Forumun aşçılarin kismi var;)
Efendim bu gün “Fal & Ava” diye isimlendirdiğim, episodik olarak yazma niyetinde olduğum, yarı fantastik kurgu - yarı gezi yazısı şeklinde yayımlamak istediğim sericiğe yeni bir bölüm yazdım. Bölümün ismi: Yaban, İnsan ve Alapençekler tabii bu ikinci bölüm olduğundan ilk bölümü okumanızı öneririm: Fal ve Ava. Dönütleriniz ve yorumlarınız benim için çok değerli!
Bu da kapak görseli:
Emily Ruskovich’in ilk romanı “Idaho” hakkında yazdım. Bu kitaba bayıldım gerçekten. Umarım daha çok okunur. ![]()
Genç kadının altı yıl boyunca sanal âlemde bağ kurduğu Doru, bir gece kapısında belirdiğinde genç kadın her şeyin göründüğünden çok farklı olduğunu anlar. Sisteme meydan okuyan bu adamla gerçeğin peşine düşerken, zihninin sınırlarında tehlikeli bir yolculuğa çıkar. Ancak kurgulanan gerçeklikte, zihnin efendisi her zaman kendisi değildir.
Çağa ayak uydurmak : Remaster dönemi.
https://wannart.com/icerik/51945-savasin-dehseti-hashas-savasi-gercek-bir-remastered
Geçtiğimiz günlerde sevgili dostlarımla birlikte okuduğum “Arkadaşlarım” hakkında duygulardan duygu beğendiğim, coştuğum, darmadağın olduğum bir inceleme yazdım. Ayılıp bayıldığım bu kitabı ben çok sevdim ![]()
![]()
![]()
Öykünüzü okudum.
Çok uzun zamandır öykü yorumlamamış olmanın getirdiği tozlanmışlık hissiyle bu yazdıklarımı iletiyorum.
Doru’nun soğukluğu satır aralarından hissediliyor. Bir insandan çok bir hayalet tarafından ele geçirilmiş biri gibi. Zihni bir hayalet diyelim. Daha önce Max Stirner okumuş muydunuz? Filozof, dünyayı her bir bireyin kendisine ait bir yaratı olarak görüyor ve diyor ki “Ben, dünyamın merkeziyim”. Somut gerçeklik, işte bu benlikten geliyor. Geriye kalan, zihnimizde ürettiğimiz düşünceler ve bu düşünceleri başımıza şah kılışımız oluyor. Sadece bir düşünce durumundan çıkarak insanın oluşu ve hareketleri açısından birer hükümran konumuna varan düşüncelere Zihni Hayalet (Spuk) adını verir Stirner. Görüyorum ki Doru, Özgürlük hayaletinin etkisi altında kalmış. Özgürlük fikri, yeri geldiğinde terk edilebilecek zihni bir yaratı olmaktan çıkarak zihin üzerinde tek lider olmuş. Fakat bununla da kalmıyor, kendisi Anlatıcı’nın gözünde derisinin içinde damarlar yerine fiber optik kablolar bulunan birisi gibi görünüyor.
Platon’un Mağara Alegorisini düşünelim. Birbirlerine zincirlenmis birtakım insan, arkalarındaki duvardan ardından hareket ettirilen kuklaların ortaya çıkardığı gölgeleri Gerçek zannederler. Yani hayat bu gölgelerin oyunundan ibarettir. Ne hikmetse aralarından biri zincirlerinden kurtulur, mağaradan dışarı adım atar. Gözleri, Güneş’in ışınlarının keskinliği ve aydınlığa hiç alışmamış olması nedeniyle acır. Fakat gördüğü güzellik karşısında dili tutulur, bu güzelliği mağaradaki tutsaklara da anlatmak ister. Gerisini hepimiz biliyoruz sanıyorum.
Alegoride, tutsakların sahip olduğu algılama kapasitesinin bir katman daha içerdiğini düşünüyorum. Oynatılan kuklalar var, evet. Gölgelerini tutsaklar görüyor, hepsi rastgele hareket ediyorlar. Fakat gölgenin de tutsakta uyandırdığı fazladan bir anlatım ortaya çıkıyor. Yani kişi, olan’ın gölgesini görüp ona bir gölge daha (zihinsel anlatı) yakıştırıyor. Burada bir başka kalıma gelen, Kant’ın belirttiği “noumena-phenomena” ikiliği oluyor. Bilinç, olanı olduğu gibi değil, olanbenzeri gibi algılama eğiliminde.
İnsan, hikaye anlatan bir hayvan. Aynı zamanda anlattığı hikayelere inanan, onları somutlaştıran bir yapıya sahip. Gerçek’e bir adım daha yaklaşmanın en büyük bedeli, zihnin en derin kıvrımlarında gezen kodları ortaya çıkarmak, böyle bir yumağı çözmek ve durmadan çözmek. Lakin ortada bir Hikaye kalmayınca geriye yalnızca Aktör kalıyor. Doru’nun böyle bir duruma büründüğünü düşünüyorum. Etrafımızda örülmüş bir sistem var, bu sistemi ise algılayışımız ayrı bir konu. Doru, aslında dilediğine ulaşmış gibi görünüyorve kurduğu Sistem, ilk kurbanını alıyor. Ve maalesef ki sistemsizlikten bile yeni bir sistemin ortaya konulduğunu görüyoruz.
Anlatıcı’mızın bilip bilmeden değiştirdiği haber başlığı ise Nick Land’in ifade ettiği “hyperstition” tarzı bir duruma sebebiyet vermiş görünüyor. Kurgu sahip olunan inanç (bilinçli olabilir, bilinçsiz olabilir) doğrultusunda, insan dünyasında mevcudiyete kavuşur. Buna en uygun örnek olarak Lovecraft mitosunu verebilirim.
Hikayeyi bir yandan Truman Show’un çarpıtılmış (farklı biçimde kurgulanmış anlamıyla kullanıyorum) bir versiyonu olarak, bir yandan da rollerin değiştiği bir Adem ve Havva anlatısı olarak okumak mümkün. Truman Show açısından, Doru’nun Sirius mu yoksa Adem mi olduğu konusunda net bir karara varamadım. Dileyen kimse Sirius sözcüğünün kimin için kullanıldığına, Truman soyisimli ABD başkanıyla 33 sayısı arasındaki ilişkiye (Truman’ın da son sahnede 33. merdivene ayak bastığını hatırlayın), ve filmin kimin yapımcılığıyla çekildiğine bakarak bazı çıkarımlarda bulunabilir.
Bir yandan, bir süre evvel İsteme ve Tassavvur Olarak Dünya’yı okumaya yeltenmiş olmamla birlikte öykü manidar bir rastlantıya dönüştü.
Düşündürücüydü. Akıcı ve okuru yormayan bir tarzınız var. Yavaş yavaş artan gerilim, okuyucu hikayede kolayca tutuyor. Yalnızca geçmişe dönüşlerin akışı bir nebze bozduğunu söyleyebilirim ama bu tamamen şahsi fikrim. Düşüncelerimi gereğince toparlayamamış olabilirim. Kaleminize sağlık.
Yeni oyuncaklarım. Kardeşimin pastel boyalarını çalmamla başladı. İyi bir resimci değilim/olmayı amaçlamıyorum ama beş-on dakika renklerle oynamak hoşuma gidiyor birkaç gündür.
Merhaba. “Tozlanmışlık hissi” ile başladığınızı söylemişsiniz ama metnin kılcal damarlarına kadar sızan, derin felsefi boyutlar içeren, muazzam incelikte bir okuma sunmuşsunuz. Bu kıymetli yorumunuz için yürekten teşekkür ederim.
Max Stirner’i kısaca araştırdım ama baştan sona bir eserini henüz okumadım.
Teveccühünüz
. Yazdıklarınızın derinliğine eşlik edebildiysem ne mutlu bana.
Max Stirner’in kaleme aldığı tek kitap Biricik ve Mülkiyeti (Der Einzige und sein Eigentum, The Unique and Its Property). Bunun dışında kendisinin bir iki makalesi de bulunuyor.
Konya Alâeddin Tepesi’ndeki Eflatun Mescidi’nde uyuyakalan Emir, gözlerini açtığında kendisini 1865 yılı Osmanlı’sında bulur. Zaman bükülüp onu Bizans’a kadar savururken, yüzyıllar arasındaki bu gizemli yolculuktan kendi çağına dönmenin yolunu arar.
Sözleri bana ait, prompt kurgusunu da benim yaptığım ikinci şarkımı yayınladım ![]()
Linke tıklamak istemeyenler Arafta Bir Galaksi-Vaveyla olarak aratıp dinleyebilir.
Vaveyla Spotify
Vaveyla Youtube
Yeni tarihi belgeselim. İyi seyirler
Game Jam’e katılıp küçük bir oyun yaptım.
10k oyun yapılmış bu sene, ben de webde oynanan değil de indirmeli oyun yapıp sayfayı da pek sallamayınca puanlanmayı geçtim arkadaşlar hariç kimse indirmemiş daha ![]()
Neyse buraya da bırakayım ilgisini çeken olursa yorumlarını alırım ![]()
.exe mi yaptın hocam cidden. ![]()
Rated by 1 person so far
Üzdü. ![]()
Baya büyük stratejik bir hata oldu o evet… Acemiliğime geldi diyelim ![]()
Zaten o da oynamadan rate etti. Download sayısı sıfırdı rate ettiğinde ![]()
![]()
![]()









