Bugün Ben Şunu Öğrendim

Elbette kristalin silikonun umurunda değil. Aslında hiçbir şey umurunda değil. :slight_smile:

Buna katılmıyorum. Hata ile iletisi adı altında emirlere riayet etmemeye bayılıyor. :slight_smile:

2 Beğeni

Bir süredir yazılım ve web tasarım işi yapıyorum. Bu meslekte öğrenmenin sonu gelmiyor, hâlâ kendimi sürekli geliştirmeye ve yeni şeyler öğrenmeye devam ediyorum. Bu arada sadece işin nasıl yapıldığını değil, farklı şeyler de öğreniyorum. Bugün, yurt dışında işlerin nasıl yürüdüğünü araştırdığımda Türkiye’dekinden ne kadar farklı yürüdüğünü öğrendim.

Küçük bir şirket düşünelim. Şirket büyümeye çalışıyor ve bir sitesine ihtiyacı var. Fakat web sitesi yapıp yayına koyulup öyle bırakılmayacak. Onun düzenli olarak bakımının yapılması ve içeriğinin güncellenmesi de gerekiyor.

Türkiye’de pek çok küçük işletme bu işi sürekli yapacak birini istihdam etmiyor. Dışarıdan birinden hizmet almaya çalışıyor. İstediği şey sadece web sitesinin yapılması değil. Sürekli bakımının da yapılması. Karşılığında teklif edilen ücret ise içler acısı. Sonra da ortaya kesinlikle kötü bir iş çıkıyor. İyi bir iş çıksa bile uzun bir süre bakımı yapılmayınca uzun vadede yine sorunlar çıkıyor. Gidip bir işi bir başkasına tekrar yaptırıyorlar ve bir kez daha para harcıyorlar. Tabii yine ucuza yapacak adam arıyorlar.

Çok düşük ücret teklif ederken de “ya zaten basit bir iş değil mi” diye pişkince konuşuyorlar. (Madem o kadar basit, kendin neden yapmıyorsun?)

ABD’deki küçük işletmelerde ise işler şöyle yürüyor:

  1. Eğer sürekli bakımı yapılacak ve içeriği güncellenecek bir web sitesi lazımsa patron, “madem ki tek seferlik ihtiyaç değil, buna sürekli ihtiyaç var öyleyse bu işin uzmanı olan birini şirketimizin içinde istihdam edelim, ücretini ödeyelim ve hatta gerekirse onunla ilgili bir departman kuralım” diyor. Başta masrafı daha büyük ama işletme de büyüyor ve karşılığını alıyorlar.
  2. Eğer çok da karmaşık olmayan bir şey lazımsa o esnaf kardeşimiz internetten gereken bilgiyi buluyor ve siteyi kendi elleriyle yapıyor. Üstelik yeni bir yetenek edinmiş oluyor. İnternette bununla ilgili bir sürü başarı hikâyesi okudum.

Sonuç mu? Bizdekiler teknolojiye, insana, bilgiye yapılan yatırımı bir külfet sayıp işi ucuza getirmeye çalışırken uzun vadede zararlı çıkıyor. Yurt dışında ise bu yatırım yapılıyor ve karşılığı alınıyor.

5 Beğeni

“Panik” kelimesi, kırsal yerlerde halkı ve hayvan sürülerini flüt çalarak korkutan Yunan tanrısı Pan’dan geliyormuş. (“Pan Flüt” de buradan geliyor ama onu biliyordum :slight_smile: )

14 Beğeni

Panik yapılmayacak gibi değil. :grinning: Pan’ın flüt çalarken tasvir edilmesi iki ayak üzerinde yürüyebilme özelliklerinden ileri geliyor demek ki…

6 Beğeni

Aldığımız sertifikalara e-Devlet üzerinden ulaşabiliyormuşuz.

2 Beğeni

10 Beğeni

Freelancer kelimesi ortaçağda Lord için parayla belli süre savaşan mızraklı askerlerden gelmekteymiş. Günümüzde serbest iş yapanlara dendiğinde mızrak ne alaka derdim : )

6 Beğeni

Az önce annem izlerken tesadüf eseri ekler tatlısının Fransa’ ya ait olduğunu öğrendim.

2 Beğeni

Ticaret Bakanlığı tarafından 1 Ekim’de yürürlüğe girecek yeni yönetmeliğe göre, kullanıcılar internetten bir ürün satın alıp bunu iade etmek istediğinde artık iade kargonun ücretini ödemek zorunda olacak. Ürünün hasarlı-eksik olması, yanlış gönderilmesi vb durumlar bu kapsamın dışında olacak. Ancak, “ben bu ürünü aldım bedeni, numarası olmadı” vb durumlarda ve diğer tüm süreçlerde kargo ücreti tüketiciye ait.

3 Beğeni

Piyasa, ayıplı mal ile dolacak :slight_smile:

1 Beğeni

Éclair den geliyor hatta. Ama ekler diyince çok Türkçe ve Türk işi gibi :smile: . Zamanında öğrendiğimde beni de şaşırtmıştı :smiley: .

3 Beğeni

İngilizcede red herring diye bir deyim varmış. Bizim burada her gün gördüğümüz bir şeyi tanımlıyor.

Red herring ifadesinin doğrudan anlamı, kırmızı ringa balığı. Deyim anlamı ise “dikkati asıl konudan uzaklaştırıp başka yöne çekmek için öne sürülen konu”.

Deyimin nereden çıktığı da ilginç. Red herring sadece kırmızı ringa balığı değil, aynı zamanda tütsülenmiş ringa balığı demek. Avcı köpekleri eğitirken köpeklerin diğer kokular arasında tilkinin kokusunu ayırt edebilmesi eğitimi veriliyormuş. Bunun için de ortama tütsülenmiş ringa balıkları yerleştirilmiş. Bu tütsülenmiş balıkların kokusu epey ağır olup amacı köpeği şaşırtmak ve yanlış yöne gitmesini sağlamak. Böylece köpeğe dikkat dağıtan şeylerden kurtulması tilkinin kokusuna odaklanması eğitimi veriliyor.

Türkiye siyasetinde, hatta sadece siyasette değil herkesin her türlü tartışmada kullandığı, fazlasıyla sık gördüğümüz bir şey. Bir tartışmayı mahvetmek için çok sık kullanılıyor. Karşınızdaki insan argümanınıza yanıt vermek yerine bambaşka bir konuyu dile getirip size onun üzerinden saldırıyor, asıl konu bir anda unutuluveriyor.

11 Beğeni

Ringa balığının 6 ay ve daha fazla fermente edilmesiyle de dünyanın en kötü kokan yiyeceği çıkıyor: Surströmming İsveç yemeği, ekşi ringa balığı demek.

2 Beğeni

Dün gece kadın çıkmış rüşvet çarkını anlatıyor, adam diyor ki: Hınıs köy değil ilçe. ://

7 Beğeni

Bu iyi bir örnek.

Ben çok yaygın gördüğüm bir örnek vermek istiyorum:

A partisinin üyesi olan bir belediye başkanının adı bir yolsuzluğa karışır. Üstelik ortaya çıkan kanıtlar, olayın inkâr edilmesini engelleyecek kadar büyük ve fazladır. B partisinin üyeleri hemen sosyal medyada konuyu gündemin en üst sıralarına taşır, kendilerine yakın gazeteler, haber siteleri ve TV kanallarında konuyu aralıksız işler. A partisinin üyeleri buna ne cevap verir peki? “yalan, iftira” diyemiyorlar çünkü her şey ortada. Ya da “bu olay bizim partimizin değerleriyle bağdaşmaz, hemen bu kişiyi partiden atalım, ayrıca yargılansın ve cezası neyse çeksin” mi diyorlar? Küçük bir kısım diyor ama büyük bir kısım şunu diyor:

“Siz önce kendi partinize bakın, sizin yaptığınız yolsuzluklar da ortada.”

B partisinin bir üyesinin yolsuzluk yapması, hatta bütün partinin tamamen yolsuzluğa batması, A partisinin bir üyesinin yaptığı yolsuzluğu aklar mı? Hayır, aklamaz ama zaten A partisinin üyeleri ve destekçilerinin asıl amacı masumiyeti kanıtlamak değil, dikkatleri bu konudan uzaklaştırmak ve bunun için de dikkatleri B partisinin üzerine yöneltmek.

Sosyal medyada, özellikle de Ekşi Sözlük’teki trol kavgalarında bunu aşırı derecede sık görüyorum. İşte bu bir red herring örneği. Kesinlikle bu bir tartışma yöntemi değil, olsa olsa tartışmayı baltalama yöntemidir. Yukarıda verdiğim örnek, aynı zamanda bir ad hominem örneğidir.

7 Beğeni

İtalo Calvino - Sen Alo Demeden Önce

9 Beğeni

Çok güzel hikâyeymiş. Kısa ama mesajını dolu doluya veren bir hikâye. Paylaştığınız için teşekkür ederim. Kitabı okuma listeme ekliyorum.

2 Beğeni

Cain’s Jawbone adında 1934 yılıdna yazılmış bir Roman-Bulmaca varmış. 100 sayfalık Agatha Christie tarzındaki gizemli cinayet hikayesindeki katilleri, kitabın sayfalarını doğru sıraya koyarak bulmaya çalışıyormuşsunuz. 1934 yılından bu yana sadece 4 kişi çözebilmiş :slightly_smiling_face: Sadece İngilizce, İtalyanca ve İspanyolca baskıları varmış.

Mllet bayağı bayağı kafayı kırmış :grinning:

18 Beğeni

Tsundoku isminde bir tür kitap hastalığının varlığını ögrenmez olaydım😀

3 Beğeni

Şey, her zaman ayrı yazılırın 40-50 senelik bir tdk yeniliği olduğunu duydum. Aradım ama bir kaynak göremedim. Eski yazarlarımızın kitaplarında ayrı yazılmadığına denk gelmiştim aslında. Aramızda kırk sene önce öğrenci olan var mıdır acaba bu konuya netlik getirebilecek :sweat_smile:

4 Beğeni