Beğendiğiniz Kitap Alıntıları


#128

Kaç hayat yaşayınca yorulur insan?
Kaç seneden sonra yaşlı, kaç hezimetten sonra bezgin, kaç sevdadan sonra kalpsiz, kaç kelimeden sonra lâl olur kişi?

Elif Şafak - Firarperest


#129

Şimdi acının ne olduğunu gerçekten biliyordum. Ayağını bir cam parçasıyla kesmek ve eczanede dikiş attırmak değildi bu. Acı, insanın birlikte ölmesi gereken şeydi. Kollarda, başta en ufak bir güç bırakmayan, yastıkta kafayı bir yandan öbür yana çevirme cesaretini bile yok eden şeydi.

Şeker Portakalı


(Rocket quuen) #130

Ölümden önce yaşam .zayıflıktan önce güç . Hedeften önce yol.

Ölüm geliyor .Ölüm her şey için geliyor. Ama yaşam önce geliyor değerini bil.

Müziğin sana karşılık vermesini saglayabildin zaman , onun ustası olmuşsun demektir .

Way Of Kings ( ingilizce yazayım da havalı olsun😅)

Hak edilmeyen iyi şans daima tuzak barındırır .

Locke lomara


#131

“Eğer ölüyorum diye üzülseydin, ölemezdim!”

“Kelimelerim seni korkutmasın; ölmüş olan biri artık hiçbir şey istemez, sevilmeyi de, kendisine acınmasını da, teselli edilmeyi de istemez.”

“Gözlerinde beni hatırladığına dair hiçbir şey görmediğim o an, senin hayatından bir hatıranın benimkine incecik bir çizgi olarak bile ulaşmadığını anladığım o an, gerçekliğin dehlizlerine düştüğüm, kaderimi sezdiğim ilk andı.”

Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu - Stefan Zweig


#132

Hiçbir son mutlu değildir.

Bir zamanlarla kıyaslanabilecek bir son görmedim henüz.

Okumayı burada bırakıp hikayeden keyif almaya bakabilirsiniz, çünkü son yalnızca elveda demenin bir başka yoludur.

Ve unutma yolcu ka ancak bir tekerlektir.

Stephen King-Kule


(Fatih Kerem ) #133

“I’ve got kids that enjoy stealing. I’ve got kids that don’t think about stealing one way or the other, and I’ve got kids that just tolerate stealing because they know they’ve got nothing else to do. But nobody–and I mean nobody–has ever been hungry for it like this boy. If he had a bloody gash across his throat and a physiker was trying to sew it up, Lamora would steal the needle and thread and die laughing. He…steals too much.”

"Ama hiç kimse, sahiden de hiç kimse bu işi yapmaya o çocuk kadar aç olmamıştır. Boğazında kanayan bir kesik olsa ve bir hekim o kesiği dikmeye çalışsa Lamora iğneyle ipliği çalar ve kahkahalar atarak geberip gider. Çocuk… çok fazla çalıyor.”

“When you don’t know everything that you could know, it’s a fine time to shut your fucking noisemaker and be polite.”

-Locke Lamora’nın Yalanları


“How do you do that?” Mennis asked, frowning.
“What?”
“Smile so much.”
“Oh, I’m just a happy person.”

Kelsier glanced down at his hands and forearms. They still burned sometimes, though he was certain the pain was only in his mind. He looked up at Mennis and smiled. “You ask why I smile, Goodman Mennis? Well, the Lord Ruler thinks he has claimed laughter and joy for himself. I’m disinclined to let him do so. This is one battle that doesn’t take very much effort to fight.”

Sissoylu 1 ve 3 hakkında SPOILER içeren alıntı >

"But you can’t kill me, Lord Tyrant. I represent that one thing you’ve never been able to kill, no matter how hard you try. I am hope. ” —Kelsier to Lord Ruler.

“I bring a message from a friend. He is the one thing you can never kill. He is Hope.”
—Vin, to the Lord Ruler.

-Sissoylu İlk Üçleme


"Gelecek kaygısı duymaya başladığımız gün, çocukluğumuzu geride bıraktığımız gündür. "

Zihnimizin sahip olduğu en büyük beceri belki de acıyla başa çıkmaktır. Klasik yaklaşım bize herkesin ihtiyacı doğrultusunda geçtiği dört kapı olduğunu öğretir.

Birinci kapı uykudur. Uyku bize dünyadan ve onu dolduran tüm acıdan kaçabileceğimiz sığınak sağlar. Bir insan ağır yaralandığı zaman genellikle kendinden geçer. Aynı şekilde tramvatik haberler alan birini bayıldığı olur. Zihin ilk kapıdan işte böyle geçerken kendini acıdan korur.

İkinci kapı unutmaktır. Bazı yaralar kısa zamanda kapanmayacak, hatta belki de asla iyileşmeyecek kadar derindir. Ayrıca bazı anılar o kadar azap vericidir ki onlara alışmak mümkün değildir. “Zaman tüm yaraları iyileştirir” sözü yanlıştır. Zaman çoğu yarayı iyileştirir. Geri kalan bu kapının ardında saklıdır.

Üçüncü kapı deliliktir. Bazen insanın aklı öyle darbe alır ki kendini delilikte saklar. Bu ilk bakışta faydalı gözükmese bile öyledir. Gerçekliğin acıdan başka bir şey getirmediği zamanlar vardır ve bu acıdan saklanmak için zihnin gerçekliği bırakması gerekebilir.

Dördüncü kapı ölümdür. Son sığınak. Öldükten sonra bizi hiçbir şey incitemez. Ya da en azından bize öyle söylenir.

“Genç bir kadının tatlı tebessümü. Dünyada bundan iyisi yoktur. Tuzdan daha değerlidir. Onsuz kalınca içimizdeki bir şey hastalanıp ölür. Bundan eminim. Oysa ki ne kadar basit bir şey. Ne tuhaf. Ne harika ve tuhaf.”

“Sonsuz kez bölseniz bile kalan parçalar hâlâ sonsuz büyüklükte olur.” dedi Uresh o tuhaf Lanett aksanıyla. “Ama sonsuz olmayan bir sayıyı sonsuz kez bölerseniz elde edeceğiniz sayılar sonsuz küçüklükte olmaz. Sonsuz küçüklükte olmamalarına rağmen sonsuz sayıda oldukları için hepsini toplarsanız toplamları sonsuz çıkar. Bu da her sayının aslında sonsuz olduğu anlamına gelir.

-Rüzgarın Adı, Bilge Adamın Korkusu


Son olarak kitap alıntısı değil ama Hunter x Hunter 2011’in de burada yer almasını istiyorum.

“I am not alone. Don’t underestimate the human race, Meruem. Meruem… that is your name. Meruem, king of ants, you understand nothing… of humanity’s infinite potential for evolution! If there’s a hell, I’ll see you there.”
-Netero to Merum, King of Ants

“You should enjoy the little detours. To the fullest. Because that’s where you’ll find the things more important than what you want.” -Ging Freecss


(Fatih Kerem ) #134

Hava yine kararmıştı Yoltaşı Hanı’nı sessizlik bürümüştü ve bu üç kısımlı bir sessizlikti.

En belirgin kısım, etrafta bir şeylerin eksikliğinden kaynaklanan boş, yankılı bir sükunetti. Eğer rüzgar esseydi ağaçların arasında ıslık çalar, hanın tabelasını asılı durduğu kancalarda gıcırdatır ve güz yapraklarının savrulması gibi sessizliği yoldan aşağı süpürür giderdi. Eğer handa bir kalabalık, hattâ bir avuç adam bile olsa, gecenin karanlık saatlerinde bir meyhaneden beklenen konuşmalarla ve gülüşmelerle, gürültü ve patırtılarla o sessizlik bozulurdu. Eğer müzik olsaydı… ama hayır, elbette müzik falan yoktu. Aslında bu şeylerin hiçbiri yoktu ve o yüzden sessizlik yerini koruyordu.

Yoltaşı’nın içinde bir çift adam, barın bir köşesinde kafa kafaya vermişti. Endişe verici haberleri konu alan ciddi meselelerden uzak durarak sakin bir sebatla kafayı çekiyorlardı. Böyle yaparlarken de büyük, boş sessizliğin içine daha küçük ve melankolik bir tane ekliyorlardı. Bu da bir tür alaşım, bir tezat yaratıyordu.

Üçüncü sessizliği fark etmek kolay değildi. Bir saat boyunca kulak kesilirseniz onu ayaklarınızın altındaki tahta zeminde ve barın arkasındaki kaba, kıymıklı fıçılarda hissetmeye başlayabilirdiniz. Bu sessizlik uzun zaman evvel sönmüş bir ateşin sıcağını barındıran kara taşlı şöminedeydi. Barı silerken ağır hareketlerle ileri geri giden beyaz keten bezdeydi. Ve orada durmuş, fener ışığı altında çoktan pırıl pınl parlamış maun ağacını daha da parlatan adamın ellerindeydi. Adamın ateş kadar kızıl saçları vardı. Gözleri koyu renkli ve dalgındı. Adam pek çok şeyi bilmekten gelen ve hemen göze çarpmayan bir güvenle hareket ediyordu.

Yoltaşı onundu, tıpkı üçüncü sessizliğin de onun olduğu gibi. Bu da münasipti, zira bu sessizlik en büyüğüydü ve diğer ikisini sarıp sarmalıyordu. Güz sonu kadar derin ve genişti. Üzerinden nehirlerin aktığı kocaman bir kaya kadar ağırdı. Ölmeyi bekleyen bir adamın sabırlı, sapı kesilen bir çiçeginkine benzer sesiydi.

-Rüzgarın Adı GİRİŞ


#135

“Bir mum yakan bir gölge yaratır.”

Ursula K. Le Guin - Yerdeniz Büyücüsü


(Hamdemit Abi) #136

Geçmişteki mutluluğu anımsamak kadar büyük acı yoktur.

Dante’nin Cehennemi

Dışarıdaki hayvanlar, bir domuzdan bir insana, bir insandan bir domuza, gene bir domuzdan tekrar bir insana baktılar. Fakat hangisinin domuz, hangisinin insan olduğunu bilmenin imkânı kalmamıştı.

Hayvan Çiftliği

Bu biraz uzun:

Cama vuran birkaç hafif dokunuş pencereye doğru
dönmesini sağladı. Kar tekrar başlamıştı. Sokak lambasının ışığında gümüş rengi ve siyah, savrula savrula yağan kar tanelerini izlemeye başladı uykulu gözlerle. Batıya doğru yola çıkma vakti gelmişti. Evet, gazeteler doğru söylemişlerdi: İrlanda’nın her yeri karla kaplıydı. Karanlık iç ovanın her tarafına, ağaçsız tepelere, Ailen Bataklığına hafif hafif düşerek yağıyordu ve daha da batıda karanlık isyankâr Shannon nehrinin dalgalarına düşüyordu hafif hafif. Michael Furey’in gömülü olduğu o tepedeki ıssız kilise mezarlığının her tarafına da yağıyordu. Eğri büğrü haçların ve mezar taşlarının üstünde, girişteki küçük geçidin kenarındaki filizlerin üstünde, kıraç dikenlerin üstünde bolca birikmişti. Karın tüm evrene bitkin bitkin yağdığını ve de nihai sonlarının nüzulü gibi diri ve ölü her şeyin üstüne bitkin bitkin yağdığını duyduğunda ruhu ağır ağır kendinden geçti.

James Joyce-Ölüler


#137

“Yüce tanrı olmasını istmez bazı şeylerin,
ama engel olamaz, çünkü kendi kararlaştırmıştır olmasını”

Dino Buzzati - Büyülü Öyküler


#138

İnsanı bir sperm ve döl yatağı, karakteri ise bir travma ve diğer travmalar yaratır demiş biri. Haklı.
Doğu Yücel - Varolmayanlar


#139

Zihinsel çok yönlülüğün değişim, tehlike ve belanın telafisi oluşu, gözden kaçırdığımız bir doğa yasasıdır. Çevresiyle kusursuz bir âhenk içinde yaşayan bir hayvan, mükemmel bir mekanizmadır. Alışkanlık ve içgüdü çaresiz kalmadıkça doğa zekâya asla başvurmaz. Değişimin ve değişime gereksinimin olmadığı yerde akıl da yoktur. Yalnızca çok çeşitli ihtiyaçları ve tehlikeleri karşılamak zorunda olan hayvanlar zekâdan paylarını alırlar.

H.G. Wells - Zaman Makinesi


(Mustafa Güngören) #140

Ölülere acıma, Harry. Yaşayanlara acı, her şeyden çok da, sevgisiz yaşayanlara.
Harry Potter ve Ölüm Yadigarları
Nedense bu cümleden sonra Voldemort’a acıma duygusu hissetmiştim.


(AliCagan4235) #141

Tabiyki bunlar senin kafanın içinde yaşanıyor Harry ancak bu gerçek olmadığı anlamına gelmez.

A.P.W.B. Dumbledore - Harry Potter ve Ölüm Yadigarları


((Eski Nick İBow) Emre) #142

Bir defasında sırtında kafasından daha büyük bir taş taşıyan cılız bir adam gördüm. Ağırlığın altında tökezliyordu; güneşin altında sadece bir peştamal ile gömleksizdi. Kalabalık bir anayol boyunca yalpalaya yalpalaya yürüyordu, insanlar ona yol açıyordu. Onun hâlinden anladıkları için değil ama adımlarının ivmesinden korktukları için. Bunun gibi birinin önünde durmaya cesaret edemezdin.
Hükümdar da bu adam gibidir, bir krallığın yükü omuzlarında yalpalayarak ilerler. Çoğu kişi önünden çekilir ama çok azı müdahale ederek taşı taşımasına yardım etmeye gönüllüdür. Kendilerini fazladan yüklerle dolu bir ömre mahkûm etmesinler diye işe bağlanmayı istemezler.
O gün arabamı terk ettim ve taşı alarak adam için taşıdım. İnanıyorum ki muhafızlarım utanmıştı. Kişi böyle bir işi yapan gömleksiz bir garibanı görmezden gelebilir ama hiç kimse yükü paylaşan bir kralı görmezden gelemez. Belki de daha sık yerlerimizi değiştirmeliyiz. Eğer bir kral insanların en fakirinin yükünü üstüne alırken görülürse, belki ona da o gözle görülmeyen ama fazlasıyla yıldırıcı olan kendi yükünde yardım edecek olanlar çıkar.
Kralların Yolu.


(Grey Angel) #143

Ve ben bu alıntıdan sonra yarın koşa koşa en yakın kitapçıya gideceğim , bu kitabı alıp okuyacağım ! :grin::smile::sweat_smile:


((Eski Nick İBow) Emre) #144

Yanlış yönlendirme gibi olmasın, bu fantastik bir serinin bir kitabından alıntıdır. Kitabın içinde geçmişte yaşamış bilge bir kralın sözlerinden oluşan Kralların Yolu (Aynı zamanda kitabın ismi de bu) kitabında geçiyor bu ifade. Direkt alıntıya bakarak alma yani, sonra suçlu olmayalım :sweat_smile:


(Grey Angel) #145

Yok canım ne suçu . Ama demem odur ki , bu kitap okunacaklar listeme kesinlikle girdi .:smile::rofl: Teşekkürler :grin:


(Yiğithan) #146

Geçmişin de geleceğin de hiçbir öneminin olmadığını bildiğim halde bunları neden kafama takmıştım? George Orwell - Boğulmamak İçin


#147

Harry Potter ve Felsefe Taşı (Dumbledore’un sözü)