımdı “Mustafa İnan” gibi efsane bir kütüphaneye yolum düştü hala erişimimin olması avantıjını kullanırım.
Özetle okumak isteyen insan bir şekilde yolunu bulur diye inanıyorum eğer bahaneler varsa o işin içinde niyet olmadığını düşünmekteyim.
Son olarak hala İstanbulda ikamet ettiğim için buradaki duruma göre yorum yapabilirim ama hem İBB destekli hem de özel teşebbüslerin oluşturduğu küüphaneler var buralardan ücretsiz ya da çok cüzzi ücretlerle isteyen herkes kitap edinebilir.
Bu konuda da belki ticari yayınevlerine elveda deriz ama bu işi daha özverili yapan ticaret gözüyle bakmayan ilkeli yayınevleri bir şekilde hayata tutanabilir diye düşünüyorum
Elbette okunabilir fakat bu kadar efor harcanması gerekmemeli. Temel ihtiyaç sonuçta bu. Siz domatesi marketten de alabilirsiniz birkaç vesait yol giderek tarladan da edinebilirsiniz. Peki, bunun için birkaç vesait gitmek zorunda olsanız gider misiniz? Bu zora koşma neden? Kütüphaneleri üniversite hayatım boyunca ben de kullandım. Sonrasında İstanbul’da da kullandığım oldu fakat ciddi anlamda gidene kadar ayrı dert, dönene kadar ayrı dert. Teslim süresi başka bir dert. Güncel kitap bulmak bambaşka bir dert. Herkes klasik okumak zorunda değil veya buna zorlanmamalı. Bu askeriyede hep aynı yemeği yemek zorunda bırakılmak gibi bir cezaya dönüşüyor. Mutlaka okumayı seven insan okur ama bundan bıkanlar da olacaktır. Zaten kısıtlı vakitlere sahip olduğumuz bu yaşam koşullarında bir yerden bir yere giderek de vakti boşa harcamak bana israf gibi geliyor. Herkes özel araca, kolay ulaşıma, vaktini yollarda heba edecek lükse ve kaba insanlarla yolculuk edecek sabırda olamaz.
Benim ailemde kitap okuyan bir kişi yok. Tek okuyucu benim. Kitap almaya, bakmaya, okumaya gidiyorum dediğimde herkes ejderha görmüş gibi kaçışıyor. Teknolojinin gelişimiyle iyice tembelleşen bir toplumda yolu kütüphaneye düşmeyen veya kolay imkanları olmayanların çoğu elenip gidecektir. Kaldı ki senelerce İstanbul’da yaşadım. Siz gerçekten şanslısınız ama oturduğum yerden en yakın elle tutulur kütüphaneye ulaşmam 3 vesait idi. Yaklaşık 2 saat sürüyor. Dönüş de 2 saat sürüyor. İte kaka yolculuk etmek açıkçası benim tercih ettiğim bir durum değil. Günde 4 saatimi yola harcamak da istemem. 4 saatte ben 400 sayfa okurum. Bu da bir kitap eder. Üstelik gidiş geliş 6 vesaite vereceğim para ve harcadığım zamana denk düşecek parayla 2 kitap alırım şu şartlarda. Kılımı da kıpırdatmamış olurum fakat dediğim gibi tembelleşen bir toplum yapısındayız. Pdf, Storytel, e-kitap gibi seçenekler varken azınlıkta kalan bir kesim kütüphane yolu tutar. Ayağımın altında yarım saate yürüyerek ulaşacağım bir kütüphane olsa ben de giderim.
Bazı kütüphanelerdeki görevliler de oldukça ilginç oluyor. Kitaba dokunamıyorsun ki bakıp seçesin. Beğendiklerimi alacağım diyorum. Yok kitap vermiyoruz diyor adam. Devletin kütüphanesi. E, diyorum oturup okuyayım. Yok diyor okuyamazsın, masada bırakıyorsunuz, karışıyor. Yeni düzenledim zaten diyor. Bunlar başıma geldi benim. Bu münakaşalara girmek zorunda değilim. Huzur bulmak için kitap okuyacakken bindiğim her toplu taşımada gerildiğim yetmiyormuş gibi bir de kütüphaneye varınca savaşıyorum. Bunlar da hayatın gerçekleri maalesef.
81 tane il var. Her birinde yetkin kütüphaneyi bırakın kütüphane yok. Bazılarımız şanslı olabilir ama bu da bence bencil bir düşünce. Kütüphane kullanın demek de bir çözüm değil. Gidiyorsun okunabilecek 50 kitap var. Ben ayda 15-20 kitap okuyorum. Düşünün ki ben küçük bir ilde yaşıyorum. İki ay sonra ne okuyayım? Ya da düşünün ki yaşadığım yerde kütüphane yok. Çoğu yerde durum bu. Maalesef bunlar çözüm değil. Kendi yaşadığımız imkanlara göre değerlendirirsek eğer benim hiçbir sorunum yok. Rahatlıkla ölene dek okuyacak kitaba ulaşımım var ama öyle ama böyle… Bu bana şey gibi geliyor; eh, ben yaptım, onlar da yapsaydı. Okumak isteyen alır önlemini.
Size tepkili değilim yanlış anlamayın. Benim sinirim yaşam şartlarına ve herkesin eşit imkanlara sahip olamamasına.
Özellikle çok fazla BKK’den kitap var ankette. Çoğunluğun aldığı ve okuyacağı kitaplar. (Yeni alınan kitaplar başlığını takip edince öyle görünüyor.) Biraz daha kenarda köşede kalmış ilginç şeyler seçilebilirdi. Bu bir sitem değil, yanlış anlaşılmasın. Şimdi diyeceksiniz anket belirlenirken niye bir şey demedin. Oluşturan arkadaşlar çok hevesliydi, ben de ilk defa etkinliğe katılmaya karar verince bir şey demek istemedim.
Dediklerinize katılmakla beraber ülkedeki kütüphane kültürünün zayıflığı konusuna dikkat çekmek istedim bu konuda da kimse bir şey yapmıyor, özellikle son dönemde kitaplar bir süs eşyası konumuna sokan ve tek derdi instagramda poz veren insanlar sayesinde özellikle popüler kitapların fiyatı uçtu gitti, yine kendi tercihleri ama bunun yerine insanı daha bilinçlendirmeye, ortak kullanım alanları oluşturup bunları özendirmeyi seçebilseler çok daha güzel olur insanlık için.
Söylediğnizde haklısın ulaşım vs. problemleri var bu kültürü geliştirme ve yaşatmayla düzelecek bir konu demek istediğim herkes yaşadığı yerde ufak ufak örgütlense bir yerinden başlasa bu durum giderek büyüyüp erişimini arttırabilir.
Teknoloji sayesinde her şeye erişim çok daha kolaylaştı derken de artık kitaplara erişim çok kolay evet Türkçe kaynaklara ulaşmak hala sıkıntılı ama özellikle İngilizce’niz varsa ya da geliştirmeye çalışıyorsanız legal ve ücretsiz kitaplara ulaşılabilir ya da kitap seçerken eskiden sadece belli başlı insanların kitap yorumlarını okuayabiliyorken şu an forumlar sosyal medya vs. ile herkesin yorumlarını görebilir, incelemelerini okuyabiliyoruz. Kısacası gelişen teknoloji okumayı körelten değil aksine kolaylaştıran ve insanların erişimini de arttırdı. Bana bu dönemde ben aslında çok iyi bir okur olacaktım ama maddi imkansızlıklardan okuyamıyorum diyen kişilerle benim hiç zamanım olmuyor okumaya diyen kişilerle aynı kefede bu yüzden.
Dünyadaki sistem bu şekilde. Bana kalırsa da yapılmak istenen bu. Düşünmeden tüketen bir toplumlar ve kafa bulandıracak şeylerle düşünmeyi engelleyecek toplumlar yaratmak. Yönetimlerin bu vb. şekillerle insanların zihinlerini düşünmeye uyuşturduklarını düşünüyorum ben. Bu sistemin karşısında durabilmek için de ayni oranda hitabet ve güç lazım. Aksi halde denenen her şey mikro girişimden öteye gidemez. İnsanlığın çoğu günü kurtarma derdinde artık.
Bir noktaya kadar evet ama sonuçta hayatta kalma dürtüysüyle çakıştığı noktada çoğu kişinin umurunda olmayacaktır. Bu konuda pozitif yaklaşamıyorum.
Burada da parantez açacağım. Gelişen teknoloji insanları öyle çok bağımlı yaptı ki yine çoğunluk bir çırpıda okuyup hava atabileceği şeylerin derdinde. Bunları da ben okuyucu olarak nitelendirmiyorum maalesef. Yapılan son araştırmalar da okuyucu profillerinin ince kitaplara yöneldiği yönünde. Yani yakın gelecekte 300 sayfa bile “çok kalın kitap” yorumları alacak. Teknoloji aynı zamanda sunduğu şeyi çabucak tüketme psikolojisini de tetikledi senelerdir. Twitter’da karakter sınırı, İnstagram’da kısa videolar derken derken insanlar birkaç saniyede her şey olup bitsin istiyor. Tüketimin de hızlı sömürülmesi senelerce alışkanlık biçimi haline getirildi. Şimdilerde bile 500 sayfadan kalın kitaplar çoğu kişi tarafından “gereksiz uzatılmış” olarak adlandırılıyor. Yeni gelen nesil bunu 250 bandına çekmiş gibi duruyor. Bu bir okuma alışkanlığı mıdır emin olamıyorum. Sesli kitap da aynı şekilde üşengeç tüketim örneği olarak gösterilebilir. Yeni nesil buna açık ve gittikçe örselendiğini düşünmekteyim.
Bizim gibilerim eski kafa kaldığını düşünüyorum artık.
Toplum ihtiyaçları farklı yöne akıyor. Bakımlı erkek/kadın sükse yaptıkça elde olan vakit ve kazanılan para da bu yönde harcanıyor daha çok. Özellikle giyim ve kozmetik sektörü son birkaç yılın popüler tüketimlerini oluşturuyor. Çağdaşlaşan ülke profilinde bunlar ön plana çıkarılıyor. Bakımsız kişi aşağı görülüyor. Son zamanlarda bilinçlere dayatılan bu ya da sahip olunan şeyin toplumda kabul görmesi yeterli. Bu kitap bile olsa tüketilmesinin çoğunlukla sebebi hitap edilen kitle tarafından onay görmesi.
Konu uzar. Fikir ayrılıklarımız var. Elbette olacak. Ben biraz pesimist yaklaşıyorum. Optimist yaklaşımlar gerçeklerden uzaklaştırıyormuş gibi geliyor şu toplum düzeninde.
Ocak ayında Hans Fallada okuyalım mı?