Kültür Emperyalizmi ve Kültürümüz Üzerine


(Okan Akıncı) #1

Sid Meier’s Civilization oyununu oynayanlar kültür emperyalizminin ne kadar kullanışlı, etkili ve güçlü bir şey olduğunu bilirler. Hatta bu oyunda kültürel zafer diye bir şey var.

Bunun ne olduğunu anlatmadan önce bir örnek verelim. Klavyelerimizde 32 harf bulunması size de garip gelmiyor mu? İngilizlerin alfabesinde kaç harf varsa klavyesinde de o kadar harf var. Aynı şey Fransızlar, İspanyollar, Almanlar vs. için de geçerlidir. Fakat konu Türkçe olunca alfabemizde 29 harf bulunmasına rağmen klavyelerimizde 32 harf var. Bu, Q klavyelerde belki biraz anlaşılır olabilir ama özellikle Türkçe için tasarlanmış F klavyelerde de 32 harf var. Bu harfleri ister istemez kullanan insanlar da az değil. Alfabemizde bulunmayan, bulunmasına da gerek olmayan harflerle, yazdığımız dil Türkçe olmasına rağmen pek içli dışlıyız. Bu harfleri resmî olarak hiçbir zaman alfabemize kabul etmedik ama uygulamaya bakarsak alfabemize çoktan girdiler. İşte bu kültür emperyalizmin bir örneğidir.

Son yüzyıllarda bazı ülkelerin yöneticileri bir ülkeyi ele geçirmek ve sömürmek için onu savaş yoluyla fethetmek zorunda olmadıklarını, alternatif yolların da bulunduğunu gördüler. Kendi kültürünü bir şekilde başka bir ülkeye benimsetirsen o ülkede milyonlarca insan senin yaşam tarzını benimseyecek, senin ülkene hayran olacak, uluslararası politikada seni destekleyecek, en zeki beyinler senin ülkene göç edecek, milyonlarca insan senin ülkenin şirketlerinden alışveriş yapacaktır.

Kültür emperyalizmin dünyada ilk geniş çaplı uygulanması Afrika kıtasında oldu. Bugün Afrika’nın önemli çoğunluğu İngilizce ve Fransızca konuşuyor. Bir kısmı da yine Afrika dışından getirilmiş olan Almanca, İspanyolca, Portekizce ve Arapça dillerini konuşuyor. Svahili hariç Afrika’nın kendi dilleri genellikle gölgede kalıyor.

Kültür emperyalizmi konusunda ilk akla gelen ABD ve İngiltere oluyor. Nathan Gardels şu sözleri söylemişti: “Amerika, CIA ya da ordusu ile giremediği yerlere MTV ve Hollywood’u gönderir.”

Kültür günümüzde tam bir bacasız sanayi oldu. Pek çok ülkenin milyarlarca dolarlık dizi, film, müzik, edebiyat sanayisi var. Fabrika gibi durmadan bir şeyler üretiyorlar. Bundan iyi de para kazanıyorlar. Tükettiğimiz ürünler sadece fabrikalar, tarlalar ve madenlerde üretilenlerle sınırlı değil. Kültürel ürünleri de bol miktarda tüketiyoruz. Her gün bir şeyler okuyoruz, müzik dinliyoruz, dizi ve film izliyoruz. Üstelik kültür üreten ülkeler sadece bu ürünlerin satışından kazanmakla kalmıyor. Onlara sağlanan fayda bunun da ötesine geçiyor. Siz bu kültürel ürünleri hiç ödeme yapmadan tüketseniz dahi onlara para kazandırıyorsunuz. Bilinçaltınız onların kültürel kodlarına uyum sağlıyor. Onların yaşam tarzını benimsemek için alışveriş alışkanlıklarınızı değiştiriyorsunuz (bunun farkında bile değilsiniz) ama aradığınız bu yeni ürünler onların şirketleri tarafından piyasaya sürülüyor. Kültürünün etkisinde kaldığınız yabancı ülkeye bakışınız değişiyor, daha olumlu bakıyorsunuz. Siyasi görüşünüz bu eksende değişiyor. Değişmese bile sorun değil, onların müşterisisiniz. Siz bir yetişkin olarak etkilenmeseniz dahi çocuğunuz etkileniyor.

Basit bir örnek Türkiye’de yaşanmıştır. 90’lardan önce Türkiye’de pizza pek bilinen bir yemek değildi. 80’lerin sonunda Pizza Hut Türkiye pazarına girdi ama ilgi görmeyince geri çekildi. 90’ların başında Ninja Kaplumbağalar adlı çizgi film Türkiye’deki TV kanallarına ucuza satıldı. Milyonlarca çocuk her gün izledi. İzleyen çocuklar pizzanın nasıl bir şey olduğunu merak eder oldular, anne ve babalarından pizza istemeye başladılar, fakat ortada pizzacı yoktu. Böylece Pizza Hut piyasaya yeniden girdi ve bu kez tutunabildi. O nesil büyüdü ve şimdi akşam işten döndüğünde ev yemekleri yemek yerine eve pizza sipariş ediyor.

Her gün ABD’ye küfür etmenizin bir değeri yok. McDonald’s ve Burger King’de hamburger yiyorsunuz. Pizza Hut, Dominos gibi yerlerde pizza yiyorsunuz. Coca Cola ve Pepsi içiyorsunuz. Starbucks’ta kahve içiyorsunuz. Hollywood filmleri izliyor, Netflix’e abone oluyor, Amerikan pop müziği dinliyor, Amerikalı süper kahraman çizgi-romanları okuyorsunuz. Amerikan tarzında giyiniyorsunuz. Amerikalılar için iyi bir gelir kaynağısınız. Türkiye’de kamuoyu çoğunluğunun Amerikan aleyhtarı olması tamamen anlamsız.

ABD bu saydıklarımla kültür emperyalizmi yapıyor. İngiltere ise fantastik edebiyatla, yine pop müzikle, son zamanlarda bazı bilimkurgu dizileriyle, BBC ile ve tabii ki Premier League ile bunu yapıyor. Fransa; Fransız edebiyatı, mutfağı ve güzel sanatlarından faydalanıyor. Japonya anime ve mangalardan, Güney Kore salya sümük dizilerden, Rusya 19. yüzyıl Rus edebiyatından, Hindistan ise Bollywood filmlerinden faydalanıyor.

Bazen bir ülke, başka bir ülkenin kültürel bir ögesini kendi kültürünün bir parçası hâline getirip bundan bir endüstri yaratabiliyor. Pizza aslında bir İtalyan yemeği ama ABD kültürünün parçası oldu. ABD’nin devasa bir pizza sektörü var bunlar dünya devleri. Almanya dünyaya çikolata ve kahve satıyor. İnsanlar bu ürünlerin Alman etiketini görünce hemen alabiliyorlar. Hâlbuki Almanya sıcak bir iklime sahip değil. Kakao ve kahveyi başka ülkelerden satın alıyor, işliyor ve satıyor. Bunların membaında olan tropikal kuşak ülkeleri ise avucunu yalıyor.

Türkiye bu konuda pek başarılı değil. Evet bizim burun kıvırdığımız diziler yurtdışında kapış kapış gidiyor ve Türkiye’ye döviz getiriyor ama o diziler dünyaya Türk kültürünü anlatamıyor. Yine de bu diziler sayesinde bazı Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkelerinde Türkiye hayranı kalabalık kitleler oluştu. Eğer doğru bir şekilde yapsaydık nasıl mı olurdu? Dünyanın yarısı Amerikan değil Türk kahvesi ve Türk çayı içerdi. Kola değil ayran popüler olurdu. Dünyanın en popüler fast food yemekleri hamburger ve pizza değil; kebap, döner ve lahmacun olurdu. Türk yazarlar dünyanın en çok okunan yazarları olurdu. Batının Pop, Rock, Rap, Klasik müzikleri değil Türk Halk Müziği, Türk Sanat Müziği dünyada en çok dinlenen müzik türleri olurdu. Onun yerine kendi kültürümüzü Amerikan kültürüne benzetme yolundayız. Türkçe pop, Türkçe rap, yerli ve milli jean, hamburger, yerli kola, özenti TV dizileri…

Doğu Almanya’nın yıkılıp Batı Almanya’ya katılmasının nedenlerinin ekonomik, diplomatik ve siyasi başarısızlıkları, rejimin otoriterliği gibi sorunlarla ilişkili olduğu doğrudur. Fakat kültür emperyalizmi de bunda biraz rol oynamıştır. Berlin Duvarı’nın yıkılmasından önce Doğu Almanya’da gençler, batı kültüründen yoğun miktarda etkilenmeye başlamıştı. Goodbye Lenin, Atomic Blonde gibi filmler bu konuyu kısmen incelemiştir. Civilization serisinde kültürel asimilasyona uğrayan bir şehrin isyan edip başka bir ülkeye katılmasına benzer bir olay bu.

Yaşam tarzınızı değiştirin, hamburger ve pizza yemeyin, kola içmeyin, batılılar gibi giyinmeyin, yabancı yazarların kitaplarını okumayın, yabancı film ve diziler izlemeyin demiyorum. Ben şu ya da bu ulusun kültürüne değil de insanlığın ortak kültürüne ve mirasına hayranlık duyuyorum. Hepsini sahiplenmek istiyorum. Fakat buradaki sorun insanlığın ortak mirasının büyük çoğunluğunun belli başlı ülkeler tarafından üretilmesi, diğerleri tarafından insanlığın ortak kültürüne çok az katkı yapılması ya da hiç yapılmamasıdır. Bu yazının amacı da tam olarak buna dikkat çekmek.


Sizce Türk Klasikleri Günümüz Türkçesine Çevrilmeli mi?
Yayınevlerine Sorduk: "Ne Olacak Bu Ekonominin Hâli?"
(Anıl Teryaki) #2

O kadar nokta atışı bir yazı olmuş ki, katılmamak elde değil. Konu için teşekkürler.


#3

Bu hususla ilgili 2007-2008 senelerinde Level’ın Level olduğu zamanlarda bir yazarın yazılarından etkilenerek(ismini unuttum) okul dergisinde aşağıdaki metni yazmıştım, yazınızı okuyunca yıllar sonra bu konu aklıma geldi paylaşayım istedim.

"Odamın köşesine koydum.Ses sistemi şuraya,televizyon buraya,DVD oynatıcı,uydu vericisi…Laptop’u da televizyona bağlarsam…Yeni bir lap-top hiç fena olmazdı. Ve birde PS3,hatta Xbox 360…
Lost’u,Heroes’u,Prison Break’i ve onlarca diziyi artık büyük ekranda seyredebilirim.Sinema filmlerinin içinde kaybolabilirim. Yada RPG oyunlarının derinliklerine girebilirim. Ondan da sıkılırsam kütüphaneme kitap eklemek için birkaç alışveriş sitesine hücum edebilirim. Sayısız dergilerimi saymıyorum bile.
Tabii…Tüketelim.Rengarenk hayallere koşalım. Anladım ki şanslı biriyim. Eminim dünyada benim gibi şanslı binlerce insan var. Uzaklarda, birilerinin yarattığı kurgulara kapılıp giden,efsanelerin peşinde koşan,masallara inanan,batıl inançlarla ayakta durmaya çalışan binlerce insan var.
Hatta…O ırak toprakların, o milletlerin sözleriyle şekillenmiş,uzak diyarların beslediklerini sahiplenmiş ve benimsemiş olanlar…Bu “Kültür Emperyalizmi"dir. Teknoloji üreten ileri ülkeler entelektüel ögelerle bize kültürlerini aşılar ve bizi tüketüm malzemesi yaparken,zihinsel gelişimini tamamlamamış ülke yöneticileri buna razı gelir çünkü insanlar uyuşturulmalı,cahilleştirilmeli,bağnazlaştırılmalı ve zihinsel olarak hapsedilmelidir.Örneğini çok uzaklarda aramaya gerek yok. İnsanları başka dünyalara sürüklemelisiniz ki gerçek dünya hakkında düşünmesinler. Bunu Lost ile de yaparsınız Popstar ilede…
Sen…! Doğayla,kültürle,bilimle ilgilenme.Siyaseti,politikayı boşver. Bunlar ilkellik,herşeyi birbirine dolayan gereksiz icatlar… Fakat birileri karanlık odalarda; hangi bölgede kimin kazanacağını,hangi kültürlerin hangi milletlere empoze edeceğine karar verirken bize;“Bak bunlar boş işler. 24 dizisinin 6.sezonu başlamış,Seda Sayan şunla evlenmiş.Evine kapan boşver dünyayı” diyecek… YOK YA!!!
Hayal gücü,herşeyden daha önemli. Konumumuzdan daha ileri gitmek istiyorsak ileriyi düşlememiz,düşünebilmemiz lazım. Bu hayaller, kurgulanan hikayelerden, gerçekçi hikayelerden bence daha önemli tamamda bu kadar da demedik.
Yakınmayız güzel dizilerden,düşündüren,eğlendiren filmlerden,zeka işi,akıcı,sürükleyici edebi eserlerden…Bütün bunlar,sanat dalları,bilimler ve hayaller, siyasetten ve borsadan daha değerlidir. Yöneticilerin kazık atma amaçlı antlaşmalarından ve değerli paralarından daha önemlidir.
Lakin,amaç buysa, bizler bunlarla uyumamalı,uyuşmamalıyız.Zira bu bilgi ve zevk bombardımanı,hayal ve fikir doz aşımları; başkası parayı toplayıp gezegeni darmadağın ederken,doğayı katlederken,yaratmaya ve çözmeye meraklı genç zihinleri oyalıyor. Bizler televizyon ekranı karşısında yatarken,5000 yıllık insan medeniyetini,cebini doldurmak için oyuncak edenlere hizmet etmemeliyiz. Hiç kimse biz gençleri tuşlarına basılınca oy pusulalarına koşan makineler düzeyine indirgiyemez. Bunu da ancak kendimiz başarabiliriz…
Bu yüzden işte tadını çıkarın, b.kunu çıkarmayın.”