Okuma Etkinliği - Poppy War (Spoiler İçerir)

Kitabı yeni bitirdim. Genel olarak severek okudum. Biraz uzun bir değerlendirme yapacağım. :slight_smile:

Kitabın yazarı modern Çin tarihi konusunda eğitim almış, sinoloji yani Çin dili ve uygarlığı konusunda akademik çalışmalarına devam eden bir kişi. Bu kitabı ve serinin diğer kitaplarını öğrenimine devam ederken yazmış. Kendisiyle yapılan röportajlarda yazarlığı tam zamanlı bir iş olarak yapmak istemediğini, asıl işinin akademisyenlik ve öğretmenlik olacağını ifade ediyor.

Bunlardan neden bahsettim? Çünkü bunlar yazarın kitabı yazış biçimini etkilemiş. Birçok fantastik romanda gerçek hayatta yaşanmış olaylardan esinlenilir ve hikayenin içerisine yedirilir. Burada ise bence esinlenmenin çok ötesine geçiliyor. Yazarın amacı aslında sıradan bir fantastik roman yazmak değil. Fantastik öğelerle soslanmış bir roman içerisinde Çin tarihini anlatmak istiyor. Kitapta yaşanan birçok şeyin gerçek hayatta bir karşılığı bulunuyor. En barizi elbette Nikara İmparatorluğu’nun Çin’i, Mugen Federasyonu’nun Japonya’yı, Hesperia’nın ise Batı ülkelerini simgelemesi. Kitaba adını veren Poppy bitkisi haşhaş bitkisine denk geliyor. Çin tarihinde 19. yüzyılda İngiltere ile yapılan afyon savaşları (İngilizce’deki adıyla opium wars) kitabın adının esin kaynağı. Kitap içerisinde geçen savaşta ise 1937-1945 arasındaki Çin-Japon Savaşı’ndan esinlenilmiş. Golyn Nils’te yapılan katliam, Nankin katliamının neredeyse aynısı. 1937’de, o dönemde Çin’in başkenti olan Nankin’de yapılanlar çok korkunç, internette bu konuda bilgiler ve bakması çok zor bazı fotoğraflar var. Bu kitapta da aynı vahşet tüm detayıyla yansıtılıyor. Mugen Federasyonu’nun bulunduğu adaların yanardağ patlamasıyla adeta yok olması da okurken bana Japonya’ya II. Dünya Savaşı’nda atılan atom bombalarını anımsattı. Hatta adaların üzerindeki toz ve kül bulutu tasvir edilirken, nükleer bomba patladığında oluşan mantar şeklindeki bulutlar gözümün önüne geldi hep. Mugen Federasyonu’nun Speerly’ler üzerinde yaptığı deneyler ise Nazilerin deneylerini anımsatıyor. Bu, Çin tarihiyle ilgili değil ama yazar esinlendiği olaylarla aynı dönemde geçen bu olayı da kitaba yedirmiş gibi gözüküyor.

Kitapta Çin kültürüyle ilgili de birçok detay bulunuyor. Mesela kitabın başlarında Rin ve hocası Feyrik akademiye giderlerken, bir araba çocuğun birine çarpıp yaralıyor. Çocuk ayağa kalktıktan sonra ise arabanın sürücüsü arabayı çevirip çocuğun üzerine sürmeye çalışıyor. Feyrik bu durumu Rin’e açıklarken eğer çocuk sakat kalırsa çocuğu sakatlayanların ömür boyu engellilik cezası ödemesi gerektiğini, çocuk ölürse sadece cenaze masrafı ödenmesi gerektiğini, yani birine çarptığında onu öldürmenin daha iyi olduğunu anlatıyor. Bu anekdotun hikayeye bir katkısı yok. Ama bunu okurken aklıma internette izlediğim bazı videolar geldi. O videolarda Çin’de araba çarpan yayaların yerde yattığı, çarpan kişilerin durmadan yola devam ettiği, çevredeki kimsenin yerde yatan yayaya yardım etmediği, bazen çarpan kişinin birkaç kez yayanın üzerinden geçtiği durumlar oluyor. Tabii bize çok ters geldiği için bu videoların yorumlarında hep Çin kültürüne bir dolu laf edilir. Bu yorumları okurken bazen Çin’de birini sakat bıraktığınızda o kişinin ömür boyu bakımını üstlenmeniz gerektiğini, bu yüzden yayalara çarpan birçok arabanın ve çevredeki insanların yayalara yardım etmediğini belirten yorumlara denk gelirdim de anlam veremezdim. Şimdi bu kitapta da benzer bir şey okuyunca yazarın Çin kültüründeki bu durumu aktarmak amacıyla bu anekdotu kitaba eklediğini düşündüm.

Bir başka örnek ise Nikara’nın kuzeyindeki insanların güneydekilere göre daha açık tenli olması ve koyu tenlileri hor görmesiyle ilgili kitapta yazanlar. Çin’de gerçek hayatta da buna benzer bir durum söz konusu. Bu anlayışın kökeni eskilere dayanıyormuş. Anlatılanlara göre fakir insanlar dışarıda çalışmak zorunda kalıyorlar ve böylece güneşe daha fazla çıkarak bronzlaştıklarından daha koyu tenli oluyorlar. Zenginler ise dışarıda çalışmaya ihtiyaç duymadıkları için açık tenli olarak kalıyorlar ve koyu tenli olanları fakir olarak hor görüyorlar. Bugün de Asya kökenli insanlarda ten renklerini açmaya yönelik bir moda eğilimi halen bulunuyor.

Kitapta yaşananları okurken hep anlatılanların gerçek hayatta neyin karşılığı olabileceğini düşündüm, bu da bana apayrı bir deneyim yaşattı. Aynı anda hem kurgu hem de kurgu dışı kitap okuyor gibi hissettim. Çin tarihi ve kültürü hakkında fazla bilgim olmadığından mutlaka birçok bağlantıyı kaçırmışımdır ya da yukarıda anlattıklarım arasında yanlış/eksik değerlendirdiklerim olmuştur. Yukarıda yazdıklarımın birçoğunu da kitabı okurken veya okumadan önce yaptığım araştırmalarda gördüm zaten. Mesela Khurdalain hem haritadaki konumu hem de Çin-Japon Savaşı’ndaki önemi açısından Şanghay’ı simgeliyor olabilir. Speer konum olarak Tayvan’ı çok andırıyor, ama kitapta anlatılana benzer, Tayvan’da gerçekleşmiş bir katliam bulamadım. Sinegard’ın da Pekin olabileceğini düşünüyorum.

Kitapta olumsuz gördüğüm noktalar arasında ben de @Lalo ve @Pyrewrath gibi Rin’in bazı tavırlarını sayabilirim. Rin bir savaşta çok küçükken yetim kalmış, kendisini bir çocuktan ziyade işçileri gibi gören bir üvey ailede büyümüş, mütevazı bir hayatı olmuş, geldiği noktaya kendi çabalarıyla adeta tırnağıyla kazıyarak gelmiş biri olarak betimleniyor kitabın başında. Buna rağmen bazı davranışları ve söylediklerinin bu karaktere pek uymayan bir şımarıklık içerdiğini düşünüyorum. Olumsuz gördüğüm bir diğer nokta ise bazı diyalogların fazla Hollywood/Amerikanvari gelmesi oldu. Ama bu olumsuz noktalar kitabın olumlu yanlarının etkisini benim için azaltmadı, o yüzden diğer kitapları da okumaya devam edeceğim.

Kitabın bir ergen aşkı hikayesine evrileceğini sanmıyorum. Zaten bu kitapta da Rin’in bazen Altan’a bazen de Nezha’ya karşı duyduğu platonik hisler dışında romantizm yok. Altan öldü, gerçi kitabın sonunda Chagan’ın “Altan ölseydi hissederdim” lafı biraz kafamı karıştırdı, ama yine de ölmüş gibi gözüküyor. Nezha’nın durumu biraz belirsiz, hikayesinde de yanıtlanmamış sorular olduğu için ileriki kitaplarda onu görmemiz çok daha olası. Öte yandan, Rin şu anda koca bir ülkeyi yok etmiş ve bundan bir pişmanlık duymuyorken, Game of Thrones dizisinden spoiler vermek gerekirse adeta dizinin sonundaki Daenerys’a bağlamışken, bu aşamadan sonra cıvık bir aşk ilişkisi görmemiz kitabın gidişatına da hiç uymaz.

Sonraki kitaplarda ne olacağına dair bir yerde bir şey okumadım ve aşağıdaki tahminim hiç tutmayabilir de ama Rin’in gerçek bir Çinli karakterden esinlenerek oluşturulduğuna ilişkin bir şey okumuştum ve ileride ne olacağına dair tahminimi bu bilgiye göre oluşturduğumdan, görmek istemeyenler için spoiler kodu içerisinde yazıyorum. :slight_smile:

Rin’in esinlenildiği karakter Mao Zedong. Malum kendisi Çin Halk Cumhuriyeti’nin kurucusudur ve uzun bir süre yönetimine sahip olmuştur. Bu sebeple Rin’in de bir aşamada devlet yönetimine geçeceğini düşünüyorum. Zaten şu anda kendisi imparatoriçeyi düşman bellemiş durumda. İkinci kitabın adının The Dragon Republic olduğu, ilk kitapta cumhuriyet diye bir şey olmadığı dikkate alındığında, Rin’in bir çeşit iç savaş sonucunda Ejderha Cumhuriyeti diye bir devlet kurarak başına geçeceğini sanıyorum. The Burning God isimli son kitapta da Rin muhtemelen Phoenix tanrısının etkisiyle tam bir villain karaktere dönüşecektir.

Spoiler içinde yazmışsınız ama hem önceki mesajlarda spoiler uyarısı olduğu için hem de yukarıda zaten birçok spoiler verdiğim için açık açık görüşümü yazayım. :slight_smile:

Altan’ın durumu biraz özel. Kitabın birçok bölümünde onun özelliklerinin benzeri olmadığından bahsediliyor. Ayrıca kendisi bir Speerly olduğunda Phoenix denen tanrıya erişebiliyor ve yaptığı fedakarlığı da bu erişim sayesinde yapabildi. Yani onun yaptığını ancak başka bir Speerly yapabilir, kitapta da Altan ve Rin’den başka Speerly yok. Zaten Rin de Mugen adasını paramparça etti. :slight_smile:

Bunun dışında aslında kitapta biraz da “amaca giden her yol mübah değildir” fikri aşılanmaya çalışılıyor. Jiang’ın Rin’i tanrılara erişmek konusunda sürekli uyarması, Speer’in son kraliçesi Tearza’nın Phoenix onu ele geçirmesin diye intihar etmesi ve Rin’in rüyalarına da girerek Phoenix’e ulaşmasını engellemeye çalışması, güçlenen ve buna bağlı olarak aklını kaybeden şamanların, çok güçlü olmalarına ve savaşta çok katkı vermeleri ihtimali olmasına rağmen, Chuluu Korikh’e kapatılması gibi olayların arkasında da hep bu fikir yatıyor.

10 Beğeni