Belki bir gün hatırlayıp da gülerim bu kaygılarıma ama şu anki durumda hiç gülesim yok, bir kaç saat sonra sınavım var. (Gece iyi uyumuş olmak isterdim ama her zamanki gibi mümkün olmadı)
Herkesin hayatının bir aşamasında karşılaştığı bir sorun olduğunu düşündüğüm “konfor alanından çıkmak” üzerine bir şeyler karaladım. Faydalı olmasını umarım.
Şu konu burada kaynayip gitmesin bence baslik acip yaziyi oraya aktar dostum. Okuyamadim su anda tamamini.
Teşekkürler ilgin için. Ekşisözlük’te paylaştığımda büyük tartışma kopartmıştı bu yazı. Bir kez de burada çıkartmasına gönlüm razı gelmedi. O yüzden kuytu bir köşede fısıldayarak paylaşayım dedim. 
Ekşi’de paylaşım yapmak. : ’ ( İnsan vaktini daha iyi yerlerde harcamalı bana göre, akıl sağlığı için de iyi olur.
Dışavurum;
Neyin var da bugün niye yazmıyon
Kalem seni parça parça kırarım
Hiç mi benim hallerimi sezmiyon
Kalem seni parça parça kırarım
Mutluluk haykıran ozan da sensin
Kader çizgisini bozan da sensin
Koçyiğide idam yazan da sensin
Kalem seni parça parça kırarım
Kötülük haykıran yüce ilahsın
Caninin başında sahte külahsın
Yobazın elinde korkunç silahsın
Kalem seni parça parça kırarım…
Aşırı sıcaklar geçtiğinden beri kapüşonlu hırkam, maskem ve gözlüğüm olmadan dışarı çıkmıyorum.
Gerçek hayatta da anonim olabilmek inanılmaz bir duyguymuş :d
Gondor’un Hayalet Birliği gibi gezeriz artık.


Gerçi artık uzun kollu giyiyorum 
Ekşi Sözlük’ün olumsuz yanları olduğu doğru ama yardımcı olabildiğim ve ulaşabildiğim bir o kadar insan oluyor. Güzel sözler işitince insan yenilerini yazmak için motive oluyor. Bir keresinde benim bir motivasyon yazımı okuduktan sonra intihardan vazgeçtiğini söyleyen olmuştu… Ekşi Sözlük bu uç örneklere ulaşabilme açısından Türkiye’de rakipsiz.
Merak ettim o yazıyı. ![]()
@Gurlino
Yazını nihayet tamamen okudum. Öncelikle ekşi değerlendirmene çok takmıyorum çünkü sözlükte tadellenin üzerinde niye tadelle yazıyor diye bile kavga çıkıyor. Senin tavsiyelerinin eleştiri yemesi de o kitle için çok doğal.
Bir iki eleştirim olacak ama buna eleştiri de denemez aslında:
Öncelikle Libya’ya gidiş yılın düşünülürse benzer kuşakta büyüdüğümüzü düşünüyorum. Yazmış olduğun her bir madde benim ve benim kuşağım için 80-90 arası doğumlular, hatta öncesi için de doğru… 90 sonrası kuşak içinse görüşlerin tamamen anlamsız kalacaktır.
Sebebine gelince:
1- Konfor alanı: Bizim nesil iyi kötü bir konfor alanı yaratmayı başarmıştır. Mesela benim için… Çok büyük bir kriz olmadığı sürece emekliliği garanti ve piyasa koşullarında iyi kazandığım bir işim var. Ama şimdiki kuşak bu konfor alanını yaratamıyor. Bizim zamanımızda her şeye rağmen doktorluk, öğretmenlik, mühendislik kamuda rahat hayat sürdüren ve getirisi ortalamanın üzerinde mesleklerdi. Şimdi bu mesleklerde dahi bir garantin yok. Konfor alanı olmadığı için gençler bunu kaybetmek nedir şu anda bilmiyorlar. Ama bu ne kadar olumlu bir cümle gibi dursa da aslında değil.
2- İmkanlar: Ben zamanımı iyi kullanıp yaklaşık 18-20 kadar ülke görmeyi başardım. Kimi zaman kazancım yardım etti, kimi zaman imkanlar. Bugün ne yazık ki bir çok genç bunu başaramaz. Kafadan yurt dışına çıkacağım demenin bedeli 4000-5000 TL. (Pasaport+ Vize+ Bilet, Şayet kara yolu ile Gürcistana filan geçmeyeceksek.) Hele ki bu koşullarda çalışma vizesi vs… Sen düşün. Üstüne bir de kriz, hastalıklar, ırkçılık gibi durumlar başladı yeniden… Bir çok genç , ailesi belli bir seviyede varlıklı değilse yurt dışının düşünü bile kuramaz. Kaldı ki orada kalıp çalışana kadar olan sürede yiyecek ve barınacak…
3-Eğitim: Yine maalesef bizim zamanımızdaki eğitim daha iyi daha temelliydi. Libya diyorsun. Eminim inşaat mühendisi, kimyager yada it uzmanı filansındır. Şimdi ortalık zibilyon tane inşaat mühendisi dolu ama adama soruyorsun ben matematiği hiç sevmem diyor. İngilizce bilgisi eskiye göre iyi durumda ama dünya artık bu dili ana dili gibi konuşanlarla dolu. Bizde ise merak ediyorum mesela KATÜ ye ( Ki tırı vırı okullardan değildir) gidip bir sınıftan bir elektrik mühendisi seçsen ve desen ki yarın Florida da iş başı yapacaksın, ne kadar dil bilgisiyle okuldan çıkacaktır? Düşün bir de iyi kötü bir genel kültür lazım. Dil bir ülkede de öğrenilebilir ama içinde bulunduğumuz zaman bırak bir üniversiteyi bir lise mezunun bile iyi bence ana dile yakın dil bilmesini gerektirir.
Buna ilave olarak iyi bir eğitimin olmaması da senin yazının geçerliliğini engelleyen alternatif bir sonuç doğurur. Eğitimim beni sürekli yeni şeylere teşvik etti. Benim en büyük hayalim tarih ve fantastik kurgu tutkum ile İskoçya’yı görmekti. Ben işe girdiğim ilk gün bu hayal için para biriktirdim. Bak Amerika değil, İngiltere değil daha henüz dünyada düzgün bir yer görmemişim ama amacım direk İskoçya… Oysa benimle aynı işte olan arkadaşlarım, daha çok takım elbise, o sene çıkan en son telefon ve her akşam bir yerlerde yemeyi seçtiler. Ben bir yıl içinde hayalime kavuştum. O zamanlar azdı, şimdi bakıyorum çevreme yeni kuşakta böyle bir hayali olan yok. Adam basketbol oynuyor, İstanbul’da bir takımda ama bir kez olsun ben ABD de bir Lakers- Bulls maçı izleyim, çok isterdim demiyor. Yıllarda Arkeoloji okumuş ama ben bir Mısır göriyim, Peru da da bir kazıda bulunabilirmiyim demiyor. İnsanı kabuğu kırmaya iten şey birazda bu hayallerdir. Ama para kazanma, ama rahat yaşama hayali, fakat altın kelime hayal. Hayal olmayınca amaç da olmuyor.
Seni yazdıkların işte tüm bunlardan sonra geliyor. İnsan belli bir birike sahip olmalı ve o birikim ona bir alan, bir kabuk, bir konfor sahası yaratmalı ki onu kırdırıp bir üst “level” a geçebilelim…
Aslında fırsat bu fırsat maske şeklinde cosplay karakterleri ile dışarıda gezsek hiç anormal kaçmaz. Mesela Tokyo Ghoul animesinde Ken Kaneki karakteri bunun için birebir.
Zaten çoktan bunu düşünüp korona virüs için maskesini yapmışlar bile.
Ken Kaneki hayranı kaptanımız @magicalbronze dışarıda böyle geziyor mu merak ediyorum. ![]()
Ben bir ara bakmıştım, bulsaydım bu maskeyi kullanmayı düşünüyordum.
Sevgili Erge,
Z kuşağının içinde bulunduğu çıkmazı çok güzel özetlemişsin. En büyük hayali köşe başındaki pidecide kusana kadar en sevdiği kebabı yemek olan bir gençlikten bahsediyoruz. Ama bunu kabullenip onlara doğru yolu göstermekten vazgeçmemliyiz.
İskoçya örneğin çok yerinde olmuş. İdealler, hayaller dar olunca daha fazlasını bekleyemiyorsun insanlardan. İçimize kapandık milletçe. Bunu kırmamız lazım. Bunu kırmanın yolu da başka bir yol olduğunu bilmekte yatıyor. O yolu bulamayanlara, o yolu göstermemiz gerekiyor. Blogumda bir sürü Katar’a dair yazı var. O kadar çok insana yardım ettim, fikir belirttim, karar almalarına destek oldum ki sayısını hatırlamıyorum. Bir sürü hediye bir sürü içten teşekkür aldım. nsanların ellerinden tutunca o zor kararları almalarını sağlayabiliriz. Bunu devlet ve toplum beraber yaparsa oluşacak sinerji ve enerjinin yapabileceklerini düşününce gözlerim parlıyor.
İnterneti yasaklanan, kitapları toplatılan, filmleri sansürlenen, hayatın her aşamasında yarış atı muamelesi yapılan bir toplumda, bunu kırmak da bireyin kendinde yatıyor maalesef.
Ben yurtdışına çıkma kararı alırken çok gel git yaşadım mesela. Ailemin konforunu bırakıp bilinmeze dokunma tercihini yapabildim. Çoğu kişi bunun bir seçenek olduğunun bile farkında değil. Umutsuzluk, yılgınlık, tüklenmişlik, bezmişlik ile sarılıyız. Ama bunu aşmamız lazım. Aslında o içinde bulunduğumuz ve halimize şükrettiğimiz durumumuz bile bir konfor alanı. Ama elimizdeki bulgurdan da olmayalım deyip oturuyoruz oturduğumuz yerde.
Herkes parçalasın kendini, yırtsın atsın tüm geçmişini demiyorum, diyemem de zaten. Ama içinde bulunduğumuz koşullar bizi farklı düşünmeye ve kendimizi farklı şekillerde geliştirip sürüden ayrıştırmaya itiyor. Bunu gerçekleştirdiğimizde sonuç kesin mutluluk mu? Elbette hayır. Ama kimisi için bunu denemiş olmak bile hayatına büyük bir anlam katmak manasına geliyor.
Sözün özü, söylediklerinde çok haklısın ama bu benim bakış açıma göre pes etmek için bir bahane değil. Şu an eşimin bulunduğu projenin başındaki proje müdür çocukken ayakkabı boyacılığı yapıyormuş. Babası çocuk yaşta ölmüş. Ailesine o bakmış. Şimdi milyar dolarlık inşaat projesinin proje müdürü. Altında yüzlerce insan çalışıyor. Köprü altında cesedimi bulabilirlerdi diyor adam. Ama pes etmemiş. Bugün geldiği nokta belli. Ben bu ihtimalin herkes için olabileceğini düşünüyorum ve bu ihtimal için çabalamaya değer diyorum. Bu uğurda da insanlara yardım etmekten ve faydalı olacağını umduğum görüşlerimi paylaşmaktan geri durmayacağım. Ekşiciler halt etmiş. 
Blog adresimdeki yazıları ve gelen yorumları dolaşıp bulabilirsiniz.
Burada paylaşmayayım şimdi.
2 haftadır izmirde çok zor günler geçiriyoruz. Öyleki çoğu İzmirlinin maskeleri niye taktığı bile aklından çıkmış durumda. Öncelikle hayatım boyunca böyle bir deprem sallantısı ve böyle bir korku yaşamadığımı söyleyebilirim. Durum sizlerin televizyonda veya sosyal medyada gördüğünden çok daha kötü durumda. Hala da öyle devam ediyor. Bir çok kaybın yanı sıra tribünlerimizden 2 kardeşimizin cansız bedeni göçük altından çıktı. Yıkılan binaların yanında koskoca bir ilçede neredeyse binaların tamamı tahliye edilmiş durumda ve hepsi hasarlı olduğundan dolayı yıkım için sıra bekliyor. Yüzlerce insan evsiz kalmış durumda. Bu süreçte gerek Kızılay’ın, gerek Büyükşehir belediyesinin, gerek polis ve askerlerin büyük takdir ve övgüsünü almış bir yardımlaşma örneği sergiledik ve gönüllü arkadaşlarımız hala sergilemeye devam ediyor. Salgın, pandemi tamamen aklımızdan çıkmış vaziyette yüzlerce insan alanlarda omuz omuza insanlara destek olduk. Depremden kaç gün sonra bilmiyorum ama arkadaşımla birbirimizin yüzüne bakıp biz bu maskeleri niye takıyorduk ya diyerek birbirimize sorduk. Psikolojik olarak da birşeyleri atlatabilmiş değiliz. Evde kitaplıktan veya pencere çerçevesinden çıt sesi gelse irkiliyoruz. Umarım hiç kimse böyle bir yıkım ve afet yaşamaz. Herkese selamlar, sevgiler, sağlıklı günler.
Hem çok geçmiş olsun, hem de başınız sağ olsun. Çok uzun yıllar önce biz de memlekette iyi sallanmıştık, o korkuyu hiçbir zaman unutmadım. Dilerim her şey yoluna tekrardan girer.
Gerçekten çok zor bir durum. İnsan ne söylese yetersiz geleceğini düşünüyor 
Yahu yarısı troll, kalan yarısıyla da diyalog kurmak imkansız, seni bir kalıba sokmaya çalışıyor girmemen durumunda bile ötekileştirme derdinde seni. Yani her ne olursan ol küfür yiyebilirsin öyle bir ortam. Dindarsan da yersin, inançsızsan da yersin, hatta lan benim hobim şu şunu seviyorum desen bile gelip sana zorbalık yapabilirler.
Ben birbirine bu kadar tahammülsüz insanların olduğu başka bir ortam görmedim. Tam kek yani.
Yani bu konuda biraz kapalıyım değişik görüşlere bir şey diyemeyeceğim o sebeple. Ama tabii siz güzel insanlarla tanışmış olabilirsiniz, o da gayet olası bir durum. 
2 aydır ne güzel rahattım. Şimdi yirmilik diş yine azdı. Gene ilaç kullanmaya başladım ama bu ağrı yok mu çok fena 

