Kişinin karar verirken kalbini mi yoksa beynini mi dinlemesi, konudan konuya veya örnekten örneğe değişir. Bazen kalbinizin sesini dinlersiniz bazen de beyninizi. Bu örnekte mantığını kullanan herkes, her konuda böyle davranmaz. Pek çok konuda da kalbimizin sesini dinleriz. Yani genelleme yapmak yanlış olur.
Kalbimin sesiyle mutlu olacağımı bildiğim için tabii ki Fransızcayı seçtim.
Bugüne kadar mantığımla hareket etseydim eğer; şu an ne olduğum insandım, ne de sevdiğim insan hayatımda olurdu. Mantıklı bir insan değilim, olmaya çalışırsam mutsuz olurum. Kendimi bildiğimden dolayı kalbimin sesinden devam. ![]()
Ayrıca neden Fransızca? Proust’u ana dilinden okuyup anlamak istiyorum. Paris’e gidip Seine’ye bakan bir cafede kahvemi içip madlen yerken Swann’ların Tarafı’nı okumak istiyorum. Gallimard’a gidip almış olduğum olağanüstü bir güzellikte olan Kayıp Zamanın İzinde ise yanımdaki sandalyeye koyduğum poşetlerin birinde olacak o sırada.
Bu benim hayalim. Bir gün gerçekleştirmek istiyorum. Öğrenemezsem ve oraya gidemesem bile çok güzel bir hayal bu bana göre.
Edit: Bu arada benim hayatım için mantıklı olan İngilizce. Ama elim hiç oralara gitmiyor.
Fransızca ise bir başka. ![]()
Pragmatizmin sonu mutsuzluk olmaya başladı bende artık İsmet. Mutlu etmeyecek şeylere efor sarf etmektense varsın işime yaramasın ama gülümsetsin, içimi ısıtsın.
Şöyle spesifik bir örnek vereyim. 3 yıl önce NBA fantasy oynamaya başladım @Haplo sayesinde. İlk sene oyuncuları draft ederken, daha iyileri olmasına rağmen sempatim olan oyuncuları seçtim. Dolayısıyla da ilk senemde başarısız oldum. Bu durumda sevdiğim oyuncular ve başarısızlık arasında kaldım.
İkinci senemde başarılı olmak istedim ve daha az sevsem de daha iyi olduğunu düşündüğüm oyuncuları seçtim. Ancak işler istediğim gibi gitmedi ve yine başarısız oldum. Bu sefer de “madem kazanamadım, bari sevdiğim adamlarla kazanamayayım” diye düşünmeye başladım.
Yani aslında @Blackheart haklı, çok dinamik bir süreç. Bir karar verirken çok fazla parametre var. Mesela mesleki olarak daha ileri gitmek çok ilgimi çekmiyor olabilir, zaten yeteri kadar ileride olabilirim. Veya terfiye çok ihtiyacım vardır, o zaman kalbim pek de umurumda olmaz.
Anketteki fark ise genel olarak ülkenin durumundan dolayı psikolojiktir diye düşünüyorum. Şu anda öyle kötü bir zamandayız ki, kalp malp hak getire, önemli olan hayatta kalabilmek. Zaten forumda da benzer bir etkisini görüyoruz. Sorsanız elimde metrik bir hesap yok ama böyle düşünüyorum (yemin edebilirim ama ispatlayamam).
Bu da apayrı bir problem. Yukarıdaki NBA örneğindeki gibi, pragmatik olup da sonuç alamayınca bu sefer insan sinirleniyor cidden. Aynı senin gibi "başlarım mantığına, sevdiğimi yapmak istiyorum"a dönüşüor duygular. Taa ki maddiyat vs. tekrar ağır basana kadar.
Tahterevalli gibi bir yukarı bir aşağı hareket ediyor duygular.
Ama şöyle bir fark var: Ben kalbimi dinleyerek Fransızcaya karşı çıktım.
Forumun da benim gibi tam bir Fransızca düşmanı olması, Agincourt’ta savaş bayrağını dalgalandıran şanlı askerler gibi hissetmesi gözlerimi yaşarttı.
Keşke İtalyanca mı Flemenkçe mi diye sorsaydım. Fransızca çok biased oldu. ![]()
Bu arada, bundan 1-2 yıl önce sorsalar Fransızca kadar uyduruk dil mi olur derdim. Ama nedense garip bir şekide sempatim gelişti. Büyük aşklar gerçekten de büyük nefretlerden doğuyormuş. ![]()
JHerbin mürekkep bile almıyorum ben!
(Ama uygun olursa Waterman Carene alabilirim.) ![]()
Ben yine mantıksal olanı seçme taraftarı olurdum. Fransızcayı severim, keşke öğrenebilecek vaktim olsaydı. Ama duygusal olmadan, maddi açıdan hangisi daha yararlı ise ona yöneliyorum. Ha! Eğer tuzum kuruysa direkt kalbimi dinlerdim o ayrı ![]()
İspanyolca öğrenmeye çalıştım ama sebebi kalbimin sesini dinlemekti. Çok güzel bir paradoksa düşmüşüm ben zamanında. ![]()
Haha
ben soruyu doğrudan gerçek anlamıyla anlamışım.
Öyleyse düzeltiyorum.
İnsan ile, zihni ve kalbi arasındaki çelişkiyi çözerek başlamalı. Şayet bu çelişkiyi çözerse hem sevdiği hem de maddi fayda sağlayabileceği alana kendini tam anlamıyla adayabilir. Diğer türlü aklı hep vazgeçtiği -maddi veya manevi- ihtiyacında kalacak, asla tam doyum elde edemeyecektir.
Valla ben de beklemiyordum. Ben şahsen pragmatik davranırdım diyebilmek isterdim ama yalan olurdu açıkçası.
Uzunca bir süredir çoğu konuda karar verme sürecim “o anda içinden ne geliyorsa onu yapmak” şeklinde. İçimden geldiği şekilde karar veriyorum, sonra zaten bir şekilde kendime açıklayabiliyorum sorun olmuyor hahaha.
Ama bu tam olarak kalbinin sesini dinlemekle aynı şey değil bence. Belki kalbin başka bir şeyi istiyor olabilir ama insanın “içi” bence pişman etmeyecek kararlar alma konusunda pragmatizmden de, kalpten de daha iyi bir rehber
Fazla düşünmemek lazım, bam diye karar verip geçmek lazım hocam bence
Özellikle de büyük/önemli kararlarda.
Ek yapmak istedim. Bu biraz da yaşla açılan bir skill olabilir ya. Burda yapılan şey aslında karar vermeyi bilinçaltına delegate etmek bir yerde. Bunun işe yaraması için bilinçaltının dünyayı, alınan doğru/yanlış kararları ve pişmanlıkları yeterince gözlemleyip bireyin maliyet fonksiyonları doğrultusunda yeterince eğitilmiş olması lazım gibi sanki. 25- yaşındaki arkadaşlarda bu taktik pek işe yaramayabilir ![]()
Ben tam tersini düşünmüştüm aslında. ![]()
Karar mekanizması konusunda birebir katılıyorum size, aynı şekilde düşünüyor ve uyguluyorum. Fakat bana kalırsa bu biraz içgüdüsel bir davranış şekli olduğu için erken yaşta oturmadıkça belirli bir yaştan sonra uygulamak zor olur sanki.
Ben 25 yaşındayım, forum ortalamasına göre bir tık aşağıda kalıyor gibi. Anketteki farkı da buna yormuştum çünkü ilerleyen yaşlarda insanın dışarıya karşı sorumlulukları farklılaştığı için pragmatik bir eğilim normaldir diye düşünmüştüm.
Kafamda dönen tilkileri fark edince, “en kötü karar bile kararsızlıktan daha iyidir” demişti ilk iş görüşmemdeki kişi. ![]()
25 yaşındaki kişiyle atıyorum 40 yaşındaki kişinin parametreleri çok farklı olabiliyor dediğin gibi. Sadece dışarı da değil, kendine karşı, evine karşı vs. de öyle. Mesela aileyle kalan bir öğrenci ile atıyorum asgari ücretle ailesini geçindiren kişinin aynı şeyi seçmesi beklenemez.
25 yaşından sonra
1 üniversite yarım bıraktım
1 yüksek lisans bitti
1 üniversite daha bitmek üzere
Arada baya dersli programlı ve sınavlara girerek alınan belgeleri saymıyorum bile.
3 yılda bir de dil puanı yeniliyorum
Daha burada FRP Koşu Yazma Okuma yok ![]()
Bebek yok
İlerleyen yaş kısmını şimdi tekrar baştan alıp kuralım ![]()
Yaşa filan takılmayın arkadaşlar. İmkan yok (Maddi) vs derseniz okey.
“Mesela aileyle kalan bir öğrenci ile atıyorum asgari ücretle ailesini geçindiren kişinin aynı şeyi seçmesi beklenemez.”
Duruma göre olabilir İsos.
Oraya “her zaman aynı şeyi seçmesi beklenemez” yazacaktım ama meramımı aktarabilmişimdir diye düşünmüştüm. ![]()
Biraz daha düşündükçe çok bağımsız şeyler olduğu konusunda daha fazla ikna oluyorum. Aynı kişinin kendi hayatında bile.
Ya sonunda ne iyi hissettirecekse onu yap.
Fazla da kasma. Şu yukarıdaki şeyleri yazdım ama keyifli değil artık. Her haltı zevkle yaparken farketmeden çok stres yüklendim.
Salmak da gerekiyor sanırım. Yani ilerde sana çok da bir aman aman katkısı olmayacaksa…
Yukarıda NBA örneğinde yazmıştım ya, bunun da garantisi yok. Dönüp dolaşıp başa dönüyor insan.
Bence asıl problem bu işte. Çok uzun zamandır bunla mücadele ediyorum. Mental olarak aşırı yorucu bir şey. Tercihin ne olursa olsun zevk alamıyorsun, bir süre sonra ne seçersem seçeyim hiçbir şey zevk vermeyecek diyorsun ve kendi içine çöküyorsun.
Tüm ipuçlarına açığım. ![]()
Türk toplumu İngilizleri köküne kadar pragmatik olmakla suçlarken aslında bizde köküne kadar pragmatik bir toplumuz. Bir iş yapacağımız zaman kendimize hep bu benim ne işime yarayacak diye sorarız. İşimize yaramayacaksak oturduğumuz yerden bile kalkmayız. 4 yılık üniversite hayatımda arkadaşlarımı, bir Efes antik kente götüremedim. Sürekli Efes’e gitmek hayatımızın geri kalanında bu bizim ne işimize yarayacak tepkisi ile karşılaştım. Bu sadece 1 örnek birde kendi hayatınızı düşünün. Eğitim hayatınız boyunca bu matematik ya da diğer derslere aynı muameleyi yapan arkadaşlarınız illa olmuştur. Biz Türkler sadece günü bitirip sonraki güne geçmek için yaşayan et yığınlarıyız.
Sorunun çözümünü çok basit -ve yetersiz- şekilde şu şekilde yazabilirim: Çelişkinin ve çelişkiyi oluşturan etmenlerin farkına varılmalı ve bu farkındalık olumlu ve yapıcı bir çözüm için kullanılmalı.
Kişinin kendi hayatında;
Çelişki nedir? Kalbin sesi nedir? Pragmatik tercih nedir? Bu ikisi neden birbiriyle çelişir? Sadece bunlar mı çelişir yoksa bunlar asıl çelişen şeylerin bir yansıması mıdır?
Çelişkinin çözümü nedir? Çelişkinin çözümü, çelişkinin bir tarafını seçmek midir? Kişiyi bu bir tarafı seçmeye iten ve aynı zamanda diğer tarafı da arzulamasına neden olan şey nedir?
Varsayalım ki çelişkiyi çözdük, bununla beraber hayatımızda hangi diğer sorun veya ana sorunlar çözüme kavuşacak? Asıl sorun gerçekten bu fayda-istek arasındaki çelişki mi?
sorularına doğru cevap verirse büyük oranda farkındalık kazanır diye düşünüyorum.
Tabii insan bunları kendine sorabilir ve gerçekten doğru olan cevapları bulamaya da bilir. Zaten psikologlar da bu yüzden var; insanın kendisine soramadığı soruları sorabilmek ve insanların doğru cevapları bulabilmesini sağlamak için.
Son sözüm şudur: Kendinizin farkına varın, ama en ince ayrıntısına kadar farkına varın. Zaten kendinizin farkına varmışsanız daha fazlasına varmaya çalışın. Gördüğünüz çözüm yolu bütünüyle içinize sinmişse o yoldan pek tabii yürüyebilirsiniz. Eğer sinmemişse -sanıyorum- bir psikolog(veya psikoloji alanında eğtim görmüş başka bir profesyonel) o çözüm yolunu bulmanıza yardımcı olabilir.
Çünkü biz hala köylülükten kurtulamadık. Üstüne üstlük ülkede herkes fikir birliğine varmışçasına bu köylülüğe sıkı sıkadıya sarılmaya kararlı. Halkın parası yok ve kaliteli eğitime ulaşamıyor. Ülkede özgür düşünceye kötü gözle bakılıyor, aydınların ses çıkarması ve yetişmeleri engelleniyor. Göz göre göre halka ancak karnını doyurmaya yetecek kadar fırsat veriliyor. Bu yüzden halk da ancak kısa süreli maddi kazançlara odaklanıyor. Zenginleşse bile zihniyeti aynı kalıyor.