Çok övüldüğü halde size hitap etmeyen kitaplar

Evet, siz istediniz, Rıhtım yaptı!

Herkesin öve öve bitiremediği kitaplar vardır, gerek dijital, gerek gerçek ortamlarda methiyeler dizilir bu eserlere, yorumlar ziyadesiyle pozitiftir, eseri okuyan herkes mest olmuştur. Heyecanlanırsınız doğal olarak ve en kısa sürede kitabı edinirsiniz, sonrasında okumaya başlarsınız, ama bir türlü bu “mükemmeliyet” nerede anlayamazsınız. Sayfalar sayfaları kovalar, ama kitap sizi tatmin etmez, okuduğunuz cümleler, o cümleleri söyleyen karakterler, her şey şişirilmiş bir balondur. Ve kandırıldığınızı düşünürsünüz, buruk bir şekilde “bu muymuş yani?” dersiniz ve belirli bir noktadan sonra “bitsin bari” diyerek devam edersiniz. Kitabı bitirdiğiniz vakit inceden bir öfke vardır bedeninizde, ama her şey için çok geçtir.

Ziyadesiyle abartıldığını düşündüğünüz kitaplar nelerdir? Atış serbest!

Konuyu açan kişi olarak ilk kitap benden geliyor: William Golding’in Sineklerin Tanrısı. İlk yirmi sayfadan kimin nasıl bir kişiliğe bürüneceğinin, bitmez tükenmez ada tasvirlerinin, zayıf bir kurgunun ve sayamadığım onlarca zayıf yönün olduğu fakat insanların öve öve bitiremediği Sineklerin Tanrısı.

İşbu konuda hiçbir türlü linç girişimi yaşanmayacaktır, Rıhtım Ekibi olarak dijital ve gerçek hayattaki güvenliğiniz bizim için esastır. O yüzden kusun nefretinizi!

12 Likes

1984

Geçen gün bir arkadaşımla da konuştum bu konuyu. Kitabın odak noktası ne kadar harikulade olsa da, işlenişi çok zayıf buluyorum. Karakterlerin geçirdiği değişimleri çok beğenememiştim. Yaşanılan aşkın sembolik bir önemi olsa da, okurken sıkılıp ilerleyişi çok anlamlandıramamıştım. Sanırım en beğendiğim kısmı hikayenin sonlarına doğru bulunan ve gerçeklerin yazılı olduğu, tarihin nasıl değiştirildiğini anlatan kitaptı. O kısım hariç, işlediği konu bakımından güzel bir kitap olsa da, kurgusunu ve olay akışını pek zayıf buluyorum.

8 Likes

Aslında birkaç tane yazabilirim fakat uzun zaman ayırdığım için aklıma ilk gelen Kral Katili Güncesi oluyor. Kitaplara başlama sebebim övülmesi veya göz önünde bulunması değildi. Patrick Rothfuss’u Twitch’de veya Youtube’daki konuşmalarıyla tanıdıktan sonra bu seriye başladım. Aslında Rüzgarın Adı’nın bende bıraktığı izlenim olumluydu. Dili zaten çok harika, ana karakter ergen olduğu için doğal olarak oturmamış bir kişiliği var, okulda zengin soylu bir velet ile atışmalar, Kvothe’in önemsediğini hiç görmediğimiz yandaş karakterler, ana mevzu ne bilmiyoruz ama bu sonuçta giriş kitabı gibi düşüncelerim vardı. Ama Bilge Adamın Korkusu’nu okuduğumda tamamiyle soğudum seriden. Hala her yüz sayfada bir “ben çok zekiyim, dilim çok tatlı, gözlerim çok güzel, herkesi etkilerim,” gibi düşüncelerde bir ana karakter, hala okulda zengin soylu ve aptal bir rakip görmek, yandaş karakterlerden ayrıldıktan sonra bunları bir defa görmememiz veya hiç umursanmamaları, uzun uzadıya onca gereksiz şey anlatılırken gerçekten bir olay -özellikle deniz yolculuğu sırasında- yaşandığı zaman bunların kısa cümlelerle özetlenmesi, toplamda yüzlerce sayfa romantizm gördükten sonra hiçbir yere varmaması ve Kvothe’i handan hana gidip kimle yattığı belli olmayan bir karakter halina geldiğini görmek çok soğuttu beni. Bunun üstüne sonunda sırf havalı gözüksün diye yapılan bir olay var ki, bunu karakter gelişimi olarak görenleri anlayamıyorum. Bunların dışında bence en büyük problemi herhangi bir özgünlüğünün bulunmaması. İyisiyle, kötüsüyle neredeyse bütün karakterler klişe kalıyor. Bir de Elodin gibileri var ki okuyucu da merak etsin diye yazılan karakterler. Ama kitabı okurken bunları umursayamıyorum, çünkü Kvothe’in aklı havada, bugün de dilim ne güzel tavrıyla karşılaşıyorum.

3.kitapta bu serinin sonlanıp sonlanmayacağı gibi şeylere girmiyorum. Çünkü bu yavaş anlatımla çok zor. Chandrian Nazlıları hakkında hala bir şey bilmiyoruz. Bir şey bilsek de kendilerinden 200-300 sayfada bir bahsedildiğinden unutulup gidiyor. Bunun hikâyede bir açıklaması var ama hiç tatmin edici değil, başka bir çok şey gibi.

16 Likes

Allah!! Sonunda benden başka birisi daha şu seriyi abartılı buluyor.

Ben de adını vermeyeceğim bir kısa romanını okudum ve alakasız, ani gelişen, olsun diye konuşmuş cinsel sahneleri; modern sıfat ve kelime tercihleriyle “Rothfuss dedikleri bu muymuş?” deyip bıraktım. Okumayacağım serilerin başında sanırım Kral Katili Güncesi var.

5 Likes

The Golden Raspberry goes to The Hitchhiker’s Guide to the Galaxy

Ne ümitlerle tek cilt versiyonunu alıp, okumaya başlayıp yarısına ancak gelebildiğim kitap.

Bir noktadan sonra her belada “Allah allah nasıl kurtulacaklar bu sefer acaba?” sorusuna kendiliğinden gelen “Tabii ki yine ‘her nasılsa’ bir yere ışınlanarak.” cevabı tek doğru haline geldiğinde keyif namına hiçbir şey kalmadı bende. O konuda Dougles abimize kırgınım.

3 Likes

Daha okumamıştım bile bu yapılır mı yahu :sinir:

Senden özür diliyorum. Aynı şeye tekrar sebebiyet vermemek için ilgili kısımlara müdahale ettim. Ama sana olan mahcubiyetimi kapamaya yetmez.

aahahhahah est. spoilerlara çıldıran biri değilimdir sıkıntı yok :smiley:

Bu bir uçak, hayır zeplin, hayır hayır balon bu!

Aaaaa, sadece Elric’miş.

*Bir de Adalet (Ann Leckie) var, bence az abartıldı eser. Eğer daha düşük beklentiyle başlasam belki daha çok sevebilirdim.

Unuttum bak hakkını yemeyeyim Perg Efsaneleri var bir de. Tamam Türk fantazyası desteklensin de bu derece pohpohlanması hoş değil. Nasıl da severek başladım, ilk gün ilk kitabı bitirdim, ikinci kitabı sonraki iki günde, sonrakini bir haftada, sonuncuyu da bitsin diye hızlı okumaya çalıştım. Fantastik okumaya yeni başladığım zamanlardı neredeyse aklımda kötü bir imaj çiziyordu fantastik için o yüzden biraz da kızgındım bu kitabı abartanlara. Yerli fantastiğe adamantium bir ön yargım oluşmuştu, neyse ki korku edebiyatı sağ olsun iyi işler çıkabiliyor oradan.

2 Likes

Amerikan Tanrıları

En büyük hayal kırıklıklarımdan biridir.

Büyük umutlar vadedip, sürekli bir şeyler olacak hissi verip okuru dımdızlık ortada bıraktığını düşünüyorum. Ayrıca uzunluğu ona ket vuran en büyük etmen. Bu kitap uzunluğunun yarısı kadar olsaydı, yani şöyle bir 300 sayfa civarında olsaydı belki bu kadar eleştirmeyecektim. Çünkü bence daha kompakt bir yapıda işlenebilecek bir kurguya sahipti. Hele o son 100 sayfası, Amerikan Tanrıları’nı Amerikan Tanrıları yapan şey. Peki ya geri kalan 500 sayfa? Nasıl bir monotonluk.

Doğruluk Kılıcı

Of, of, of. Mantık hataları gırla gidiyor. Karakterler karakter değil, tiplemeler. Nasıl fantastiğin kült eserlerine girdi bu seri?

Kızıl Yükseliş

Ovvv, bak buna katlanamıyorum gerçekten. Her yerde, ama her yerde ilan-ı aşk var bu seriye. Mantık hatalarının yanı sıra popüler kültür distopyalarından aşırdıklarıyla birlikte çalıntılarla inşa edilmiş, ucuz bir kurgu.

Bir de bu seri için “çok yavaş okunmalı, çünkü yazar çok zekice şeyler planlamış” gibi yorumlar var. Kendimi duvarlara vurasım geliyor.

15 Likes

Harry Potter Serisi

Bu kitapları okuyarak büyüdüm ben de ve gençlere, özellikle ergenlere yönelik güzel bir kurgusu var. Herhangi bir yetişkinin okumasıyla da sorunum yok, çizgi film izleyen bir insanım, ki zaten üçüncü kitap itibariyle kurgu daha da ciddileşmeye başlamış durumda. Ancak, tarihin en iyi eserlerindenmiş gibi bahsediliyor, ki Harry Potter’da böyle bir derinlik hiç yok. Yazım tarzının -akıcılık dışında- özel bir yanı yok, kötü karakterlerinin hiç bir derinliği yok, verdiği mesaj ve veriş şekli de defalarca yapılmış bir şey. Hiç bir özel yanı da yok, verme şeklinin.

Yarıştırmak amacıyla demiyorum bunu fakat bir iki örnek vereceğim. Tolkien’in dünyası, altında yatan inanılmaz bir dünya kurgusu, muhteşemce hazırlanmış dilleri ve pek çok insanın güzel bulduğu bir dünya bakışını yansıttığı için bu kadar sevilmiş durumda. Aynı zamanda, pek çok mitolojiden esin alsa da, Hristiyan bazlı bir felsefeyi de barındırıyor. Kültürel olarak, batı dünyasıyla oldukça iç içe olmasına yol açıyor. Aynı zamanda, İbrahimi dinlerden diğer kişiler de, bu görüşe katılabiliyor. Sonuçta, “Tolkien’s legendarium” olarak bahsedilen şey, köklü bir alternatif mitoloji. Pek çok noktada felsefesine katılmıyorum ama kesinlikle saygıyı hak ediyor.

Buz ve Ateşin Şarkısı, yine aynı şekilde, aşırı zengin bir dünya kurgusuna sahip. Bir diğer özelliğiyse, klasik kötü adam ve “iyi vs. kötü” klişelerini kırması. Martin’in karakterleri her zaman insandır, hiç bir zaman tam iyi veya kötü değildir. Bu, sadece tat katılsın diye konulmuş bir-iki kusur da değildir. Savaş karşıtı, karşı tarafı şeytanlaştıran bakışın karşıtı bir insan Martin. Bunu kitaplarına da gayet iyi yansıtmış durumda.

Örnekler çoğaltılabilir.

Rowling’de böyle bir felsefe yok. Dünyasının zenginliği, böyle ustaların yanına bile yaklaşmıyor. Evet, yarattığı dünya ilginç ve eğlendirici ama asla bir klasik değil. Yanından bile geçmez.

20 Likes

Neil Gaiman- Yokyer
Sırf yazarı için okumaya niyetlendiğim bir kitaptı. Okumaya başladım ve bittiğinde olumlu ya da olumsuz herhangi bir düşünceye kapılamadım. Bende pek bir etki bırakmadı. Daha derin bir anlatım bekliyordum.

Bazı sebeplerden dolayı fazla önyargılı olduğum ve elimi bile sürmediğim Buz ve Ateşin Şarkısını var. Hiç başlamayı da düşünmüyorum.

3 Likes

Amerikan tanrilari muhteşem bir kitaptır. Kitabi fantastik sınıfına sokarsak anlamada zorlanabiliriz, kültürel ve toplumsal etkenlerle yedirilmiş, çok akici, merak uyandırıcı ve gittikçe temposu arttiran bir yazim tekniği vardir.
Yky yayinciligin Moby dick kitabinin önsözünde şöylee bir tanim var;
Kimi büyük yapitlar, iki katli gibidir bir bakima. Üst kat, yani yuzeydeki kat, çoğunun anlayacağı türdendir. Kitabin gercek büyüklüğünü yapan alt katin anlamini ise, herkes kolay kolay kavrayamaz.
Tabi bunu yazarken bu önsöz aklıma gelsede, size hitaben yazmadim, çok değerli bir okuyucu olduğunuzu biliyorum.

3 Likes

Buradaki bazı kitaplara katılmadığım gibi bir diğer okuyucu da bana katılmayabilir. Göreceli bir durum çünkü.

Benim için ilk 100 sayfadan sonrasına devam edemediğim kitaplardır.
-Yaşlı Adamın Savaşı (tüm seriyi ısrarlı tavsiye üzerine almış bulunmuştum. Ben istisnalar hariç 2000li yılların öncesinde yazılan bilimkurguları seviyorum çünkü)
-Goblin Kral (forumda çok övüldüğü için almıştım)
-Amerikan Tanrıları (buna 230 sayfa kadar devam edebilmişim gerçi 2001 ithaki baskısı)

Başlığa sırf bu kitabın abartıldığını düşünen biri var mı diye bakmıştım :smiley:

Ne yazık ki okuduğum ilk Nail Gaiman eseriydi. Kötü bir başlangıç oldu. Sonradan öğrendiğime göre başlarda senaryo olarak tasarlanmış daha sonra romana çevrilmiş, olmamış… Takibinde yazarın Sandman çizgi roman serisine başladım ve “o ne hayal gücü birader” dediydim… Başka da Nail eseri okumadım: Herhalde "yokyer"in artçı etkileri devam ediyor :sleepy:

2 Likes

Haklısınız ben de sonrasında yazarın diğer kitaplarını almak istesem de erteleyip durdum.

Eklemek istediğim bir diğer kitap, nedense bir türlü ısınamadım, Stephen King-Kara Kule. Okudukça ruhum daraldı, içim sıkıldı ve bıraktım. Halbu ki yazarın korku kitaplarını çok beğenirim.

2 Likes

Kişisel zevkler, beklentiler, yaşam şeklimiz etkilidir; o yüzden göreceli bir konu. Katılmadıklarım var (Harry Potter gibi) fazlasıyla katıldıklarım da var (Yokyer: yarıda bırakmıştım). Şimşekleri üstüme çekeceğini bilsem de LOTR’un da çok abartıldığını düşünüyorum; iyi bir kitap olsa da (bu denli yerlere göklere sığdırılamamasını diyorum yoksa öncü ve kaliteli bir eser). Stephen King’in Diriliş’i de öyle benim için, yorumlara aldanıp almıştım.

3 Likes

Elric serisi.

Bunu nedense hiç sevemedim. Zamanına göre değerlendirsem bile o dönemde dahi böylesine ergen bir ana karakteri okumaktan sıkılırdım. Lore ve düzen-kaos hakkında yaptığı şeyleri çok merak edip okumak istememe rağmen Elric’in kendisine dayanamadığım için seriye devam edemiyorum.

Bir de çok sevdiğim ama başkaları tarafından gereğinden fazla abartıldığı için rahatsız olduğum bir şey var: Yüzüklerin Efendisi.

Burada işi abartanlar suçlu, serinin kendisi değil. Nasıl yani? Bağnazca seviyorlar ve her şeyden daha iyi olduğunu falan iddia ediyorlar bazı hayranlar lotr için. Böyle söylenince başka insanlar da gelip lotr şöyle böyle, hep iyi kötü savaşı, içinde neden siyahiler yok, yüzüğü neden kartallarla götürmediler vs. şekillerde eleştiriyorlar ve bu tartışmalar sonucunda aşırı sevenlerle hiç sevmeyenlerin çatışması bir kısır döngüye giriyor. Sonra gidip şunun şurası şöyle olduğu için bu böyle diye açıklamaya kalksan bin türlü laf işitiyorsun.

Aslında biraz din gibi çok yüzeysel olarak bakarsak. Keşke sevenleri de sevmeyenleri de bu kadar işi büyütmese.

3 Likes

Doğru yere geldin :smiley:

1 Like