Ya gördün mü? Başımıza gelen her şey Shallan gerizekalısı yüzünden olmuş meğer. ![]()
Elçilerden herhangi birinin pes etmesi Issızlığı başlatıyordu zaten, bunu 3. kitapta Fırtınababa bizimkilere anlatmıştı. Taln elçiliğe ilk başladığından beri hiç kırılmadı zaten, sadece son 4,5 milenyum değil. Hepsinin kırılması gerekse hiç Issızlık olmazdı.
Biz teori filan okumadık ki bilelim
Ama her kitabı çıktığı dönem okusam ve ara ara geri dönsem tahmin edilesi varmış aslında. Son kitap geliyor diye 1-2-3-4 sıralı okumamış olsak seri hala kitaplıkta bekliyor olurdu gerçi, böyle daha iyi oldu
.
Ya bir de bebeymiş o zaman diyerekten çok kızamadım da
Ahit’e mi kızsam napsam, birine öfkemi kusmam lazım
.
Ben bunu tam anlamamışım bu bölüme kadar, hepsinin kırılması gerek zannediyordum. Zincir en zayıf halkası kadar güçlüdür durumu oluyormuş meğer. Taln’a bir kere daha üzüldüm
.
- Kitap Talna odaklanacakmış. Çok merak ediyorum nasıl olacak acaba.
???![]()
Hahah bir de kendim yazmışım sonra unutmuşum
Sanırım Taln’ın binlerce yıl tek kalması ve sonra gelmesiyle Issızlık oluştu kalıbı benim kafayı karıştırıp o kısımda tuttu hep.
Koca yürekli Taln dibine kadar durmuş meğer
.
Benim merak ettiğim şey, bunlar Braize’e gittiklerinde gördükleri işkence miktarı kişi sayısına göre değişiyor mu yoksa sabit mi?
Eğer Taln yalnızken de on kişiyken de aynı derece işkence görüyor ise, kırılmaması yine harika olmakla beraber anlaşılır oluyor. Ama tek iken ona uygulanan işkence 10 katına çıkıyorsa, işte bu durumda kırılmayarak insan üstü bir iş başarmış oluyor.
İşkence diyip geçiyor ya, hiç kafa yormamış o kısmına Sanderson reyiz
Nasıl olsa zaman faktörü ile bu iş katlanır sonra birileri kırılır dedi herhalde kendince. Olan Taln’a olmuş hep
.
@isos81 Bence henüz bu işkencenin ayrıntılarını Sanderson da bilmiyor. İlla genel bir tasarım yapmıştır kafasında ama artık hangi kitapta açıklayacaksa o zaman düşünecek bunu gibi bence.
Dokuzuncu gün ve ara sözlerini bitirdim.
Tanavast gözünden kısımlar okumamız iyi oldu, sonunda Şeref’in neler yaptığını ve ne olduğunu net şekilde öğrenebiliyoruz. Ama yüzlerce sayfanın içinde kırıntı kırıntı ilerlemek yerine bunları daha önce okusak olmaz mıydı? Neyse, kitabın ana sorunu da bu zaten. Bize sunulacak bilgileri bir şekil biliyoruz ama çoook uzun bir yoldan ediniyoruz
.
Mishram’ı hapsetmek için Melishi’yi yönlendiren de Şeref’miş meğer. Rayse ile anlaşma için bunu yapmak, sonra kendi parene ters düşüp kendi sonunu hazırlamak
Oğlum olası gelecekleri görebilen bir tanrı olmanı kenara koydum, geçmişte yaptığın anlaşmanın bok yoluna çıktığını da anlamışken niye yeni anlaşma peşliyorsun ![]()
Rayse’nin öldürdüğü pareleri falan öğrendik; Aona, Skai, Uli Da falan geçti isim olarak. Tahminimce Sel tanrıları ama bunlara kitabı bitirdikten sonra bakmak lazım bi. Merak ettiğim unsuru öldürülen pareyi Rayse alamayacaksa nasıl tek tanrı olacak ki? Bir unsur birden fazla pare alabilir aslında ama ( Sazed gibi ) Rayse Garaz olduğu için mi alamıyor acaba? Çok kafama yatmıyor diğer tanrılarla kapışıp öldürmek bu nedenle
.
Szeth’in geçmişine dönmemiz fazla uzadı sanki. Şerefdarlığa giden yolu ve Ses’in gerçeğini gördükten sonra 9-10 sene önceki isyan çıkarmasını, küçük savaşlarını, diğer şerefdarlardan destek bulamamasını, babasını vs vs hiçbirini okumasak da hızlıdan hakikatsiz olmasına bağlayan bir kaç sayfa okusak yeterliydi.
Gerçi günümüz Shinovar kısmı da sıkmaya başladı. Kaladin Szeth’i Nale’den korumak için araya girince bir heyecanlandık
Sonra yok efendim fırtınaışığı kullanmayalım, yok konuşalım Nale’nin geçmişini hatırlatalım derken adamı terapiyle yendik
Biraz hayal kırıklığı oldu maalesef.
Jasnah, Taravangian ve Fen diyaloğu günün en iyi kısımlarıydı. Ama o bile fazla uzun hissettirdi. Sürekli argümana karşı argüman olmasını beklerken işi felsefeye de kaydırınca uzadı biraz. Bir de Jasnah gülüm, adam olası gelecekleri de görüyor sizin geçmişinizi de… Nasıl yenecen, aynı donanım mı var sende
. Ama Taravangian’ın din argümanı gelirken mantığı koyduğu yerler çok iyiydi, yine de yetmez tabi
. Sandersonun içindeki liseli münazaracıyı da iyice tanımış olduk bu bölümde.
Yorum çok uzamış, zaten kitap da iyice yormaya başladı beni
Son olarak Moash yine geldi can sıktı, Sigzil’in Vienta’yı kurtarmak için yeminlerden vazgeçmesi çok iyiydi, hiç tahmin etmediğim bir yer oldu. İleride Maya gibi ufak ufak iyileştirir mi bilemedim ama artık parlayan olmayan Sigzil diğer teorime daha da yaklaştı bence .
Bir de Shinovardaki Ses’in İshar çıkacağını ufaktan tahmin ettim ama tam hangi kısımdaydı hatırlayamadım. İshar’ın sprenlere deney/işkence yaptığı bir sahne vardı, bir önceki kitapta mıydı o? Szeth Şerefdar olup Ses’in mağarasında da benzer bir tablo görünce çaktım durumu ama timeline ım iyice birbirine girmeye başladı
.
Az bir şey kaldı, ha gayret. ![]()
Yalnız Nale’ye psikoterapi uygulamaları aşırı komik değil miydi ya. Lan bu kadar kolay mıydı bu iş. ![]()
Sırası ile Vefa, Hüküm ve İhtiras’ın Pareleri bunlar; ilk ikisi Sel’den. Ancak bunu zaten taa Kralların Yolu’ndaki mektupta vermişti Sanderson reis
pek yeni bir bilgi değil yani.
Rayse’in amacı her Pareyi öldürüp, güçlerini yongalayıp birinin almasını engellemek ve kalan tek Pare olmak. Diğerlerini de Ahenk gibi kendine alma gibi bir amacı yok.
Kitabı tek cümle ile özetlemişsin. Hani 10. Bölüm güzel ama buraya kadar olan olaylar o kadar epik değil ki… Kaladin hele ya bu adamın tek yaptığının terapi olması çook cringe gerçekten atlamak istedim okurken.
Valla ben hatırlamıyorum yazdığını; düşündüysen bile yazmadın muhtemelen.
Rayse diğer Pareleri almanın kendi Paresinin Niyetini değiştireceğini düşünüyordu, o yüzden parçaladığı parelerden hiçbirini almadı. Sazed Harap’ı aldı ve görüldüğü gibi Harap’ın yok etme eğilimi Muhafaza ile törpülendi. Bunun kendi Paresine de olacağını düşündüğü için Pareleri almaya çalışmaktan kaçındı.
Bugün bitiririm diyordum ama bitmeyecek gibi.
Ya maalesef öyle ama gülemiyorum ki işte, sinirleniyorum
İnsanların hayal kırıklığı da bu tercihlerden oldu muhtemelen bu kitaba dair. Binlerce sayfayı, karakterlerin gelişimini ve güçlenişlerini bunun için okumuyor insanlar
Zaten biraz önce okuduğum yerde sf 1282 İshar’a da terapi deniyor, İshar he he diyip geçiyor
Binlerce yıllık ömürlerin birikiminden oluşan kişiliklerin böyle şıp diye dönüşmesi olmamış.
@Ardam44 @Tilqi_Gin Rayse’nin bu tutumu bana şuradan mantıksız geliyor, unsurunu öldürüp boşlukta bıraktığın Parenin başka biri tarafından edinilmesi ihtimali her zaman yok mudur? Bu da tüm kozmerin tek tanrısı olma hedefindeki kusur olmaz mı? Şu son sayfalarda anladım ki mesela Şeref paresi inatla beni isteyen birine ben gitmem ergenliğinde takılmasa çoktan başka bir unsura sahip olup Roshar da ona rakip olmaya devam edermiş ![]()
Pareler parçalanmış kalsa bile dünyalarda mevcudiyetine devam ediyor, güç tam olarak yok olmuyor. O güçlerden bir şeyler çıkma ihtimali hep var bence, güçlerin hepsi birleşmeden tek tanrı hayali mantığıma oturmuyor.
Yazmamışım aynen, okurken not almadıklarımı burada yorumlarken yazmayı unutuyorum ya. Ama bir sahne vardı işkence edilen sprenler ve İshar’ı gösteriyordu. Bu sahnenin geçtiği tam kısmı hatırlayamadım, sanırım Savaş Ritmi’nde Dalinarla konuştuktan sonraki bir yerlerdeydi. Szeth’in Ses’in mağarasında gördüğü tablo ile çok yakın olunca ordan çaktım biraz. Sprenler üzerinde deney/işkence yapan başka bir deli daha çıkmazdı ![]()
Evet güç kaybolmuyor ama almak da bir o kadar imkânsız oluyor. Nasıl bilmiyorum ama işte bir şekilde güçleri de Yongalayıp alınmaz hale getiriyor. Burada iki ihtimal var: ya daha bizim bilmediğimiz çook fazla şey var, ama evrenin yarısına geldik hani bir zahmet artık bilmek istiyor insan, ya da Rayse Akıl’ın dediği gibi salağın teki. Sadece Yongalamakla asla bir Unsur’un olamayacağını düşünüyor.
645.sayfadayim. Malesef çok yavaş gidiyorum ve çoğu şeyi anlayamıyorum. Kitabın hantalligi odaklanma zorluğu çıkarıyor. İnsan “Nerde zaman çarkı son kitabı nerede bu kitap” demeden edemiyor. 2 kitap arasındaki savaş sahneleri bariz kalite farkı içeriyor. 2 farklı yazar yazmış gibi. Ben çok büyük hayal kırıklığı ile okuyorum kitabı. Nasıl bu kadar soğudum en favori serime, bende bilmiyorum. Belki yıllar boyunca farklı seriler okuduğum için ufkum açıldı. Belkide hayat şartları artık eskisi gibi keyif almama engel oluyor. Bilemiyorum… Umarim malazan 8 çıkana kadar bitiririm.
Seninle alakalı değil hocam, bu hissettiğin kitapla alakalı kesinlikle. Başka serilerle kıyaslamayalım hiç, bu kitap serinin ilk 4 kitabından da farklı yazılmış. Ciddi bir tempo sorunu da mevcut.
Neyse bitirdim bende kitabı, birazdan uzuun bir yorum yazarım. Bitirince okursun
.
Taravangian da aptal diyor selefine
.
Onuncu günü ve kitabı bitirdim.
Önce spoilersız olarak genel görüşümü belirteyim. Puanım 3,5 tan 3, ben totalde beğendim diyebilsem de benim beğenme nedenin kitabın benim en beğeneceğim tür ve tipte olup bol detayla sunulması. Ama maalesef bu detaylar olması gerektiğinden fazla ve kitabı dağıtıyor, belki 500 sayfa falan kısalması lazımmış bu kitabın. Detaya inmeyi seven ben bile böyle hissediyorsam, normal okur birkaç kere bunalıp bırakma noktasına gelir bu kitapta diye düşündüm.
Kitap bir beklentileri karşılayamama kitabı olmuş. Bu beklentilerde Rüzgar ve Hakikat’in kendi içinde yükselip inenler de var ama çoğunlukla öncülü 4 koca kitapta oluşan olaylar ve karakterlere dair beklentilerin çöküşü aslında. Şampiyonlar düellosu beklentisi muhtemelen bunun en büyüğü ki o da bir önceki kitaptan başlıyor.
Düelloya 10 gün var deadline ını 10 gün/10 chapter şeklinde bir yazım şeması oturtarak kitabı işliyor Sanderson. Rüzgar ve Hakikat’in serinin 4 kitabından da, yazdığı diğer tüm kitaplardan da farklı oluşunun bir diğer nedeni bu. Fikir olarak çok güzel duruyor, gün gün ilerlerken her cepheden her karakterden uzun ve detaylıca faydalanıp son güne doğru tansiyonun tavana vurmasını bekliyoruz. Ama maalesef duvara tosluyor bu taktik. Sanderson’ın yazımını da bozuyor bence ( muhtemelen bilinçsiz değil, kasıtlı bir tercih tabi), temposunu da. Kitap bu 10 gün işinde inanılmaz bir tempo problemine giriyor. Bir gün iyi olan diğer gün sıkıcı geliyor, bir gün aktif olan öbür gün neden burayı okuyoruz dedirtiyor. Ama gün gün anlatacağın olay ve ana karakterleri seçtiğinde onlara değinmeden de olmuyor işte, Sanderson bu yazım tarzı ile elini kolunu bağlamış ve yazdıkça yazmasının sonucu da bu olmuş.
Bu kitaptan önce editörünün değiştiği haberlerini okumuştum, etkisi çok büyük olmuş gibi hissettim. Hatta ön okuma gruplarının değiştiğini de duysam şaşırmam. Yazdıktan sonra pek çok farklı kişinin sesini dinleyen, eleştirilere kılağı açık olan ve değişiklikler yapan Sanderson bu kitapta yokmuş gibi hissettim. Yoksa yazım sürecinde bazı karakter ve olay tercihlerine dair yoğun negatif okur yorumu gelmemesi mümkün değil. Bu tercihlerinin doğruluğuna inanıp devam etmiş bence. Belki de artık en iyisini ben bilirim seviyesine ulaşan egolardan biri olmuştur Sanderson, bilemiyorum. Ama okuyacağım sonraki kitaplarında bu beklenti ile oturacağım artık.
Hikayenin ve olayların epikliği, bazı sevdiğim karakter gelişimleri, cosmere bağlantıları ile genişleyen dünyanın bağları gibi beğendiğim yerleri mevcut olsa da maalesef en zayıf Fırtınaışığı Arşivi kitabı olmuş. Seriyi 5+5 kitap şeklinde yazmayı planlamasından benim beklentim Sissoylu’daki gibi çağlar arası fark gibi bir şeydi. Belki de bu kitap bu nedenle de diğerlerine göre zayıf kaldı. Çünkü ben bir çeşit final kitabı beklerken serinin devamına pek çok kapıyı açık bırakan ara bir kitap yazılmış. Kendi hikayesini tamamlıyor gözükse de bir çeşit bağlantı kitabı şeklinde kalmış.
Öncelikle dediğin her şeye, virgülüne kadar katılıyorum. Bu kitabı Sanderson çıkıp “ben yazmadım” dese inanırım. Ama birkaç da diyeceğim şey var.
Gerçekten de yoktu çünkü. Geçen sene 17th Shard’ın röportajını izlemiştim,
orada Brandon gelecek tepkilerin farkında olduğunu ama bilerek böyle yazdığını söylemişti. Hatta bilerek bizi yanlış yönlendirmiş,
Direkt bu konu hakkında. Herkes bir çağ kapanmasını beklerken neredeyse hiçbir olay sonlanmadı desek yeridir. Herhangi bir Fırtınaışığı finali, sadece daha uzun ve biraz daha epik.
İşte ona girme derim. Zaten şu an Türkçe çıkmamış Kozmer kitaplarından sadece Isles of the Emberdark bu kitaptan sonra çıkış yaptı ve bence o gayet güzel bir kitap. Ha yazım olarak yine farklı, klasik Sanderson formülü o kadar yok ama yine okuması zevkli bir kitap da var ortada. Benim Aralık’ta çıkacak olan Fires of the December için de umutlarım baya yüksek.
Savaş sahnelerinin kalitesi konusuna katılmıyorum, bana göre Sanderson’ın katı büyüde olduğu gibi kurulan savaş zeminleri ve güzel savaş sahneleri konusunda da bayağı iyi. Bu kitapta da bence bu yönde iyiydi. 10 gün bir yeri tut, düello zamanından sonra kimde kaldıysa onundur bayağı farklı bir savaş tarzı gösterdi ve iki ordu karşı karşıya geldi, biri kazandı diğeri kaybettiden farklı yapısıyla bence geçer not aldı.
Lakin
Kitaptaki savaşı gördüğümüz karakterlerin hepsinin yan karakter olması bu sahnelerin etkisini çok kötü düşürmüş. Köprü 4 dedik iyi güzel de bu karakterlerin hepsi yan karakter. 5. kitapta bu adamları ana karakter yapayım deyince olmuyor. Adolin iyi karakter, zaten kitabı okutan karakterlerin de başında geliyor. Ama bu onun Fırtınaışığı serisinde asıl ana karakter olmadığı gerçeğini maalesef değiştirmiyor. Kaladin yok, Shallan yok, Dalinar yok, Jasnah yok (bayağı yoktu Jasnah). Savaşta hiçbiri yok. 4 kitap bu karakterleri okutup hiçbirini savaşa sokmazsan savaşın etkisi düşer, Adolin kurtarıyor işte biraz.