Khand


(Yakışıklı) #1

Öykü Seçkisi’nde okumak için: https://oykuseckisi.com/khand/



I Hiç bir satranç tahtasına bakıp da “bu taşlar nasıl bu hâle geldi?” diye sorduğunuz oldu mu? Siyah pelerinle örtülü atın üzerindeki şövalyenin önderlik ettiği yüze yakın Hospitalier, Deus Vult naralarıyla Beyrut şehir pazarının içinden şehrin güney kapısına doğru ilerliyordu. Attıkları her adımla birlikte kuşandıkları zırh parçaları birbirine çarpıyor ve bu ahenkli metalik ezgi pazarın… (DEVAMI…)


(Pilav Ye, Kadınlara İnan) #3

Merhaba Çağatay,
Öncelikle kalemine sağlık, ne ara okumaya başladım, ne ara bitirdim anlayamadım hikayeyi ve bu da sanırım hikayenin başından yakalayıp sonuna kadar kaybetmediğin bir akıcılığın göstergesi. Okurken hiçbir yerde takılmadığım bu öykünün akışında “Keşke biraz daha fazla olsaydı.” dediğim tek şey yalnızca betimlemeler oldu. Elbette yazar ne kadarını uygun görürse makbul olan odur lakin uzun, sıkıcı betimlemelerle arası pek iyi olmayan acemi bir okuyucu olsam da tasvir ettiğin mekanların biraz daha dokunulabilir olmasını umdum akışta. Tabiki bu haddim olmayan serzenişime rağmen Sa’eed’le köle pazarına gittim, Khand’la kızgın çöllere düştüm, hançeri kalbime sapladım ben de.

Bir çift göz ona bakıyordu. Arap’tan İngiliz’e, Fransız’dan Türk’e kadar çok fazla insan görmüştü Khand ömründe, fakat bu adam, eğer bu şekilde adlandırabilirseniz onu, hiçbirine benzemiyordu. Gözü karanlığa alışmıştı, yüzünü seçebiliyordu az çok. Gülümsüyordu karşısındaki varlık, dişleri arasında katran vardı, gözleriyse zifirî karanlığın doldurduğu mağaralara benziyordu. İskandinav savaşçılarından dahi uzun boyu vardı, göz bebekleri büyümüştü gördüğü bu varlık karşısında.

Bu betimlemenin üzerine böyle bir şey düşünmem biraz şımarıklık gibi görülebilir, anlayabiliyorum. Ancak belki de böylesi betimlemeleri biraz daha okumak istemişimdir metnin genelinde. Eğer yapıcı olmasını dilediğim bu yorumla sınırlarımı aştıysam affet, tam tadında da bırakılmış olabilir tabii.
Onun dışında mekan olarak mistik bir ortadoğu atmosferi seçmen ve hikayeyle büyüyen bir kadının kendini arayışını konu edinmen tadı damakta kalan bir öykü olmasını sağlamış. Sa’eed’le uzun uzun konuşmalarına şahit olmak ve Khand’ın iç dünyasını daha çok öğrenmek istesem de bu, öykünün biçimsel veya içerik olarak bir kusuru olduğunu göstermiyor. Aksine böyle hayaller gerçeğe geçtiğinde hayaldeki gibi olmadığından tam tadında bıraktığını söylüyor gibi.
Ellerine ve hayalgücüne sağlık, umarım diğer seçkilerde de senden bir şeyler okuyabiliriz. :krs:


(Uygar Özdemir) #4

Ne kadar fazla tarihi gönderme ne kadar farklı onlarca mekan var! Bunu coşku ile karşılıyorum, öykü sadece bu açıdan bile ayakları üstünde duruyor ve onlarca güzel detay başıboş savrulmuyor. Orta doğu atmosferinin tadı Seray’ın da dediği gibi ayrı olmuş. Keza ben en çok o havayı sevdim. Evin yolunu bile karıştıran benim için ülkeleri, şehirleri, mekan isimlerini kullanan yazarlar pek havalı ki sorma. Özellikle bu kısımları hafif hasetle okudum ve kıskandım. Tebrik ediyorum.
Son olarak keşke rüya motifi görmeseydik de erkenden bitmeseydi öykü. Hikayenin içerik olarak okuyucuya çok fazla şey sunma potansiyeli var, bu kısalıkta bırakmak öyküyü heba etmek olur. Kalemine sağlık diyor ve burdan önceki öykülerini okumaya gidiyorum.
Sevgiler… :upside_down_face:


(Yakışıklı) #5

Vaktin ve değerli yorumun için çok teşekkür ederim Seray ^^

Yoğunlaşmak ve zaman, bu öyküyü yazarken karşılaştığım en büyük iki sorun bunlar oldu. Kurgu, karakterler (ki iki tane mevcut), mekânlar, her şey çoktan hazırken gereğinden fazla (belki de değil, tam emin değilim :nerd_face:) detaylara takıldım. Aslan Yürekli Richard’ın izlediği rota, Göksü Irmağı’nda boğulan Frederick, Batınîlerin yapısı, bi’ meme vardı ya internette, “basit bir şeye bakmak için wiki’ye gir, iki saat sonra Sovyetler Birliği’yle ilgili her şeyi bildiğini fark et.” diye, benimki de o hesap, tek fark kitaptan makalelere, filmlerden oyunlara kadar birçok kaynaktan faydalandım. Sonrasında takvime baktım ve şu hâlde öyküyü yazdım:

Betimlemelerle hiç aram yok, ne okurken, ne de yazarken, hiç sevmiyorum. Lâkin eleştirine katılıyorum, uçsuz bucaksız çöl, çeşniden hâllice bir coğrafya, betimlemelerin boyu kısa kaldı.

Şımarıklık ve had bilmemek falan, lütfen, duymadım bunları. Çok teşekkür ediyorum tekrardan vaktini ayırıp okuduğun ve eleştirdiğin için. Diğer seçkilerde bence senden bir şeyler okuyalım :sunglasses:


(Yakışıklı) #6

Güzel sözlerin için sonsuz teşekkürler Uygar, koltuklarım kabardı gerçekten de ^^

Öykünün Üçüncü Haçlı Seferi esnasında geçeceğini oturttum kafama, tam olarak nereden estiğini söyleyemem, zira ben de bilmiyorum :sweat_smile: Yani başı belliydi ve “acaba şöyle mi yapsam?” dediğim hiçbir şey 12. yüzyılın son on yılının verdiği hissiyatı bana veremedi başlangıçta. Bizans panikte, Anadolu karışık, Ortadoğu desen hepsinden karışık. Amma ve lâkin öykünün ortaları ve sonuyla ilgili çok fazla fikir vardı kafamda. Khand’ın rotası konusunda emin olamadım, beş tane rota çıkardım, kilometre hesabı yaptım, atın hızını düşündüm, nereye, nasıl ve ne zamanda gider, bu ve bunun gibi şeylere çok takıldım. Seray’a da söylediğim gibi, zaman ve yoğunlaşma, bunların sıkıntısını çok yaşadım yazım aşamasında. Zamanım olsaydı yoğunlaşmayı bir şekilde hâlleder ve ziyadesiyle uzun bir öykü yazardım, bunu isterdim de açıkçası, fakat dediğim gibi, zaman biraz zora soktu beni ve “iyice baştan savma uzun bir öykü veya olabildiğince toparlanmış kısa bir öykü” noktasına geldim, tercihim ikiden yana oldu.

Tekrardan çok teşekkür ediyorum vaktini ayırıp böylesine güzide bir yorumda bulunduğun için. Sevgiler bizden ^^


(Ufuk ) #7

Oy Çağatay ya of ki ne of… Her seferinde beni alıp götürüyorsun öykülerinle. Benim öyküme yorum yazanın sen olduğunu anlayamamıştım, şimdi her şey yerine oturdu. :slight_smile:

Kingdom of Heaven, Assassin’s Creed tadı aldım öykünden ki ikisi de çok sevdiğim eserlerdir. Karakterler resmen canlıydı öykünde. Uzansam tutacak gibiydim. Genel kanının aksine bence betimlemeler yeterliydi. Şuradaki tasvirine bayıldım mesela:

Bir anlığına geçmişi aklına geldi ata binerken, onun geçmişi kırık bir aynaydı, parçaları birleştirirken ellerini kesiyor, parçaları birleştirdikten sonra da mahvolmuş suretini görüyor ve istemeden de olsa “Bu muyum ben?” diye soruyordu kendine.

Sonu konusunda ufak bir hayal kırıklığı yaşadığımı itiraf etmeliyim. Bu kadar güzel yaratılmış tarihi bir atmosfere daha görkemli daha yüksek perdeden bir final yakışırdı sanki. Olsun, böyle de güzeldi. :wink:

Öykünün arka planında inanılmaz bir çalışma yattığı o kadar belli ki. Öyküyü yazdığın süreden daha uzun araştırmaya vakit ayırmışsın diye düşündüm. Dan Brown kitabında gibi hissettim kendimi. Büyük keyifti karakterlerle beraber seyahat etmek, o tarihi çarşı pazarların kokusunu solumak…

Bir de garip gelecek ama, öykünü okurken Star Wars: Rogue One’dan sahneler geldi gözümün önüne. Neden öyle oldu bilmiyorum. İlginç…

Aynen devam üstat. Çatal bıçağımı elime aldım, peçetemi dizlerime koydum yeni öykülerini afiyetle yemeyi bekliyorum. :rofl:


(Yakışıklı) #8

Fark ettim anlamadığını ve okuyacağın bu anı bekliyordum ben de ^^

Kingdom of Heaven ve Assassin’s Creed’e ben de çok severim Ufuk (her ne kadar Ezio’dan sonra mantara bağlasa da Revelations’a kadar olanlar efsanedir gözümde), oyunları tekrardan indirip oynamasam da kendimi bir şekilde o moda sokabilmek için filmi baştan sonra bi’ izledim önce, sonrasında da sahne sahne bakındım. Yetmedi, ne yaptım? Medieval II: Total War: Kingdoms’a girip bi’ Crusades patlattım. Şu şarkıyı da elli kere dinlemişimdir rahat:

İşte, bütün yazdıklarımın özeti, gerçekten de bu, fark edilmesi de benim için ayrı bir güzellik, tekrar diyorum, var ol. Uygar’a da dediğim gibi, daha geniş, daha kapsamlı bir öykü düşünüyordum ama zaman ve yoğunlaşma belimi büktü.

Vaktini ayırıp okuduğun, böylesine de güzel bir yorumda bulunduğun için de ayriyeten teşekkür ederim sana. Bir sonraki öykünü sabırsızlıkla bekliyor olacağım :krs:


(Ufuk ) #9

Soteye yattın ve avının tuzağa düşmesini bekledin demek!!! Vay arkadaş, olaya gel. Ava giderken keklik gibi avlandık iyi mi! :smiley:

Zaten bir şey diyeyim mi, öykü yazımının en keyifli anları o araştırmaların yapıldığı, ilk taslağın çıktığı ana kadar ki zaman bence. Sonrası aynı şeyi 50 kere okuyup hata aramak, ince ayar yapmak… En sevmediğim kısım…

Total War oyunlarını severim ama bir türlü düzenli oynayamadım. Assassin’s Creed’de serisinde Black Flag’e kadar bütün oyunları bitirdim. Revelations sonrası patates mi değil mi noktasında Assassin’s Creed 3’ün seride düşüş anlamına geldiğini söyleyebilirim. Devamı için oynamadığım için bir yorumda bulunmak istemiyorum. Genel kanı düştüğü yönünde ama oynadıktan sonra kendi görüşümü söylemek isterim.

Sen de bu güzel öykülerinle iyi ki varsın Çağatay. Başarılarının devamını dilerim.

Canım Assassin’s Creed çekti senin yüzünden, ne yapacağız şimdi? :smiley:


(Yakışıklı) #10

Vallahi ben Revelations’a düşmeyi düşünüyorum şu an ciddi ciddi Ufuk, hani reis dediğim adam Altaïr Ibn-La’Ahad fakat ilk oyunun mekanikleri çok eski ve “Kime boyun eğmek istiyorsun, ha?” cümlesini her duyduğumda o atmosfer yıkılıyor bende xD Ha bi’ de, Revelations’un sonu çok ama çok duygusaldı ya, ben çok sevmiştim.

Ezio’nun Altaïr’le karşılaşması (koltukta oturan kemikleri yani), davranışları, duyduğu saygı, acayip hoşuma gitmişti benim. Altaïr’in Darim’le olan konuşması, aralarındaki baba-oğul ilişkisi, böyle şeyler yok yeni oyunlarda Ufuk, hani yaşlı bir insan değilim ama pek genç de görmüyorum kendimi ruh olarak, ben duygu arıyorum oyunlarda, o doku olmadı da mı çöp oluyor benim için. O sebepten ötürü de oyunlarda, kitaplarda vs. ne arıyorsam, öykülere de onu yansıtmaya çalışıyorum. Ortadoğu ve Anadolu’nun en büyük istihbarat ağına sahip Sa’eed ve küçücük bir kız çocuğu karşısında duygularına yenik düşmesi, aralarındaki bağ, bütün onlar için de bir şekilde kendimi o atmosfere sokmam gerekti.

Gidip Kingdom of Heaven’ı tekrardan seyredeyim xD


#11

Çok beğendim öyküyü. Çok mekan olmasına rağmen anlatım o kadar iyiydi ki hiç karışıklık yaşamadım. Khand karakterini sevdim, çok doğal göründü gözüme. Öykünün akışı yerli yerinde olmuş. Keyif içinde okudum, insan kendini o atmosferin içinde buluyor. Ellerinize sağlık.
Kütahya detayı gülümsememe neden oldu. Az çekmedim havasından. :slight_smile: Akşehir de yıllarca yaşadığım bir yerdi o yüzden öyküde görünce eski anlarımı hatırlattı bana. :slight_smile:


(Yakışıklı) #12

Çok teşekkür ederim Duygu, öyküyü beğenmen, kendini atmosfere sokabilmen, hele hele Khand’ı sevmen çok hoşuma gitti.

Acemiliği Kütahya’da yaptığım için “dengesiz hava” dendiği vakit aklıma ilk olarak orası geliyor. Öğle vakti sıcaktan kulaklarımız soyulurdu eğitimde, sonra güneş bi’ batardı, Sibirya resmen. Akşehir de tatlı bir tesadüf olmuş.

Tekrardan vaktini ayırıp yorum yaptığın için teşekkür ederim, gelecek seçkilerde görüşmek umuduyla ^^


(Hiçliğin bekçisi…) #13

Merhaba,

Öncelikle öykünüzün adını çok ama çok beğendiğimi söylemeliyim. Bir kitap adı olsaydı ilk dikkatimi çekecek isimlerden biri olurdu. Khand… Ne kadar da güzel bir isim. Öykünün atmosferi çok güzeldi. Genelde bu tarz öykülere girince sıkılırım. İlk paragrafta bir sıkıntı basar beni ancak öykünüz bundan çok uzaktı. Diyaloglar yerli yerindeydi. Şurası da keşke şöyle olsaydı dediğim bir yer yok. Tek keşkem var o da kısa olması. İnsan kahvesini alıp, battaniyesini üzerine çekip keyifle daha fazlasını okumak istiyor. Bazen kelimelerle anlatamayacağınız şeyler yaşarsınız hani ben de anlatamıyorum şuanda. Uzun sözün kısası etkileyiciydi. Daha fazlasını yazmanız ve daha fazlasını okuduğumda daha anlatabileceğim şeyler söyleyebilmek dileği ile.


(Yakışıklı) #14

Merhabalar,

Çok teşekkür ediyorum, yorumunuz beni çok mutlu etti. Atmosferi hissedebilmeniz, öyküyü okurken yabancılık çekmemeniz, bütün bunlar çok güzel şeyler benim için. Khand isminin güzelliği de beni edebî bağlamda yazmaya başlatan kadının güzelliğinden geliyor.

Kısalık konusunda haklısınız fakat önceden de dediğim gibi, zaman sıkıntısı çektim epey. Okuyucuyu o dönemin atmosferine soktuktan sonra daha detaylı ve uzun soluklu bir yolculuğa çıkarmak isterdi gönül fakat, kısmet olmadı diyelim.

Vaktiniz, yorumunuz ve güzel dilekleriniz için tekrardan canıgönülden teşekkür ediyorum, çok incesiniz.


(Osman Eliuz) #15

Merhabalar.

Yine her yönüyle harika bir öykü. Bana kendi öykülerimden birini anımsattı. Bu atmosferi çok severim, özellikle çöl ortamını; o ıssızlıkta öylece yürümek bile başlı başına bir öykü olabilir. Ufuk’un da söylediği gibi metin üzerindeki emeği ele veriyor.

Benim de hayal kırıklığım finaliydi. Ne gerek vardı, dedim kendi kendime. Ortam, öykü ne kadar da güzeldi oysa. Finalde parmakların arasında kum diyerek yine de olayların gerçekliğine gönderme yapmışsınız lakin hiç tatmin olmadım, yalan yok. Neden; çünkü çok beğendim; başlı başına kendine ait olmasını istedim öykünün.

Sözlerim beğeniden kaynaklı, eleştiri için yazılmış şeyler değil. Gelecek seçkilerde de görüşebilme umuduyla.


(Yakışıklı) #16

Merhaba Osman,

Çok teşekkür ediyorum güzel sözlerin için. Çöl ve onun bir değişiği olan bozkır ortamını (hele hele hava şartları çetinse) ben de çok severim, yalnızlık, izolasyon, insanın ruhuyla baş başa kalışı bana çok güzel fırsatlar sunuyor bir şeyleri üzerine kurmak açısından.

Öyküyü beğenmen hoşuma gitti, ne mutlu bana ki harcadığın vakte değer bir şeyler çıkmış ortaya. Muhtemelen ilk uygun vaktimde senin dünyana giriyorum yüksek bir beklentiyle.

Tekrardan görüşmek umuduyla ^^


(Murat Barış Sarı) #17

Kurgusuyla, dilin kullanımı ile kusursuzdu.
Haçlı Seferleri zamanında, farklı mekanlarda geçen öykü ve karakterleri beni büyüledi doğrusu. Tarihsel kurgudan özellikle hoşlanırım ve çok beğendim.

“…çiğneyemeyeceği büyüklükteki lokmayı minicik ağzında çevirirken arada duraksayıp burnundan nefes alıp veriyordu.”

Gibi bizi olayın olduğu ana götüren ince detayları ve tasvirleri de çok yerindeydi.

Ama ben de Osman’a katılıyorum daha farklı bir final bu çok güzel öyküye daha çok yakışabilirdi diye düşünüyorum. Tabi sizin tercihinizdir. Belki uzun olacağını düşündünüz belki bu haliyle sevdiniz. Ama merak etmeyin bu haliyle de gayet güzeldi.

Hoşça kalın


(Yakışıklı) #18

Vaktin ve yorumun için çok teşekkür ederim Murat. Öyküyü beğenmen inan çok hoşuma gitti.

Final biraz aceleye geldi desem tam doğruyu yansıtmayacak ama, bu öykü benim için ya bu kısalıkta olacaktı ya da çok rahat bir şekilde 4000 kelimenin üzerine çıkacaktı. Vakit olmadığı için de böyle oldu.

Gelecek seçkilerde görüşmek dileğiyle ^^


#19

Aşk olsun sana Çağatay. Aşk olsun!

Böyle güzel mi yazılır bir öykü, böyle güzel mi anlatılır o dönem, böyle güzel mi canlandırılır o atmosfer okuyanın zihninde :smiley:

Yüreğine kalemine sağlık. Çok sevdim, işlediğin konuyu, konunun geçtiği dönemi :slight_smile:

Aha dedim, Ingmar Bergman’ın Yedinci Mühür filmine gönderme :smiley: Bir an o canlandı gözümde :smiley:

Daha en başından tutup hallaç pamuğu gibi savurdu öykü beni. Sonu nasıl geldi anlamadım. Ammaaa, al sana koca bir ‘Aşk Olsun!’ da sonu için.:smiley:

Hiç olmuş mu o son bu güzelim öyküye, hiç yakışmış mı? Bence yakışmamış. Sonuna kadar kasıp kavuran , alıp savuran bu güzelim öykü için bu ‘Son’ u görmezden gelebilirim. Yapma böle şeyler. Üzme bizi :slight_smile:

Son bir şey daha: Bence Fantastik Kurgu hiç de yabancısı olduğun diyarlar değil. :wink:

Eline yüreğine sağlık. Kalemine kuvvet :smiley:


(Hacı) #20

Etkileyici baş tarafı bende maaolf okuyormusum hissi uyandırdı. Güzel bir öykü kaleminize sağlık.


(Yakışıklı) #21

Vaktin için ayrı, güzel sözlerin için ayrı teşekkür ederim Umut, tebessüm oluşturdun yüzümde, Allah razı olsun ^^

Öyküyü beğenmen beni çok mutlu etti. O giriş cümlesini yazarken de aklımda Yedinci Mühür yoktu, lâkin delirmişçesine lichess üzerinde satranç oynuyordum. Sonrasında bu kadar yeter artık deyip öyküye döndüm, ama bu “kararlılık” da pek uzun sürmedi. Neden? Satranç ile haçlı seferi yan yana geldi, oturdum filmi izledim :smiley:

Finalle ilgili bir yorumda bulunmayayım, ancak boş yere kafa şişiririm. Kafamı öne eğip eyvallah diyorum sadece ^^

Şu sözü senden duymak güzel, çok güzel. Sonsuz teşekkür ederim tekrardan.

Gelecek seçkilerde görüşmek dileğiyle, esen kal ^^