Ben bırakırım. Şimdi bu kitabı okumamın zamanı değil, zihinsel olarak bu kitaba hazır değilim diye düşünürüm. Sonra başka bir zaman tekrar okumayı denerim. Yine olmuyorsa o kitapla vedalaşırım, demek ki benlik değilmiş diye düşünürüm, ya kitabı isteyen bir arkadaşıma veririm ya da sahaf arkadaşlarıma ara ara verdiğim toplu kitapların arasına eklerim.
Eskiden sevmesem de okurdum, takıntım vardı. Ama sonra bıraktım,çünki okusam bile bir şey anlamadığımı fark ettim. Tabi kaybettiğim zamana ve harcadığım efora da yazık. Bir de kendime eziyet etmek istemiyorum. Deneme için en fazla 50 sayfa okurum.
Ben de dahil herkes beğenilmeyen kitabı yarım bırakma konusunda hemfikir olunca bir konuya dikkat çekme ihtiyacı duydum.
Arkadaşlar bazı kitaplar, seriler devamında çok güzel açılıyor. “Sevmedim” deyip kitabı hemen bir kenara atmak nice güzel şeylere ulaşmanızı engelleyebilir derken
Bu görsele çok kişisel bir garezim var, tetiklendim görünce. Bu şekilde düşünüp uzun uzun sabrettiğim belki de hiçbir şeyin sonu selamete varmadı hep harcadığım vakitle kaldım.
Kitaplarda ise durum insanın içinde bulunduğu dönemle veya modla alakalı olabiliyor @alper’in dediği gibi. Başka zamanda çok beğenebileceğimiz bir eser o an itibariyle hitap etmeyebiliyor. Daha önce sırf yarım bırakmış olmamak için zorla okuduğum bazı kitapların içeriği bir yana adını bile hatırlamıyorum.
Yok yahu ben şakasına az gülümseyelim diye attım bu görseli. İnsan hoşlanmadığı bir şeye devam edemiyor. Misal önümüze bir tatlı geldi normalde çok severiz o tatlıyı ama yapan kişi becerememiş. Gitmiyor, ağzımızda büyüyor da büyüyor. Ne yapalım şimdi değil mi?
Bir karar vereceksiniz ve iki seçenek var. Birisi pragmatik olarak doğru, diğeri ise kalbinize daha çok hitap ediyor. Şöyle bir örnekle pekiştireyim.
Diyelim ki İngilizceniz var ve üçüncü bir dil öğrenmek istiyorsunuz. İşiniz gereği İspanyolca öğrenmeniz daha mantıklı iken kalben Fransızca öğrenmek istiyorsunuz. Biliyorsunuz ki İspanyolca farklı kapılar açabilecekken Fransızca hayatınız boyunca hiç işinize yaramayabilir ama nedense ona bir çekim hissediyorsunuz.
İkisini de öğrenme imkanı varsa ikisini de öğrenmek. Öyle bir imkan yoksa eğer iş için kritik bir şeyse maaş vs artacaksa, ne biliyim daha kolay iş bulma imkanı olacaksa falan İspanyolca seçerdim. Kalbin sesi sonrada dinlenir. Önce iş, aş
Açıkçası ben bu soruya dil açısından yaklaşırsam direkt pragmatik cevabı seçerim. Çünkü her ne kadar Fransızca öğrenmek istesem de pratikte bunu hiç kullanamayacağımı, dolayısıyla asla gerçek manada öğrenmiş olamayacağımı bilirim. Boşa emek vermeye gerek yok diye düşünürüm.
Soruyu genelleştirirsek o anki duruma bakarım. Karar vereceğim şey benim için ne anlam ifade ediyor? Buna göre duygusal da davranabilirim. Örneğin bir şirkette yükselmek demek aslında kendinle ve ailenle geçirdiğin zamandan fedakarlık yapmak anlamına gelir. Böyle bir kararda muhtemelen çocuğumla vakit geçirmeyi seçerim yönetici olmak yerine. Daha fazla itibar ve para anlamına gelse de.
“Fransızca kalbinizden geçtikten sonra nereye ulaşacak?” Bence asıl soru bu. Orijinalinden okuyacağınız Fransızca kitaplar, izleyeceğiniz filmler, konuşacağınız insanlar sizin için ne anlam ifade ediyor?
Herhalde anlamlı olanı seçmek sizin için en iyisi olur diye düşünüyorum.
Fransızca ve Almanca örneğini soruyu pekiştirsin diye verdim. Burada amaç karar verirken beyninizi mi kalbinizi mi dinlediğinizi öğrenmekti. Ama maşallah forum komple pragmatik üyelerden oluşuyor. Bu kadar bir fark beklemiyordum.
Bir ihtimal ülkenin şu anki hali de etkiliyordur. Herkesin kafa rahat olsa belki kalbini dinleyen insan sayısı da artardı.
Dil örneğinden bağımsız olarak düşündüm ama her halükarda kalbimizden geçen o olmadığı halde mantıklı tercihi yapmak bir noktada mutsuzluğa ve türevleri duygulara neden olmaz mı? Ben manevi tatmin yaşamıyorsam maddiyatla kendimi gerçekleştirdiğimi de hissedemem. Neyi kaçırıyorum acaba?