KR Kitap Kulübü #3 Vüs'at O. Bener - Dost Yaşamasız


(Burak Mermer) #1

Merhaba Rıhtım sakinleri.

Zaman hızla gelip geçiyor ki daha dün başlamışız gibi hissettiğim Kayıp Rıhtım Kitap Kulübü’nde üçüncü aya girdik bile. Bu ayın oylamasında da önceki ayları aratmayacak bir çekişmeye tanık olduk. Tartışacağımız yeni kitabımız, son saniyelere geride girse de sonradan topladığı destekle öne geçen Vüs’at O. Bener imzalı öykü kitabı Dost Yaşamasız oldu.

Vüs’at Orhan Bener kimdir, Dost Yaşamasız nasıl bir eserdir acaba? diye düşünenler için buyrun kitabın tanıtım yazısı:

Modern Türk öykücülüğünde “altın kuşak” olarak tanımlanabilecek 1950 kuşağının önde gelen isimlerinden birisidir Vüs’at O. Bener. 1950’de New York Herald Tribune gazetesi ile Yeni İstanbul gazetesinin ortaklaşa düzenledikleri öykü yarışmasında “Dost” adlı öyküsüyle adını duyurdu. Yarım yüzyılda ortaya koyduğu az sayıdaki öykü, roman ve oyunlarla edebiyatımızda etkili ve saygın bir yer edindi. Şimdi bütün yapıtlarıyla YKY’de… Bener, konuşma dilini tüm doğallığıyla, ona yoğunluk kazandırarak kullanır. Behçet Necatigil, onun için “Gerçekleri aydınlıktan uzaklaştırıp soyutlamalara götürme çabaları ve anlatışındaki yeniliklerle çağdaşı hikâyecilerden ayrı bir yol tuttu” der. Elinizdeki toplam, ilk kitapları Dost ve Yaşamasız’la birlikte, yazarın 1986’ya kadar yazdığı öyküleri kapsıyor. Buradaki öykülerden “Dost” Fransızcaya, “Batak” Almancaya, “İlki” İngilizceye çevrilmişti.

Önceki aylarda olduğu gibi bu ay da anket bitiminin ardından üç haftalık bir temin ve okuma süremiz var. Yani tartışmanın başlangıç tarihi: 5 Aralık 2018.


Hatırladığınız gibi ilk ay Yu Hua’nın Kanını Satan Adam’ını, geçen ay ise Kurt Vonnegut imzalı Otomatik Piyano’yu okumuştuk. 5 Aralık’ı beklerken geçmiş ayları tekrar ziyaret edip o kitaplar üzerine yaptığımız tartışmaları gözden geçirebilirsiniz.

Daha önceki anketleri ve bu anketler üzerine yapılan muhabbetleri görmek ve yeni yapılacak anketler ile en güncel gelişmelerden haberdar olmak için ise sizi kulübün ana başlığına bekliyoruz:


Verdiği az sayıda eserle Türk edebiyatının oldukça önemli bir parçası olmuş bir isimle tanışacağımız bu ayın etkinliğine hepinizi bekliyoruz. Keyifli okumalar.


(Cem) #3

Çok merak ettiğimi belirterek konuda yerimi alayım.


(Y. Ezgi Erdoğan) #4

Ben de bugün kütüphaneye gidip aldım kitabı. Süre bitimine yakın okumaya başlarım kulüpte okunmasa göz ucuyla bile bakmayacağım bir kitap gibi ama belki beğenirim.

Bener postmodern yazmıyor değil mi?? (lütfen)


(Emre Can Doğan) #5

Maalesef postmodern ama ilk öyküler Sait Faik-vari. :slight_smile:


(Bülent Özgün) #6

Henüz başlardayım ama canım yazmak istedi. Çeşitli kitaplarda okuduğum öyküleri ve daha evvel okumadığım öyküleriyle Bener’le yeniden buluşmak benim için zevk.

Nasıl tasarruflu, nasıl dil cambazlığı yapmadan etkileyiciliğini koruyan bir dil!

Belki ve belli ki objektif olamıyorum ama edebiyat aşkına bir bakın (“Istakoz” öyküsü) :

- Talihin var Reşat Bey bugün. Böcek değil, kırmızının kendisi bu. Bak gene sağdan…
- Unuttuk, kusura bakma.
İlkinde çıkışır gibi: “Sen askerlik yapmadın mı?” demişti. “Ata soldan binilir, soldan inilir.”
Beygiri ağaca bağladım, yanaştım.

Abartıyorsam söyleyin ne olur. Diyaloğun başında “bak gene sağdan” diyor Ziya Efendi, ilkin anlamıyoruz. Sonra anlaşılıyor attan inmekten bahsettiği. Ne kadar özlü bir anlatım.

Sizi bilmem ama ben olsam bu sahneye illa ki şunu eklerdim: Reşat Bey’in atın sol tarafından indiğini gören Ziya Efendi söylendi yine “Bak gene sağdan.”

Yazmayı bilmeyen bir çokları gibi ben de sahnelere hizmet etmeyen laf kalabalıklarıyla doldururdum, dolduruyorum öykülerimi. Ustalıksa bu kadar öz yazıp her şeyi aktarabilmekte. Ben şimdi nasıl hayran olmayayım bu yazara?


(Emre Can Doğan) #7

Bay Muannit Sahtegi’de karamsardı ama kısa diye götürebilmiştim. Bu çok zor. :confused:


(Burak Kuşcu) #8

2-3 gün önce elime geçti ama birkaç gün daha geçsin öyle okurum.


#9

Okuyorum, yarıladım hatta kitabı. Merak ettiğim bana okur olarak mı bu tür kitapların ağır geldiği yoksa gerçekten ağır mı? Şöyle ki kısa öykülerin her birinden sonra ağır bir ruh haline bürünüyorum ister istemez. Yeni bir öyküye başlamadan sanki öncekini sindirmem için geniş zamanlar gerekiyor. Yok diyorum, devam et, oyalama kendini sonra bir vurucu cümle daha çıkıyor karşıma darmadağın oluyorum yine.

“Çoğu kez yakalanırken sıyrılmayı becerebilmişimdir o durgun ruh halinden ya, bu gelen fena. Duyumsuyorum, gereksiz davranışlarımdan belli, sonumuz kötüye varacak.”


(Burak Kuşcu) #10

Ben de başladım, öykü okuyamayan sevmeyen birisiyim ama bu kitabı beğenmediğimi söyleyemem.


(Hancı) #11

Kontrol etmeye geldim. Kitabı ne yaptınız? Nasıl gidiyor, beğendiniz mi?

Ayrıca biten çayları da tazeleyelim.


(Burak Kuşcu) #12

Valla çok iyi gidiyor. Yazarı tanımıyor olmam benim ayıbım olsun :frowning:


(Emre Can Doğan) #14

Bitirdim, metin hazırlayacağım sanırım :slight_smile:


#15

Kötü bir söz ancak böyle güzel söylenebilirdi:
“Ulan, arı namusu eğreti. Kime rehin ettin namusu hırbo!”


#16

Kitaptaki hikayeler ve yazarın yazım tarzı oldukça ilginç. Daha yeni başladım sayılır, 6-7 hikaye oldu ancak mühür diyebileceğim bazı noktalar oldukça ilgimi çekti. Diyaloglardaki hızlı geçişleri ve hikayenin daha çok karakterlerin zihni içerisinde akmasını okumak keyifli.

Şimdiye kadar Dost ve Havva hikayesini çok beğendim. Havva’yı okuması duygusal anlamda güçtü, ancak böyle sade ve kısa bir anlatımla sondaki duyguyu çok güzel vermiş.

İlk hikaye Dost ise bir insanın iç dünyasında günah ile kendisi arasında yaşadığı çelişkiyi çok güzel aktarıyor. Sanıyorum Bener birçok yerde bilinç akışı tekniğine çok yaklaşık bir yöntem kullanmış. Bilinç akışına göre ise daha rahat okunuyor. Bu yönden de oldukça ilginç bir yazar. Bakalım devam ettikçe daha ne göreceğim.


(Bülent Özgün) #17

Dam adlı öyküden iki alıntı:

İkimiz bir zaman soyut resim sergilerini dolaşan adamlar gibi iki yanımıza bakındık, durduk. Oturacak tek iskemle görünmüyordu. Tavana kadar da laf yığılı.

“Memnun halinden.” Ben de o niyetteyim ya, sağımızdaki kara elbiseli adamın karısı, ya da nesiyse, bize yumruk atar gibi bakmasa. Üstümüzü, başımızı bir yokladım. Hakkı var kadının. Yakışık almayız biz buralara. Bütün öksüzlüğüm kıpırdandı.

Kısacık cümlelerde o kadar şey anlatmak. Hele ikinci alıntıda: Bir kaç satırda okuru bir ruh haline sokmak, son cümlede içini acıtmak. Hepimizin bir öksüzlüğü var illa ki.


#18

Bu defa yetişemeyeceğim sanırım, kitabı yarılayamadım bile . :disappointed: Bugün bitirmeye çalışacağım.


#19

Bu daha çok karakterlerin biri için düşünülmüş gibi. Hatta şöyle genişletirsek hikayelerin bir kısmında birbiriyle farklı oldukları yazar tarafından belli edilen iki karakterle karşılaşıyoruz. Genelde karakterlerden biri, diğerinin bir sebeple saygı duyduğu bir insan oluyor. Bunun bir sebebi, kimi öykülerin bizi, birinci kişi anlatımı tercihi ve yazarın kendine has dili sebebiyle direkt yazara götürüyor olması sanırım. En azından ben, birkaç hikayenin anlatıcısının farklı bir karakter olmadığını hissettim.

Bunun dışında, hikayeleri oldukça beğendiğimi söylemeliyim. Haddim olmasa da çok başarılı bulduğumu da belirtmeliyim. Kelimelerin kullanımındaki tasarruf, buna rağmen anlatılmak isteneni okura aktarmak, hikayelerdeki karakterlerin iç dünyasına okuru dahil edebilmek, öyküleri benim gözümde önemli kılıyor.


(Cem) #20

Ben daha bitiremedim. :frowning: Yarın tartışmaya katılacağım.


#21

Ben kitabı iki gün önce elime aldım, dün başladım okumaya. :pensive:


(Emre Can Doğan) #22

Bitirip bugüne kadar bekledim. Vüs’at Orhan Bener ile ilk olarak Bay Muannit Sahtegi’nin Notları’yla tanıştım, onu kısa diye tercih etmiştim. 80 küsur sayfalık bir uzun öyküydü.(Yayınevi roman yazmış ama en fazla romancık olur) Bu aralar 50 kuşağını okuma maratonuna başlamışken tam da ankette Bener’i görünce kaçırmak istemedim. Vüs’at Orhan Bener, Sait Faik ile birlikte 50 kuşağının öncüsü ama Sait Faik öyküleri içinize hayat akıtırken Vüs’at Bener olan hayat enerjinizi alır. Öyküleri okurken kalbimi alıp sıkıyor gibi hissettim ve etkisi de öykü bittikten sonra da geçmedi. Bir öyküden öteki öyküye geçmekte öyle kolay değil.

Kitap oldukca karışık çünkü bazı öyküleri postmodern iken bazıları da klasik başı sonu mamur öyküler. Ilk kitap Dost’ta da, Yaşamasız’da da var. Yani tarzı geliştikçe ve değiştikçe eskisini hemen atıp vazgeçmemiş. Ara ara devam ettirmiş. O yüzden bir öyküyü anlamak zor gelirken sonraki klasik öykü kalıplarıyla yazılmış olabiliyor. Kullandığı teknik ve üslup bugün için bile yeni sayılır. Vüs’at Bener’i okudukça farkettim ki öykümüzün gelişimi 50 kuşağında durmuş. Eğer Vüs’at Orhan’ı sevdiyseniz Demir Özlü’yü, Leyla Erbil’i, Tezer Özlü’yü, Nezihe Meriç’i, Orhan Duru’yu, Adnan Özyalçıner’i de sevebilirsiniz.

“Ve” bağlacı Bener’de yok ama virgül var. Her 50 kuşağı öykücüsü gibi o da dil ile oynayarak edebiyata yeni bir biçim ve dil kazandırmış. Kitabı okurken yazar hakkında da bilgilenmek istedim.

http://www.siirparki.com/beneredair1.html

(Biraz karıncalı ama olsun)

Kabuğunu Kıran Hikaye 50 Kuşağı-Jale Özata Dirlikyapan
Kara Anlatı Yazarı Vüs’at O Bener-Semih Gümüş

gibi kitap, yazı ve videoları da öneririm.