Beğendiğiniz Kitap Alıntıları


(Didem) #189

Bu evde yabancı olmanın zor olduğunu, aynı zamanda yabancı olmaktan kurtulmanın kolay olmadığını öğreneceksiniz. Kendi ülkenizi özlerseniz, buralarda her gün onu özlemek için daha çok neden bulacaksınız; ama unutmayı ve yeni yerinizi sevmeyi başarırsanız, sizi kendi ülkenize göndereceğiz ve orada bir kez daha yersiz olacağınızdan yeni bir sürgüne başlayacaksınız.

Maurice Blanchot - Sonradan Sonsuz Yineleme


(Ş.) #190

“yola sanem’i aramak için çıkmadım. okyanusu sanem’e rastlarım diye aşmadım.”

ayfer tunç


(Pilav Ye, Kadınlara İnan) #191

Yaptıklarımız arasında üstün gördüğümüz ne varsa ölüme benzer, her şey ölümlüdür. İdealler, hayatın anlamsız, yararsız olduğunun itirafından başka nedir? Sanat, hayatın inkârı değil midir? Bir heykel, ölümü çürümez bir maddeye hapsetmek üzere şekillendirilmiş, ölü bir bedendir. Hayatın içine daldığımızı hissettiren haz bile, kendi içimize dalmayı, hayatla aramızdaki bağları koparmayı ifade eden, ölümün oynak bir gölgesidir.

Huzursuzluğun Kitabı, F. Pesooa


#192

Bir zamanlar Almanya’nın Berlin kentinde Albinus adında bir adam yaşardı. Zengindi, saygındı, mutluydu; günün birinde gencecik bir metres uğruna karısını terk etti; sevdi; sevilmedi; ve yaşamı felaketle son buldu. Öykünün hepsi bu kadar. Biz de hiç üstünde durmayabilirdik, eğer anlatmaktan keyif alıp kâr elde edebileceğimizi bilmeseydik.”

İnsan, felâketlerin bataklığı üstünde kuramaz yaşamını… Böyle bir şey, hayata karşı işlenmiş bir günah olur.

Vladimir Nabokov, Karanlıkta Kahkaha


(Hakan Tunç) #193

Devinimin olduğu yerde ışık, ışığın olduğu yerde kaçınılmaz biçimde gölge vardır. Hayat ışıkla mümkünse de, hayatın anlamı gölgelerde saklı durur. Zamanın ölü doğmuş çocuklarını görürsünüz karaltıların içinde. Sözcükler, suskunluklar, şarkılar, ağıtlar, yeminler, ihanetler, kahkahalar, gözyaşları, sevinçler, hayal kırıklıkları ve yüzler… En çok da yüzler. Neden söz ettiğimi biliyorsunuz. Bütün aşklar küllenir, bütün babalar ölür, bütün hikayeler biter. Birinin yıkıntıların nöbetini tutması gerekir; işte o yüzden, biri hariç, bütün çocuklar büyür.

Gölgesini kaybeden insan, gölgenin kendisine dönüşür.

"Alper Kamu: Cehennem Çiçeği", Alper Canıgüz


#194

‘‘Over the last couple years crowds had become a part of the scenery of the city to me. I might use a crowd to hide from a guard or storekeeper. I might move through a crowd to get where i was going. I might even be going in the same direction as the crowd, but i was never a part of it.’’

Son iki senedir kalabalıklar benim gözümde şehrin bir parçası olup çıkmıştı. Bazen bir muhafızdan ya da esnaftan saklanmak için kalabalığı kullanıyor, istediğim yere gitmek için kalabalığın içinden geçiyordum. Hatta bazen kalabalıkla aynı yöne doğru gittiğim bile oluyordu. Ama asla onun bir parçası değildim.

Rüzgarın Adı, Patrick Rothfuss


(Hazal Çamur) #195

Sandığın adı Sandık’tı. Sandık yarı bavul, yarı manyak katil olarak tarif edilmişti.
Sandık sihirli olabilirdi. Korkunç olabilirdi. Ama gizli ruhlu çokluevrendeki tüm diğer bavullarla kardeşti ve kış aylarını bir gardırobun tepesinde uyuyarak geçirmeyi tercih ediyordu.

DiskDünya #5, Hasbüyü

Özet

Yalan mı :smiley:


Kitap Fırsat/Kampanya Alanı
#196

“Martı Jonathan Livingston,” dedi Başkan. “Utanmazlığının, onursuzluğunun hesabını vermek için
arkadaşlarının gözleri önüne, ortaya çık!”
Sanki kafasına bir balyoz yemişti. Dizlerinin bağı çözüldü, kanatları sarktı ve kulaklarında bir
uğultu hissetti. İnanılacak gibi değildi; utanılacak bir şey yapmakla suçlanıyordu. Ya başarısı?.. Bu
onun başarısıydı. Anlamıyorlar! Yanılıyorlar! Hatalı olan onlar!

Fakat Jonathan’ın sesi birden yükseldi. “Hangi sorumsuzluk kardeşlerim?” diye bağırdı. “Yaşamın gerçek anlamını arayan, bulmaya çalışan bir martıdan daha sorumluluk sahibi biri olabilir mi? Bin yıldır yaptığımız tek şey balık peşinde koşmak. Artık yaşamak için bir nedenimiz olmalı; öğrenmek, keşfetmek, özgür olmak gibi. Bana bir şans verin, öğrendiklerimi size göstereyim.”

Konseyi oluşturan tüm martılar, bir taş gibi sert ve ifadesizdiler. Hepsi bir ağızdan, “Kardeşlik
bitti!” diye haykırdılar ve onu duymazlıktan geldiler. Ardından arkalarını dönüp çekip gittiler.


(Emre ) #197

“…devrim dünyasında yetişmiş, başka hiçbir şey bilmeyen, parti’yi gökyüzü gibi değişmez bir şey olarak kabul eden, parti’nin egemenliğine baş kaldırmak yerine, köpeği atlatıp kaçan tavşan gibi yalnızca paçayı kurtarmaya bakan kaç kişi vardır acaba diye geçirdi aklından.”


"seviştiğin zaman içindeki enerjiyi boşaltırsın; sonra da kendini mutlu hisseder ve hiçbir şeyi iplemezsin. ama senin bu halin onların hiç hoşuna gitmez. her zaman enerji yüklü olmanı isterler. bütün o yürüyüşler, bağrını yırtarcasına bağırış çağırışlar, bayrak sallamalar, ekşiyip bozulmuş cinsellikten başka bir şey değildir. gönlün ferah, keyfin yerindeyse, büyük birader’miş, üç yıllık plan’mış, iki dakika nefret’miş, bütün o iğrençlikler neden kendinden geçirsin ki seni? "

1984


#198

‘‘Akşam yemeğinin içinde kırık cam parçaları aramaktan bıkmış bir sihirbaz, yaşamaktan bıkmış bir sihirbazdır.’’

Fantastik Işık, Terry Pratchett


#199

“Artık korkmuyordum,” dedi bana. “Tam tersine, sonunda ölümün ağırlığını üstümden kaldırmışlar gibi hissediyordum; tek istediğim şey, yatıp uyumak için her şeyin bir an önce bitmesiydi.”

Kırmızı Pazartesi, Gabriel Garcia Marquez


#200

" Düşünmekle yapmak aynı şey değildir.Düşüncelerimizden dolayı yargılansaydık, hepimizin asılması gerekirdi."
Nam- ı Diğer Grace , Margaret Atwood


(Barışcan Bozkurt) #201

“Yarın saat on ikide özgürlüğüme, insanların arasına girmek hakkına kavuşuyorum. Ama bu odadan çıkmadan, güneşi görmeden önce sizlere birkaç şey söylemek istiyorum. Şu anda beni gören Tanrı’nın huzurunda bütün açık yürekliliğimle söylüyorum size: Özgürlüğün de, yaşamın da, sağlığın da, kitaplarınız da, dünya nimetleri olarak adı geçen her şeyin de en küçük bir değeri, anlamı yoktur benim için.

Dünyadaki yaşamı bu on beş yıl içinde dikkatle inceledim. Evet, dünyayı da, insanları da görmedim, ama kitaplarınızda misk kokulu şaraplarınızdan içtim, şarkılar söyledim, ormanlarda geyiklerin, yabani domuzların peşinden koştum, kadınları sevdim… Yüce ozanlarınızın büyüleriyle yaratılmış bulutlar gibi göksel dilberler geldiler bana geceleri, başımı döndüren çok güzel masallar fısıldadılar kulağıma.

Kitaplarınızda Elbruz’un, Montblanc’ın doruklarına tırmandım; oradan, güneşin sabahları nasıl doğduğunu, akşamları gökyüzünü de, okyanusu da, dağların tepelerini de nasıl kızıl bir ışığı boğduğunu gördüm; oradan, başımın üstünde şimşeklerin bulutları yararak nasıl çaktıklarını gördüm; yemyeşil ormanlar gördüm, çayırlar, ırmaklar, göller; kentler gördüm; denizkızlarının şarkılarını, çobanların kavallarından çıkan ezgileri dinledim; bana Tanrı’dan söz etmek için yanıma konan meleklerin kanatlarına sürdüm elimi… Kitaplarınızda dipsiz uçurumlara attım kendimi, mucizeler yarattım, öldürdüm, kentler yaktım, yeni dinler yaymaya çalıştım, krallık yönettim…

Bilge kişi yaptı beni kitaplarınız. Yorulmak bilmez insan zekâsının yüzyıllardan beri yarattığı her şeyi kafatasımın içine sıkıştırdım. Hepinizden bilgili olduğumu biliyorum.

Kitaplarınızı da, dünya nimetlerini de, bilgeliği de küçük görüyorum şimdi. Dünyada her şey boş, saçma, bir serap gibi aldatıcıdır. İstediğiniz kadar mağrur olun; zeki, güzel olun, ama ölüm sonunda tarla fareleri gibi silip götürecektir sizi yeryüzünden; geride bıraktıklarınıza, tarihe, yüce kişilerinizin ölümsüzlüğüne gelince, onlar da bir gün yeryuvarlağıyla birlikte donup taşlayacak ya da yanıp kül olacak.

Çıldırmışsınız siz, yolunuzu şaşırmışsınız. Yalanı gerçek, çirkinliği de güzellik sanıyorsunuz. Herhangi bir durum sonucu elma ağaçları, portakal ağaçları elma, portakal yerine birden kurbağa, kertenkele verse ya da güller terlemiş at gibi kokmaya başlasa, şaşırıp kalırdınız değil mi? İşte ben de yeri göğe yeğlediğiniz için size öyle şaşırıyorum. Anlamak istemiyorum sizi.

Yaşamınızın temel değeri olan şeylerden iğrendiğimi davranışlarımla da göstermek için, bir zamanlar beni cennete götürecek diye hayalini kurduğum, şimdiyse umursamadığım iki milyonu almayacağım. Bu parayı almak hakkından kendimi yoksun etmek için, kararlaştırdığımız andan beş saat önce çıkacağım buradan, böylece sözleşmeyi bozmuş olacağım.”

Bahis, Chekhov


#202

''Almost dead yesterday, maybe dead tomorrow, but alive, gloriously alive, today.”

Mathrim Cauthon, Wheel of Time.


(patricia franchini) #203

Ne yapmak gerek peki? Sağlam bir arka mı bulmalıyım? Onu mu bellemeliyim? Bir ağaç gövdesine dolanan sarmaşık gibi, önünde eğilerek efendimiz sanmak mı? Bilek gücü yerine, dolanla tırmanmak mı? İstemem!

Herkesin yaptığı şeyleri mi yapmalıyım Le Bret? Sonradan görmelere övgüler mi yazmalıyım? Bir bakanın yüzünü güldürmek için biraz şaklabanlık edip, taklalar mı atmalıyım? İstemem, eksik olsun!

Her sabah kahvaltıda kurbağa mı yemeli? Sabah akşam dolaşıp pabuç mu eskitmeli? Onun bunun önünde hep boyun mu eğmeli? İstemem! Eksik olsun böyle bir şöhret, eksik olsun!

Ciğeri beş para etmezlere mi “yetenekli” demeli? Eleştiriden mi çekinmeli? “Adım Mercuré dergisinde geçse” diye mi sayıklamalı? İstemem! İstemem, eksik olsun!

Korkmak, tükenmek, bitmek? Şiir yazacak yerde eşe dosta gitmek. Dilekçeler yazarak içini ortaya dökmek? İstemem, eksik olsun! İstemem, eksik olsun!

Ama şarkı söylemek, düşlemek, gülmek, yürümek? Tek başına? Özgür olmak! Dünyaya kendi gözlerinle bakmak. Sesini çınlatmak, aklına esince şapkanı yan yatırmak. Bir hiç uğruna kılıcına ya da kalemine sarılmak; ne ün peşinde olmak, para pul düşünmek; isteyince Ay’a bile gidebilmek?

Başarıyı alnının teriyle elde edebilmek?

Demek istediğim, asalak bir sarmaşık olma sakın. Varsın boyun olmasın bir söğüdünki kadar. Yaprakların bulutlara erişmezse bir zararın mı var?

–Dök içindeki öfkeyi dostum. Ama saklama benden, seni sevmediğini!

–Sus!

Edmond Rostand / Cyrano De Bergerac


(m) #204

Herhangi bir kitabında mı geçiyor bilmiyorum (en azından benim okuduklarımda yoktu) . Çok hoşuma gitti bu söz gerçekten.

“İki olasılık var: ya evrende yalnızız, ya da evrende yalnız değiliz. İki olasılık da eşit derecede ürkütücü…”
Arthur C. Clarke


(Can) #205

İçimden okurken bile otomatikman Rüştü Asyalı seslendiriyor.


(patricia franchini) #206

Okurken benim de zihnimde canlanan ses kesinlikle Rüştü Asyalı. Senelerdir aklıma geldikçe açar dinlerim. Tüyler ürpertici.


#207

İnsan düşmanı evine davet ettikten sonra kalkıp şikayet etmemelidir.

Jose Saramago, Kopyalanmış Adam


(Duygu) #208

images%20(37)

Yazar Bronnie Ware hayatını aktardığı kitabıyla gönlümü fethetmişti. Kitabında son zamanlarında bakımını yaptığı hasta ve yaşlı insanları anlatmaktadır. Son günlerinde insanların en çok pişman olduğu durumlara ve kendisinin de bundan nasıl etkilendiğine detaylıca yer vermiştir. Yazarın seçtiği yaşam tarzı, insanlara karşı merhameti, sonrasında girdiği bunalımlar çok etkiledi beni.

Jozsef’ in duygularını ifade edememekten dolayı çektiği ıstırabı görmek, her zaman kendiminkileri ifade etmeyi deneyecek kadar cesur olmaya karar vermeme sebep oldu. Mahremiyet duvarlarım eridi ve hepimizin neden açık ve dürüst olmaktan bu kadar korktuğunu merak etmeye başladım. Elbette bunun sebebi dürüstlüğümüzün bedeli olarak çekebileceğimiz acıdan kaçınma isteğiydi. Ama yarattığımız o duvarlar da insanların bizim aslında kim olduğumuzu bilmesini engelleyerek acı veriyordu. Tanınmaya ve anlaşılmaya çok ihtiyaç duyan o harika, yaşlı adamın yanaklarından akan yaşları görmek, beni geri dönüşü olmayacak şekilde değiştirdi.

Ölmeden Önce En Çok Pişman Olduğumuz 5 Şey - Bronnie Ware