Beğendiğiniz Kitap Alıntıları


#105

Başlık okumama gibi bir alışkanlığım olduğunu kabul ediyorum :smile: siz sorunca cevabım saçma geldi, başlıksız şiir mi olur dedim. O numaralı şiirleri başlıksız sanıyordum. Meğersem en başta yazıyormuş adı. Dönüşün Senfonisi adlı şiirden alıntı.


(Mehmet) #106

“Uyku iyidir,” dedi Tyrion.“Ve kitaplar daha iyidir.”


(Kamile) #107

Belki de sevdiğiniz insanları düşünmektesiniz. Ama daha derinlere inin, sonunda sevdiğinizin onlar olmadığını göreceksiniz. Siz bu sevginin içinizde yarattığı duyguları seviyorsunuz. Siz arzuyu seviyorsunuz, arzu edilen şeyi değil.
Nietzsche Ağladığında


(Elif ) #108

Daha dün gece karşılaştığım cümlelerden oluşan bir alıntıdır. Yaklaşık bir hafta önce tanıştığım bir yazarın satırlarıdır:
“İnsan dileğinin yerine gelmeyeceğini bildiği sürece -belki de yıllar boyu- bir şeyi dilediğine inanmış olabilir. Ama dilediği düşün gerçekleşme olasılığı ansızın karşısında durunca, o zaman bir tek şey diler: Onu hiç dilememiş olmayı.”


(Eren Diakotra) #109

Bizim için sağlık yok, yetiştirecek iyi bir şey de,
çünkü toprak Yenidendoğan Ejder’le birdir,
ve o da toprakla.

Ateşten ruh, taştan yürek, gururla fethediyor,
kibirli olana boyun eğdiriyor.

Dağlara diz çöktürüyor, önünde denizler çekiliyor,
gökler selam duruyor.
dua et ki taştan yürek gözyaşlarını,
ateşten ruh sevgiyi hatırlasın.

Merhum Robert Jordan bey


(Rocket quuen) #110

Locke Lamora’ nın yalanları
Hiç bir şey iyi yada kötü değildir onu ikisinden biri yapan düşüncelerdir .

Şüphelerimiz haindir ve çoğu zaman kazanabileceklerimizi kaybetirirler .


#111

I must not fear. Fear is the mind-killer. Fear is the little-death that brings total obliteration. I will face my fear. I will permit it to pass over me and through me. And when it has gone past I will turn the inner eye to see its path. Where the fear has gone there will be nothing. Only I will remain.

Dune


(xxxxxxxxxxxx) #112

Ne de yorucu bir şey sürekli kendi içinde olmak, hiç çıkamamak, dünyayı içinde hapsolduğumuz bu kapalı kutudan görmek ne yorucu. Ve bu dünyaya aynalar yardımıyla iyi kötü makyajlanmış bir dış görüntü sunmanın ötesine geçememek. Birden, artık bir şey yapmak gelmiyor içinden. Küçük bir üzüntü buhranı.

Jean Echenoz, Şimşekler adlı kitabından


(Burak) #113

Pawnshops in Night Vale work like this.
First you need an item to pawn.
To get this, you need a lot of time behind you, years spent living and existing, until you’ve reached a point where you believe that you exist, and that a physical item exists, and that the concept of ownership exists, and that, improbable as all those are, these absurd beliefs line up in a way that results in you owning an item.
Good job. Nicely done.
Second, once you believe you own an item, you must reach a point where you need money more than you need the item. This is the easiest step. Just own an item and own a body with needs, and wait.

Based on what the news told her, the outside world seemed a dangerous place. There was always some world-ending cataclysm threatening Night Vale. Feral dogs. A sentient glowing cloud with the ability to control minds (although the Glow Cloud had become less threatening since its election to the local school board).

Joseph Fink, Jeffrey Cranor - Welcome to Night Vale


(Yusuf Ekici) #115

Hep edepli şeyler paylaşılmış ama…
Locke, Sabetha’nın rakip olarak şehirde olduğunu öğrendiğinde demişti ki:

“Hayatın anlam taşımasını beklediğim yok” dedi bir müddet sonra “ama taşaklarımızı tekmeleyip durmaktan vazgeçse çok iyi olurdu.”


(nostaljik portakal 🍊 ) #116

Terminat hora diem; terminat auctor opus.

Saat günü bitirdi, yazar da eseri.

Oyunun son cümlesi. Saat gece yarısını vurduktan sonra şeytanlar, Faustus’u alıp cehenneme götürürler.

Doktor Faustus, Christopher Marlowe. Çev. İrfan Şahinbaş. Öteki Yayınevi.


(İsmail KAPLAN) #117

Tarihte ilk defa çok yemekten ölen insan sayısı, gıdasızlıktan ölen insan sayısından fazla. Enfeksiyona bağlı ölümler azalırken yaşlılığa bağlı ölümler giderek artıyor; askerler, teröristler ve suçlular tarafından katledilenlerin toplamından fazlası kendi canına kıyıyor.

Yuval Noah Harari - Homo Deus

“…Yani tarih daima kazananlar tarafından yazılır. İki kültür çarpıştığında, kaybeden silinir ve tarih kitaplarını kazanan taraf yazar… kendi davalarını yücelten ve kaybeden düşmanı küçük düşüren bir tarih.”

Dan Brown - Da Vinci Şifresi

En büyük güce sahip insanlar için bile hayat kısadır. Ölümü yenmenin tek bir yolu vardır, o da insanın hayatını bir şaheser haline getirmesidir.

Dan Brown - Başlangıç


(Yılmaz Demir) #118

“Zaman, olacağına varır. Her şey birbiriyle bağlantılıdır. Ölüm ve yaşam. Attığımız her adım, verdiğimiz her karar, bir sonra ki olaya etki eder, direkt veya dolaylı. Farkında olsak da olmasak da.” İhtiyar Edward kafasını çevirip Tommy’e baktı, “Zaman, öyle bir şeydir ki; biz onu değiştirmeye çalışsak da, değişen biz oluruz. Zaman, büyük bir sonsuz döngüdür ve bizler bu döngü içerisinde sıkışmış varlıklarız.”

Zamanın Sonsuz Döngüsü


(Challenge Tv) #119

“20. Yüzyıl insan denilen vahşi kavmin, yaşadığı gezegene ve birbirine zulmettiği yüzyıl olarak geçecek tarihe”

“Her ilişkinin gizli bir mezarlığı vardır. Eğer iki kişiden biri bu mezarlığı yalnız ziyaret etmeye başlamışsa pek yakında o mezarlık, ilişkinin de ebedi istiratgahı olacak demektir”

“Bazen bizim aşk dediğimiz ilişkiler; birinin hekim, ötekinin hasta, birinin şaman ötekinin cin çarpmış olduğu tuhaf karşılaşmalardır. Kim demiş hasta gelinip iyileşerek çıkılan yerler sadece hastanelerdir diye…”

“İçimizde bir ülke vardır, bir ruh coğrafyası;yaşadığımız sürece bunun sınırlarını arar dururuz. Şanslı olup da bu ülkeyi bulabilenler, taşların üstünden akan su gibi rahatça kayarak iniş çıkışlara yayılır, yuvalarını bulmuş olurlar. Kimileri doğdukları yerde bulurlar bu ülkeyi, kimileri bir kıyı kasabasında susuzluktan kavrulduktan sonra çölde yüreklerinin tazelendiğini görürler. Yemyeşil tepeler arasında doğdukları halde ancak kentin yoğun, civcivli yalnızlığı içinde rahat edenler de vardır. Kimileri için bu arayış, bir başka insanın izini sürmektir; bir çocuk ya da ana, bir dede ya da kardeş, bir sevgili, bir eş, bir düşman…”

“Bütün duygularımız evsiz barksız ve kimsesiz kalmış çocuklar gibi, aynı odada koyun koyuna yatıyor… Aşk korkusunu yenmek için kuşkunun omzuna başını dayamış; öfke, ısınmak için köleliğin bacaklarının arasına koymuş ellerini… Sevgi, kaybolmamak için nefretin elinden tutmuş, sıcacık…”

“İnsan yetmişine varınca kaderin hayattaki rolünü daha iyi anlıyor”

“Her adam ve insan kalbini hakiki aşkın ateşinin üstüne vermedikçe, o ebediyete kadar yüreği kirli bir şekilde kalacaktı.”

“Bir insan, insan olur da nasıl suçlu olabilir? Biz bu dünyada, birimiz ötekimiz gibi hep insan değil miyiz? “

“Aşk denen şey bazen yürür, bazen uçar bazen koşar biriyle birlikte; bir başkasıyla ölümcül yürüyüşe çıkar; üçüncüyü buzdan heykele çevirir, dördüncüyü atar alevlerin içine. Birini yaralar,öldürür ötekini. Aynı anda çıkıp sönen bir şimşeğe benzer. Geceleyin saklar safakta zapt edilecek kaleyi, çünkü; dayanacak güç yoktur karşısında”

“Gözleri olanlara dünyada görülecek hiç bir şey olmadığını söylemek zordur. Ne var ki gerçek bu inanın bana. Dünyayı tanımak için dinlemek yeter, yolculuklarda görünenler bir aldatmacadır yalnızca. Gölgelerin peşinde başka gölgeler. Yollar ve ülkeler, önceden bilmediğimiz hiçbir şey öğretemez bize; gecenin dinginliğinde kendi içimizde dinleyebileceklerimizden başka hiçbir şey?”


(Muhammet Topcu) #121

Gardens of the Moon: (Malazan Book of the Fallen 1) (Steven Erikson)
- Your Highlight on page 18 | Location 269-270 | Added on Friday, May 4, 2018 2:56:31 AM

“Every decision you make can change the world. The best life is the one the gods don’t notice. You want to live free, boy, live quietly”

“I want to be a soldier. A hero.”

“You’ll grow out of it.”

“Her seçimin dünyayı değiştirebilir. En iyi yaşam, tanrıların fark etmediğidir. Özgür yaşamak istersin, çocuk, usulca yaşamak…” (Özgür yaşamak istiyorsan, çocuk, usulca yaşa.)

“Ben bir asker, bir kahraman olmak istiyorum.”

“Büyüyünce sıkılırsın.”


#122

Burada İngilizce paylaşımlar gördükçe keşke Türkçe çevirileri de yazılsaydı diyordum hep. Ne iyi ettiniz! :krs:

Beğenim hem alıntıya hem de bu tavıra. :blush:


(Yakışıklı) #123

Beklenti. Bütün bunlara sahip olacaklar çünkü sahip olmayı bekliyorlar. Niye beklemesinler ki? Senin benim gibiler bu şeyleri beklemez. Kazanmak için köpek gibi çalışmamız gerektiğini biliriz biz. Şimdi benim gibi gereğinden fazla eğitim almış ama gene de vasıfsız biri olarak, bu hayata soyunmanın hiçbir yararı yok. Sence neden toplumun dışında, kara piyasada dolanıp duruyorum? Renkli kişiliklerden hoşlandığım için mi? Serseriler, orospular, cankiler ve uyuşturucu satıcıları beni çok seviyorlar diye mi? Hayır. Ben de pezevenklik yaptım, ev soydum, hırsızlık yaptım, kredi kartı yolsuzluğu yaptım, uyuşturucu sattım; sevdiğim için değil, yasal iş kollarına belli bir düzeyden atılamadığım için, sahip olduğum bilgi ve becerilerin karşılığı olan statü ve ücret bana verilmediği için. Ben trajik bir hatayım, Curt, trajik bir hata. Ama bu değişebilir ve değişecek de.

I’m more of a warrior than you’ll ever be. I believe in the class war. I believe in the battle of the sexes. I believe in my tribe. I believe in the righteous, intelligent clued-up section of the working classes against the brain-dead moronic masses as well as the mediocre, soulless bourgeoisie. I believe in punk rock. In northern soul. In acid house. In mod. In rock and roll. I also believe in pre commercial righteous, rap and hip hop. That’s my manifesto.

Irvine Welsh, Porno


(Can) #124

Yalnızlık atmosferiyle, sessiz bir atmosferle sarılıp kuşatılmıştı; çevre elinden kayıp gitmiş, başkalarıyla ilişki kurmasını önleyen ve hiçbir istemle, hiçbir özlemle giderilemeyen bir güçsüzlük üzerine çullanmıştı.
Bozkırkurdu, Hermann Hesse


(Muhammet Topcu) #126

Oathbringer’dan birkaç alıntı paylaşayım, eminim çevirisinin çıkmasını dört gözle bekleyeniniz vardır :slight_smile:

/////////////////

“You must find the most important words a man can say.” Which key was it? He got one into the lock, but it wouldn’t turn. He couldn’t see. He blinked, feeling dizzy. “Those words came to me from one who claimed to have seen the future,” the voice said, echoing in the hallway. Feminine, familiar. “‘How is this possible?’ I asked in return. ‘Have you been touched by the void?’ “The reply was laughter. ‘No, sweet king. The past is the future, and as each man has lived, so must you.’ “‘So I can but repeat what has been done before?’ “‘In some things, yes. You will love. You will hurt. You will dream. And you will die. Each man’s past is your future.’ “‘Then what is the point?’ I asked. ‘If all has been seen and done?’ “ ‘The question,’ she replied, ‘is not whether you will love, hurt, dream, and die. It is what you will love, why you will hurt, when you will dream, and how you will die. This is your choice. You cannot pick the destination, only the path.’”

“Bir insanın söyleyebileceği en önemli sözleri bulmalısın. Bu sözler bana geleceği gördüğü iddia edilen birisinden geldi.”
"‘Bu nasıl olur?’ diye karşılık verdim. ‘Yokluk mu dokundu sana?’"
“Cevap olarak güldü. ‘Hayır, güzel kral. Gelecek, her insanın yaşadığı ve senin yaşaman gereken geçmiştir.’”
"‘Yani önceden yapılmışları tekrarlamaktan başka bir şey yapamaz mıyım?’"
"‘Bazı durumlarda öyle. Seveceksin. İnciteceksin. Düşleyeceksin. Ve öleceksin. Her insanın geçmişi senin geleceğindir.’"
"‘O zaman ne önemi var tüm bunların?’ diye sordum. ‘Tüm her şey görülmüş ve yapılmışsa?’"
"‘Olay’ diye yanıtladı, 'sevip sevmeyeceğin, incitip incitmeyeceğin, düşleyip düşlemeyeceğin ya da ölüp ölmeyeceğin değil. Olay neyi seveceğin, neden inciteceğin, ne zaman düşleyeceğin ve nasıl öleceğin. Seçimin budur. Varacağın yeri seçemezsin ama gideceğin yolu seçebilirsin."

A servant, at long last, arrived with a knife for Dalinar. He took it eagerly, then frowned as the woman walked away. “What?” Navani asked. “This little thing?” Dalinar asked, pinching the dainty knife between two fingers and dangling it. “How am I supposed to eat a pork steak with this?” “Attack it,” Ialai said, making a stabbing motion. “Pretend it’s some thick-necked man who has been insulting your biceps.” “If someone insulted my biceps, I wouldn’t attack him,” Dalinar said. “I’d refer him to a physician, because obviously something is wrong with his eyes.” Navani laughed, a musical sound. “Oh, Dalinar,” Sadeas said. “I don’t think there’s another person on Roshar who could have said that with a straight face.”

Hizmetkâr sonunda Dalinar’a bıçağı getirdi. Adam bıçağı hevesle aldı, ardından uzaklaşan kadının arkasından kaşlarını çatarak baktı. “Ne oldu?” diye sordu Navani. “Bu ufak şeyle mi?” diye sordu Dalinar bıçağı iki parmağıyla tutup sallayarak. “Bununla nasıl et yiyeceğim ben?” “Saldır ete,” dedi Ialai saplama hareketi yaparak. “Kol kaslarına laf eden kalın enseli bir adammış farz et.” “Kol kaslarıma hakaret edecek kişiye saldırmam,” dedi Dalinar. “Onu bir hekime yönlendiririm zira belli ki gözlerinde sıkıntı vardır.” Navani güldü, gülüşü adeta müzik gibiydi. “Ah, Dalinar,” dedi Sadeas. “Roshar’da bunu ifadesiz bir suratla söyleyebilecek başka kimse olduğunu sanmıyorum.”

"I don’t have traditions,” Sah said. “Or society. But still, my ‘freedom’ is that of a leaf. Dropped from the tree, I just blow on the wind and pretend I’m in charge of my destiny.”

“Geleneklerim yoktur benim,” dedi Sah. "Toplumum da. Yine de ‘özgürlüğüm’ yaprağınki gibidir. Düşmüşüm ağaçtan, rüzgarda savrulup kaderimin hakimi benmişim gibi davranıyorum.

Taravangian is wrong, the Stormfather said. You are not a hypocrite, Son of Honor. “I am,” Dalinar said softly. “But sometimes a hypocrite is nothing more than a person who is in the process of changing.”

Taravangian haksız, dedi Stormfather. Sen iki yüzlü değilsin, Honor’un Oğlu. “Öyleyim,” dedi Dalinar hafifçe. "Ancak bazen iki yüzlü sanılan kişi, değişmekte olan kimsedir yalnızca.

He’d once believed he had been four men in his life, but he now saw he’d grossly underestimated. He hadn’t lived as two, or four, or six men—he had lived as thousands, for each day he became someone slightly different. He hadn’t changed in one giant leap, but across a million little steps.

Bir zamanlar hayatını dört farklı insan olarak yaşadığını düşünürdü ancak şimdi ne kadar yanıldığını anlıyordu. Hayatını iki, dört ya da altı insan olarak yaşamamıştı. Binlerce insan olarak yaşamıştı, zira her gün az da olsa farklı bir kimse olmuştu. Dev bir adımla değil, milyonlarca ufak adımda gerçekleşmişti bu değişim.

You tried to help the people of the market. You mostly failed. This is life. The longer you live, the more you fail. Failure is the mark of a life well lived.

Çarşıdaki insanlara yardım etmeye çalıştın. Büyük kısmı başarısız oldu. Hayat böyledir. Ne kadar çok yaşarsan o kadar çok başarısız olursun. Başarısızlık iyi yaşanmış bir hayatın nişanıdır.

Bu da Parlayan Sözler’den bonus;

"'As I fear not a child with a weapon he cannot lift, I will never fear the mind of a man who does not think.’”
“Korkmam düşünmeyen adamın aklından, kaldıramayacağı silahı taşıyan çocuktan korkmadığım gibi.”


#127

Sorun, Baba’nın dünyayı siyah beyaz görmesiydi. Ve neyin siyah neyin beyaz olduğuna karar verişinde. Hayatı böyle yaşayan birine duyduğunuz sevgiye mutlaka korku eşlik eder. Belki de biraz da nefret.

Uçurtma Avcısı