Neden Türk Edebiyatı Okumuyoruz?

Şahsen, nedenini tam olarak bilemediğim şekilde kahramanların veya olayların geçtiği yerlerin isimleri Türkçe olunca pek okuyamıyorum. Sadece Türkçe de değil, İskandinav, Hint, Uzakdoğu, Çin vb. gibi belki de popüler kültürü aşılayan sinemadan alışkın olduğumuz İngiliz/Fransız vb. isimler dışındakiler garip geliyor, Almanca bile pek olamıyor bazen. Sizde de öyle midir?

1 Beğeni

Aynı şey bende de var. O kadar çok Amerikan ya da İngiliz yapım film izlemişim ki -kendi çapımda- Almanların ya da diğer milletleri yaptıkları kötü görünüyor gözüme.

2 Beğeni

İsimleri rahat okutabildiğim müddetçe herhangi rahatsızlık olmuyor ben de. James yerine Burak ile konuşması garip gelmiyor bana hatta isimler ve yerler daha rahat kalıyor aklımda.

1 Beğeni

Bana da Türk bir yazarın yabancı isim ve yabancı yer adlarıyla yazdıkları garip geliyor, okuyamıyorum. Yapay ve özenti gibi duruyor. Bu dediğim elbette kitabın tamamı yabancı isimlerle dolu olduğunda geçerli.

3 Beğeni

Konunun başlığı özelinde söylersem daha çok İngiliz/Amerikan kültürünün görsel, işitsel olarak çocukluğumuzdan beri zihnimizde yer etmesi yatıyor. Kendi kültürümüzü ise horgörüp yeri geldiğinde aşağılama düzeyinde eleştiriden uzak, etkilendiği batı kültürünü haklı gösterecek nedenler sıralamamıza yol açıyor. Edebiyat alanında dışa bağımlıymış gibi davranıp Türk edebiyatını görmezden geliyoruz. Bu söylediklerime eleştiri getirecek nice arkadaş sayısız neden sıralayabilir. Ancak Anadolu kültürünün yadsınamaz düzeyde zengin değerleri var ve onu kullanan sayısız yazar bulunmakta. Pek tabi ilgi alanınıza girmeyebilir. Okumak zorunda da değilsiniz. Ama eleştirel yaklaşırken nacizane fikrim belli bir sayıda eseri farklı yazarlardan okumanız. Kendim için belirlediğim bir oran mevcut. En az yüzde otuz-kırk kadarını bizim edebiyata ayırıyorum.

2 Beğeni

Buna rağmen, yabancı bir yazarın Türkiye’de geçen veya Türk karakterlerin olduğu bir kitabını okurken daha farklı hissediyoruz. Kendimizi o kadar küçük görmüşüz ki, dünyanın en büyük şehirlerinden biri olan İstanbul’da geçen bir yabancı yazarın kitabını okurken, İstanbul dünyanın saklı köşesiymiş de, ilk defa fark edilmiş gibi davranıyoruz.

5 Beğeni

Okuyoruz

2 Beğeni

Bunun nedeni bence Edebiyat hocalarında. Zorla öğrencilere Türk Edebiyatını dayattılar dayatıyorlar. Okuma alışkanlığı olmayan bir toplumda bu toplumun çocuklarına siz gidip sıkıcı Anadolu hayatını anlatan eserleri okutturursanız o bireyler bırak Türk Edebiyatını okumayı kitap okumaktan nefret ediyorlar. Lise çağında daha bir tane kitap okumamış öğrenciye İnce Mehmet, Tutunamayanlar okutturuyorlar veyahut kült Dünya Klasikleri. Öyle bodoslama dalınır mı arkadaş? Tolstoy okumaya direkt Savaş ve Barış’tan başlattırılır mı? Her neyse işte yanlış zamanda bizler Türk Edebiyatıyla tanışıyoruz sonrasında İnternetten orda burda Kral Katili Güncesi, Ejderha Mızrağı gibi eserlerle tanışıp Türk Edebiyatı sıkıcı geliyor. Bunun bir başka boyutuda Fantastik ve Bilimkurgu türünden çıkan bir okurun gidip Fransız, İngiliz. Alman, Rus, Amerikan edebiyatlarını da okuduklarından sonra Türk Edebiyatının sadece sıkıcı değil aynı zamanda niteliksiz olduklarını anlıyorlar ki gerçekten de öyle. Roman türüyle geç tanıştığımızdan dolayı gerçekten Batı’ya göre çok gerideyiz. Ama şiirlerimiz güzel diyeceğim de Şiir okuyan ülkede çok az.

2 Beğeni

Okulda kitaplar ya ödev olarak veriliyor ya da kitapların özetleri derslerde anlatılıyor. Bu yüzden de öğrencilerin ilgisini çekmiyor kitaplar. Bunun yerine her dönem en az bir kitap seçilse ve öğrenciler önce seçilen kitabı okusa ve sınıfta öğretmenin rehberliğinde kitapların ayrıntılarını tartışsalar çok daha faydalı olur.

4 Beğeni

Katılıyorum.
Rıfat Ilgaz, Aziz Nesin gibi isimlerle başalrsan Türk edebiyatı çok keyifli. Ortaokulda dayıyorlar Çalıkuşu dayıyorlar Yaprak Dökümü, 15 inde bebe Ali Rıza Bey gibi kayıyor okudukça. Aman ağzımızın tadı kaçmasın diye hocaya birşey de denmiyor.

5 Beğeni

Okullarda eski yazarların okutulması sebebi politik. Hayatta olan bir yazarın hiçbir öyküsü, makalesi, şiiri okul kitaplarında yer almaz. Sebebi ise: Ya devletimize dil uzatirsa? Sakıncalı şeyler söylerse?

Hatta bu tutum üniversitelerde, Türk Dili ve Edebiyatı bölümlerinde bile mevcut. Kendi evlatlarından korkan bir devletimiz var. Düşünce özgürlüğü ise hiçbir zaman olmadı.

7 Beğeni

Yaşar Kemal ve Sabahattin Ali hayattayken devlet tarafından tehlikeli görülen, hapse atılan kişiler değil miydi? Hatta Sabahattin Ali’yi devletin öldürdüğü de neredeyse dönemi bilenlerin genel kabulü.

Şu an bu iki isim Türk Edebiyatı denildiğinde ilk akla gelen isimlerden ama kaç kişi bu yazarların siyasi görüşlerini ve neler yaşadıklarını biliyor?

Çok garip gerçekten hayatı siyasi mücadele ile geçmiş insanları nasıl apolitikleştirip pop figür haline getirebiliyoruz.

7 Beğeni

Yorumların tamamını okumuş değilim ama gördüğüm kadarıyla kimse garanticilik eğiliminden bahsetmemiş. Bence en önemli sebep budur hâlbuki.

İnsanlar ne vakitleri çarçur olsun ister ne de paraları. Bir kitap dışarıdan tercüme edilip getirildiyse, üzerinde uğraşılıp ithal edilmeye değer bulunmuş demektir. Otomatik olarak niteliği doğrulanmış kabul edilir pek çok okuyucunun zihninde. Kitleler tarafından kabul görmüş ki getirilmiş şeklinde yaklaşım görür ve alınır.

İş yerli yazarın kitabını almaya gelince, arka planda böyle bir güvence yoktur. Zaten yorumlarda herkesin aynı beş on yazarın ismini yazıp durması da söylediklerimi doğruluyor. Yaşar Kemal’i tabii ki okursun (oku da zaten, o ayrı) ; etrafındaki herkes onu okumamanın kayıp olduğunu söyleyince otomatik olarak niteliği doğrulanmış kabul ediliyor işte, dediğim gibi. Oysa başlığın sorduğu bu değil.

Düşünün lütfen. Etrafınızdaki herkes birden “Ahmet X’in kitabını okudun mu? Müthiş bir şey yahu! Vallahi okumazsan büyük kayıp,” dese gerçekten hiç etkilenmez misiniz? Bence etkilenirsiniz. “Bu neymiş yahu. Çok fazla bahsi geçiyor. Ben de bir bakayım şuna,” dediğiniz anda, işte kartopu biraz daha büyüdü. İşte mesele bu. Ya birinin size “Oku bunu, çok iyi bu!” demesi ya da o manaya gelecek herhangi bir veri.

Yanlış anlaşılmasın, haksız bir eğilim olduğunu söylemek de çok güç. Ortalama kalite dünyaya kıyasla hakikaten pek dişe dokunur sayılmaz. Bu da risk almamaya yönelik şartlı davranış biçimini daha fazla perçinliyor. Zor işler vesselam.

7 Beğeni