Dök İçini Rahatla


#453

Laf olsun diye edilen muhabbetlerden ve sorulan sorulardan hiç hoşlanmadığımı tekrar tekrar fark ediyorum.

A: Ya, şimdi Marslı diye bir kitap vardı-

B: Evet, benim bir tanıdık okudu, çok beğendi. Hey -beni işaret eder- biraz kaybolduk da bize kitap önerir misin?

V: (Bildiğim ve sohbet ettiğim insanlar olarak konuşuyorum.) Hmm… Otomatik Portakal belki?

B: Taam. -A’ya döner- Şu Olimposlu, şimşekli olan şey neydi?

A: Bildim bildim de adını unuttum.

Yaklaşık olarak bu şekilde bir muhabbet döndü. Samimi gözükmemiş olabilir, yazıya böyle aktarabildim ancak.

Genelde böyle şeylere pek takılmam -o an bozuntuya da vermedim- ama niyeyse bugün bir kötü oldum :slight_smile:

Sohbet açmak istersin, anlarım. Ama kestirip atmak bu kadar kolay olmamalı bence :smiley:

Neyse, bu da böyle bir anımdır.


(Kasvet Ulu) #454

Merhaba. Konudan bağımsız olarak Akaşa kayıtları, levh-i mahfûz ve serbest hafıza kavramlarını araştırmanızı öneririm. Aynı rüyalar çoğu “büyük” olayda benim de başıma geliyor. Onlarca bilimsel açıklama kafamda mevcut (TV’ye ulaşan radyo dalgalarından tutun algıda seçicilik ve bilinçaltımızın bize oynadığı oyunlara kadar) ancak ben bu rüyaların daha büyük anlamları olduğunu düşünüyorum. Philip K. Dick’in de bu konuda kendi düşünceleri vardır. Bakmanızı öneririm, yaşadığınız duruma bir anlam verebilmek adına.


(Umut Özak) #455

@Shisubeki aslında düşündüğüm oldu ama pek yazamadım ya. :roll_eyes:

@Kingebu söylediğiniz şeyler gayet mantıklı, hepsini yapmaya çalışıyorum ama bazen kendimi kaybetmiş gibi hissediyorum. :expressionless:

@Agape fazla zamanımı aldığı için siliverdim ya. :sweat_smile:

Hepinize tek tek teşekkür ediyorum, minnettarım. :pray:t2:


(Buse Yalçın) #456

Sizi çok iyi anlıyorum, resmen beni anlattınız. Bugün sokakta oynamayı ne kadar özlediğimi düşünürken gördüm mesajınızı o da ilginç oldu.


(Buse Yalçın) #457

Bir insan ortada bir sebep yokken neden stresli ve gergin olur? En son ne zaman huzurlu issettigimi hatirlamiyorum bile!


#458

Ülkenin durumuyla ilgili özellikle siyasi haberleri takip etmeyi bıraktım. Stres ve umutsuzluktan başka bir şey vermiyor insana. Yıllardır tartışmalar sürüp gidiyor, insanlar hep diken üstünde tutuluyor. Değişmeyen tek şey değişimin kendisi ve ülkenin kötü gidişatı sanırım.


(Halil Oğulcan Karamağara) #459

Yolun sağında yürümeyenler beni çok rahatsız ediyor. Bir de üç kişi yürüyenler var. :smiley: Ahahaha benim standartlarıma çok öfkeli yazımı düzenliyorum.

Lütfen kaldırımda üç kişi yürürken karşınızdan gelene yol verin. :smiley:


(Hüseyin gök) #460

Ya kaldırımda sıra sıra araba varsa :slight_smile:


(Halil Oğulcan Karamağara) #461

:smiley: Ben onların fotoğrafını çekip şikayet ediyorum ama o durumda tabii ki yapacak bir şey yok. :smiley:


(Hiçliğin bekçisi…) #462

Ben daha çok şunu istiyorum:

Lütfen evden dışarı çıkmayın ki İstanbul’da sokaklar biraz rahatlasın.
Sinirliyseniz, sabırsızsanız araba kullanmayın.
Milletin üstüne üstüne arabayı sürüyorsanız, kırmızı ışık yanmaya milisaniyeler kala kornaya basıyorsanız, trafik kurallarına uymuyor, çevre kurallarının canı cehenneme diyorsanız mümkünse bir an evvel ölüp gidin de biz de doğru dürüst yaşayalım.


(Halil Oğulcan Karamağara) #463

Çok güzel olmuş gerçekten.


(Hiçliğin bekçisi…) #464

Aklımda bir kurgu var… Gerçi bu yıllar önce de vardı. İşin garibi henüz böyle bir kurguda kitaba rastlamadım. Korkunç bir üşengeçliğim var. Eskiden ne güzel sabah akşam yazardım… Ne olursa yazardım. İyi, kötü, berbat her türlü yazar onları mükemmelleştirmenin yolunu arardım. Şimdi belki yine de mükemmel olmayacak fakat benim bir amacım yok. Konuyu biliyorum ve beğeniyorum. Belki egoistçe gelebilir ama her insan biraz egoisttir zaten. Benim hoşuma gidiyor kurgum ve birileri beğense de beğenmese de bu benim umurumda değil.

Bir hikaye vardır. Tam detaylarıyla bilmiyorum ama şöyle bir şeydi. Bir ressam tablosunu insanların yoğunlukta olduğu bir yere koyar ve yanına not düşer. Hatalı, kusurlu, beğenmediğiniz yerlere bu kağıtları yapıştırın diye. İnsanlar gelip geçerken bir, iki kağıt yapıştırmaya başlarlar. Aradan biraz zaman geçince ressam tablosunun başına geçer ve tablo kağıtlardan görünmüyordur. Bütün kağıtları atar ve resmi başka işlek bir yere koyar. Bu sefer de başka bir not düşer. Beğendiğiniz, kusursuz ve harika bulduğunuz yerleri işaretleyin diye. Aradan zaman geçer ve tablosuna baktığında yine kağıtlardan görünmediğini görür.

Siz bu hikayeden ne çıkartırsınız bilmem ama verilen eserlerin çoğunda bu mevzu vardır. Milyonlarca insan var ve birisine kusurları sorarsanız kusur bulmak için elinden geleni yapacaktır. Mutlaka da kusurları vardır ama mutlaka olandan daha fazla kusur bulacaktır. Bu hiçbir zaman değişmeyecek bir şey gibi geliyor bana.

Velhasıl, kafamdaki şeyi beğeniyorum. Muhtemelen bir sürü kişi beğenmeyecek ve bir sürü kişi de beğenecek. Pozitifler, negatifler birbirini sıfırlayacak ve sonuçta sıfır noktasında ben kalacağım ve hepsini yutacağım. Umarım bir gün bir yazar böyle bir şey veya benzerini yazar da ben de “Aaa, iyi ki yazmamışım. Boşuna uğraşacaktım. Adam/kadın yazmış.” derim.

İçimi döktüm. Rahatladım mı? Hayır. Hangi insan içini dökünce rahatlar ki zaten? Öyle sanır, öyle varsayar ama aslında rahatlamadığının da farkındadır. Ne zaman umursamamayı öğrenir o zaman da bir anlamı kalmaz. Nasılsa bir haftaya kalmaz unuturum. Bir başka gün hatırlayana dek. Hatırlayınca yine unutana dek kafamda taşırım. Sonra yine unuturum ve sonra yeniden hatırlarım. Ölene dek…


#466

Mükemmeli yakalamak için önce ortaya bir şeyler çıkartmak lazım. Sonrasında hataları ya da daha iyi olabilecek olanları tespit edip tek tek bunları düzeltmek gerekiyor. Yani hiç kimse ortaya ilk seferinde mükemmel bir eser çıkartamaz ama mükemmel bir eser çıkartabilmek için öncesinde ortaya bir şeyler çıkartmak gerekiyor. Sonrasında da doğru eleştiriler ile daha iyi hale getirmek ve mükemmele en yakın hale gelmesini sağlamak. Yani evet, mükemmel olarak ortaya çıkmayacak ama kafanızdakini tamamlayıp sizi doğru yönlendirecek eleştirilerle olgunlaştırırsanız istediğiniz noktaya varabilirsiniz. Önemli olan eleştiriyi yapacak olanın hangi niyetle yaptığı ve ne kadar yetkin olduğu. Yoksa sırf dikkat çekmek ya da kendisini kanıtlamak için olumsuz eleştiri yapabilecek ya da iyi niyetle bile olsa yanlış yönlendirebilecek pek çok insan var.

İçini dökmek insana sorunlarını ve düşüncelerini tanımlama şansı veriyor. Kafanızda yer eden bir düşünce ya da durumu kelimelere döküp başkalarıyla paylaştığınızda o artık eskisinden daha somut bir hale geliyor.


(Hiçliğin bekçisi…) #467

Büyük bir yardımseverlikle yazmışsınız teşekkür ederim. Ben o yolları çok güzel ve yetkin insanlarla yürüdüm bir kez. Ortaya bir sürü şeyler çıkarttım hatta. On binlerce kelime yazdım, kendi dünyalarımı anlattım filan. Her neyse… İkinciye yürümemeyi tercih ediyorum. Bana umut verecek cümleler kurabilirsiniz. Bir defa da başkalarıyla deneyin gibisinden. Bunların benim için bir önemi yok. Yani alınmayın ya da kırılmayın bakış açım karamsar.

İç dökme kısmına gelince… Ben kendimi 10 sene sağa sola döktüm. 20 sene duvarlara döktüm. 25 sene deftere, kaleme döktüm. Yalnız kaldım. Kalabalık oldum. Kendimi yeterince tanıdım. Daha fazla tanımak istemiyorum. Biliyorum her zaman öğrenilecek şeyler vs vardır. Hayat bu insan ölene dek öğrenir filan ama ben daha fazlasını istemiyorum. Sadece yoruldum ve sıkıldım.


(Kaan Aşkın) #469

Ben o arabaların kaldırımda olan lastiklerine sokuyorum kelebeği…


(Hiçliğin bekçisi…) #470

Niçin yapıcı yorumlara takıldık anlamadım. :smiley: Bir şey paylaşılmış ise herkes istediğince yorum yapma hakkına sahiptir. İster dalga geçer, ister aşağılar, isterse de yere göğe sığdıramaz ya da çok güzel olmuş panpa yazar geçer. Benim bununla alakalı bir derdim yok. Öyle bir izlenim mi verdim acaba? Asıl anlatmak istediğim başka bir şeydi.

Beğenilme kaygım veya beğenilmeme kaygım yok benim. İkisi de eşit derecede etkisiz benim için artık diyorum. Önemli olan benim beğenmem ve benim kafamdaki aşamada olması. Haliyle konuya böyle bakınca zaten ben biliyorum kafamın içinde ve beğeniyorum. Beni tatmin ediyor. O zaman “Tamam” diyorum “yazmaya ne gerek kaldı?” :rofl: Her insan için mükemmel tanımı farklıdır. Sizin için mükemmel olaylardır. Benim için mükemmel ise betimlemedir. Bir başkası kurguya takılır. Herkes kendi mükemmeline göre yorum yapar. Sonra ben kendi mükemmelime ulaşmak için adımlar atarım ve mükemmelliği farklı yollardan geçen insanlar benim yazdıklarımı avam bulur. Kimseyi memnun edemezsiniz aynı anda.

Gerçi dün başka bir ruh hali içindeydim. :roll_eyes:


#471

Posta kutularımızın çevredeki işyerlerinin reklam broşürleriyle doldurulmasına alışmışken şimdi bu broşürlere partilerin ve muhtar adaylarının ıvır zıvırları katıldı. Uzak durun posta kutularımızdan. :slight_smile: (Sinirden gülüyor) :smiley:


(Hiçliğin bekçisi…) #473

Yaklaşık iki saattir uyumaya çabalıyorum ve içimdeki benlerle birlikte geldiğim nokta şu:

“Belki gelecekte ölmüşüzdür ve beynimiz bize geçmiş yaşantımızı tekrar yaşatıyordur.”


(Deepreader) #474

Bundan iki yıl önce yl tez çalışması için (daha doğrusu çalışmaya destek olmak için) grupla psikolojik danışma seanslarına katılmıştım. Katılmadan önce sorunum yok sanıyordum. Amacım sadece kalabalık etmekti. Sonra bir baktım problem tanımlama cümlelerim gerçek problemimi tanımlıyor. İçimde büyük bir boşluk var demiştim. Şu an boşluk karadelik boyutuna ulaştı ve hâlâ çözemedim. Neden var oldu, neden büyüyor, nasıl gidecek…
Ama o seanslarda öğrendiğim bir şey gerçekten bakış açımı değiştirdi. İnsanların çoğu sorunlarını çözüm aramak değil sırf paylaşmış olmak için anlatıyor ve asla nasihat duymak istemiyor. İki yıldır bana içini döken insanlara çözüm bulmaya çalışmak yerine, tıpkı danışmanımızın yaptığı gibi, sorununu derinlemesine anlatmasını sağlayacak sorular soruyorum. Bunu yaparken o kişi sorunun kaynağına gidiyor ve yolllarını kendisi görmüş oluyor. Mesleğim gereği soru sormak en iyi yaptığım şeylerden biri olduğu için zorlanmıyorum, hatta keyif alıyorum. Öğretim yöntem tekniklerinde sokratik tartışma, diyalektik ve doğurtma gibi teknikler filozofların çokça kullandıkları ve etkili olan teknikler. Bu yüzden kişiye aslında kendi sorununu öğretiyorsunuz bir nevi.
Daldan dala bir şeyler söylüyorum ama saatlerdir bu başlığa yazılmış sorunları ve çözüm önerilerine yönelik tartışmaları okuyorum. Kendi içimde bir yolculuğa çıkardı başlık beni. Ben de içimi döküp rahatlayayım bari dedim.
İnsan içindeki boşlukları dolduramaya çalışırken onları daha çok büyütüyor öğrendiğim kadarıyla. Bazen farkında olmadan kendimize yaptığımız iyilikleri sabote ediyoruz. Tabii herkesin boşluğu kendine…
(İyi döktüm içimi sanırım. Yazıya neyle başladığımı bile unuttum.)


#475

Fazla düşünüyorsun bence. Onun yerine squat yapabilirsin.