Beğendiğiniz Kitap Alıntıları


#209

“Tas ayağa kalktı ve tam o sırada fark etti ki etraftaki etraftaki en uzun, en büyük kimseydi. (Ayakta kalmış olan) (Dev hariç) Bir gurur hissi kenderin kalbine sızdı, onu kavramış, yaşamını elinden almakta olan buz gibi eli parçaladı.
Tasslehoff keselerini bir kenara fırlattı. Bıçağını -Caramon’un bir zamanlar Tavşankatili adını taktığı bıçağı- çeken kender, kenderlerin doğuştan yeteneği olan, kızgın minatorlarla, hiddetli dükkan sahipleriyle ve öfkeli zabıta şefleriyle dolu bir dünyada hayatlarını kurtarmayı başarabilmelerinin tek sebebi olan hız ve çeviklikle, düşmüş arkadaşlarının peşinden koştu.
Tasslehoff küçük vücudunu Usha’nın önüne savurdu. Bir kender meydan okuma haykırışıyla, “Al bunu!” diyerek Tavşankatili adındaki bıçağı Kaos’un kocaman ayak parmağına fırlattı.”
Yaz Alevi Ejderhaları


(Hazal Çamur) #210

Pratchett Başkan yine döktürüyordu.


Kitap Fırsat/Kampanya Alanı
(Cemalettin Sipahioğlu) #211

:rofl: Kesinlikle alışkanlık. Öyle böyle değil :rofl:


(Hazal Çamur) #212

İmaj meselesi :smiley: Ne yapsın.


(Salih Alp Gökçek) #213

“Aynı şekilde Ozu’nun filmleri ‘amaçsız, kendine yeten sonsuz şimdiyi’ (ekaksana) tasvir eder. Richie bu durumu şöyle ifade eder: ‘Karakterleri… şimdide yaşar ve geçmişleri yoktur… Ozu’nun dünyasında bir insan öldüğünde (sık sık olur) o sadece ve aniden gitmiştir. Ozu’da Resnais ve Bergman’da olduğu gibi hayaletler yoktur. Ozu’da geçmiş hemen hemen hiç yoktur.’ Bir Güz Öğleden Sonrası filminde babanın, ölmüş olan eşine benzeyen garson kızın çalıştığı bara geldiğinde olduğu gibi Ozu filmlerinde ‘Nostalji’ Batı’da olduğu şekliyle geçmişe duyulan özlem şeklinde değil, Zen sanatında olduğu gibi şimdinin ‘genişlemesi’ şeklindedir. Ozu duvar saatine odaklandığında saniyelerin beyhude bir şekilde akıp gittiğini izlerken, Milne ve Richie’nin de söylediği gibi film zamanı ve psikolojik zaman arasında karşıtlığı kısmen göstermektedir, fakat aynı zamanda Zen sanatının ayrılmaz bir parçası olan tam bir zamansızlık ruh halini de yaratır. Saat acizdir; mekanik zaman sonsuz şimdide yaşayanları etkilemez. ‘Saate karşı bir yarış’ yoktur. Saatin çekimleri bir vazonun çekimiyle aynı amaca hizmet eder; saatin hareketleri zamanın hareketleri değil, düşünceye dalmış zihnin görülemeyen hareketleridir. Ozu, kodalarında saat çekimlerini bulundurmayı önemser; zaman mu’nun bir parçasıdır, zaman hiçliktir.”

Sinemada Aşkın Üslûp: Ozu - Bresson - Dreyer / Paul Schrader


(Didem) #214

Değişmekten korkma Nermin! Bana kalırsa sen kabuk değiştiriyorsun! Bu huzursuzluklar bundan! Gülünç olmaktan korkma, gülünç olmaktan korkmamak insan olmaya başlamanın ilk adımıdır! Bütün hayatını İngiltere Kraliçesi gibi yaşayamazsın.

Murathan Mungan - Yüksek Topuklar


#215

Söyle, anlaşılmaz adam, kimi seversin en çok, ananı mı, babanı mı, bacını mı, yoksa kardeşini mi?
“Ne anam var, ne babam, ne bacım, ne de kardeşim.”
“Dostlarını mı?”
“Anlamına bugüne dek yabancı kaldığım bir sözcük kullandınız.”
“Yurdunu mu?”
“Hangi enlemdedir, bilmem.”
“Güzelliği mi?”
“Tanrıça ve ölümsüz olsaydı, severdim kuşkusuz.”
“Altını mı?”
“Siz Tanrı’ya nasıl kin beslerseniz, ben de ona öylesine kin beslerim.”
“Peki, neyi seversin öyleyse, olağanüstü yabancı?”
“Bulutları severim… işte şu… şu geçip giden bulutları… eşsiz bulutları!”

Paris Sıkıntısı ~ Charles Baudelaire


(patricia franchini) #216

Shakespeare / Tüm Soneler


(Cemalettin Sipahioğlu) #217

Ursula K. Le Guin’den, kişiselden kitlesele kadar uzanan kimlik krizlerinin çıkışı noktasını, tüketimsel imajların peşinden gidilmesinin ve bunların üretilip pompalanmasının ardındaki gerekçelere, yani günümüz medeniyetinin açmazlarını tahlil etmeye yarayabilecek bir pasaj:

Her kültür hikâyeler aracılığıyla kendini tanımlar, çocuklarına nasıl insanlar olacaklarını ve kendi halklarının bir ferdi olabilmeyi öğretir…

Şairlerin ve hikâye anlatıcılarının betimlediği dünyanın merkezinde yaşamayan bir halk, çok zor durumdadır. Dünyanın merkezi sizin dolu dolu yaşadığınız, işlerin nasıl yürüdüğünü, hayatın nasıl doğru ve iyi şekilde idare edildiğini bildiğiniz yerdir.

Merkezin nerede olduğunu -yuvasının neresi olduğunu, nerede olduğunu- bilmeyen bir çocuk, çok ama çok zor durumdadır.

Yuvası aslında anne, baba, kız ve erkek kardeş değildir. Yuva içeri girmenize izin veren yer değildir. Aslında bir yer bile değildir. Yuva hayal ürünüdür.

Hayal edilen yuva, öylece oluverir. Gerçektir, diğer tüm yerlerden daha gerçektir; fakat parçası olduğunuz halk kim olursa olsun size o yuvayı nasıl hayal edeceğinizi göstermediği müddetçe oraya ulaşamazsınız. Bu kişiler sizin akrabalarınız olmayabilirler. Dilinizi hiç konuşmamaış bile olabilirler. Tam bin yıldır öli olabilirler. Kim bilir, belki yalnızca kâgıt üstünde kelimelerden, ses hayaletlerinden, zihin gölgelerinden ibarettirler. Ama size yuvanıza giden yolu gösterebilirler. Onlar sizin insan topluluğunuzdur.

Hepimiz hayatlarımızı nasıl inşa edeceğimizi, uyduracağımız, tasavvur edeceğimizi öğrenmek zorundayız. Bu becerilerin bize öğretilmesi gerek, bize yol gösterecek rehberler gerek. Onlar olmazsa hayatlarımızı bizim adımıza başka insanlar yaratır.

İnsanlar en iyi şekilde nasıl yaşanacağını hayal etmek ve birbirlerinin tasarılarını gerçekleştirmeye yardımcı olabilmek için daima bir grubun parçası olmuştur. İnsan topluluğunun esas işlevi, neye ihtiyacımız olduğuna, hayatın nasıl olması gerektiğine, çocuklarımızın neler öğrenmesini istediğimize dair bir nevi mubakata varmaktır. Böylece doğru istikamet olduğunu düşündümüz yola, hem bizim hem de çocukların devam edebilmesi için öğrenme ve öğretmekte işbirliği yapabiliriz.

Güçlü gelenekleri olan küçük topluluklar, yönelmek istedikleri istikamet konusunda çoğunlukla nettir, bunu öğretmede de iyidir. Fakat gelenekler hayal gücünü alıp bir dogma olarak taşlaşacağı noktaya kadar kristalleştirebilir, yeni fikirleri yasaklayabilir. Şehirler gibi daha büyük toplumlar ise insanların alternatifleri hayal etmelerine, farklı geleneklere bağlı insanlardan bir şeyler öğrenmelerine ve kendi hayat yollarını bulmalarına uygun bir alan yaratır.

Gelgelelim, alternatifler çoğaldıkça öğretme sorumluluğunu üstlenenler ne öğretmeleri gerektiği, neye ihtiyacımızın olduğu ve hayatın nasıl olabileceği hususunda toplumsal ve ahlaki fikir birliğine daha nadir ulaşabiliyor. Bugün, ticari ve siyasi fayda için kullanılan yeniden üretilmiş seslere, görüntülere ve kelimelere sürekli maruz kaan devasa kitleler çağında, baştan çıkarıcı ve muktedir medya aracılığıyla bizi yaratmak, bize sahip olmak, bizi şekillendirip kontrol etmek isteyen ve bunu yapabilen çok fazla insan ortaya çıktı. Tüm bunların ortasında, bir çocuktan yolunu tek başına bulmasını istemek biraz aşırıya kaçmak olur.

Sözcüklerdir Bütün Derdim (Hayat ve Kitaplar Üzerine Yazılar) - Ursula K. Le Guin, Hep Kitap, Çeviri: Damla Göl, Kullanma Talimatları Makalesi, Sayfa: 21-22 arası


#218

Yokuş gördük düzünde
Karanlık gündüzünde
Kedi aslanı boğdu
Neler var şu yeryüzünde

Tatar Ramazan / Kerim Korcan / syf:5 Ararat Yayınevi


(m) #219

:sweat_smile: Bu Ölümsüz


(fatih çetin) #220

Kitabın yarısında sayılırım. Türk kültürü, mitolojik yaratık (karakoncolos) ve özellikle Ege Bölgesi çok aktarılıyor. Acaba yazar buralara mı gelmiş, bilen var mı?


#221

“Yarın öldüğümüz zaman birisi bize sorsa: ‘Dünyada neler gördünüz?’ dese herhalde verecek cevap bulamayız. Koşmaktan görmeye vaktimiz olmuyor ki…”
Sabahattin Ali ~ Değirmen


#222

Hani koltuğun ucuna oturursun her an kalkacak gibi, arkana yaslanıp rahat ettiremezsin ya kendini. Aynen öyle her seferinde yeni bir hayatın ucuna oturdum ben de. Her an çekip gidecek gibi.

Atları Bağlayın Geceyi Burada Geçireceğiz, Melisa Kesmez

Müzik, ezelde ebede giden suskunluğu yırtma çabasıdır. Ama sessizliğin sesinden daha güzel bir müziği yazamadı kimse şimdiye kadar.

Orta Zekalılar Cenneti, Zülfü Livaneli


(Can) #223

Bugün Van Gogh, ona yemek vermeyecek restoranların duvarlarını, onu akıl hastanesine kapatacak doktorların muayenehanelerini ve onu hapse tıktıracak avukatların yazıhanelerini süslüyor.

Eduardo Galeano-Aynalar


#224

Yıldızlar titriyordu. Deniz dingince iç çekiyor ve çakılları yalıyordu. Bir ateşböceği, karnının altındaki sevdalı , altın sarısı- yeşil renkli fenerciğini yaktı. Gecenin saçlarından çiy damlıyordu. Yüzükoyun uzandım yere; hiçbir şey düşünmeden, öylece, sessizliğin içine daldım. Geceyle, denizle bir oldum. Sevdalı fenerciğini yakıp ıslak kara toprağın üzerine uzanmış bekleyen ruhum, bir ateşböceğiydi. Zorba/Nikos Kazancakis


#225

“Fakat kitapla birlikte cehennemime geri döndüğüm an, ne andı! Sonunda yalnızdım ve bir daha asla yalnız olmayacaktım!”

Stefan Zweig - Satranç


(Fatih Ataç) #226

Bana tek başına bir kadın veya erkek göster, sana bir aziz göstereyim. Sayıları ikiyi bulursa aşık olurlar. Üç olursa, "topluluk adını verdiğimiz şirin oluşum meydana gelir. Dört kişi olurlarsa bir piramit inşa ederler. Sayıları beş olursa biri dışlanır. Altı kişi olduklarında önyargıyı tekrar icat ederler. Yedi kişi olurlarsa yedi yılda savaşı tekrar icat ederler. İnsan, Tanrı’nın yeryüzündeki yansıması olabilir, ama insan toplumu, şeytanın yansımasıdır ve daima eve dönmeye çalışır.

Stephen King - Mahşer


#227

Sadece özgürlük geleneği önemli. Sıradan insanlar ondan vazgeçecektir, ah evet. Daha sakin bir hayat uğruna özgürlüğünü satacaklar.

Otomatik Portakal - Anthony Burgess


#228

Dünyayı bugünkü durumuna getiren nedir, bilirmisin? Yarım işler, yarım konuşmalar, yarım günahlar, yarım iyiliklerdir. Sonuna kadar git be insan! Zorba- Kazancakis