KR Kitap Kulübü #3 Vüs'at O. Bener - Dost Yaşamasız


(Alişan Kayabölen) #43

Ülkenin gerçekleri olduğuna katılıyorum. Ama gerçekleri hiçbir eleştiri olmadan aktarmanın topluma yarardan çok zarar sağlayacağına da eminim. Birçok kitap, film, dizide de benzer bir mantığın arkasına sığınılarak kadına bakış, şiddet veya cinsel yönelim gibi konular eleştirilmeden sadece olduğu gibi aktarılıyor. Hatta aksine birçoğunda bunlar komedi unsuru olarak kullanılıyor.

Bu arada herhangi bir sanat-edebiyat eserinin toplumu ileri götürmek gibi bir kaygısı olması gerektiğini de düşünmüyorum. Ama böyle konuları işliyorsanız sadece “toplumda bunlar var, ben de bunu aktarıyorum” diyemezsiniz. Bu şekilde bu durumları daha da normalleştirip toplum baskısına katkı sağlamış olursunuz.

Bener’in de bazı öykülerini gerçekten çok beğensem de özellikle ilerledikçe hem konuların ağırlığından hem de bahsettiğimiz tarzından sıkılmaya başladım. Ve yukarıda birçok kişinin yazdığı gibi kendimi zorlayarak bitirdim.


#44

Ben 50 sayfa kala dayanamadım bıraktım. Bir kaç ay geçsin, araya başka kitaplar girsin, kalanını bitirmek için tekrar elime alacağım lâkin şu an daha fazla ilerleyemiyorum. Çok yordu beni, okumamı çok yavaşlattı, içimi çok daralttı.


(Emre Can Doğan) #45

Ben daha çok öykülerdeki aşırı bohemden dolayı zorlandım ama zaten o da 50 kuşağında hep var. En açık havada yazan Orhan Duru bile kasvetli. Vüs’at Orhan’ın poetikasını yani edebi politikasını bilmediğimden o konu hakkında yorum yapamam fakat 50 kuşağının genel havası yorumu anlatıp geçmek üzerine esiyor. Bener’de aynı olabilir, yorumsuz aktarır. Normalleştirme konusunda poetikasına bakmak lazım bence.


(Cemalettin Sipahioğlu) #46

Okuyabildiğim öykü kadarıyla değerlendirirsem, evet, durumu ve kişide yarattığı hisleri aktarmakla yetinmek var. Kişisel olarak buna ek olarak, bu aktarmakla yetinmenin yanında durum, hissiyat ve fikirlerin çarpıklığını, insanların kendilerine itiraf edemediği hal ve hareketleri, okurun rahatsızlık duygusunu uyararak açığa vurmaya çalıştığı izlenimi edindim.

Okuyabildiğim kadarıyla öyküleri iyi yapanın da okunmalarını zorlaştıranın da bu durum üzerinden okuru rahatsız etmeye bağlayabiliyorum.

Okuyabildiğim öykülerdeki duygu durumlarına, çıkışsızlıklara karşı bir aşinalık hissi, akabinde de onlara karşı bir utanç, bir uzaklaşma, kendinden uzak tutma arzusu doğdu. Tamam, öykülerde bahsedildiği gibi birebir deneyimlerim olmadı. Sahnelenen durumlarda okura yansıtılan duyguları öyküdeki kurmacasal bağlamlarından ayırarak durumu anlamaya çalıştım. Nasıl açıklamalı? Mesela, birine öfke duyuluyor; öfkenin gerekçeleri yerine, birine karşı kendince sebeplerle öfkelenmeyi kendime temel aldım. Bu irdeleme yönetimden özel bir çaba sarf ettiğim denemez; anlatımın durumcu yapısı, öyküleri okurken o yöntemle irdelemeye itti.

Örneğin, Istakoz öyküsünü, insanın kendi içindeki kirleri ya da kirli olduğunu düşündüğü fikirleri kolay kolay dile dökememesi, açığa çıkartaması üzerine ve hem o duyguyla hem de duyguyu yaşatan fikirlerle yaşaması üzerine değerlendirdim.

Okurken sıkıyor muydu? Evet, günlük rutinlerin ve ana karakterin kendisinin bile emin olamadığı duygular eşliğinde öykünün nereye varacağını -ya da daha doğru bir tabirle nerede sonlanacağını- takip etmek sıkıyordu. Sıkıntı hissiyatı da beni öykülerin kökenlendiği temel insani açmazlara yönlendirerek, öyküleri beğenmemi sağladı.

Edebiyatın derdini aktarma mekanizmaları arasında hep karaktere empati kurdurma, okuru hikâye dünyasına çekme, vb. kavramlar daha cazip. Okurlar olarak da güdülerimiz tükettiğimiz hikâyelerin onları karşılamasını istiyoruz. Ama okurlar olarak kolay kolay fark edemediğimiz şey, edebiyatın okurun duygularını uyarırken sadece olumluluğu değil, olumsuzluğu da kullandığı. Hikâyeler keyifli vakit geçirmek için okunuyor olabilir ama anlatım tekniğinin yelpazesinde okurun arzu etmediği, kaçınmaya çalıştığı ya da onaylamadığı duygu ve düşüncelerle karşılaştırarak hikâyeyi aktarmak da var.

Özetlersem, evet, yapıları gereği öyküleri okumak biraz daha çaba gerektiriyor. Bu aynı zamanda o öykülerin güçlü yanını da oluşturuyor. Durumculuk ve karakterlerin içine düştüğü çıkışsızlıkları öne çıkarmasıyla başka kültürden insanlarca karşılık bulabilecek, hani evrensellik dedikleri şey, o niteliğe yaklaşıyor.

Yani, benim tecrübelerimden yola çıkararak öykü kapsamında kendime verdiğim cevaplar böyle.

Müsadenizle yine anlatmak için yol çıkıp bunu pekte başaramayan mesajmı burada bitiriyorum :sweat_smile: :man_shrugging: