Kitap Başvurusu Reddedilenler


(Umut K.) #21

Ben yazdığım uzun öyküyle başvurdum. Daha önceden senaryo üzerine okuduğum için yazın alanında biraz olsun tecrübem vardı. Ama yazdıklarım içinden tam anlamıyla bitti dediğim tek eser, yayınevine gönderdiğim eserdi.

Ben yayınevine gönderdikten birkaç ay sonra yazdığım şeyi tekrar okudum. Bu sayede biraz olsun unuttuğum için yazdığım esere daha objektif bir şekilde bakabildim. Bazı noktalarda amatörce davrandığımı görünce yayınevinin kabul etmeyeceğini anlamıştım.

Başvurduğum bütün yayınevleri çok bilindikti. Galiba sorunlarımızdan biri de bu. Düşükten başlayıp yavaş yavaş yükselmek yerine direkt zirveden başlamak istiyoruz.

Şablon cevap yerine hikayeye dair birkaç eksiği profesyonel bir bakıştan duyabilseydim daha büyük bir şevke sahip olabilirdim.
Şu an için yazmaya ara verdim. Ama bunun sebebi yayınevinin reddi değil, aşırı okul yoğunluğu.

Bu başvuru eksi bir durum değil ki. Daha önce başvuru yapmaman ile başvuru yapıp reddedilmen aynı şey. İkisinin de gelecekteki başvuruna bir etkisi olmayacak.


(Pelin ) #22

Ben eğer yazma şevkini kırıyorsa hazır hissetmeden başvurmamak daha iyi olur diye düşünüyorum, o yüzden özellikle sordum bunu. Reddedildikten sonra kendini geliştirip başvururken insan çekinip olumsuz düşünebilir, sıfırdan başvurmakla aynı olmayabilir. Ama kişinin niyeti varsa er ya da geç başvuracaktır. Bunun için uygun zamanı bulmak da zor. Sonuçta her zaman daha iyisini yazabiliriz ama böyle giderse ömür tükenir.


(Umut K.) #23

Bu biraz da kişinin objektifliğine bağlı. Ben kendime eleştiri yaptığımda zaten bu eserin reddedileceğini biliyordum. O yüzden şevk konusunda bir sıkıntım olmadı. Ama bir başkası sonuna kadar eserinin arkasında olup eserinin çok iyi olduğunu düşünürse ve buna rağmen reddedilirse, dediğiniz durum gerçekleşebilir.
Böyle bir durum yaşayan forumdaş varsa belki bize ışık tutabilir.


#24

Valla illa kitap bastırmak isteyen varsa benden ücretsiz fikir, direk kullanabilirsiniz:
Kitap Adı: Aşkın Kara Şövalyesi

Konu: Batman, yani Bruce Wayne henüz 17 sinde bir liseli. Daha tam Batman olamamış malum… Tabi annesi babası öldürüldüğü için, ergenlik dönemine de girdiğinden lisede bazı problemleri var. Hocaları evin uşağı Alfred’e diyolarki bu çocuk okumaz, çok kavgacı sorunlu filan… Eee napıcaz, işte hocalar bir araya geliyor o milyon dolarlık sadece en zenginlerin gittiği lisede ve diyorlarki özel bir program uygulayacağız genç Bruce’a. Program ne? En en en zengin çocuklar için özel bir eğitim programı varmış, liseyi her hafta farklı bir ülkece farklı bir okulda, hemde o yerin en vasat okulunda okuyacak. Dünyayı görüp burnu sürtecek bir nevi… Efenim program başlıyor Çin’di, Uganda’ydı, Almanya’ydı derken sıra geliyor Türkiye’ye. Bruce Bayrampaşa Anadolu Lisesi’ne düşüyor mu? Sonra orada sınıfta Ezgisu’yu tanıyor aman bir haftada bir aşk… İlk görüşte tabi… Neyse sene bitiyor ama bu Ezgisu’yu unutamıyor. Yazın her fırsatta özel uçağıyla Türkiye’ye geliyor. Bir yandan Bayrampaşa lisesinin belalı tayfası Arap Bedo ve çetesi, diğer yanda Gotham Lisesindeki başına bela olan çocuklar (ki bu çocuklarda bilmececi, kedi kız, çift yüzün liseli hali, hatta birde o sene joker geliyor). Bruce ergenlik mi yaşasın yoksa derslerine mi çalışsın, bir yanda aşkı Ezgisu… Öbür yanda düşmanları… İşte yavaş yavaş ortaya Batman çıkıyor. Hatta yaz tatilinde birde ailesinin izni olmayan ve pasaportsuz vizesiz Ezgisu’yu Gotham’a kaçırışı var ki… Of Of…


(Hiçliğin bekçisi…) #25

Yaklaşık beş sene üzerinde çalışıp bir roman yazdım ve bunu bittiğinde gönderdim. Üstünden defalarca geçtim. Bir sürü insana okutup yeniden yeniden ve sanırım onlarca kez düzenlemesini yaptım. Bu aşamalardan sonra emin olunca gönderdim.

Bir yıl taban bir süre. Mesela 5 sene olmuş ama Altın Kitaplar, Timaş vb. yayınlar hâlâ cevap atmamış. Dün konu açılınca merak edip bakayım demiştim. :smiley: İnsan sürekli gelişir. Bunu en ünlü yazarlarda bile görebilirsiniz bence. Ben o zamanlarda yazabileceğimin en iyisini yazdım ve kendimden de emindim. Daha iyi olabilir mi? Elbette olabilir ama o zamanki bakış açım ve gelişimimle bu mümkün değildi. Şimdi baktığım zaman elbette eksik buluyorum. Muhtemelen bugün bir kitap yazsam bundan beş yıl sonra onu da eksik bulacağım çünkü sürekli okuyorum ve gelişiyorum. Bence bu soru pek doğru bir soru değil. Bir yazarın sanırım bu konuyla alakalı bir cümlesi vardı tam emin değilim nasıldı veya kimdi ama şuna benziyordu: Eğer tam anlamıyla kusursuz bir eser yazdığınızı düşünüyorsanız asıl o zaman hata yapıyorsunuz demektir. Yani sonsuza dek bir önceki eserimizi beğenmeyeceğiz ve mutlaka bir eksik bulacağız. :slight_smile:

Ben neredeyse hepsine başvurdum. Bilindik veya bilinmedik ayrımı yapmadım. Bilinmeyenler zaten sizden hemen ücret talep ediyor. Bu ücret 2010-2016 seneleri arasında 3000 ile 5000 tl civarındaydı. Ben bunları kabul etmedim. Çok bilinen bir yayınevinden ikinci aşamada elendiğime, biraz daha üstünde çalışırsam daha güzel olacağına dair bir cevap aldım. Diğer yandan başka bir yayınevi ücretsiz basım için onay verdi. Sözleşmeyi de yaptım ama sözleşmeye uymadıkları gerekçesiyle aramız açıldı ve direkt sahibine ulaşarak dosyamla ilgilenen kişiden memnun olmadığımı, ukala tavırları yüzünden rahatsız olduğumu ve anlaşmayı feshetmek istediğimi belirttim ve yolları ayırdık.

Kırdı. Çünkü yayıneviyle yaşadığım yıpratıcı bir sürecim oldu. Yazmayı bırakmadım ama büyük kurgularla uğraşmak yerine daha basit öyküler yazıyorum. Bunun gerçekleşmeyecek bir hayal olduğunu da görmüş oldum. Bu yüzden kendim için yazıyorum. Beğenip okumak isteyen okur istemeyen ise okumaz. Ben yazıp kenara atmış olurum ve kısa süreliğine de olsa kendi kurduğum dünyada yaşamış olmanın keyfini sürüyorum. ^^ Yukarıda da bahsettiğim gibi bugünden sonraki hangi aklım olursa olsun hep gelişeceğim için her zaman bugün yazdığım şey yarınkine göre kötü olacaktır. Bunun bir sonu yok. :slight_smile:


Bir kitap yazacak olsaydınız türü ne olurdu ?
#26

Tamamını Okuma - Murat Yalçın (Öykü Gazetesi Nisan sayısından alıntı.)

Ne düşünüyorsunuz arkadaşlar? Ne kadarının okunması gerek sizce?

Ben okur olarak epey katlanıyorum bir kitaba ama katlanılacak kadar kötü olduğunu anlamam için 5-6 sayfa yeter.

Not: Yazının tamamı bu değil, ama anlatılmak isteneni okuyabilirsiniz bu kadarıyla.


(Pelin ) #27

Benim limitim otuz ila elli sayfa arası. Bu sayfalarda sarmıyorsa sarmıyordur diyip bırakıyorum.


(Emre ) #28

Doğru söylemiş. İlla kitabım olacak diye kasan gider internette yazar. Yayıneviyle meviyle uğraşmaz.


#29

Yazdıklarınız bir okur olarak kendi tahammül seviyenizi karşılıyor mu peki?

Siz internette kendi kitabını yayınlayanları takip ediyor musunuz? Yazar olmakla kitap sahibi olmak arasında bir fark olmalı ve bence o çizgiyi yayınevleri (iyi olanlar) koruyor.


(Emre ) #30

Takip etmiyorum ama internette kendi kendine bir şeyi başaran bir çok insan gördüm. Özellikle sizin şu küçümsediğiniz Enes Batur gibi insanları ya da Wattpad’te kitap yazan insanları vb. vb. Örnekler çoğaltılabilir ben bunları veriyorum sadece.

Bugün insanlar İnterneti düzgün kullanabildikleri için başarılı oluyor. Çok rahat kendisini tanıtma başarısına ulaşabilir ki amacı buysa.

İnternet gibi bir nimet varken ve ilk kez kitabı basılacak birisinin özellikle de normal, sıradan bir insanın yayıneviyle uğraşmasının ne anlamı olabilir ki?


(Pelin ) #31

Objektif olarak bunu söyleyebilmem çok zor ama başlangıç kısmının sarması için elimden geleni yapıyorum.

Bu arada sanki kurgusu sarmazsa bırakıyorum gibi olmuş, ben aslında dili sarmazsa bırakıyorum. Kurguyu otuz-elli sayfa arasında yargılamak mümkün değil. Yazarın anlatımı çekici değilse, dünyanın en ilginç kitabını da yazmış olsa içimden okumak gelmiyor.


#32

Ben de takip etmiyorum o yüzden benim için anlamı var. O kitabın bana daha kolay ulaşabilmesi için -sıradan birinin- nitelikli bir yayınevinin ya da eleştirmenin süzgecinden geçmesi gerek.

Evet, ben de o insanları görüyorum.


(Hiçliğin bekçisi…) #35

Burası biraz şaibeli… Yayınevleri birtakım (Wattpad) kitapları “maddi kazanç eleğinden” geçirdikten sonra nitelikli kavramımda büyük değişimler oldu.


(Kasvet Ulu) #36

Açıkçası kendim de çok emek vererek yazdığım için elime aldığım kitaba mutlaka şans veriyorum. Eskiden ilk sayfasında bile bırakırdım. Ama şimdi işin mutfağından haberim oldu, daha fazla okuyorum, bırakacaksam da yazar ne anlatmaya çalışmış en azından onu kavradıktan sonra bırakıyorum. Öykü kitabıysa bir iki öykü, romansa da en az bir bölüm yetiyor.

5-6 sayfada gördüğünüz hangi özellikler kitabın kötü olduğunu anlatıyor size?


(Emre ) #37

Nitelikli bir yayınevi neye göre nitelikli yani? Ordaki eleştirmenler nitelikli de okurlar niteliksiz mi? Kitabını okuyacak kitlelere bu muameleyi mi yapıyor yeni yazarlar? Hem ben niye kendi eleştiri süzgecimi başkasına teslim edeyim ki.


#38

@pcd 'nin dediği gibi üslup çok çabuk anlaşılıyor. Tamamen kişisel olarak size hitap edip etmemesi ile alakalı olduğundan, değerlendirme yaptığım bir başka açıyı anlatacağım. (Bir esere pek çok açıdan baktığımı da belirtmek istedim. :slight_smile: )

Benim için 5-6 sayfa 10-15 dakika ediyor yaklaşık, yavaş okurum. Kitapta olaylar ilerlemiyorsa ya da kurgu derinleşmiyorsa dakikalar geçtikçe yani ben yerimden kıpırdamıyorsam o kitap bir şeyler anlatmak istemiyor diye düşünüyorum.

X ve Y eksenleri gibi ya derinleşmeli ya da olay örülegelmeli. Önemli olan devinim, sayfayı çeviriyorum, okumaktayım, yelkovan hareketini kesmiyor ama ben kurgu içinde gram hareket etmiyorsam içimi bir sıkıntı kaplıyor. Üzerine yazarın kalemi hakkında düşündüklerimi ekliyorum. Konusunu çeviriyorum kafamda ve voltranın oluşması için 5-6 sayfa yeterli oluyor.

Not: Biraz toparlamaya çalıştım ama kısa sürede cevap vermek için bu kadarını yapabildim. Umarım anlaşılmışımdır.


#39

Tabii ki öyle bir durum yok bu tamamen kitabın bana ulaşması ile alakalı. Sevdiğim bir eleştirmen -nitelikli bulduğum- bir kitabı övdü ise alır okurum. Beğenmediysem olumsuz eleştirimi yaparım. Kimsenin fikirleri bir başkasınınkine göbekten bağlı değil.

Size göre tabii ki, okurluk damak tadı gibi kişiye özgü. Bu arada evet, okurların çoğu niteliksiz. Bu bir süreç okurluk, eleştirmenlik. Kim eğer %100 kusursuz bir okur, eleştirmen, yazar, insan, anne, baba vs. olduğunu düşünürse hataya düşmüştür. Bu fikirler de diğerleri gibi tamamen bana ait.


(Emre ) #40

Sizin dediklerinize de katılıyorum. Velakin internet çağında yaşıyoruz. Yukarıda okuduğuma göre bir dosya süreci 4 ay ya da bilmem kaç yıl sürüyormuş? Kısacık ömrümde bu kadar boşuna bekleyerek yaşayacaksam hiç uğraşmam o kitabı yazmakla ben. İnternette 4 ayda en az bir 100 kişi kıyısından köşesinden okur yorumunu yapar diye düşünüyorum. Hem madem bu kadar isteklisiniz, lafım size değil, forumun Öykü Seçkisi’nde, Wattpad cart curtun fersah fersah üstünde öyküler yazılıyor onları niye okumuyorsunuz? Siz başkalarınınkini okumazsanız başkası sizi niye okusun ki?

Ayrıca internette sansür derdin yok, tamamen özgürsün, yayınevi ne diyecek arkadaşlarım ne diyecek derdin yok ismini gizlersin yoluna bakarsın… Arada bir de aylık toplam 100-150 tl elektrik+ internet faturası ödersin salt.

Bakıyorum mesela Cüneyt Özdemir’i televizyona çıkarmadılar, İrfan Değirmenci’yi kovdular, adamlar internet denen varlığı çok güzel kullanıyorlar şimdi ve ikisi gibi bir çok insan kariyerinde daha yüksek etkileşim alabiliyor bu sayede.

Sonra Evrim Ağacı var, Sikkofield var, Nebuch var (kendi takip ettiğim örnekler) bunlar internette 3-5 kişiye yazarken, konuşurken bugünlere geldi.

————
Yani sadece kitap yazmak konusunda bakacak olacak olursak benim görebildiğim bir sürü alternatif var. Ha ama rahat konuşuyorumdur belki bilmediğim noktalar vardır, çünkü kitap yazma potasına girmeyi hiç düşünmedim. Ha illa yayınevinin basmasını istiyorum diyen de çıkar o da herkesin kişisel tercihidir.


(Aslı Dağlı) #41

Ben hala birilerinin su sorulara yanit vermesini bekliyorum.

Ote yandan sunu da soylemeden gecemeyecegim: Wattpad yazari denen kimselerin ve onlarin yazdiklarinin, sizlerin yazdigi ya da yazmaya calistigi metinlerle ayni olmadigini neden kimse kabullenemiyor? Hedef kitleleri farkli; alicilari farkli; okurlari farkli. Ne kadar rezil olduklarini dusunsem de sadece onlari okuyan bir kitle var ve yayinevini zarara sokmuyor. Ustelik pek cok yayinevine daha iyi ceviri eser basabilmek icin maddi guc sagliyor.

Simdi gelelim bizleri burada bulusturan fantastige, bilimkurguya vs. Yahu dunyada coooook unlu olan, kitaplari kapis kapis giden yabanci bilimkurgu yazarlarinin kitaplari bile ilk baskiyi zor satiyor bu ulkede, belki ikinci baskiya giriyor. Burada bir araya geldigimiz ya da cevremizdeki arkadaslarimiz da bizlerle ayni zevki paylastigi icin saniyoruz ki bir kitle var. Yok oyle bir kitle. Kitaplar depolarda curuyor.

Gunde 20 kitap taslagi geldi diyelim. Yayinevlerinin cogunun 3-4 kisilik editorluk kadrolari bulunur. Bu 3, 4, tas catlasin 5 kisi de sabah aksam soru hatlarinda sordugunuz kitaplari yetistirmeye calisir (pek cok kitabi birkac aydir beklediginiz dusunuldugunde islerinin ne kadar baslarindan askin oldugunu tahmin edersiniz diye dusunuyorum). Haliyle basvuru kitaplarin okunmasi icin ek eleman alinmasi gerekir. Siz bir kitabi kac gunde okuyorsunuz? Son okumalar genelde 4 gun alir. Her kitap 4 gun aldi diyelim. Alinan eleman 1 kitabi okuyana kadar okumasi gereken kitap sayisi 19’dan 99’a cikti. Neden hicbir yayinevinin zirt diye donemedigini anlamis oldugunuzu saniyorum.

Hadi diyelim ki bizim basvuru okumaci eleman 6 ayin sonunda, basilacak turden bir kitap buldu. Konusuldu gorusuldu ve kitap 2000 basildi. Ve tabii ki satmadi. Kitap okumaci elemanin maasini kim neyle oduyor bu arada? Yayinevi aylik olarak zarara girmiyor mu? Ekonominin trambolin ustunde hopladigi bir ulkede hangi sirket zarara girmeyi kabullenebilir?

Kaldi ki yukarida iki kere tekrar edildigi uzere neden illa tepeye konmaya calisiyoruz ki? Zira gorduklerim bana ceviribilim bolumunden mezun oldugu anda ulkenin en buyuk yayinevlerine girebilecegini sanan ogrencileri animsatiyor. Kariyer basamagi kavrami sanatta da vardir. Calisa calisa yukselirsiniz. Basacak kitap bulmakta zorlanan, size uc kurus bile veremeyecek bir yayinevinde bastirirsiniz kitabinizi. Ardindan o CV’nizin ta kendisi olur.


(Emre ) #42

Oh be sonunda içeriden birisinin gayet açıklayıcı yorumları geldi.

Forumda en çok görüp nefret ettiğim şey şu ya: Sürekli wattpadde bir şeyler karalayanları eleştirir, Enes Batur’u bilmem neyi kimi eleştirir? Abi sor bir kendine sen ne yaptın madem de eleştiriyorsun onu bunu? Daha elinin altındaki interneti kullanamamışsın adam senin yapamadıklarını yapıyor diye kin kusuyorsun.