KR Kitap Kulübü #3 Vüs'at O. Bener - Dost Yaşamasız


#23

Bitirdim. :smile:

Kitaba gelecek olursak, öykü sevmediğim için kendi irademle alıp okur muydum bilmiyorum. Bu yüzden kitabı çok sevdiğimi söyleyemem.
Bir de şunu söylemek isterim, kitabın matbu halini bilmiyorum ama e-kitap halinde bazı teknik hatalar var. Mesela kelimeler kısa çizgilerle hecelenmiş, cümle yarıda kesilmiş alt satıra geçmiş. Yazarın tarzı bu mu emin de değilim ama okurken rahatsız oldum. YKY’ye mesaj attım, teknik bir sorunsa umarım düzeltirler.

Bir sonraki kitapta görüşmek üzere. :blush:


(Emre Can Doğan) #24

O Vüs’at Bener’in tarzıydı aslında.


#25

Şu yazarın tarzı mı yani? Ben onu sorun sandım :smile:


#26

Sanırım bu etkinlik dışında dikkatimi çekse de iradi olarak şimdilerde okuma listeme alacağım bir kitap değildi. Muhtemelen okuma eylemini sürekli ertelediğim bir kitap olurdu. İyi ki diyorum şimdi böyle bir etkinlik ile karşıma çıktı ve okudum.
İlk yorumumda da bahsettiğim gibi çok ağır geldi, birçok öyküden sonra okuduklarımı sindirmek için zamana ihtiyaç duydum, sanki öykü bitiyor ve boğazımda bir yumru olarak kalıyordu. Sürekli yutkunma ihtiyacı ile kendime gelmeye çalıştım.
Yazar anlatmak istediklerini bazen o kadar kısa cümlelerle (bir veya iki kelimelik) anlatmış ki utandım kendimden okurken, çünkü bu kitaptan önceki bana göre uzun tasvirler, bolca virgüllü birkaç satırlık cümleler olmadan çok da mümkün değildi etkili bir anlatım. O kısacık cümlelerin bende yarattığı etkilerle anladım, öyle değilmiş durum. Sadeliğin yarattığı derinlik, kitabın bendeki genel izlenimi.
’Doğur, sömür, sev!’ kısacık üç kelime yan yana dizili, ancak okuyorum ve sanki üzerine saatlerce düşünülecek, konuşulacak ve hatta bir şeyler yazılacak bir cümle gibi geliyor. (Buz dağı misali yazılan bir ise altında bin var sanki.) Her öyküde varolan içsel konuşmalar da metnin etkisini arttırmada büyük rol oynadı. En etkilendiğim öykü ise Dam oldu. Kitap biteli birkaç gün oluyor ama ancak yazabiliyorum bir şeyler. Büyük bir kısmını da yollarda okudum kitabın. Belki haksızlıktır böylesi bir kitaba ama, yolu hatırlamıyorum bile, öylesine içine alıyordu okuyucuyu.
Umut dolu hislerin anlatıldığı, romantik yönüme hitap eden bir alıntıyla da son veriyorum yazdıklarıma:
“İstersen, hatırın için, buruşuk bulut, esmez rüzgâr, uçmaz martı zamanları yerine yüz binlerce mavi kırlangıç masalı çize­lim defterimize, yağmuru getireceklerse bardaktan boşanırcasına, susamışlığımıza. Hadi beni avut, soluğunu ağzıma daya, canlandır, gülümset.”


(hüseyin) #27

Bir kitabını okuduktan sonra eğer kitap bana yazarın diğer kitaplarını merak ettirip okutuyorsa o kitap iyi bir kitaptır. Bu kitap ve önce ki Otomatik Piyano için bunu söyleyemeceğim. Açıkça beğenmedim. Hikaye sevmeyen biri olarak okurken çok sıkıldım. Hikaye bende hep bbir boşluk oluşturur. Karakterleri tanımadan hikaye gerçekleşir ve hemen biter ardından. Bu bitmelerde ben de bitiyorum bbir boşluk. Bu kitaptaki hikayeler ise daha kısa(Anlaşılmayan hariç, gerçi o da çok sıkıcıydı.). Hikayeler ise bildik sıradan hikayelerdi. Etkileyici bir hikaye ile karşılaşmadım. Hikayelerde erkek karakterler bbaşat roldeydi. Kadın karakterler ise azdı ve sadece bu da değil bu kadın karakterlere ise “yollu”, “kaknem”(çirkin, huysuz, dırdırcı) gibi cinsiyetçi ve aşağılayıcı sıfatlarla anlatılmıştı. Kitabın tek artısı okunması kolay olması.
Bir alıntı ile sonlandırayım. " Sonra düşünüyorum da ! En iyisi düşündüklerimi yüksek sesle söyleyebiliyorum."


(Cem) #28

Özellikle “Anlaşılmayan” öyküsünde karakterlerin zihnini okumak enteresandı. İsmiyle de uyumlu bir anlatımı vardı. :smiley: Kaçık bir öyküydü. Havva’da cidden duygusal olarak sade ve vuruculuğu iyi vermiş. Onun da sonu ayrıydı, hem çöktük hem de güldük.

Öyküden öyküye değişiyor ancak bilinç akışı üzerine planlama yapmış diyebiliriz sanırım. Tabii bilinç akışı denince aklıma ilk “Yaşamasız” öyküsü geliyor. Onda bayağı akmış.

Şu iki alıntıyı ben de çok beğendim. İlki anlatım olarak başarılıydı, ikincisiyse öfkenin tam doruk noktasında yerinde patlamasıydı. Güzel patladı.


(Alişan Kayabölen) #29

Ben kısa hikayeler okumayı sevsem de bu kitabı çok sevemedim maalesef. Günlük olayları sade bir dille anlatmış. Bu sıradanlık bazen çok samimi gelip içimi ısıtsa da genel olarak hep aynı tarz ve merak uyandırmayan yazılar bir yerden sonra sıktı açıkçası. Bir de sade bir dil kullanmasına rağmen çoğu yerde iç seslerde kaybolduğumu hissettim.

Kadın-erkek ilişkileri ise sürekli “erkek kadını bir gecelik ister, kadınsa evlilik hayalleri kurar” görüşünde sıkışıp kalmış. Erkek her istediğinde eve kadın çağırır, bu sıradan bir olaydır. Ama kadın bir gülse yollu olur. Evet, zamanına göre değerlendirirsek toplumda olan olaylar böyle olabilir, ama yazar dediğin zamanın ötesinde düşünüp bu olaylara eleştirel yaklaşmayacaksa o yıllarda güzel bir kitaptır herhalde (özellikle erkekler için) diyebilirim ancak.


(Muhammet Topcu) #30

Yazarı ilk defa bu seçkide tanıdım. Yazım tarzı hoş ama yer yer keşke iki cümleyi bağlasaymış dediğim olmadı değil ^^ Yukarıdaki yorumlardan da benim de e kitap oluşturulurken açığa çıktığını sandığım hatalaı paragraf başları meğerse yazarın yazım tarzıymış, ilginç. Periyodikneşriyat’ın da yukarıda bahsettiği gibi, çok güzel kısımlar, cümleler, hikayeler var. Ben de birkaç alıntı paylaşayım:

Kömür adlı öyküden:
Yanımda, bana yetişmeye çalışarak, topallaya, topallaya yürüyordu. Bir aralık durdu.
Ne o? dedim.
Arkasını yan döndürüp sırtındaki küfeyi gösterdi:
Bu kömür benim abi, bak da… dedi. Bak da sonra kuşkulanma.

Akraba adlı öyküden:
Kıza yaklaştım, büzüldü. Korkuyor.
Ne bunun adı?
Kadın beklemediğim bir sesle:
Zühre, amcası, dedi.
Karnın aç mı Zühre?
Yedik de geldik.
Aç oysa.

Korku adlı öyküden:
Solucanı ortasından bölersin, iki parça kendi yoluna gider. Kişi, Zeus’dan güçlü ama solucandan zayıf. Tek kalmaya yargılı. Mezarlara bile teker teker giriliyor.
“Tuhaf.”


(Rana) #31

Ben de yazarı kitap kulübü sayesinde tanıyanlardanım. Anlatımı oldukça etkileyici, kısa, sade cümleler. Okuduğum her öyküden sonra duraksıyorum.

Gerçekten tam olarak bu iki cümle hislerime tercüman. Dost, Havva, Kömür ve Kan öyküleri beni en çok etkileyenler. Ancak Kan öyküsünü bir ayrı tutuyorum. Onu bitirdikten sonra uzun bir süre kendime gelemedim. Sanki gözümün önünde düşük yaptırdılar kadına, o bebekler gözümün önündeydi sanki. Buraya yazarken bile bi duraksadım.

Bilinç akışı ile kişiyi birçok yönden görebiliyorduk ve öykülerinde oldukça etkili olduğunu düşündüğüm için sevdim.

Evet, yani ‘kadınlar sürekli kuyruk sallar erkeklere’ mantığı çok fazla vardı. Bu rahatsız etti açıkçası. Ancak yazarın diğer kitaplarını okumadığım için bu genel görüşü mü yoksa bu temada olan öykülerini mi bir kitaba topladı bilemiyorum.

Genel olarak ne vazgeçilmezim olacak ne de ruhuma değmedi diyebileceğim bir kitaptı.


(Emre Can Doğan) #32

Bu kitap yazarın 20’li yaşlarının başında yazdığı öyküler olduğundan biraz daha sığ bir bakış açısı olabilir ya da dönemiyle de alakalı olabilir. Zira aynı dönemde yazan Tanpınar’da kadının kendi kişiliğini çizmeden erkek gözünden göründüğüyle anlatır. Mesela Bay Muannit Sahtegi’de bu yoktu, orada kadın ve erkek arasında flörtleşmeden tutun da evlatlık genç kızına duyulan, ara ara yoklayan ilgiye kadar derin bir ahlak sorunu da vardı. Yani yazarın yaşıyla da alakalı olabilir.


(Burak Kuşcu) #33

Bu kitabı bitirince sadece buraya yorum mu bırakacağız?


(Y. Ezgi Erdoğan) #34

Yaklaşık yirmi gündür kitap elimde okunmayı bekliyor. Sebebi ise şu, benim bitmek bilmeyen ödevlerden kitabı ancak Cuma günü açabilmiş olmam ve Korku adlı öyküye kadar okudum. Bir oturuşta bitirilecek kitap değil onu anladım en fazla iki öykü okuduktan sonra ağırlık çöküyor üstüne ne kadar dili sade olsa da. Havva adlı öykü ekstra etkileyiciydi ya Baklava demesi hala aklımda.

Aslında kitabı bitirdikten sonra yorum yazacaktım ama dayanamadım. Ayrıca ödevlerim olmasa bile ben şu günlerde hiç Bener okuma modumda değilim o yüzden bitiremeden kütüphaneye geri verebilirim.


(Cem) #35

Evet muhabbet başlığı burası. :slight_smile:


(Rana) #36

Doğrudur dediğim gibi yazarın diğer kitaplarını okumadığım için fikirleri ile sadece bu kitapta haşır neşir olabildim. Döneme gelecek olursak bilemiyorum. Çünkü kadın erkek ilişkilerinde illaki dönemin yansımaları olur ancak edebiyatımızın geneline bakıldığında güçlü kadın karakterler ya da ilişki içindeki tutumların olumlu açıdan yansıtılması azımsanmayacak derecededir. Tüm öykülerinde bu içeriğin kullanılması daha çok bakış açısına hitap ediyor gibi. Dediğin gibi yaşıyla da ilgili olabilir. Belki de o zamanlarda yaşadığı bazı olaydan/olaylardan yola çıkarak genel bir görüş benimsemiş olabilir.


(Burak Mermer) #37

E ben de yine geç kaldım diye hayıflanıyordum, bu sefer katılım az olmuş sanki üzüldüm biraz.

Dost Yaşamasız oldukça güzel bir öykü olan Dost ile başladı. Bülent Bey’in bahsettiği gibi az (az değil aslında, olması gerektiği kadar) kelimeyle karakterin ne düşündüğünü, nasıl biri olduğunu birkaç paragrafta bize açık etmiş Bener.

“Allah belasını versin. Hayat mı be! Şimdi ben zevk mi alıyorum, bu adamla oturup içmekten? Sıkıntı işte. Keşke eve gitseydim. Kitaplar. Yerin dibine batsın kitaplar! Ne öğrettiler bana? Sökebildiler mi içimdeki huzursuzluğu?”

Sonra bu etkileyicilik, akıcılık diğer öykülerde de devam etti. Kitabın ilk kısmında yer alan öykülerde bol bol diyalog var, bir de üstüne öyküleri başkarakterin ağzından okuyunca (İlki’ye kadar olan 12 öykünün 11’inde birinci tekil şahıs bakış açısı kullanılmış) sanki yazar karşımıza oturmuş da başından geçen bir olayı anlatıyormuş gibi hissettim. Bol bol öykü okumaya çalışırım, özellikle de Türk yazarların öykü kitaplarını, hatta öykü dergilerini mümkün olduğunca takip ederim. Günümüz yazarları genellikle dille oynama, okuru yalnızca anlatılanlarla değil kelime oyunlarıyla da şaşırtma derdinde. Yalan yok, hoşuma gitmiyor da değil böyleleri. Ancak Vüs’at O. Bener’in duru, gösterişten uzak anlatımı gerçekten beni mest etti.

“Seyirciler gittikçe artıyor. Yoldan geçen meraklılar, işi savsaklayan inşaat ameleleri… Köşe başındaki köfteci bile, ocağını bırakıp, geldi. Ben de hoşlanmaya başladım, farkındayım. Vur, ez! Hangisi iyi vuruyorsa, ondan yanayım. Kafasına, kafasına, ha şöyle! Bir de bağırabilsem.”

Bu kısımda, hatta kitabın tamamında en sevdiğim öykü Havva oldu. Bu kadar kısa bir hikayeyle okur üzerinde farklı duygular uyandırıp böyle bir etki bırakmak değme yazarın yapabileceği bir iş değil. Bana göre Bener hayatında sırf bu öyküyü yazmış olsa bile kendisine usta demeye yeterli olurdu. Havva’nın dışında Kömür, Korku ve Yazgı diğerlerinden ayrı tuttuğum öyküler.

“Eskiden böyle değildim. Mezarlık korkuturdu. İnsan ölmekten değil, ölümden korkarmış. Daha doğrusu unutulmaktan. Yok olup gitmek kötü şey. Bu kasabada unutmaya da unutulmaya da alıştım; artık umursamıyorum.”

Ancak İlki öyküsüyle beraber Bener’in biçemi de değişiklik sinyalleri verdi. O diyaloglara dayanan anlatımın yerine artık karakterin iç dünyasına daha ağırlık veren, soyut bir anlatım geldi. Tabi kalan her öykü böyle değil ama özellikle Kan, Yaşamasız, Avuntu ve Kuş öykülerindeki anlatım şekli kitaptaki diğer öykülerden epeyce ayrışıyor. Bener tek kelimelik cümlelere, hatta kimi zaman kendi uydurduğu kelimelere dahi yer vermiş. Bu öyküleri okumak, sindirmek güç oldu benim için. Muhtemelen ileride kitabı elime alıp bu öyküleri tekrar okuyacağım, bir kez okumanın yeterli olacağını sanmıyorum.

“Uğunuk kulakları duydu: Oda soluğunu veriyor. O soluğunu veriyor. Genç ciğerlerine şarkılar doluyor; bilinmedik, uzak, tatlı, bulanık sığ. Sıcak beşiklerde sallanıyor yoksul bedeni. Kapalı gözlerinin gerisinde birinin dudakları mırıltılı. Alnında kendi dudakları. Terli. Ilık. Soğuduğundan habersiz. Boş yüreği. Aydınlık. Kısır.”

Bu kısımda da Acamı, Kan, Anlaşılmayan, Sal, Laedri ve Bakanlık Makamına oldukça sevdiğim öyküler. Bir de özellikle bazı öykülerde kendini iyice hissettiren bir kara mizah olduğunu düşünüyorum, Laedri ve Bakanlık Makamına aklıma ilk gelenler.

“Ben yüzme bilmem. Kollarım yoruluncaya dek çırpınabilirim. Onlara bilmem dememiştim. Az önce -bana öyle geliyor- dördümüz kıyıdaydık. Şerif giyinik. Üçümüz suda. Eğleniyorduk. Neden bilmem demedim? Sormadıkları için olacak. Söylemekten sıkıldığım da akla gelebilir.”

Velhasılı ben epey sevdim Vüs’at O. Bener’i. 50’lerin Türk edebiyatı kuşağına daha çok ağırlık vermem gerektiğini, orada okunmayı bekleyen büyük bir hazine olduğunu da bir kez daha görmüş oldum.

Bakalım Kitap Kulübü önümüzdeki ay bizi nasıl şaşırtacak.


(Burak Kuşcu) #38

Ben de bitirdim sayılır kitabı. Kan öyküsünde içim daraldı yalnız. Çok fena bir öykü. Dili zor aynı zamanda. 5-10 sayfada insanı bunalıma sokuyor Vüshat Bener.

Ha öykü sevmem, sevmemeye devam edeceğim. Ben uzun sokuklu arkadaşlıklardan hoşlanıyorum. Roman karakterleriyle içli dışlı olmayı, yaratılan detaylı dünyaları seviyorum. Öylü daha “one night stand” geliyor bana :smile:

Yine de okuduk işte bitti gitti :slight_smile: