Shall there be truth between us, as two men? Not as friends, but as equals? There is an offer you will get rarely, Roland. Only equals speak the truth, that’s my thought on’t. Friends and lovers lie endlessly, caught in the web of regard. How tiresome!
Sosyalist toplum yapınızın bir ürünü olan sen savurgan birisin. Öte yandan ben, serbest girişime dayalı bir planla hareket ediyorum. Damlaya damlaya… (S56) (Sirius beşten gelmiş Glimmung)
Joe sinirlenmişti, ellerini ve kollarını oynatarak konuşmaya başladı. “Kant’ın Ding an sich, yani kendinde olan şeydeki olguların ayrımını kabul edip etmediğine bağlı, tıpkı Leibniz’in penceresiz monadı gibi…”
…….
“Felsefi söylevini kaçırdım,” dedi gramofon.
Joe, “Söylemek istediğim şu,” dedi, “Bir fenomen alıcının yapısal algı sistemi tarafından algılanır. Beni algılarken gördüklerinin çoğu…” vurgulamak için kendini işaret etti, “zihninden kaynaklanan bir yansımadır. Başka bir algı sistemine, mesela polislere daha farklı bir şekilde görünürüm. Duyarlı varlıkların sayısı kadar çok dünya görüşü var.” (S57)
Papazın ağırlıklardan arınmış, güven veren sesi kulaklarına süzüldü. “Çalıştın ve çalışmadın. Çalışmamak işlerin en ağırıdır,” dedi.
Joe kendi kendine, Zeni tuşlarsan alacağın cevap bu olur, diye söylendi. Papazın makamlı konuşmasına devam etmesine fırsat vermeden Püriten Ahlakını tuşladı.
Papaz bu kez daha güçlü bir sesle, “İşi olmayan insan bir hiçtir. Varlığı sona ermiştir,” dedi.
Joe hemen Roma Katolik tuşlarına bastı.
Papaz, tok ve kibar bir sesle konuşmaya başladı. “Tanrı ve Tanrı’nın sevgisi seni kucaklayacak. Onun kollarında güvende olacaksın. Seni hiçbir zaman…”
“Yalnızlığın avantajlarıyla çevrelenmiş olmak, derin derin düşünmek için bulunmaz nimettir ve kaderini, senin etkileyebileceğinden çok daha olumlu etkileyebilir.”
Sözcükler, diye düşünüyordu. Felsefedeki temel sorun. Sözcüğün nesneyle ilişkisi … bir sözcük nedir? Keyfi bir işaret. Ama biz sözcüklerde yaşıyoruz. Bizim gerçekliğimiz şeylerin değil, sözcüklerin arasında. Her halükär da şey diye bir şey yok; zihindeki bir gestalt. Şeylik… madde hissi. Bir yanılsama. Sözcük temsil ettiği nesneden çok daha gerçek.
Sözcük gerçekliği temsil etmiyor. O gerçekliğin kendisi. En azından, bizim için.(S.67-68)
“Öldüğüm vakit, size söylediklerimi daha iyi anlayacaksınız; beni okuyacaklar, evet, tüm dünya beni okuyacak. Benim eserlerimin nasıl yayıldığını insanların gözlerinde ve akıllarında görebileceksiniz. Bunu çok iyi hatırlayın, Celeste; makalede yazdığı gibi Stendhal’in tanınması nasıl yüz sene aldıysa, Marcel Prost’un tanınması elli seneyi bile bulmayacak…”
Celeste Albaret, Monsieur Proust, Opera Kitap, s. 399