Beğendiğiniz Kitap Alıntıları


#819

Bir Bulut Kaynıyor (Bu Diyar Baştanbaşa 4) - Yaşar Kemal


#820

Vaktinde öl, bunu öğretir Zerdüşt.
Elbette, hiçbir zaman vaktinde yaşamayan, nasıl vaktinde ölsün?

Böyle buyurdu Zerdüşt - Friedrich Nietzsche


(elif) #821

‪“Hak edilmeyen iyi şans daima bir tuzak barındırır.” ‬
Locke Lamora’nın Yalanları, Scott Lynch


(İrem) #822

Hakikatte bütün bu insanlar hakikat denen duvarın ötesine geçmek için birer delik bulmuş yaşıyorlardı.
Saatleri ayarlama enstitüsü - Ahmet Hamdi Tanpınar


(Hiçliğin bekçisi…) #823

Fablehaven 5 - İblis Zindanının Anahtarları

Hadi bakalım… :smirk:


(Buyici) #824

Tirabzoonn ? Rivrivriv boyle bi smile olmalı. :thinking:


(Hiçliğin bekçisi…) #825

İstanbul’dan bile bahsediliyor ama orijinali bilemiyorum gerçekten.


(Sadece Emre ) #826

Sadece aptal bir zihin sahiplik seviyesinde düşünür. Derin kavrayışa sahip bir insan, kullanışı düşünür.

Sezgi - Osho


(Cemalettin Sipahioğlu) #827

Taraflar birbirlerini ne kadar severse sevsin veya anlaşabiliyorsa anlaşsın iki insan arasındaki bağın hep aşılması güç sınırlar üzerinden kurulduğunu, içten içe arzulanan karşındakini tanıma, aklından geçenleri bilme, ruhen bütünleşme gibi ideallere tam manasıyla kavuşulamayacağını ve bu gerçeği fark etmenin yarattığı ıstırabı çok güzel özetlemiş:

“İnsan kendini tamamen verirse âşık olduğu birini uyurken izlemesi korkunçlaşabilir. Size kapanmış, kilitlenmiş, asla ulaşamayacağınız bir yere çekilmiş o zihni yansıtan yüz hatlarına bakarken yaşanan felci bazılarınız bilirsiniz belki. Benim gibi âşıklar için bir kâbustur bu. insan öyle anlarda yalnızca o yüzle, o kişilikle olan ilişkisi ölçüsünde var olduğunu bilir. Bu yüzden o yüz kendisine kapandığında, o kişilik kendi bilinemez dünyasında yittiğinde, insan kendini tamamen gayesiz hisseder. Karanlıkta dönen güneşsiz bir gezegene dönüşür.”

Kan Kitapları Cilt 2 - Jacqueline Ess’in Vasiyetnamesi - Clive Barker

Dünyanın küçük olduğu fikri neden bir yanılsamadır? O yanılsamaya nasıl kapınılır, gerçeğin farkına ne zaman varılır ve neden-nasıl ıstırap verir?

"Hani ‘Dünya küçük’ derler ya. Bu lafın saçmalığını ancak birini kaybettiğinizde anlarsınız. Dünya küçük filan değil. Çok büyük ve vahşi. Hele yapayalnızsanız.

Avukatken, o ensestçi zümrenin içindeyken, her gün aynı suratları görürdüm. Kimileriyle konuşur, kimilerine gülümser ve selam verirdim. Baroda düşman olsak da, aynı kibirliler topluluğunun parçasıydık. Aynı masalarda yemek yer, yan yana içki içerdik. Sevgililerimizi bile paylaşırdık, bunu her zaman bilmesek de. Böyle koşullar altındayken, dünyanın size zarar vermek istemediğine inanmak kolaydır. Evet, yaşlanırsınız ama diğer herkes de yaşlanır. Yıllar geçtikçe biraz akıllandığınıza bile inanırsınız. Halinizden memnunsunuzdur. Hayat fena değildir. Gece üçe kadar çalışma zorunluluğunuz bile azalır, banka hesabınız kabardıkça.

Ama dünyanın zararsız olduğunu düşünmek, ortak yanılsamaları mutlak gerçekler sanmak, kendini kandırmaktır. Jacqueline gidince bütün yanılsamalar dağıldı. Hayat tarzımı şekillendiren tüm yalanlar açığa çıktı. Dünya küçük değildir, içinde bakmaya katlanabildiğiniz tek bir yüz varsa ve bu yüz bir girdapta kaybolmuşsa. Dünya küçük değildir, sevdiğiniz kişiye dair tek tük ve hayati anılar, size her gün saldıran, çocuklar gibi çekiştiren, ilginizi talep eden binlerce an tarafından ezilme tehlikesiyle karşı karşıyaysa."

Kan Kitapları Cilt 2 - Jacqueline Ess’in Vasiyetnamesi - Clive Barker


(Ki Ng Of The Ci Ty) #828

Geri dönen mektup . Ruh adam kitabından.
images%20(4) Şarkısı da var. https://youtu.be/z9OVbpvVYx8


#829

Artık yaşlandım, en azından genç değilim ve gördüğüm her şey bana daha önce gördüğüm başka bir şeyi hatırlatıyor. Öyle ki ilk kez gördüğüm hiçbir şey yok.

Siyah Dağlarda Bir Mağaradır Hakikat, Neil Gaiman


#830

“Bir insan ne denli üstün zekalı ve bilgili olursa olsun, eğer duyarlılıktan yoksunsa; kafa açısından görkemli bir dev, duygu açısından zavallı bir cüceyse, ben neyleyim böyle bir adamın dostluğunu?”

Mina Urgan


#831

‘‘Ne olursa olsun , o yıl okuduğum romanlar kitabi bilgi anlamında hayatım boyunca aldığım tek gerçek eğitim oldu. Bu sayede zihnimin işleyişinde bir değişim meydana geldi. Hayatım normal ve makul seyrinde gelişseydi muhtemelen edinemeyeceğim farklı, sorgulayan bir bakış kazandım. Fakat - bunu anlayabilir misiniz bilmiyorum- aslında beni değiştiren, bende gerçekten etki bırakan şey, okuduğum kitaplardan çok sürdürdüğüm hayatın kokuşmuş anlamsızlığıydı.’’

‘‘Hepimiz niye böyle lanet birer aptalız, merak ediyorum. İnsanlar budalalık uğruna onca vakit harcayacaklarına niye dolaşıp etraflarına bakmıyorlar? Şu gölete mesela; içindeki bir sürü şeye. Su kelerleri, su salyangozları, su böcekleri, şayak sinekleri, sülükler ve ancak mikroskopla görülebilecek kim bilir neler. Su altındaki hayatların gizemi. Onları izleyerek bir ömür geçer, on ömür geçer de şu kadarcık göleti bitiremezsiniz. Ve bu arada hiç bitmeyen şu merak duygusu, içinizdeki o acayip alev. Sahip olmaya değer tek şey ve biz onu istemiyoruz.’’

Boğulmamak İçin - George Orwell


(Yusuf) #832

Ama pes etmiyordunuz değil mi? Pes etmek korkaklara göreydi, silahşorlara değil!

Kara Kule - Stephen King


(Sadece Emre ) #833

Zeka doğuştan varolan görme, algılama kapasitesidir. Her çocuk zeki doğr ve sonra toplum onu aptallaştırır. Ona aptallık eğitimi veririz ve er ya da geç aptallıktan mezun olur.

Sezgi - Osho


#834

‘‘Zamanın geçişinin esrarını düşünüyorum. Sonu olmayan saatler ve dakikalar vardır: bir anın sonsuzluğu. Boş geçen birçok saat vardır: zamanın boşluğu… Sanki hiç yaşanmamışlar gibi arkalarında tek bir anı bile bırakmadan geçen sonsuz günler ve haftalar vardır. Arkamda bıraktığım yılları artık birbirinden ayıramıyorum. Zaman bizim içimizde geçiyor. Onu hareketlerimiz dolduruyor… Bir nehirdir o: dik yamaçlı, dümdüz akan, renksiz dalgalı. Kaynağı boşluktur, boşluğa akar. Onun kıyılarına kentler kuran biz, kanlarımızla ve kafalarımızla üzerine yaptığımız barajlarla renklendirdik onu. Zaman, benim düşüncelerimin dışında var olamaz. Ben ne yaparsam o odur. Işıkla doldurduğum an, sonsuzluğa dek aydınlattığı boşluk içinde parıldayan bir yıldızdan gelen bir ışık huzmesi kadar değerlidir. Ölü şeylere ayırdığım boş saatler ve günlerin, gölgelerden öte bir varlığı yok. Muhakkak ki asıl gerçek olanlar düşlerim…’’

‘‘Bize işkence yapan eski zincirler, bedenimize öylesine işlemiş ki, artık adeta bizim bir parçamız olmuş. İşte bu yüzden tutkunuz ona.’’

‘‘İnsan, zamanı kullandığını sanır, ama aslında hırsla yiyip bitiriyordur onu. Gerçek, korkunç olmak için fazla somuttur. Kimi zaman onun sizi ne denli baskı altında tuttuğunu anlayabilmek için hayal gücünüze ihtiyacınız oluyor.’’

‘‘Çünkü modern bir toplumda bir insan ya sömürücü ya bir emekçi köle ya da kanun dışı olmak zorundaydı. Bunların üçü de onların ideallerine ters düşen yaşantı biçimleriydi. Ama onlar sonunda, üçüncü yolu seçip kalpazanlık yaptılar.’’

‘’… yaşantısının en mutlu anının ne olduğunu sordum. Bana şöyle cevap verdi:

  • Bir Noel gecesi V… Hapishanesi’ndeydi, yalnızdım. Hava çok sıcaktı. Elimde iyi bir kitap, biraz da içecek şarabım vardı. Birdenbire öylesine iyi, öylesine sakin hissettim ki kendimi. Düşünebildiğime, yaşadığıma memnundum.’’

İçerdekiler - Victor Serge


(Atillà) #835

Diğer kadınlar söz konusu olduğunda en zalim olanlar, yine kadınlardı
-Cersei Lannister


(elif) #836

Oysa sefalet sadece zenginleri rahatsız ediyordu. Karim de tüm kenti kaplayan, en küçük malzemeden yüzlerdeki derin çizgilere kadar her yere sinen yoksulluğun farkında bile değildi.
Kızıl Nehirler, Jean-Christophe Grange


(Boş İnsan) #837

O zaman bana gülümsedi. Tebessümü taç yapraklarını açan bir çiçek gibi sıcak, hoş ve utangaçtı. Dostane, dürüst ve biraz mahcuptu da.Bana gülümserken hislerim…

Açıkçası hislerimi nasıl anlatabilirim bilmiyorum. Yalan söylemek çok daha kolay olur. Yüz farklı hikâyeden alıntı yapıp size o kadar tanıdık bir yalan söylerim ki bir lokmada yutarsınız. Dizlerimin bağının çözüldüğünü, kalbimin sıkıştığını anlatabilirim. Fakat bunlar gerçek olmaz. Kalbim ne sıkıştı, ne de göğsümden kaçıp gidecekmiş gibi atmaya başladı. Öyle şeyler masallarda olur. Budalalıktır bunlar. Mübalağadır. Palavradır. Ama yine de…

Kışın ilk günlerinde, mevsimin ilk karı yağdıktan sonra dışarı çıkın. Üzeri ince bir buz tabakasıyla kaplı bir gölet bulun. Buz tabakası henüz yeni ve cam kadar berrak olsun. Kıyıya yakınken buz ağırlığınızı rahatça taşıyacaktır. Biraz açılın. Biraz daha. Sonunda buzun ağırlığınızı ucu ucuna taşıdığı bir noktaya varacaksınız. İşte orada kendinizi benim hissettiğim gibi hissedersiniz. Buz ayaklarınızın altında çatırdamaya başlar. Aşağı baktığınızda beyaz çatlakların karmakarışık bir örümcek ağı gibi her yöne doğru yayıldığını görürsünüz. En ufak bir ses yoktur, ama ani ve sert titreşimleri tabanlarınızda duyabilirsiniz.

İşte Denna gülümseyince bana da öyle oldu.

Rüzgarın Adı, Patrick Rothfuss


(Yusuf) #838

“Marla’nın hayat felsefesi, bana söylediğine göre, ölmeye her an hazır oluşu. Marla’nın hayatındaki trajedi ise ölmüyor oluşu.”

Dövüş Kulübü-Chuck Palahniuk