Hepsi yanlış demek isterdim ama doğru. Çünkü Başakşehir’de yaşıyorum ya da yaşamaya çalışıyorum diyelim (maalesef)
Acil herkes taşınmalı İstanbuldan.
Meydanı bunlara mı bırakacağız? Bu sene sonunda ben kurtuluyorum inşallah, (gitmem gerekiyor çünkü) ama kalanlar için durum vahim. Bir şeyler yapılmalı ciddi anlamda.
Bak ben izmitte oturuyorum, İstanbul Anadoluya yarım saat karşıya trafik yoksa 1 saat mesafe. İnan İstanbul’daki mültecilerin 1000de 1i yok buralarda. Gebze hariç. Demem o ki artık İstanbulun hiçbir cazibesi yok. İstanbulda yaşamak eskiden güzeldi. Eskiden cazibesi vardı. Artık herşey, herkesin ayağının altında, parmağının ucunda. Bütün İstanbul’daki akrabalarıma, arkadaşlarıma söylüyorum neden halen buradasınız diye. Bana kaosa alıştıklarini söylüyorlar. Hayat 3x daha pahalı İstanbulda. Ayrıca semti sen bırakmıyorsun ki siyasiler bıraktı. Senin yapabileceğin pek birsey yok.
İstanbul berbat
Başakşehir ise iğrenç
Kendi evimiz olmasaydı eğer çoktan kaçmıştık buradan. Liseyi Bakırköy’de okudum. Dört yılı nasıl gidip geldim bir ben bir Allah bilir. Üniversite ise Mecidiyeköy… Ömrümün en güzel yılları yollarda, belediye otobüsleri ve metrobüslerde geçti. İkinci öğretimdim üstelik, son durağa yakın olduğum için tek başıma kaldığım çok oldu. Ödüm kopa kopa geldim gittim yani. Yol yüzünden arkadaşlarımla buluşmaları erteledim hep. Sosyalleşmek zor, böyle rezil bir yer. Mahallede arkadaşım olmadı hâlâ da yoktur. Benim kafamda biri yok çünkü burada. Dışarı da çıkmamaya çalışıyorum hiç güzel bir yanı yok.
Ayrıca dediğiniz gibi bu şehir insana huzur vermiyor. Sürekli olay, başa bir şey gelme korkusu, kalabalık, pislik… Ne ararsanız var.
Vallahi ben kendi evimi bıraktım. Yetmedi aileme de aynısını yaptırdım. Çılgınlık gibi görünebilir ama asıl çılgınlık İstanbul’da yaşamak. Hindistan tadında metrobüs, otobüs savaşları; pis, saygısız, kaba insanlarla her dakika muhattap olmak; akşam hava karardıktan sonra özellikle taciz, öldürülme, kapkaç riskinin zıvanadan çıkması… İstanbul’da yürümenin, nefes almanın, yaşamanın, beton yığınları arasında hayatta kalmanın insan psikolojisine olan muazzam baskısı bir yaştan sonra çekilmiyor. Kendimi özgürleşmiş hissediyorum. Ne kadar az insan o kadar iyi. Sözde 15 milyon nüfusu olan yerde 25 milyonun üstünde insan yoksa ben de bir şey bilmiyorum. Daha da yazarım ama düşündükçe nefes alamıyorum. Mümkün olsa ağaçlarla yaşarım. Zamanla onun da olacağını düşünüyorum. Artık kafam kendi iç sesimi bile çekmiyor.
Birde şunu demek istiyorum. Küçükken bize çok söylerlerdi ama pek umursamazdim. Herkes eğer varsa köyünün değerini bilmeli ve köyüne yakın olmalı.
Köyde kalmadı, hepsi mahalle oldu, diplerinede zincir marketler açıldı. Pek köy hayatı beklemeyin, köyde artık ne tavuk var ne yumurta, ne peynir. Şehir gibi her şey hazır.
Tabi değişiklikler oluyor heryerde fakat yinede insan köyü varsa köyüne sahip çıkmalı, eğer yoksa şöyle verimli bir köyden mutlaka kendine bir yer almalı. Çok basit teknikler ile insan çoğu ihtiyacını kendi kendine giderebiliyor yinede köylerde.
Yalnızlığı sevenin hoşuna gidebilir. Kendi açımdan bakınca sakinliği severim ama ıssızlık derecesinde ise sevmem, sıkılırım.
Köy bizim orası için konuşmam gerekirse eğer tatil köyü oldu. Kışın pek kalan olmuyormuş, toprağı olan da işte gel-git şeklinde şehire taşınmışlar. Sadece yazın hem tatil hem ekme- biçme yapıyorlar. Köy ekmeği yapan bulamadık, fırından alıyoruz dediler ![]()
Köy hayatından beklentinin tavuk, inek olduğunu sanmıyorum ki etrafımda beş köy filan var hepsinde de tavuk, inek, keçi, at, eşek ne ararsan var yani. Süt de bulabiliyorum, yumurta da, hatta tarladan-seradan kendim toplayabiliyorum da. 5-10km mesafede hepsi. Kaldı ki eski köy yaşantısı arayan da tavuğunu, keçisini alır. Mesele o sorumluluklara ayıracak vakit olması.
Köy denilince herkes inek, tavuk filan düşünüyor ama bizler bence insansızlık, sakinlik vs. düşünüyoruz. (Ya da her şey zıvanadan çıkarsa muğlak bir B planı ihtiyacı) Köylerin de büyük sorunları var. Dedikodu korkunç, köy kahvesinin önünden geçmek çok rahatsızlık verici, herkes cahil, kim, kiminle, ne zaman, nerede belli değil. 2.5 senedir yaptığım gözlemlerde bunları görüp ücra bir yerde, en azından bir sağlık ocağı ve marketin birisine yürüme veya bisiklet mesafesinde yaşamayı daha yaşanabilir buluyorum.
Yukarıda yazılanların aksini düşünüyorum. İstanbul dışında bi’ şehirde yaşayabileceğimi düşünemiyorum. Tabii herkesin isteği ve beklentisi farklı olabilir. Eğlencenin, gezmenin, yiyip içmenin sınırı yok. Gecesi ayrı gündüzü ayrı keyifli. Kalabalık sorununa ise sanırım alıştım. Rahatsız etmiyor beni. Önceden biraz ederdi ama artık etmiyor. Ama ekonomik sıkıntı İstanbul’u çekilmez yapabilir. Yüzlerce imkanın olduğu şehirde ekonomik sıkıntı şehirden kolay soğutur. İstanbul’la ilgili tek şikayetim İstiklal Caddesi olur. Güzelim cadde rezil, iğrenç, boktan bi’ yer oldu.
Köy hayatı fazla sakin ve sıkıcı gibi duruyor. Belki 60 yaşından sonra düşünülebilir ![]()
Köyde doğal sebze-meyve vs yiyemedikten sonra orası benim için köy olmaz, sessizlik, sakinlik arıyorsam köy olmasa da şehir dışında bir eve taşınarak da gideririm zaten illa köy olacak diye bir şeyim olmaz, köyün bir cazibesi kalmıyor çünkü. Kafa rahat iş güç derdi olmayacaksa hayvan vs yetiştirilir ama onun dışında zor. Yani iş köyde olacak şehirdeki iş bırakılacaksa olabilir ama kafa dinlemelik tatil için gidilecekse olmaz.
İşte köy bu ![]()
Bir kadın olarak İstanbul’da yaşamak zor kim ne derse desin
Burada doğup büyüdüm ama kendimi İstanbul’a ait hissetmedim hiç. Özellikle yabancılar artmaya başladığından beri gözüme daha çirkin geldi şehir… Köyü ben de sevemiyorum pek, sonuçta kalabalıktan nefret etsemde tenha yere de gelemem. Yine de toprağa dokunmalıyız bazen. Toprak insanın negatifliğini alıyor, rahatlatıyor. Şehirde yaşayanlar bu yüzden bu kadar gergin ve mutsuz bence. Topraktan uzaklaşıp betona yaklaştıkça huzursuzluğumuz artıyor. Yaşamın kendisinin cevapları bile tam kesin değilken nerede yaşayacağımız sorusu ayrı bir problem.
Kendin ekeceksin onları zaten. İki tavuk bakmak da zor değil bence. Bunlar için de köye gerek yok yani. 3 metrekarelik balkonda bütün sene yetecek sebze yetiştirdim ben senelerce. Keçidir, inektir bizim gibi insanlar yapamaz zaten, çok zorlanırız. Köyün bir cazibesi yok bence zaten.
Ağzımız alışmış köy demeye bana kalırsa. Burada hepimizin bahsettiği bence bahçeli ev rüyası. Ekeceksin, biçeceksin vs. vs.
Haklısınız, zor. Yaşanılan olayları haberlerden görüyoruz. Ama benim için ekonomik sıkıntısı dışında bi’ sorunu yok.
Pandemi sonrası ailecek köye gitmiştik. Kafa dağıtmak için. Ama zerre rahatlama yaşamamıştım. Ben ailemden önce dönmüştüm. Gerçekten aşırı sıkıcı. İnsan n’apabilir ki köyde? Köydeki toprak beni rahatlatmıyor. Beni şehir rahatlatıyor.
Bahçeli bir ev benimde hayalim, gerçekleşir mi bilinmez
En azından şu zamanda ufukta öyle bir şey gözükmüyor. Hobi olarak ek biç, masa sandalye at, salıncak at mis gibi. Düşüncesi bile rahatlatıcı.
Ekonomik sıkıntısı + trafik. Bunlar çekilecek dert değil
Köyde ben de sıkılıyorum, bir haftadan fazla kalamam. Ama @Agape dedi ya bahçeli ev diye; kendime ait bahçesi olan bir ev yeter de artar. Kasaba veya ilçede olabilir. Issızlığı ben de sevemiyorum. Arada bir tiyatroya oraya buraya gidebilecek bir yakınlıkta olmalı. Şu an bahçeli bir apartmanda oturuyoruz ama gürültüden oturulmuyor. Sokakta yüz tane çocuk var, her aile yedi tane doğurmuş
her dışarı çıktığımda farklı çocuklar görüyorum; yazın kafa dinle, dinleyebilirsen…
Ben galiba bağışıklık kazandım kalabalığa, trafiğe ve gürültüye. O yüzden bana çok iyi geliyor olabilir İstanbul ![]()
Ben de bir kaç şey söyleyeyim. Önümüzdeki ay içinde köye taşınmış olacağım. Tek sorunum var o da kitaplar. Köy merkeze 15km uzakta, 5km sonra ilk market, 7 km sonra AVM var. Arabanız yoksa günde 9 kez otobüsü var. Söylemeye çalıştığım şu bütün köyler ıssızlıkta değil. Bahçeli ev, karşısındaki bahçeli eve bakar. Köy evinizdeki ufkunuz kat be kat geniş olacaktır, kıyas kabul etmez ve ferahlığı inanılmazdır. Üstelik durmadan değişir manzaranız. Yalnız kalmazsınız, arkadaşlarınız yeni yerinizi çok sevecektir bence, hele çocukları varsa. Daha neler, neler.