Joseph Campbell’in verdiği konferanslardan derlenmiş bu kitap hakkında özellikle buraya yazmak istiyorum.
Mitoloji hakkında ne kadar çok bilginiz olursa olsun bu kitabı okurken mutlaka yeni şeyler öğrenip çoktan bildiklerine farklı bir açıdan bakabiliyorsunuz. Benim mitolojiye olan bakış açımı oldukça değiştirip bu konuda en sevdiğim kitaplardan biri oldu. Hatta içindekileri unutursam çabucak ulaşayım diye bitirdikten sonra üzerinden tekrar geçip birçok sayfaya işaret koyma ihtiyacı hissettim.
Kitaba gelecek olursak genel olarak Tanrıça kavramının, antik çağlardan bu yana tarımla ilgilenen uygarlıklarda baş üstünde tutulurken tanrı odaklı göçebe toplumlarla etkileşime girince başta ayaklar altına alındığını ve daha sonra tekrar yükselmesini ayrıntılı bir şekilde anlatıyor. Bunu yaparken de farklı farklı mitolojilerden bolca örnekler vererek pekiştiriyor.
Bunun yanında başta Odysseia olmak üzere çok iyi bilinen birçok mitin farklı bir yorumunu sunuyor. Odysseia’yı adım adım anlatıp Tanrıça kavramı üzerinden yorumluyor ve bambaşka bir anlam katıyor. Paris’in tanrıçalar arasından birini en güzel olarak seçmesi miti, Pandora ve Hera karakterleri gibi örnekler üzerinden tanrı odaklı kültürün etkisini gözler önüne seriyor. Bu tür yorumları okuduktan sonra bunu nasıl daha önce düşünemediğinizi sorguluyorsunuz.
Kitapta yer alan çeşitli görseller ve görseller üzerinden yapılan açıklamalarla anlatılan soyut şeyler somutlaşıyor. Zaten çeşitli konferanslar üzerinden derlendiği için önemli noktalar sık sık tekrarlanıyor ve böylece konuya çok fazla hakim olmayanlar dahi okuyan herkes anlatılmak isteneni çok iyi kavrayabiliyor.
Olaylar genel olarak Tanrıça kavramının üzerinden gidip eninde sonunda ona bağlansa da bunun dışında pek çok noktaya değiniyor. Dikkatimi en çok çeken birkaç konuyu belirtmek istiyorum:
- Benim özellikle merak ettiğim gizem kültleri konusunda çok ayrıntılı ve açıklayıcı bilgiler sunuyor. Bu kültler hakkında isimleri gereği az bilgi olmasına rağmen görsellerle açıklıyor. Özellikle kişilerin bu kültlere kabul ediliş törenleri hakkında çok ilginç bilgiler veriyor.
- Kral Arthur mitolojisinin bir parçası olan Tristan ve İsolde hikayesini yorumlayarak anlatıyor.
- Sanat hakkında Apollon ve Dionysos üzerinden giderek çok etkileyici yorumlar yapıyor.
- Farklı dinler hakkında önemli yorumlar yapıyor. Bir anda kendinizi dinler tarihi hakkında bir eser okuduğunuzu sanarken buluyorsunuz.
Son olarak eserden birkaç alıntı da eklemek istiyorum:
“Yunanlarda daimon hayat enerjinizdir ve hayat enerjiniz aklınızın koyduğu kurallara her zaman itaat etmeyebilir. Bu yüzden, daimon kendi saplantılarına takılı kalan insanlar için bir tehlike -demon- haline gelir, dolayısıyla o insanlar böyle güçlere şeytan der.”
“Minos uygarlığının merkezi Girit gibi Eski Avrupa ve Anadolu da gylany idi. Din, mitoloji ve folklora, Eski Avrupa ve Minos kültürlerinin toplumsal yapısına dair incelemelere baktığımızda, dengeli, ne ataerkil ne de anaerkil olan bir toplumsal sistemin bulunduğunu anlıyoruz.”
gylany: gy "kadın"dan, an ise erkek anlamındaki Andros’tan gelir, l harfi de insanların her iki yarısını bağlamak için kullanılmaktadır -iki cinsin eşit olduğu toplumsal yapı.
“Büyük kozmik düzen, yaşayan bütün canlıların onun içinde var olduğu kuşatıcı rahim olduğundan, dişi güç ile, yanı Tanrıça yahut Anne Evren ile özdeşleştirilmiştir.”
“Eğer dinamik olan, bir forma sahip geğilse, ortaya çıkan sadece haykırıştır, çığlıktır; şayet form dinamiği hesaba katmazsa, bu kez de ortaya çıkan tek kelimeyle taştır, cansız, kuru bir heykeldir.”
“Pandora dünyaya bolluk getiren kadın düşüncesinin bir başka yansımasıdır. Pandora’nın öyküsünün daha sonraki, ukala, erkek tonlu versiyonu -her kadının yanıdnaki bir dert kutusuyla birlikte geldiği anlayışı- bütün yaşamın keder dolu olduğunu söylemenin bir diğer yolundan ibarettir. Elbette, yaşam beraberinde dertler de getirir; zamanda hareket etmeye başladığınız an, üzüntü ve talihsizlikler yaşarsınız. Bolluğun olduğu yerde ıstırap da vardır.”
“Tanrıça ile ilgili önemli olan nokta, kadınların tahtta oturarak anaerkil toplumda yönetici olup olmadıkları değildir; önemli olan Kadın olma niteliğinin, Kadın olmanın, Kadın’ın anlamının anlaşılması, bilinmesi ve buna saygı duyulup duyulmamasıdır.”
