Kitabı bitirdim. Puanım 4.5, aslında gayet beğendim ama şöyle bir sıkıntısı var. Beğendiğim yerleri var ki oraları çok beğendim, excellent
. Diğer yandan bazı yerleri var ki, hiç gerek yok… 600 sayfanın 200-300 sayfalık kısmı çok çok iyi yani, o da biraz total puanımı yükseltmiş olabilir
.
Önceki yorumumda bıraktığım 400 den sonrasına devam edersek savaşın yıkıcı etkilerini, kasabanın ve insanların toparlanmalarını görmeye devam ediyoruz. Ki bu kısımlar biraz fazla uzuyor sanki… Okul yapalım öğretmenler devlet babadan maaş alacak, belediye binasına memur koyarız maaşlar gelir falan
Hatta evin yanına restoran açacak Misaki vs ( dojo yu kuran ataların kemikler sızladı
) ne gerek var yani köyün/kasabanın yenilenmesine bu kadar sayfa okuduk. Sonra bir ara Chul-hee ve Kotetsuyla falan dini muhabbetlere girdiği bir bölüm var, ne kitaba katkısı var ne karakterlere yani ne gerek var Nagi Nami kim neye inanıyorsa inanmış zaten
.
O arada bir düello sahnesi geliyor ki Misaki ve Takeru oy oy. Kapışmalarının güzelliği bir tarafa, yılların birikimi ile boşalan duygular şelale valla helal. M.L. Wang hanım kızımızın yaptığı en başarılı şey karakterlerin hissettiğini bize hissettirmek olmuş. Zaten kitabı da yukarı taşıyan bu başarısı.
Takeru’nun karakterine bu kadar derin gireceğini de hiç kestirememişim. Meğer adam bunca yıl bozulan tüm psikolojiyi dağ olup göz ardı ediyormuş
Bir kere hissetmeye tekrar kendini açınca insana döndü valla. Bu kadar gıcık kaptıktan sonra empati ile bağladı karaktere, yazara burdan bir şapka daha çıkardım
.
Misaki çiçeğim düelloda hem klanının son tekniğini de kavrayıp kanını kontrol ederek kendini güçlendirmeyi çözdü, hem içinde ne varsa döktü
. Savaşçı dediğin böyle psikoterapi alır ( Kaladin’in kulaklarını çınlatıyorum burada
) . Bunca yıl sonra gerçek kocasını tanıyıp sevmeye de başladı, mis.
Burada kitap bitse de olurdu ya sanki artık ( sf 488 ler sanırım ). 10-20 sf daha yazıp mutlu mesut bi sonla bitirse Standalone bir kitap olarak kabul ederdim ama 100 küsür daha var. Robin bu sefer gerçek zamanlı geliyor hikayeye, yanında şen şakrak bir ufaklığı da var. Bir yandan kasabanın rebuild i devam, diğer yandan dünyanın farklı yerlerinde olabilecek kötülüklere dair yeni kapılar açıyor da açıyor yazar. Ee nerde kaldı tekil kitaplık? Sen baya baya sonrasına bir sürü ( bir değil, dikkat çekiyorum ) bir sürü yol yapmışsın? Misaki’den, Robin’den, Karytha’daki okulun olduğu şehirden, hatta Hades’ten Elleen’in orda kalan kocasından falan bile bir sürü hikaye üretilir burdan. Kaigen/Yamma/Ranga ya falan girmedim bile.
İlginç bir durum yani, bunu detaylıca bir araştıracam birazdan. Kafama yatmadı, acaba seri gibi düşünüp devamını mı düşünemedi? Yoksa farklı şeyler mi yazdı? Araştıralım bakalım.
Son tahlilde coğrafya ve kültür olarak güzel, aksiyonlu sahnelerinde harika, duygusal anlatımında çok başarılı ama yaratım olarak zayıf ve temposu sorunlu bir kitaptı. Yazımı da akıcı ve güçlü olunca hızlı bitirdim. Ben memnunum ama beklentim daha da iyi bir kitap olması yönündeydi, youtuber lar bizi fazla gazlamış. Sanırım fantastik tür olarak tekil kitaplarda çok fakir olduğundan bir tane eli yüzü düzgün bulunca aşırı yüceltmişler. Ama kitabın sonu tekil gibi hissettirmiyor, orası da ayrı sıkıntı
Yine de üzerimizi sabunlu bırakmıyor, bundan sonra ne olacak merakı pek kalmadığı için tek başına okunabiliyor.