Beğendiğiniz Kitap Alıntıları


#493

Köyden çıkar çıkmaz arkalarından azgın bir boğa geliyormuş gibi seğirtiyorlardı. Bitkin düşünce kocaman bir kayayı sırtlayıp bir zaman tıslaya tıslaya yürüyorlardı. Kayayı bir yana atar atmaz kendilerini kuş gibi hafiflemiş hissediyor, yeniden seğirtiyorlardı.

Sevgili Arsız Ölüm - Latife Tekin


#494

:grinning:

Sevgili Arsız Ölüm - Latife Tekin


#495

Mahmut çok sinirli olduğunu, sevdiği kızın başka oğlanlarla oyun oynamasına, konuşmasına gelemeyeceğini, eğer başka oğlanlara baktığını görürse, oğlanları da, kendisini de döveceğini söyledi. Sarışın kızın da kendisi gibi kıskanç yaradılışlı olduğunu öğrenince bozuldu. Kıza pek sıkıya gelemeyeceğin duyurdu.

Sevgili Arsız Ölüm - Latife Tekin


(Hiçliğin bekçisi…) #496

“Zenciler prensesi olacağım.
Hayat işte asıl o zaman başlayacak”
Pippi Uzunçorap

Çiçekli şiirler yazmama kızıyorsunuz bayım
Bilmiyorsunuz. Darmadağın gövdemi
Çiçekli perdelerin arkasında saklıyorum.
Karanlıkta oturuyorum. Işıkları yakmıyorum.
Çalar saat zembereği boşalana kadar çalıyor
Acı veren bir sevişmeyi hatırlıyorum.
Bir bıçağın gereksiz yere parlaması bu.
Yıllardır kendini bulutlarda saklayan illegal bir yağmurum.
Bir yağsam pahalıya malolacağım.
Ben bir bodrum kat kızıyım bayım
Yalnızlıktan başka imparator tanımaz bodrumum
Bir süredir plastik vazolar gibi hiç kırılmıyorum
Fakat korkuyorum. Birazdan da
Kırk üç numara ayakkabılarınızla
Bahçede oynayan çocukların üstüne basacaksınız
Bu iyi olmaz bayım!

“Gün akşam oldu” diyorum
Ekmek kırıntıları atıyorum kuşlara
Cam kırıkları yiyorlar
Rüyamda; bir kâse dolusu suyun içinde
Rengârenk yap-boz parçacıkları
Anlatmak istiyorum, dinlemiyorsunuz.
Hayır, sanırım sabahı bekleyemem
Bilmiyorum.
İnsanlar rüyalarını acilen anlatmalı.

On dört yaşındaydı ruhum bayım
Bir mermer masanın soğukluğunda yaşlandı.
Protez bacaklar taktılar ruhuma ince ve beyaz
Gıcırdaya gıcırdaya dolaştım şehri
Protez bacaklarıma bile ıslık çaldılar
O ara içimde çiçeklerden oluşmuş
bir silahsız kuvvet ablukaya alındı
Sinemalarda da “organzm gıcırtıları” oynuyordu.
Kaçmaya çalıştım. Olmadı.
Bu nedenle, çiçekli şiirler yazmayı
Ruhum açısından faydalı buluyorum bayım.
Neyse işte
Ben her filmi hatırlarım
Sinemaların hiç bitmeyen gecesine sığındığım çok oldu.
“Sofi’nin tercihini” seyrederken çok ağlamıştım.
Öpüşen Guramilerle ilgili bir film yapsalar
Onu da mutlaka hatırlardım.
İnsan içinde çevrilen bir çıkrığın sesini unutur mu?
Hem sonra ben hatırlamaya alışkınım
Bir “eşya toplayıcısıyım” bayım.

Büyük gemiler de yok artık bayım
Büyük yelkenler de
Büyük kâğıtlar yakmak istiyor şimdi canım.
İşte az önce bir karabatak daldı suya
Bir süredir kayıp
Dünyayı yutmuş olarak çıksa da ortaya
Ölüm çok iri bir sözcük değil bayım.
Kasımpatları kadar acı kokuyorum biliyorum.
Ama siz sobada sucuklu yumurta pişirip yiyen
Yoksul bir aşkın güzelliğini bilir misiniz?
Bir gül, bir güle derdi ki görse
Yalan söylüyorum
Güller bu sıra hiç konuşmuyor bayım.

DİDEM MADAK


(Batuhan Şimşek) #497

“Konukları kapıya kadar geçirmek,ama gidişini izlememek geleneğimizdir.Hatırlanması gereken,konuğun eşliğinin zevkidir,gidişinin hüznü değil.”

“Bir şeyi düşlerin dışında tanımamışsan,” diye yanıt verdi Lan, Mandarb’ı topuklayarak, “senin için tılsım gibi bir şey olur.”

Bazı kadınlar toprak ya da altın istemez. Yalnızca adamı ister.
Ve ondan bu kadar az şeyi kabul etmesini isteyecek adam o kadına layık değildir. Sen olağanüstü bir kadınsın, gün doğumu kadar güzel, bir savaşçı kadar vahşisin. Sen dişi bir aslansın, Hikmet."

Seçeceğin adamdan nefret edeceğim, çünkü o ben olmayacağım. Ve seni güldürürse onu seveceğim. Hiçbir kadın çeyiz olarak bir dulun karalarını hak etmez, hele sen hiç.”

Dünyanın Gözü - Robert Jordan


#498

…oğlunun onca kitabı okuduktan sonra büyüye tutulmasına artık imkân kalmadığını…

Sevgili Arsız Ölüm - Latife Tekin


#499

Bırakaydın da en azından bikaç satırda kitaptan okusaydık. Alacaktım okumuş kadar oldum :joy:


#500

Uzun zamandır bir kitaptan bu kadar büyülenmedim. :slight_smile: her cümleyi buraya yazmamak için kendimle mücadele ettim.


#501

Farkettim :slight_smile: Bende de Buzdan Kılıçlar var bekliyor okumak için.


(Emre ) #502

Soner Yalçın abimize dün gece baya bir şey yazmışım. Maalesef ki ritalin içince yaptığım hiç bir şeyi hatırlamıyorum. O da bana cevap vermiş. Şaşırdım sonra ben ne yazmışım diye okuyamadım. Korktum çünkü yazdıklarımdan. Neyse mutlu oldum yine de cevap vermiş.


(Emre ) #503

“Nefret ettiğin insanla iyi geçinme çabasına siz medeniyet diyorsunuz, ben sahtekarlık diyorum.
o yüzden anlaşamıyoruz.”

Charles Bukowski


(Cemalettin Sipahioğlu) #504

Clive Barker’ın kaleminden, kendi duygularına bile yabancılaşarak bireyselliğini kaybetmiş, temel güdülerinin kılavuzluğunda yaşayan birinin, kısa ve öz portresi. Bu öyle biri ki, kendi duygu ve düşüncelerini kavrarken vermesi gereken son karar bile başkalarının tartışmaya açık hükümlerine kalmış. O yüzden güzeli çirkinden, doğruyu yanlıştan ayırmada pek de başarılı değil:

"Hırsız, Kutsal Meryem Tabyası’nın yıkıntıları arasında kazılmış kaba bir amfiteatrda adsız bir aktörün Goethe’nin Faust’unun birinci ve ikinci bölümlerini tek başına oynadığını görmüştü. Hırsızın Almancası kusursuz olmaktan çok uzaktı ama yine de aktörün performansı onu derinden etkilemişti. Öykü olup bitenleri izleyebileceği kadar tanıdıktı: Meohisto’yla yapılan anlaşma, tartışmalar, büyü numaraları ve sonra, söz verilen lanetlenme yaklaşırken umutsuzluk ve korkular. Tartışmaların çoğu anlaşılmazdı ama aktörün ikiz rollerini oynayış biçimi-bir an Baştan Çıkaran, bir sonraki an Baştan Çıkarılan- öyle etkileyiciydi ki hırsız çıkarken karnının ağrıdığını hissetti.

İki gün sonra oyunu tekrar izlemek ya da en azından aktörle konuşmak için geri dönmüştü. Ama oyun bir daha oynanmayacaktı. Oyuncunun Goethe’ye olan tutkusu pro-Nazi propagandası olarak yorumlanmıştı; hırsız onu bulduğunda bir telgraf direğinde, neşesini yitirmiş bir halde asılı olarak duruyordu. Çıplaktı. Çıplak ayakları yenmiş ve gözleri kuşlar tarafından oyulmuştu. Gövdesi kurşun delikleriyle doluydu. Bu görüntü hırsızı sakinleştirdi. Bunu aktörün uyandırdığı hislerin kötü olduklarının bir kanıtı olarak algıladı. Eğer sanatının onu getirdiği durum buysa herif köpeoğlunun, sahtekârın teki olmalıydı mutlaka. Ağzı ardına dek açıktı ama kuşlar gözleriyle birlikte dilini de yemişlerdi. Bir kayıp değildi bu."

Lanetlenme Oyunu - Clive Barker


(Emre ) #505


(Onur Uslu) #506

“İçimdeki keder ve aşkla yoğrulmuş duygu yoğunluğu üzerimde hakimiyetini sağlamış, benliğimi tamamen ele geçirmek için tüm gücüyle verdiği savaştan galip çıkarak var olma, gitgide şiddetlenip sonunda hüküm sürme… ve hatta dile gelme hakkını kendinde bulmuştu.”

ile

“Gelgelelelim gençlik kadar asi, tecrübesizlik kadar kör ne var bu dünyada?”

gibi cümlelerle birlikte çevirisini yazmakla uğraşamayacağım:

“Do you think I am an automaton? — a machine without feelings? and can bear to have my morsel of bread snatched from my lips, and my drop of living water dashed from my cup? Do you think, because I am poor, obscure, plain, and little, I am soulless and heartless? You think wrong! — I have as much soul as you — and full as much heart! And if God had gifted me with some beauty and much wealth, I should have made it as hard for you to leave me, as it is now for me to leave you. I am not talking to you now through the medium of custom, conventionalities, nor even of mortal flesh: it is my spirit that addresses your spirit; just as if both had passed through the grave, and we stood at God’s feet, equal — as we are!”

sözleriyle sabah sabah beni mest eden Charlotte Bronte’nin Jane Eyre’sinden geliyor bu alıntılar…


(Umut Özak) #507

“Ah, evet. Hatırlayacak çok şeyin olmasında asıl önemli olan, daha sonra onları hatırlayabileceğin bir yere gitmek, anlıyor musun? Durman lazım. Evine dönene kadar gerçekte hiçbir yere gitmemiş oluyorsun. Sanırım demek istediğim bu.”

Fantastik Işık - Terry Pratchett


#508

Felsefenin iyilikleri ne kadar övülse azdır. Hayatın bütün dönemlerini sıkıntı çekmeden atlatmak için felsefe yapmak yeter.

Yaşlanmayı Bilmek - Cicero


#509

…. Size tek bir cümleyle bir edebiyat adamının görevini betimleyeceğim. Yalnızca şunu yapması gerekiyor: Muhteşem bir hikâye icat etmek ve bunu muhteşem bir şekilde anlatmak.

“Buna bir diyeceğim yok” demişti Bay Philipps, “ ama izin verirseniz ısrarla şunu söyleyeyim: Sözcüklerin gerçek sanatçısının ellerinde tüm hikayeler muhteşem olur ve her ayrıntı tuhaf bir hayret uyandırır. Mesele pek önemli değildir, üslup ise her şey. Zaten en büyük beceri görünürde sıradan bir meseleyi ele alıp onu üslubun büyük simyasıyla sanatın saf altınına dönüştürmektir. “

Üç Sahtekar - Arthur Machen


(Emre ) #510

Sadece bizim ülkemizde Canan Karatay’ın lisansı iptal edilmiyormuş demekki, dünyada da örnekleri var.


(Hiçliğin bekçisi…) #511

Hâlâ aynı kitap ise bence hızla kapatıp ardına bakmadan koşmalısın. Yoksa gelecekteki durumun konusunda endişelerim var.


(Emre ) #512

Asıl ben insanlık için endişeleniyorum.