Ne söylediğinizle ilgileniyorum ama beni itham ettiğiniz kusuru siz de işliyor olabilirsiniz. Marksist hareketin insanlığa faydası olmamıştır demiyorum. Hatta ilk yazdığım cümleyi okusaydınız, “Marksizmin kapitalizm üzerindeki baskısı sendikal ve welfare state reformlarina sebep olurken, liberal baskılar sosyalist devletlerin çökmesine sebep oluyorsa oturup bir düşünmek gerekir.” gibi bir cümle yazdığımı da görebilirdiniz. Evet. İnsanlar Marksist hareketin “tehdidi” sayesinde birçok hak ve özgürlüğe kavuştu (ki işçi haklarının gelişmesi ve ücret artışı noktasında kapitalizmin kendi iç dinamiklerinin de çok büyük payı vardır ama neyse) AMA Marksist düşüncenin uygulanışı neredeyse daima baskı, sefalet ve katliama sebep oldu. İngiltere’de “sosyalizm tehdidi” işçi sınıfının haklarında iyileşmeye sebep oldu diye Ukrayna’da "sosyalizm realitesi"nin sebep olduğu katliamı görmezden mi gelelim?
Tamam. Marksist hareket çocuk işçiliğinin kaldırılması ve herkese oy hakkı verilmesine sebep oldu ve bunlar yerinde taleplerdi. Peki, başka talepleri? Proleter diktatorya talebi mesela? Ne kadar işe yaradı? Bugün Küba gibi (ki bence sosyalizmin yüzakıdır) bir ülkede insanlar gerçekten sefalet içinde yaşıyorsa (Küba gezi seyahatnamelerinin hepsi, istisnasız, en romantikleri bile buradaki sefaleti anlatır) oturup bir düşünmek gerekir. 10 milyonluk ülkenin 2 milyonu Florida’ya kaçtıysa, şapkamızı bir önümüze koyalım.
Kaldı ki Holodomor, ölüm tarlaları, Great Leap Forward gibi felaketlerin tamamı Marksist ekonomik düşünceye içkin olan merkezi planlamanın bir sonucudur. Marksist düşünceden ilişkisiz bir şekilde düşünülemez.
Solculuk
Kürtçülük
Türkçülük
İslamcılık
Marx
Deniz Gezmiş
Yılmaz Güney
Nazım Hikmet
Sigara
…
Orwell
1984
Hayvan Çiftliği
Fahrenheit 451
…
Sinemaya giden solcu gençler
Ira filmleri
Tekrar Yılmaz Güney
Tarık Akan’ın solu
Kadir İnanır’ın tokadı
…
Bu memlekette, değil ChatGPT Skynet de vücuda gelse, kısıtlı ilgi alanları değişmeyecek belli ki. Futboldan teşekkül spor ilgisine falan hiç girmedim. Sadece şunu yorum olarak paylaşayım:
İğreniyorum. Geberip gidecek herkes, oksijeni bunlarla tüketmek isteyene de, harcadığı ömür süresi için yazık. Son nefeste pişman olacak.
Biliyor musunuz? Son nefeslerinde pişman olmayacak olabilirler.
Ölümden sonraki hayat için yaşayan ve tüm umudunu buna yüklemiş çok insan gördüm. Sanıyorum ki bu insanlar var oluşlarının büyük olumsuzluklar içinde harcanıp tükeneceğini kabul edemediklerinden bir tür savunma mekanizması geliştirmişler.
Sebepler, kisilerin kendilerini ilgilendirir. Sonuclar, toplum bir arada yasamak adina kurallar dayatiyorsa, buna katlanma maliyeti adina, varliginin ederini yasam boyu arastirma ve kesfettigi guzellikleri takdir etme gibi ugraslarla doldurarak gosteren ve buna yeltenmeden sadece var olusunu kiymetlendirerek suruler halinde yasayan nicelerinden farkli olarak, tek basina ayakta durabilen bireyler sunmasini bekleyen kimseler icin onem teskil ettiginden, hepimizi ilgilendirir. Baska “kimse” olmayabilir, ama aklin yolu budur.
Ben hem ahiret için hem bu hayat için zaman harcıyorum. İkisinden yalnız birine önem vermek yanlış. Hele ikisine de önem vermeyenler hangi kafadalar merak ediyorum.
İthaki bilimkurgu klasiklerine verip veriştirmek, yerden yere vurmak için partner arıyorum. Serinin en az yarısından fazlasına ve son 10 kitabına vâkıf, bilimkurgu aşığı, edebiyata önem veren, askerliğini yapmış tartışma arkadaşları arıyorum.
Ana başlıklar:
Kalite düştü, onu bunu klasik diye sürüyorlar.
Her post-apokaliptik romana bilimkurgu deniyor.
Hyperion niye bu kadar gecikti!
Türkçe’de tek kitabı olmayan o kadar kaliteli yazar varken gidip gelip Strugatski kardeşler ve Bradbury basmaları. Allah aşkına! Dinozor Öyküleri diye klasik mi olur, işkembeden kitap çıkarmışlar.
Bu videoda bir şey yanlış ama bir türlü derli toplu bir şekilde yanlışı belirtemiyorum. Kendimi ifade etme gücüm yetmiyor belki. Ama yine de bir şeyler yazayım,
Bir eserin tek anlamı olduğunu ve onu anlamayanların kötü okur olduğunu savunuyor sanırım. Edebi eserlerin birden fazla anlam barındırabileceğini düşünmüyor.
Söylediği çok açık bir şey. Okurların okudukları metinlerden ne anladıkları konusunda tatmin edici cevaplar alınmadığını söylüyor. Genellikle “çok güzel , sürükleyici, akıcı bir üslubu var, hetkese tavsiye ederim, vs… kabilinden klişe ifadeler dışında, yazarın yazdığı metnin okur üzerinden farklı anlamlar kazanarak neden zenginleşmediğini, okurun dipsiz bir kuyu gibi içine düşen bir şeyi tepkisiz bir şekilde yutan anlamsız tutumunu sorguluyor. Mesela Tutunamayanlar kitabını ben de çok kişinin elinde gördüm. Genellikle lise öğrencilerine galiba öğretmenlerin tavsiyesi nedeniyle okutuluyor. Ama bir lise öğrencisinin çok şey anlayabileceği bir kitap değil tabiki. O kitap, Türk insanının sosyal, siyasal, sınıfsal tahlillerini yapmak için çok iyi resimler veriyor. Bunu düşünmeye, böyle bir yükün altına girmeye kimse heves etmiyor. Ama " ben Tutunamayanlar kitabını okudum” demenin bir havası var, o hava yetiyor insanlara. Velhasıl okur aleminde çoğunlukla her şey hava civa… keşke farklı bir şeyler anlayanlar olsa da söyleselet ne anladıklarını.
Orhan çünkü post apokaliptik eserler bilim kurgu edebiyatının alt dallarından birisidir ve altın çağ ile yeni dalga bilim kurgu yazarlarının en rahat yazdığı türdür bana göre. Strugatski kardeşler Sovyet bilim kurgu edebiyatının en önemli yazarlardır. Başka bilim kurgu yazarlarının telif hakları diğer yayınevlerinde bulunuyor olabilir.
Bilimkurgu bilimin insan hayatına etkisini konu alır bana göre. Okuduğum son 5-6 klasikte sadece bir nükleer kıyamet geliyor ve dünya yazarın hayal dünyasında nasıl istiyorsa o hale geliyor. O raddeden sonra kitapta bilimin esamesi okunmuyor. İşkencecinin Gölgesi %90 ortaçağ hikayesiydi, Uzak Yarın sonu hariç Western Amerika’sı hikâyesi, Makine Yazı büyülü gerçekçilik metni gibi neredeyse, Leibowitz’in yarısına geldim ama hristiyan keşişlerden başka bir şey göremedim, Postacı ve Koyunlar Yukarı Bakar’ı okumadım ama onlar da kıyamet sonrası haytta kalmaya çalışan insanların dram-aksiyon hikayesi gibi gözüküyor. Kolayca fantastik veya tarihi roman olabilecek kitaplar sırf kıyamet sonrası diye bilimkurgu niye sayılıyor anlamıyorum.
Nerede o Zaman Makinesi, Kaplan Kaplan, Maymunlar Gezegeni, Mars Yıllıkları, Mevki Uygarlığı, İçeriden Ölmek’teki bilimsel hikaye elementleri. Onlara hasretim işte.
Leibowitz İçin Bir İlahi kitabında nükleer savaş sonrası insanlık bilim yüzünden dünya bu hale geldi diye okuma yazmayı yasaklıyor bilenleri ise kâfir diyerek öldürüyorlar, devamını yazarsam kitaptan spoiler olacak o yüzden dikkatlice okursanız her bölüm birbirini takip ediyor. Bilim kurgu edebiyatının alt türlerini merak ediyorsanız bu video serisine bakabilirsiniz. https://youtube.com/playlist?list=PLI1eKjZNK_3D8rvWZ6kn2TCjmQujkSD6m&si=8xiNDNkSMk-L-g3d
Okuduğum tüm bilim kurgu klasikleri 1000 kitap profilimde mevcut oradan bakabilirsin 7 puan verdiğim kitap var konusu bana hitap etmedi.
2024 yılında okuduğum kitapları henüz girmedim.
Aslında bilimkurgu nedir ne değildir diye güzel bir tartışma konusu bu cümle ama kimse eleştirmediğine yanıt yazmadığına göre forum olarak hiçbirimizde konuşma enerjisi kalmamış gibi.
Ben daha çok bilimkurguyu kısaca içinde yaşadığımız gerçeklikten hareket eden alternatif gerçeklik anlatıları diye tanımlıyorum. Yinede tek başına bu da eksik bir tanım olarak görülebilir.
Ama bence bilimin insan hayatına etkisi, teknoloji vs anlatımı diye tanımlamak çok daha eksik bir tanımlama olur.
Bir diğer özelliği ise yazıldığı dönemin eleştirisini gelecek üzerinden yapar. Örnek olarak Cesur Yeni Dünya seri üretimi bir distopya üzerinden yapıyor.
Bilimkurgu, kurgunun bilimle yoğrulmasıdır. yazar bu bilimkurgu öğesini istediği miktarda ve şekilde katabilir.
İşkencecinin Gölgesi’nde bilimkurgu öğesi, kurgunun içine o denli incelikle yedirilmiş ki, serinin ilk üç kitabının asıl anlamını kazanabilmesi için ancak son kitabı da okumak gerekiyor.
Onun kadar olmasa da Leibowitz İçin Bir İlahi’de de alt metin, kurgunun içine çok iyi gizlendiği için biraz yazarın akıl oyunlarını tahmin ederek okumak gerekiyor.
Bu edebiyattır; yazarlar söz oyunları yapar, anlatmak istediklerini okuyucuya hiç hissettirmeden düşündürtürler.
Bilimkurgu bu, adı üstünde, bilimsel makale değil ki saf şekilde bilim anlatsın; yazar isterse kurguyu bilimin ardına gizler, isterse bilimi kurgunun altına gizler.
Ekleme:
İnanır mısınız? Star Wars da bir bilimkurgu eseri.