Dolar on olduğu gün 50 bin lirasını, 5 bin dolara çeviren biri, bir hafta içinde bir buçuk asgarî ücret kazanmış oldu.
Ülkedeki gerçek işsizlik oranı belli değil. Milyonlar değil asgari ücret, hiç parayla yaşamaya çalışıyor.
Ülkenin yarısından fazlası asgari ücret kazanmak için bir ay mesai harcıyor. Ki bu ücret de yoksulluk sınırı altında. Tüm bu insanların bir aylık kazancını kenarda 50 bin lirasını olan bir vatandaş, bir kaç günde ediniyor. Şu bilginin farkındalığına sahip bir insan hayata nasıl lanet etmesin.
Bu kadar mutsuz insan ile nasıl verim yakalanabilir? Günlük kur artışı yüzünden dışa bağımlı olunan her konuda muhteşem fiyat artışlarının olunacağı nasıl öngörülmez? Yine aynı şekilde dış borçların durduğu yerde katlandığını kimse mi fark etmez? Kuru artıracağını bile bile niye faizle inatlaşırsın?
Senin toplumunun yarısından fazlası yoksulluk sınırı altında, kenarda 50 bini olan insan sayısı, nüfusun %15’i bile etmiyordur belki. Sadece bu azınlığın bir alım gücü varsa var. Bu kadarcık insanla mı ticaret dönecek? Ticaret çarkının kırıldığını gören o kesim de parasını kaçırmak isteyecek onu da kaybedeceksin. Bu saatten sonra istediğini üret, istediğini piyasaya sür, hayati ihtiyaçlarını bile karşılamaktan yoksun bu kalabalıktan beklentin nedir?
Ülkemizi günlüğü on dolar altında çalışan ucuz iş gücü ülkesine çevirdiler ve kimse buna gıkını çıkarmadı. Vatandaşlık görevimiz askere gitmekle mi sınırlı, bizden sonraki nesillere yaşayabileckleri refah bir ülke bırakmak vatandaşlık görevi değil midir?
Ama bunun için insan motivasyon kaynağı bulamıyor ki. Ülkenin bağımsızlığını kazanması için hayatlarından vazgeçmiş kurucularımızın anılarına aleni saygısızlıkları hoş görenler ve onları destekleyenler için, kim vatan haini olarak itham edilmeyi göze alıp idealist kalabilir?
Hayallerimizin gerçekleşme ihtimallerini öldürdüler, bağlılık kurmamız gereken her kesimle kutuplaştırıldık, hayatta kalmak için insanüstü çabalar vermek zorunda bırakılıp başka bir konunun kritiğini yapacak tüm zamanımız çalındı. Hesap soracak tüm mekanizmalar ölü hale getirildi. Tek hesap yeri seçim sandığı oldu, onda da meclis çoğunluğu sağlayacak kesimin oyları rantlarla yardımlarla peşkeş çekildi.
Afet olur, kriz olur, kıtlık olur, yıkım olur dert değil yeniden inşa edecek motivasyonu olan bir halk varsa ortada dert değil. Atatürk bile bu yüzden sürekli halkı motive etmiş öğün, çalış güven demiş, muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur demiş, halkın ortak bir ülküde çabalamasını sağlamış. Ama şimdi biz bu motivasyonu nasıl edineceğiz? Halk kendi ülkesine küsmüş, hakkı gasp edilmiş, hayalleri, gençliği kendi ülkesince gasp edilmiş insanlara siz bu motivasyonu nasıl vereceksiniz?
Cumhuriyet kimsesizlerin kimsesiydi, biz bu hukuksuzluk sürecinde tek bir kurum tek bir otorite tarafından destek göremedik, hakkımız korunmadı. Adalet ortadan kalktı, herkes kendi adaletini kendi tesis etmeye çalıştı. Gücü yeten gücü yetmeyeni ezdi geçti. Bir nesil Cumhuriyetin dinamiklerine hiç şahit olmadan büyüdü. Herkes bu kadar kimsesizken, yalnızlaşmısken, yarın nasıl birlik olma güdüsü taşıyabilir? Türkiye Cumhuriyeti yarınını neyin üstüne, hangi temel üstüne kurmayı planlıyor. Paramparça hissediyorum.