Beğendiğiniz Kitap Alıntıları


(Umut K.) #574

Charles Baudelaire - Paris Kasveti


#575

Hayat, derbederlik ve tembellik için çok uzun; fakat hırsla, yağma ve haydutluk yapmaya değmeyecek kadar kısadır.

Bir Ömür Nasıl Yaşanır - İlber Ortaylı


#576

Neden tüm zekâ sahibi türlerin insan gibi kısa ömürlü olduğu düşünülür? Evrende bin yıllık bir yolculuğu hafif bir can sıkıntısından başka bir şey olarak algılamayan yaratıklar da olabilirdi…

Uzay bölmeleri insanlık tarafından icat edilen en mükemmel ulaşım aracı değildi. Ancak havasız ortamlarda inşaat ve onarım yapmak için kesinlikle gerekliydi. Bunlara genellikle kadın ismi verilirdi. Bu, belki de, bazen ne yapacaklarının tam olarak bilinmemesinden kaynaklanıyordu. Discovery’nin üçlüsünün adları Anna, Betty ve Clara’ydı.

2001: Bir Uzay Destanı - Arthur C. Clarke


(Öykü ) #577

Barış Bıçakçı- Bizim Büyük Çaresizliğimiz
Seninle konuşmanın özel grameri : Hemen hemen her cümle ‘hatırlıyor musun’ sorusuyla biter , ortak geçmişimizin g’si büyük yazılır ve eylemlerimizin kipi her zaman güzel geçmiş zamandır.


(Can) #578

Kitap alıntısı değil ama olsun şuan bunu paylaşmak için doğru an olduğunu düşünüyorum.

"Serüvene koşmak için trenler bekliyorsan,

güneşi yakalayıp gözlerine yerleştirmek için

beyaz yelkenlerin gelip seni almalarını bekliyorsan,

yarına inanmak için günbatımına,

iyi kalpli gözükmek için zayıflığa,

ve güçlü görünmek için öfkeye ihtiyacın varsa;

demek ki

hiçbir şey anlamadın."

Jacques Brel


(Kingebu) #579

Sonra, kayan bir yıldız gibi, ışık ve hareketten alevli bir ateş topu Dalinar’ın önün­ den aşağı fırladı. Zemine çakılarak etrafa beyaz duman gibi bir Fırtınaışığı halkası saçtı. Merkezinde çömelmiş duran, bir eli taşların üzerinde, öbürüyle parlayan bir Parekılıcı’m kavramış mavili bir şekil vardı.
Gözleri her nasılsa kıyaslandığında suikastçınınkini solgun gibi gösteren bir ışıkla alev alevdi, bir köprücünün üniformasını giymişti ve alnında kölelik rünleri vardı.
Genişlemekte olan dumansı ışık, şekli bir kılıca benzeyen büyük bir rün dışında soldu, bu kaybolup gitmeden önce kısa bir an daha kalmıştı.
“Sen onu gökyüzüne ölmesi için gönderdin, suikastçı,” dedi Kaladin dudakların­ dan Fırtınaışığı tüterek. “Ama gökyüzü ve rüzgârlar benim. Onlara ben el koyuyo­ rum, şimdi senin hayatına el koyduğum gibi.”

Parlayan sözlerin en sevdiğim ve en etkilediğim sahnesi, burayı okurken kitabın atmosferi ve heyecanı ile merhur mısraları haykırmıştım " Sakın kader deme kaderin üstünde bir kader vardır… Ne yapsalar boş göklerden gelen bir karar vardır…" :joy::joy:


(Boş İnsan) #580

“Ya bir cüce, elflerden nasıl bir armağan ister?” dedi Galadriel, Gimli’ye dönerek.
“Hiçbir şey, Hanımım,” diye cevap verdi Gimli. “Benim için Ga-ladhrimler’in Hanımı’nı görmek ve onun o latif sözlerini duymuş olmak kâfi.”
“Duyun ey elfler!” diye haykırdı etrafındakilere Galadriel. “Bir daha sakın ola cüceler tamahkâr ve nezaketsiz demesin kimse! Yine de, Gloin oğlu Gimli, size verebileceğim bir şey arzu ediyorsunuzdur muhakkak ki? Size emrediyorum, söyleyin dileğinizi! Armağan almayan tek konuk olmamalısınız.”
“Hiçbir şey yok Galadriel Hanım,” dedi Gimli yerlere kadar eğilip kekeleyerek. “Hiç, ama belki… belki talep etmeme, yok, adını söylememe izin verilirse, nasıl yıldızlar madenlerdeki kıymetli taşlardan daha üstünse, dünyanın tüm altınlarından öylesine daha üstün tek bir tel saçınız olabilir bu. Böyle bir armağan talep etmiyorum. Fakat arzumu söylememi siz buyurmuştunuz.”
Elfler hayret içinde kıpırdanarak fısıldaştılar; Celeborn cüceye şaşkınlık içinde baktı, ama Hanım gülümsedi. “Cücelerin hünerinin dillerinden çok ellerinde olduğu söylenir,” dedi; “maamafih bu Gimli için geçersiz. Çünkü şimdiye kadar kimse bu kadar cüretkâr ama bir o kadar da ince bir ricada bulunmamıştı benden. Ve nasıl reddedebilirim, ona konuşmasını ben emrettikten sonra? Lâkin söyleyin bana, böyle bir hediyeyi ne yapacaksınız?”
“Bir hazine gibi saklayacağım Hanımım,” diye cevap verdi cüce, “ilk karşılaşmamızda bana
söylediğiniz sözlerin anısına. Ve eğer bir daha yurdumun demir ocaklarına dönebilirsem, onu kırılmaz bir kristal içine yerleştirip torunlarıma bir yadigâr ve Dağ ile Orman arasındaki iyi niyetin ebedi taahhütü olarak bırakacağım.” O zaman Hanım uzun örgülerinden birini açarak, üç tel altın saçını kesti ve bunları Gimli’nin avucuna bıraktı.

“Armağanın yanında şu sözleri de veriyorum,” dedi. “Kehanette bulunmuyorum, çünkü artık
bütün kehanetler beyhude. Bir tarafta karanlık uzanıyor, diğer tarafta ise sadece umut. Lâkin eğer umut yenilmez ise, o zaman size şunu söylüyorum Gloin oğlu Gimli, elleriniz altınla dolup taşacak, yine de altın sizin üzerinizde hüküm süremeyecek”

Yüzüklerin Efendisi, Yüzük Kardeşliği, Lorien’e Veda, J.R.R. Tolkien


#581

Geçenlerde yaşadığım bir şey, şunu öğretti bana: İstese de çok uzağına gidemiyor insan kendisinin. Hangi trene binse, içindeki bir adrese varıyor sonunda. Hangi rüzgara tutunsa kendine savruluyor; hangi denize açılsa, yine kendi kıyılarında buluyor kendini.
Burhan Eren/ Yıldızlı Atlas


(Batuhan Şimşek) #582

"Başka hiçbir şeye yer olmadığını düşündüğüm kalbimde yer edindin. Benim toz ve taş ektiğim yerde çiçekler bitirdin. Çıkmakta ısrar ettiğin bu yolculukta şunu unutma. Sen ölürsen, ben de uzun süre hayatta kalmam.”

Gölge Yükseliyor-Robert Jordan


(Mael isain moridin, mia allantir! ) #583

“Bu zavallı çocuklar bu köpek benimdir diyorlardı; işte güneş altındaki yerim; işte bütün dünyanın gasp edilişinin simgesi ve başlangıcı.”

Blaise Pascal - Düşünceler


(Zeynep) #584

''Evlat, ben senin yaşındayken her şeyi bir anda anlamıştım.Sonra hayatımın geri kalanında da o an neyi anladığımı çıkarmaya çalışmıştım."
Mektupların Romanı - Mihail Şişkin


#585

Zevk için ne kadar az şey gerekir! Bir gaydanın sesi! Müziksiz hayat bir hata olacaktır. Almanlar Tanrı’nın bile şarkı söylediğini düşünür.

Sabit, yerleşik hayat Kutsal Ruh’a karşı günah işlemek olur. Sadece yürürken düşünülen fikirler değerlidir.

Friedrich Nietzsche - Putların Alacakaranlığı


(Elif) #586

Söz söylenmişti bir kere, arabaya koşulmuş atlarla öküzler, yuvarlak uçlu bir sabanı çeker gibi Kozmos’u peşlerinden sürüklemeye koyuldular. Dev küre sonsuzluğu yarıp geçerken, zamanın parçaları da yerinden oynuyordu. Bazıları toprağa düştü, yeryüzüne kehaneti ve önseziyi armağan etti. Bazıları göklere savrulmuştu, geçmişe geleceğin ayırt edilemediği kara delikler açtılar.

Atlas’ın Yükü - Jeanette Winterson


(Hazal Çamur) #587

İnsanlar, cadıların ay ışıklı gecelerde donsuz dans ettiklerini düşünüyordu. (Tiffany bu konuda araştırma yapmıştı ve cadı olmak için bunu yapmak zorunda olmadığını öğrendiğinde biraz rahatlamıştı. İsterseniz yapabiliyordunuz da tabii; ama bütün ısırgan, diken ve kirpilerin tam olarak nerede olduğunu bildiğiniz zaman.)

  • Gökyüzü Dolu Şapka (Tiffany Sızı #2), Terry Pratchett

(Elif) #588

Vücudun sınırları ancak vücut çürürken zayıflar, ama çürümeyle gelen özgürlük işe yaramaz. Sonunda dünyayla birleştiğimde ona çoktan gözlerimi yummuş olurum.

Atlas’ın Yükü - Jeanette Winterson


(Can) #589

“Her hayat birçok günden oluşur, gün günü izler. Biz kendi hayatımızın içinden yürüyüp geçeriz, yolda karşımıza hırsızlar, hayaletler, devler, yaşlılar, gençler, zevceler, dullar, aşık biraderler çıkar. Ama illa ki kendimizle karşılaşırız her seferinde.”

James Joyce, Ulysses


(Boş İnsan) #590

Üç gün sonra, Kral’ın da söylemiş olduğu gibi Rohan’lı Eotner geldi Şehir’e, yanında Yurt’un en cesur silahşörlerinden oluşan bir atçan vardı. Eomer Şehirde hoş karşılandı; Şölenlerin Büyük Salonu Merethrond’da masaya oturduklarında etrafındaki hanımların güzelliğini görerek hayretler içinde kaldı. Dinlenmeye çekilmeden önce de cüce Gimli’yi çağırttırdı ve ona şöyle dedi: “Glöin oğlu Gimli, baltan hazır mı?”
“Hayır beyim,” dedi Gimli, “ama çabucak alıveririm eğer ihtiyaç varsa.”
“Kararını sen ver,” dedi Eomer. “Çünkü hâlâ aramızda Altın Orman’ın Hanımı hakkında söylenmiş birkaç sert söz var. Artık onu kendi gözlerimle de gördüm.”
“O halde beyim,” dedi Gimli, “şimdi ne diyorsun?”
“Heyhat!” dedi Eomer. “Onun yaşayan en zarif hanım olduğunu söylemeyeceğim.”
“O halde ben gidip baltamı alayım,” dedi Gimli.
“Fakat önce şu özrümü söyleyeyim,” dedi Eomer. “Eğer onu başkalarının yanında görmüş olsaydım, arzuladığın şeyi derdim. Fakat şimdi Kraliçe Anven Akşamyıldızı’nı ilk sıraya koyuyorum ve artık kendi adıma bunu inkâr edecek herkesle dövüşmeye hazırım. Kılıcımı getirttireyim mi?”
Bunun üzerine Gimli yerlere kadar eğildi. “Hayır, benim açımdan affedildin beyim,” dedi. “Sen Akşam’ı seçtin, ama benim sevgim Sabah’a verildi. Ve gönlüm yakında onun ebediyen geçip gideceğini söylüyor.”

Yüzüklerin Efendisi, Kralın Dönüşü, Nice Ayrılıklar, J.R.R. Tolkien


#591

“İçimizde şeytan yok… İçimizde aciz var… Tembellik var… İradesizlik, bilgisizlik ve bunların hepsinden daha korkunç bir şey: hakikatleri görmekten kaçmak itiyadı var…”
Sabahattin Ali - İçimizdeki Şeytan

Bugün Sabahattin Ali’nin öldürülmesinin 71. yılı


(bilge) #592

“İnsanlar ihtiyaç duyduğu zaman akla hayale gelmeyecek başlangıçlara sahip büyük bir din yaratabilirler.”

İşte İnsan, Michael Moorcock


(Mael isain moridin, mia allantir! ) #593

“Ve bunun senin asillerle ilgili… tuhaf görüşlerinle ilgisi yok, öyle mi? Ne de olsa, çoğu Aes Sedai asil kadınlarmış gibi davranır.”
“Asillerle bir alıp veremediğim yok,” dedi Mat ceketini düzelterek. “Yalnızca, onlardan biri olmak istemiyorum.”
“O zaman neden?”
Mat bir an oturup düşündü. Nedendi? Sonunda ayağına baktı, ardından çizmesini giydi. “Botlar yüzünden.”
“Botlar mı?” Setalle’nin kafası karışmış gibiydi.
“Botlar,” dedi Mat başını sallayarak, bağcıklarını bağlarken. “Hepsi botlar yüzünden.”
“Ama…”
“Anlarsın,” dedi Mat, bağcıkları çekip sıkıştırarak, “bir sürü adam ne tür bot giydiği konusunda endişelenmek zorunda değil. İnsanların en fakirleri onlar. Onlardan birine, ‘Bugün hangi botlarını giyeceksin, Mop?’ diye sorsan, kolay yanıt verirler. ‘Eh, Mat. Yalnızca bir çift botum var, bu yüzden o botları giyeceğim herhalde.”’
Mat duraksadı. “Sana böyle söylemezlerdi sanırım, Setalle, çünkü sen ben değilsin. Sana Mat demezlerdi, anlarsın.”
“Anlıyorum,” dedi Setalle, eğlendiğini açık eden bir sesle.
“Her neyse, birazcık parası olanlar için, hangi botları giyeceği sorusu daha zor olabilir. Anlarsın, sıradan insanlar, benim gibi insanlar…” Setalle’yi süzdü. “Ki ben sıradan bir adamım, hatırlatırım.”
“Elbette öylesin.”
“Kesinlikle öyleyim,” dedi Mat, bağcıklarını bağlamayı bitirip doğrularak. “Sıradan bir adamın üç çift botu olabilir. Üçüncü en iyi botlar; nahoş bir iş görürken onları giyersin. Birkaç adım sonra birkaç yerden vurabilirler, birkaç yerden delinmiş olabilirler, ama ayağına geçirmek için iyidir. Tarlada ya da ahırda onları kirletmekten korkmazsın.”
“Tamam,” dedi Setalle.
“Sonra bir de, ikinci en iyi botların vardır,” dedi Mat. “Onlar gündelik botlarındır. Komşuna yemeğe giderken onları giyersin. Ya da benim durumumda, savaşa giderken giyersin. İyi botlardır, ayağını korur ve onları giyerken görünmekten korkmazsın.”
“Ya en iyi botların?” diye sordu Setalle. “Onları da balolara ya da önemli kişilerle yemeğe giderken mi giyiyorsun?”
“Balolar mı? Önemli kişiler mi? Kanlı küller, kadın. Ben seni hancı sanıyordum.”
Setalle hafifçe kızardı.
“Biz balolara falan gitmeyiz,” dedi Mat. “Ama gitmek zorunda kalsak, sanırım ikinci en iyi botlarımızı giyerdik. Komşumuz Hembrew Hanım’ı ziyarete giderken giyecek kadar iyiyse, bizimle dans edecek kadar aptal olan bir kadının ayaklarına basmak için de iyi olması lazım.”
“O zaman en iyi botlar ne için?”
“Yürümek,” dedi Mat. “Uzun mesafe yürümek için kullanacağın botların değerini her çiftçi bilir.”
Setalle düşündü. “Tamam. Ama bunun asil olmakla ne ilgisi var?”
“Çok ilgisi var,” dedi Mat. “Anlamıyor musun? Sıradan biriysen, botlarını ne zaman kullanacağını çok iyi bilirsin. Üç çift botu takip edebilirsin. Üç çift botun varken hayat kolaydır. Ama asiller… Talmanes, evinde kırk çift botu olduğunu iddia ediyor. Kırk çift, hayal edebiliyor musun?”
Setalle eğlenerek gülümsedi.
“Kırk çift,” diye tekrarladı Mat, başını iki yana sallayarak. “Kırk kahrolası çift. Hepsi aynı tür bot da değil. Her kıyafet için ayrı ayakkabılar var; bir de kıyafetlerinin yarısına uyacak, farklı tarzlarda bir düzine ayakkabı. Krallar için ayakkabılar var, yüksek lordlar için ayakkabılar, normal insanlar için ayakkabılar. Kış için, yaz için, yağmurlugünler için, kurugünler için ayrı ayrı ayakkabılar var. Yalnızca banyoda yürürken giydiğin ayakkabılar var. Lopin, gece tuvalete çıkarken kullanacak ayakkabılarım olmadığı için şikayet ederdi!”
“Anlıyorum… Demek botları, karmaşık siyasi ve sosyal durumlarda önderlik rolünü üstlenen aristokratların sırtına yüklenen sorumluluk ve karar verme yükümlüğünü temsil eden bir metafor olarak kullanıyorsun.”
“Metafor…” Mat kaşlarını çattı. “Kanlı küller, kadın. Bu hiçbir şeyin metaforu değil! Bu yalnızca botlar hakkında.”
Setalle başını iki yana salladı. “Sen sıradışı bir bilgeliğe sahipsin, Matrim Cauthon.”

Zaman Çarkı: Geceyarısı Kuleleri-Robert Jordan