Prince Of Persia Lost Crown’da oyunu kitleyen bir bug varmış. Oyunun sonlarına doğru açılması gereken bir kapı açılmadığı için ilerlenmiyor
Patch gelene kadar Potion Craft’a başladım. Adından da anlaşılacağı gibi bahçemizden topladığımız yada satın aldığımız bitkileri karıştırıp iksirler yaparak bölge halkına sattığımız, sakin, kafa dinlendirici bir oyun.
Bende düşünüyordum POP ya başlamayı ![]()
![]()
Oyunda ilerlemeyi engelleyen bir bug olduğu için düzelmesi uzun sürmez, birkaç güne hallederler. 4-5 gün önce gelen son update ile bozulmuş zaten. Siz oyunun sonuna gelene kadar düzeltilmiş olur zaten.
Potion Craft’dan sıkıldım, çoktandır oynamak istediğim Thaumaturge’a başladım.
Şu aralar Witcher 1 Remake’i yapan Polonyalı Fool’s Theory’nin dedektiflik mekanikleri serpiştirilmiş, izometrik sıra tabanlı RPG oyunu. Rusya imparatorluğunun son yıllarında, devrimlerin ve Rusya Polonya çekişmelerinin en cafcaflı yaşandığı noktalardan biri olan 1905 Varşovasında geçiyor. İlk dönem Assassins Creed serilerinde olduğu gibi tarihi gerçekliği olan olaylara tanıklık edip dönemin ünlü karakterleri ile kaşılaşıyoruz. Hatta ilk muhatap olduğumuz karakterlerden biri Rasputin
Sonrasında Nikolai II Romanov, Georgi Skalon gibi karakterleri görüyoruz. Yapımcı stüdyo Polonyalı olduğu için haliyle tarihlerine oldukça hakim. Bu oyunun genel atmosferine de yansımış. Keza iç ve dış çevre tasarımları muazzam.
Doğaüstü güçleri sayesinde “Salutors” denen yaratıkları boyunduruğu altına alarak onları dövüşlerde veya karşısındaki kişiyi manipüle etmekte kullanabilen bir Thaumaturge olan Wiktor Szulzki isimli karakteri yönetiyoruz. Bu yönden biraz Persona havası var. Bir nevi tutorial kısmı diyebileceğimiz Kafkasya bölümü sonrası asıl hikaye Viktor’un kendisi gibi Thaumatauge olan babasının şüpheli ölümünü araştırmak üzere Varşovaya gelmesi ile başlıyor. Sıra tabanlı dövüş sistemi Child Of Light benzeri casting mekanikleri üzerine kurulmuş. Ağır hasar veren atakları yapması daha uzun sürüyor ve bu arada düşman size iki defa vurabiliyor ya da düşman size vurmadan önce casting süresi kısa olan bir atak yaparak, düşmanın atağını kesebiliyorsunuz vs… İnsanları manipüle edebilmek için belli nesneler ile etkileşime geçip bu kişiler hakkında bilgi topladığımız dedektiflik mekanikleri de var.
Yüksek bütçeli bir oyun olmamasına ve BG3’den sonra bu tip oyunların hepsinin 3-0 geride başlamasına rağmen ben çok beğendim. Kafkas köylülerinin Shakespeare İngilizcesi ile konuşması gibi göze batan kısımlar var ama bu çapta bir oyun için göz ardı edilebilir.
@mit 'in şu yazısı vesile oldu ve yıllar yıllar sonra NFS Most Wanted oynamaya başladım. ![]()
Bu Çarşamba finallerim bitiyor. Büte kalmaz isem ilk işlerimden biri Ghost of tushimayı hakkını vererek bitirmek hazır PC ye çıkmışken. Bir saatlik bir giriş yaptım bence grafikleri güzeldi. Tarih gerçeklik noktasında dönemi bilmiyorum . bence dönem ile alakalı kaynak az veya yetersiz ise oyun, film, dizi yapmak daha rahat oluyor kendince esnete biliyorsun. Akıcı ve zevkliyse benim için sıkıntı yok.
Forgotten Hill, korku temalı bulmacalı flash oyun serisi. Her bölümünde ayrı bir konu var, örneğin ölen karınızın hayaletini bulmak, lanetli bir kukla tiyatrosunun sırlarını keşfetmek, koruyucu ruhların cirit attığı bir Japon evinden tablo kaçırmak gibi.
Peki oynarken neler yapıyorsunuz? Heykelin altından çıkan anahtarla kilitli bir kapıyı açıp, çekmeceden çıkan notla dolabın üstündeki işaretleri sırayla tıklayıp açmak ve içinden çıkan labirenti çözmek gibi iç içe bulmacaları çözüyorsunuz.
Uygulama olarak var ama direkt internetten, indirmeden de oynanabiliyor, ücretsiz/reklamlı.
Bir buçuk gecemi yedi kendisi. Neredeyse bütün bölümlerini bitirdim. Favorilerim:
Forgotten Hill: The Wardrobe 4 - The Price of a Smile (Gülümsemenin Bedeli)
Nam-ı diğer dişçi bölümü. Hikâyesinden ufak bir Tolstoy tadı aldım.
Forgotten Hill: Surgery (Ameliyat)
Manyak hemşireden kaçtığımız bölüm. Spoiler vermek gerekirse, ikinci hastanın “Artık gözüme ihtiyacım yok, al senin olsun.” deyip gözünü elinize tutuşturması Forgotten Hill’in tuhaflıklarla dolu evrenini özetliyor.
Forgotten Hill: Tales 4 - The Left Behind
Antik Mısır temasıyla favorilerim arasına girdi. Bir mumyanın intikamına yardım ediyorsunuz.
Dün itibari ile bitirdim. Harika, enfes bir oyun olmuş. Öncekinin üzerine katarak çok güzel bir iş çıkmış ortaya. Bazı boss dövüşlerini çok fazla tekrarlatmış olsa da oyun geneli itibari ile çok başarılı.
God Of War 4 oynuyorum sonlarına geldim.
Uncharted serisine başladım. Önerebileceğiniz oyunlar var mı?
Aslında hikayeden kopmadan arkasından Ragnarök ile devam etseniz güzel olur.
Çok isterdim hatta çok güzel olurdu ama fiyatlar malum çok pahalı. Alana kadar elimde ki seri ile devam ederken almaya çalışacağım.
Zaten ben Uncharted’ı bitirene kadar birkaç ay geçer diye düşünüyorum.
Horizon Zero Dawn olabilir. Complete edition bulursanız Frozen Wild DLC’sinide oynarsınız.
Mutlaka araştırıp bakacağım teşekkür ederim.
İlk çıktığı zaman oynamıştım bir süre ama pek şans vermemiştim, geçen bir yeniden giriyim dedim ve bir haftadır oynuyorum. O kadar güzel tasarlanmış ki oyun hayran kaldım. Oyuna giriyorum ve hayat hakkında başka hiçbir şey düşünmüyorum, Beni hipnoz ediyor.
Çoktandır oynamak istediğim Dredge’e başladım.
Son dönemde alenen sıkıcı bayık oyunları “Chill” adı altında pazarladıkları için yapılan yorumlar doğrultusunda Dredge için de şüphelerim vardı ama şimdilik sıkmadan ilerliyor. En temel şekli ile balık tutup sattığımız, elimize geçen para ile de teknemizi ve ekipmanlarımızı geliştirip daha uzak sulara açılarak daha nadir balıkları tutabildiğimiz bir oyun.
Oyun cicili bicili gibi gözükse de bayağı depresif bir Lovecraft temasına sahip. Geceleri çöken sis akıl sağlımızı etkiliyor ve sanrılar görmemize sebep oluyor. Yakalamamız gereken bazı balıklar gece ortaya çıktığı için geceleri bir yandan balık avına çıkıp bir yandan teknemize musallat olan Cthulhu vari deniz canavarlarına av olmamaya çalışıyoruz. Belli başlı adaların kendine özgü gizemli hikayeleri vs. olması da hoşuma gitti.

Bir süredir action-shooter oyun ihtiyacımı gidermek için bu oyunu oynuyordum. İlk oynadığım Gears serisi oyunuydu. Oyunun hikayesini takip edenler için bir şey diyemem ama benim açımdan çok iç açıcı öyle süper bir oyun keyfi olmadı.
Oyunda şöyle bir bug keşfettim ; yaratıklara en az 2 şarjör mermi boşaltmadan ölmüyorlar ancak gidip bıçakla dalarsanız iki bıçak darbesinde çok rahat ölüyorlar. Bu olayı gördükten sonra devam etme motivasyonu kendimde bulamadığım için oyunu bıraktım.
Bu DnD temalı karakter yarattığınız, karakterinizle PvPPvE zindanlara girdiğiniz, canavar kesip kutu açtığınız ve zindandan çıkmak için başka oyuncularla savaştığınız oyuna sardık 2 gündür. 12 küsur saatten fazla oynamışız iki günde, iki arkadaşımla beraber(pt kapasitesi 3 kişi). Daha önceden ücretli olan oyun Steam’a gelerek f2p oynanışa da açılmış durumda fakat baya bir kısıtlı içeriği var(ona rağmen çok eğlenceli)
PvE’si soulslike gibi belirli bir ağırlığı var ve cezalandırıcı. PvP’si tabii ki ondan da zor zira Matchmaking diye bir şey yok, 10 levellik karakteriniz ile 90 levellik oyuncularla mücadele içerisinde bulabilirsiniz kendinizi.
Oyun bana ilk defa MMORPG oynadığım zamanlardaki gibi hissettiriyor, öğrenecek bir çok şey var ve herkes eşit derece tehlike içerisinde. Yüksek risk, yüksek ödül bağımlılık yapıcı. Zor oyun, DnD tema ve PvP severlere kesinlikle öneririm.
Sherlock Holmes Awakened oynuyorum.
Görsellerden de anlaşılacağı gibi Cthulhu mitosu temelinde bir dedektiflik oyunu.
Benim oynadıklarım arasında Cthulhu mitosunu en başarılı şekilde kullanan oyunlardan biri bu oldu. Daha önce Sinking City, yeni Call Of Cthulhu, eski Dark Cornes Of Earth, Stygian vs. vs. gibi birçok Cthulhu temalı oyun oynadım fakat Kültistlerin aktiviteleri hiçbir oyunda bunun kadar bayağı kanlı canlı ve rahatsız edici şekilde işlenmemişti. Dönemin ağır ırkçı yaklaşımları da “Aman Ali Rıza Bey tadımız kaçmasın.” diye görmezden gelinmemiş ki zaten oyunun introsunda da bunu açık bir şekilde belirtmişler.
Bu tip dedektiflik oyunlarında genelde en sevmediğim şey yaptığınız yanlışların bir penaltsının olmaması, hatalarınızın negatif geri dönüşünü görmemektir. Bu oyunda malesef böyle. Cevap A değilse B’dir. B de değilse C’dir. C yanlışsa D’dir… diye deneye deneye sonuca ulaşılıyor. Haliyle işin gerilimini ve ciddiyetini öldürüyor.
Oyunun beğendiğim bir yönü oyuncuya gerizekalı muamelesi yapmaması oldu. Artık bu tip oyunları görünce seviniyorum. Oyun size kimle konuşacağınızı nereye gideceğinizi haritada işaretleyip gözünüze sokmuyor. Siz oyunun gidişatından elinizdeki ipuçları doğrultusunda gidip buluyorsunuz. Haliyle oynayan kişiye birçok defa “Ne yapıcam ben şimdi?” sorusunu sorduruyor.
Mekanlarda oldukça değişken. Baker sokağında başlayıp, Kültistlerin peşinden İsviçre, Amerika gibi ülkelere gidiyoruz. Çokta uzun bir oyun değil. Bulmacalarda çok takılmazsanız 9-10 saatte biter. O yüzden beni sıkmadı.
Ayrıca Türkçe desteği var. Gördüğüm kadarıyla da gayet düzgün yapılmış. Rahat rahat oynanabilir.












