Mann’in üslubu öyle, akıcı olma kaygısı taşımıyor zaten. Okuduğum üç kitabında da durum böyleydi, yine de anlatım tarzını seviyorum. Bir süre sonra kendinizi kaptırıp gidebiliyorsunuz.
Anladim, teşekkür ederim. Kurgu dışı kitapların arasına sıkıştırılabilecek, “çerezlik” bir kitap değil(miş). Hacmi ile anlatı derinliği ters orantili.
Rica ederim. Doğru ifade ettiniz, kesinlikle öyle. ![]()
Siyah Kan okuduğum ilk Grange kitabıydı ve çok beğendim. Hemen peşine bir tane daha diyerek Leyleklerin Uçuşu’na başladım.
Tahmin ettiğimden uzun sürdü. Hocam kitap ortalama-güzel arası bece. Ilk %30-35lik kısmı neredeyse hiç aksiyon yok, kendi dünyasına alistiriyor ve bence en zor kısmı da burası. Kitapta o kadar fazla uydurma kelime ve Japoncadan seçme kelime varki ne okuduğunu başlarda anlamak çok zor. Ateş e Ateş demiyorlar bilmemneku diyorlar
%35-%65 arası acayip akıcı bol bol tansiyonun yüksek olduğu kisimlar daha sonrasi da bu enerji ortalara doğru geriliyor. Temelde bu iniş çıkışların en büyük sebebi hikayenin zirveye ulaştığı noktalar kitabin ortasında. Diğer yarısında da zirve olaylardan sonra neler olduğu gibi dusunulebilir. Eğer bu senin için sorun değilse kitaba bayılırsın zira kitap Unsouled serisini biraz andırıyor. Şu uydurma kelimeler bütün zevkimi baltaladı. Bir kaç saçma plot ilerlesin diye eklenen kısımlarda maalesef heves kırıcı örnek spoiler icinde yazayım.
Bir sahnede ana karakterin annesi zor durumda ve yenemeyeceği bir düşmana karşıyken(düşman elit askeri birlikten bildiğin komando)5-6 yaşlarında velet saldırıp düşmanı kesiyor.
Dünyası da bir garip. Teknoloji var bildiğin savaş uçakları falan var ama bizimkiler dağ köy ortamına çekilip kılıç, fantastik teknikler vs çalışıyor. Bana hunter x hunter evrenini anımsattı. Avatar a da çok benziyor. Filmi çıkarsa güzel olabilir. Fakat çok fazla olay var yani hakkını da veremezler belki 2 part şeklinde.

















