Film hakkında bir rivayet daha vardı:
Kubrick ve Clarke 2001 projesine başlarken genç izleyici yerine yetişkin izleyiciyi hedeflemiş. Gençler bilimkurgu niyetine ayakları yere değmeyen serüven izliyor, biz de yetişkinlerin tercih edeceği türde, ayakları yere basan, olgun temaları işleyen bir film yapalım, demişler.
Film gösterime girince beklediklerinin tam tersi olmuş. Yetişkinler, bilimkurguyu basit ve uçarı eğlence olarak bilince filmin ciddiyetinden bunalmış, sunulan şeyi anlamsız bulmuşlar. Gençlerse alıştıkları çizginin dışına çıkan bu film üzerine bolca tartışıp bağırlarına basmışlar.
Film anlaşılmaz olmaya çalışarak “anlamlıyım” numarası yapmıyor. Düşünmeye değer doneler verip paylar bırakılıyor; arayı seyir dolduruyor. Clarke’ın bahsettiği üzere, kendini seyircinin sorgulamasına bırakıyor. Filmde seyircinin zekâsına, meraklılığına, irdeliyiciliğine güvenen, ona saygı duyan bir tavır var.
Örneğin, havaya atılan kemikten uzay istasyonuna kesme yapılan sekans. Okuduğum bir analizde, sinemanın bu en ünlü kurgu numarasının teknoloji ve insanlık arasındaki ilişkiye dair bir gözlem içerdiği varsayılmıştı. Kemik, zorlu hayatın, vahşetin ve ölümün simgesi kemik yığınları arasından çekip çıkartılıyor. Buna yapılan yorum, icatların insanlığın maruz kaldığı veya başkalarını maruz bıraktığı hayatta kalma mücadelelerinin ve vahşetin içerisinde, ihtiyaçlar sebebiyle ortaya çıktıkları tespiti. Kemik ilk önce kendini korumak ve hayatta kalmak için kullanılıyor, sonra da rekabette avantaj kazanmak ve kontrol alanını genişletip fetihlerde bulunmak için. Bu duruma getirilen yorum, icatların hayatta kalmaktan fazlasına yarayarak insanın yayılmasını ve etki alanını genişletmesini mümkün kılmasıydı. Bundan sonrası kısa kısa; kemiğin havaya atılması, icatların alıp başını gitmesi; kesmeyle kemiğin uzay istasyonuna dönüşmesi, ölüm, vahşet ve hayat mücadelesi içinde, ihtiyaçla doğan icatların hayallerin sınırını zorlayan ve yeni alanlar, yeni ufuklar müjdeleyen yepyeni bir yaşama evrilmesini özetliyormuş.
Bu açıdan düşününce HAL9000’in filmin en renkli ve en tehlikeli karakteri olması irdelemeye değer bir konu oluyor. Yaratıcılarının vermiş olduğu görevi yerine getirmek -varoluşunu anlamlı kılmak- için uğraşan, bunun için işlevsel kalması -yaşaması- gereken ve bu uğurda insanların ilerleyişine mani olabilen vahşi icat. İnsanın sınırları aşmasına yardımcı olurken insanı yarı yolda bırakabilecek bir varlık… vs. vs.
Neyse… Özetle, insana dairken insanı aşan noktalara işaret eden bir film.
Devam filmi 2010 kötü değildir. Tek ve en önemli sorunu 2001’in devamı olmasıdır. İlk filmdeki bazı şeylerin üstünü eşeler, Soğuk Savaş karşıtı olarak barışçıl tavır alır. 2001 çıtasına çıkamaz ama bunun farkındalığıyla kendi mütevazı macerasına bakar.
Öyle işte.
Felsefeyle bilim kurgunun bu kadar iyi harmanlandığı başka bir film izlemedim ben hayatımda, üzerine tez yazılası bir film gerçekten.