Beğendiğiniz Kitap Alıntıları


(Bird of Hermes) #229

Şimdi iş kavramının -yani her gün sabahtan akşama kadar süren ağır çalışma hayatının- gerçek yüzünü görünce anlıyoruz ki bu; aklın, arzuların ve bağımsızlık isteğinin gelişmesini güçlü bir şekilde engellemeyi bilen, herkesi dizginleyen bir tür çok etkili polistir. Zira iş, ciddi miktarda sinir gücü harcıyor ve düşünmekten, derin dalmalardan, hayal etmekten, sevgiden ve nefretten alıkoyuyor; göz önüne hep kıymetsiz bir amaç koyup, düzenli ve basit tatminler sağlıyor. Böylece sürekli ağır çalıştırılan bir toplum, daha güvenli bir toplum olacaktır; ki günümüzde güvenliğe en yüce tanrı diye tapılıyor…

Friedrich Wilhelm Nietzsche


(Can) #230

“Bir atın umudu yoktur. Onu, sırtında şakıyan kamçının umutsuzluğu yürütür. Bizim hikayemiz de biraz böyle.”

Bahman Ghobadi


#231

''Nen var Zeze?”
"Hiç. Şarkı söylüyordum.”
"Şarkı mı söylüyordun?”
"Evet.”
"Öyleyse ben sağır olmalıyım.”

İnsanın içinden de şarkı söyleyebildiğini bilmiyor muydu yoksa? Bir şey demedim. Bilmiyorsa bunu ona öğretmeyecektim.
Şeker Portakalı, José Mauro De Vasconcelos

Zeze’nin sevdiğim sözlerinden biri. Onu atmasam olmazdı. :blush:

“Bir insanı öldürdüğün zaman, bir yaşamı çalmış olursun.” dedi Baba. “Karısının elinden bir kocayı, çocuklarından bir babayı almış olursun. Yalan söylediğinde, birinin gerçeğe ulaşma hakkını çalarsın. Hile yaptığın, birini aldattığını zaman doğruluğu, haklılığı çalmış olursun. Anlıyor musun?”
Uçurtma Avcısı, Khaled Hosseini

Bir ara bana, mutluluk dış sebeplere değil, bizim bu sebeplere bakışımıza bağlıymış gibi geldi; ıstırap çekmeye alışmış bir insanın mutsuz olması gerekmezdi.
Gençlik Yıllarım, Tolstoy


(Duygu) #232

Bunca kötülük de nerden çıktı biz mutlu mesut yaşarken dediğimiz her kötülük, engel olmadığımız bir kötüden sadır olsa gerek! Ya da ihmal ettiğimiz bir iyilikten! Peki neden iyiler bu kadar ihmalkâr iken, kötüler bu derece çalışkan?..Şer şerri doğuruyor çünkü, şer çoğalmaya meyyal. Her kötülük diğerini cesaretlendirirken ve bütün kötüler birlikte hareket etmeye bu kadar hevesliyken iyiliğin boynu bükük kalıyor…İyiliğin kendisinin değil resminin paylaşıldığı zor zamanlara tanıklık ediyor insanlık…

Kuş sesleriyle uyanırken biz kendi dünyamıza, her şey olağan bir şekilde yolunda giderken, keyfimize diyecek yokken, kendimizi şımartırken, kendimize yatırım yaparken, kendimizi muhkem kaleler hâline getirip sadece onun içinde yaşarken, yaşam kalitemizi yükseltip konforumuza konfor katarken, zevkimizi inceltirken, inceliğimizle övünürken, güneş sayısız kez tüm bunların üzerine doğup batarken, çocuklar sessiz sedasız dünyamızı terk etti. Üstelik kimseye hissettirmeden yaptılar bunu. Vicdanlarımızı rahatsız etmemek için ayaklarının ucuna basarak, içimizde uyuttuğumuz duygularımızı uyandırmadan, usulca gidiverdiler.

Hikmetin 40 Kapısı


#233

Hayır, özgür değilsin. Senin bağlı bulunduğun ip, öbür insanlarınkinden biraz daha uzun; hepsi bu kadar! Zorba- Kazancakis


#234

“Bir kılıcın anısı olsa, demirhane ateşine minnet duyardı, ama asla onu sevmezdi.”

Zaman Çarkı IX: Kışın Yüreği, Kısım 35 (Choedan Kal)


#235

“Gözlerimde bandaşlar varken hep düşünmeye ve hatırlamaya çalışdım ama hiçbişey olmadı. Ne düşünecemi ve ne hatırlicamı bilmiyorumki. Belki ona sorsam akıllı olmak için bunu nasıl yapcamı bana söyler. Yani akıllı insanlar ne düşünürler ne hatırlarlar bana anlatır. Eminimki kaliteli bişeylerdir. Keşke bende kaliteli bişeyler bilseydim”

Algernon’a Çiçekler


(Can) #236

Bu alıntıyı çok severim listemde ilk 5’e giriyor sanırım.

Ben de şunu bırakayım:

"İçimdeki yaşamın sesi, senin içindeki yaşamın kulağına ulaşamaz

Yine de kendimizi yalnız hissetmemek için konuşalım"

Halil Cibran


(Onur Şahin) #237

Şaşılacak olan şey neden bu kadar kötülükle karşılaştığımız değil, neden daha fazlasıyla karşılaşmadığımızdır.

Kötülük Üzerine Denemeler-Terry Eagleton


(patricia franchini) #238

Sonuçta hüzünle yalnız kalır insan, tam anlamıyla yalnız ve hatta yazıklanacak bir şey bile olmaz - hiç, tam olarak hiç… Çünkü kaybolup giden her şey, her şey hiçtir, aptalca, yuvarlak sıfır, yalnızca hayaldir!

Dostoyevski / Beyaz Geceler


#239

Size şunu söyleyeyim: Yalnız biriyle tanıştığınızda size ne anlatırsa anlatsın aslında yalnızlığı sevdiği doğru değildir. Asıl sebep, daha önce dünyayla bütünleşmeyi denemelerine rağmen insanların onları sürekli hayal kırıklığına uğratmalarıdır.
Kız kardeşim için/Jodi Picoult


(Ahmet Boyraz) #240

‘‘Aşırı analiz, gerçeğin düşmanıdır.’’
Bir Fremen Atasözü.


#241

"Yueh! Yueh! Yueh! denir nakaratta. “Milyon kere ölse bile az gelir!”

Jessica onun yanına gitti, sola, Yueh’nin dikkatinin odaklandığı yere, evin önüne doğru baktı. Orada, yan yana duran yirmi tane palmiye ağacı vardı, ağaçların altı süpürülmüştü tertemizdi. Ağaçları, cüppeli insanların geçtiği yoldan bir çit ayırıyordu. Jessica, kendisiyle insanlar arasında soluk, belli belirsiz bir titreme, bir ev kalkanı olduğunu fark etti ve Yueh’nin neden onları böylesine ilginç bulduğunu merak ederek geçmekte olan kalabalığı incelemeyi sürdürdü.

Ne olduğunu anladı, bir elini yanağına koydu. Geçen insanların palmiyelere bakışı! Bu bakışlarda imrenme, biraz nefret… hatta umut gördü. Her geçen bu ağaçları sabit bir ifadeyle baştan aşağı inceliyordu.

“Ne düşünüyorlar, biliyor musun?” diye sordu Yueh.

“Düşünceleri okuduğunu mu söylüyorsun?” diye sordu Jessica.

“Onların düşüncelerini,” dedi Yueh. “Bu ağaçlara bakıyor ve düşünüyorlar: ‘Bunlar bizden yüz kişiye bedel.’ İşte düşündükleri bu.”

Jessica kaşlarını şaşkınlıkla çatarak Yueh’ye döndü. “Neden?”

“Bunlar hurma ağacı. Bir hurma ağacının günde kırk litre suya ihtiyacı vardır. Bir adamın ihtiyacı ise sekiz litreden fazla değildir. Dolayısıyla bir palmiye beş adama eşittir. Orada yirmi palmiye, yani yüz adam var.”

“Ama bu insanlardan bazıları ağaçlara umutla bakıyorlar.”

“Belki ağaçlardan bazıları devrilir diye umuyorlar, ama bunun mevsimi değil.”

Dune, Frank Herbert


#242

Öğrencilik hayatım ektedir;

“Ertesi sabah uyandığımda ah saat sekizdi, ah ah sekizdi kardeşlerim ve kendimi hala yorgun ve bitkin ve halsiz ve tükenmiş hissediyordum, uyku zamkı gözkapaklarımı birbirine cidden dehşet yapıştırdığından okula gitmeyeyim dedim. Yatakta şöyle biraz, bir iki saat kalayım, sonra güzelce giyinir, hatta belki duş alır, kendime ekmek kızartır ve tek tabanca radyo dinler veya gazete okurum, diye düşündüm. Öğleden sonra da içimden gelirse bizim okula uzayıp o salak öğrenim yerinde ne dolaplar dönüyor bakabilirdim, ey kardeşlerim.”

Anthony Burgess - Otomatik Portakal


(Troubadour) #243

“Aradaki uçurum bir daha asla eskisi gibi olmadı. Lisans derecesinin, hatta bir düzine lisansın açabileceğinden çok daha büyük bir mesafeyi kapatmayı başarmıştı.
Evet, Ruth’un masumiyetine, daha önce Martin’in aklına bile getiremeyeceği ölçüdeki saflığına halel gelmemişti; ama öte yandan vişneler onun da dudaklarını boyuyordu.”

Jack London, Martin Eden


(Bird of Hermes) #244

“Oğlanların yok olmalarını seyreden Charles Halloway, onlarla koşmak, sürüyü tamamlamak için ani bir dürtüyü bastırdı. Rüzgârın onlara ne yaptığını, onları nereye götürdüğünü biliyordu: hayatta sadece bir kereliğine bu kadar gizli olacak bütün o gizli yerlere. İçinde bir yerde, bir gölge, kederle altüst oldu. Böyle bir geceyle birlikte koşmak zorundaydınız, üzüntü acı veremezdi.”

Ray Bradbury ~ uğursuz bir şey geliyor bu yana


#245

“Kazandığınızı hatırlıyorsunuz, değil mi? Bir yerlerde bir savaş kazanılmış olmalı.”

“Hayır,” dedi yaşlı adam, derinden. “Kimsenin hiçbir yerde, hiçbir zaman kazandığını hatırlamıyorum. Savaş asla kazanılan bir şey değildir Charlie. Sadece her zaman kaybedersin ve en son kaybeden şartları ortaya koyar. Hatırladığım her şey bir sürü kaybediş, üzüntü ve bittiğinde hiçbir iyi şeyin olmadığı. Bittiği zaman Charles, artık silahlarla işiniz kalmadığından, bu bile kendi başına bir kazanış. Fakat sanırım siz çocukların anlatmamı istediğiniz zafer bu değil.”

Karahindiba Şarabı, Ray Bradbury


#246

Tarihte ilk kez bir toprak parçasının etrafını çitle çevirip burası benimdir diyen ve buna inanacak kadar saf insanlar bulabilen ilk insan, uygar toplumun gerçek kurucusu oldu. O zaman biri çıkıp çitleri söküp atacak ya da hendeği dolduracak, sonra da insanlara sakın dinlemeyin bu sahtekarı, meyveler herkesindir toprak hiç kimsenin değildir ve bunu unutursanız mahvolursunuz diye haykırsaydı, işte o adam insan türünü nice suçlardan, nice savaşlardan, nice cinayetlerden kurtaracaktı.

Jean-Jacques Rousseau - Eşitsizliğin Kökeni


(Caner) #247

Çocuktum. Anneme; “Ağaca çıkacağım, yardım et.” dedim. "Başkasının çıkardığı yerden inemezsin, düşersin.” dedi.

Bunu hiç unutmadım. Ne kadar doğru olduğunu büyüyünce anladım.

Ali Şeriati


#248


Tolstoy ~ Bütün Mutluluklar Birbirine Benzer