Dök İçini Rahatla


#665

Vermemenin 50 Tonu, teşekkür ederim ablacığım. O yola ben de giriyorum az kaldı.


#666

İlk gün aradım ama açmadı telefonu ben de üstünü çizdim herifin. Öyle de bir huyum var. İkinci yanlış hakkı vermiyorum.


(Emre ) #667

Bu hikaye gerçekse bir Show TV haberi çıkarılır hocam bundan, ne dersin?


(Hiçliğin bekçisi…) #668

Bir sandalye çek bakalım. :smirk:

Kendi telefonunu da satmıştır. :laughing:


#669

Show Haber’de Tosun Mehmet’in haberini izlerken çok gülmüştüm millete, ondan oldu hep bunlar.


(Her şey çok güzel olacak) #670

Her ailede nedense oluyor böyle kişiler. Ben de dayim (çok fenadir), eşimin amcası. Çekinik gen olarak var sanırım genlerimizde.


(fatih çetin) #671

(Cemalettin Sipahioğlu) #672

@IrethOronar ve @gozdenur19,

Kitabın sayfaları arasında ayraç varken ve hatta cilde tutturulmuş ayracı bile varken, kaldığım sayfayı mevcut zeminin üstüne gelecek biçimde kitabı ters çevirmem suretiyle “zemini ayraca dönüştürmek”… Kendi hesabıma, ayraç işinde benim gizemlerle dolu nirvanalık noktam budur :rofl:

@Waxillium,

Geçmiş olsun :expressionless: Sanırım akraba ağında muhakkak bir iki pek hayırla anılmayan muhakkak çıkıyor.

Halamın eşinin tarafından bir tane vardı: Kendinin olmayan bahçeye iş makinesi mi ne girmiş, hemen yaygarayı kopartıp “Bahçeme zarar verdiniz! Tazminat! Tazminat!” diye diye para kopartan; sıra sıra dizilen tırların yanında soluklanırken, yanına gelip sahiplerini sorana “Benim!” diyerek cevap verip “Tır filomun bir kısmı,” cümlesiyle muhabbeti sürdürebilen cinsinden hem de :man_shrugging:


(Ezgi ) #673

Alnımın akıyla ödevi yapıp teslim etmiş bulunuyorum. :sunglasses: Tüm bu acılar hep geçen yıl okuldan keyif almamaya başladığımda bırakmamam yüzünden. İnceldiği yerden kopsun diyemedik ve sürüne sürüne devam ediyoruz :roll_eyes:


(Hiçliğin bekçisi…) #674

Sanırım bunu yapamam ama benim tek garip huyum yüzlerce ayracım varken bir şekilde hep ayraçsız kalmam. Bu sebeple peçete, kağıt, ambalaj vb. şeyler ayraç olup duruyor hep.


(Cemalettin Sipahioğlu) #675

Kanımca, o nesneler arasında en ama en uç noktada yer alacak “başka bir kitap” olacaktır :sweat_smile: Başka bir kitabın ayracına dönüşmüş kitap? Ne kader ama :rofl: ?


(galeme) #676

Aklıma şunu getirdi.


(Cemalettin Sipahioğlu) #677

Durumu o kadar normalleştirmişim ki o gerçeğin varlığı aklımdan çıkmış :sweat_smile:

Söylemimi değiştiriyorum: “Kitapların kötü kaderler listesinde ‘kitap ayracı’ olmak da var.”


#678

Geçen sokakta yürüyordum 3-5 oğlan çocuğu kendini “Çukur” da sanar gibi yürüyorlardı. En öndekinin elinde de oyuncak ama gerçekçi silah. İster istemez gözüm kaydı silaha ve kaşlarımı çattım ters ters bakmışım. Velet de geldi “Ne bakıyon lan!” dedi üstüme geldi. Televizyonda bayılarak izlenilen, küfürlerin, ellerde silahların eksik olmadığı ve havalı hareketler yaparak gösteriş yapan kabadayılar yüzünden bu çocuklar bunları bir şey sanıyorlar. Aranızda çocukları, kardeşleri, yeğenleri, kuzenleri, öğrencileri olanlar varsa lütfen ne izlediklerinin ve okuduklarının gözetimini yapalım.


(Kenan Ulusoy) #679

Birde son zamanlarda Adana Şivesi moda olmadı mı deliriyorum. Kuzenim de bana karşı “ayıkıyün mü” tarzı laflar ediyor çıldırıyorum.
Aklıma geldikçe sinirleniyorum, sinirlendikçe aklıma geliyor.
Bir an önce bitmesi dileğiyle.


(Kasvet Ulu) #680

Evet… Sonunda buraya geldim. Burayı tam da eklediğim videodaki gibi hayal ediyorum. Herkes kendi derdinde, hüzünlü bir şarkı eşliğinde bir şeyler paylaşıyor. İyi, kötü, doğru, yanlış tavsiyeler veriliyor. Hayatlar değerlendiriliyor, belki değişiyor, çoğu zaman hiçbir değişiklik olmuyor… Asıl Yolgeçen Hanı burası işte… Ben de bir tabure çekip bara oturuyorum şimdi. Ciddi anlamda hayatımı yaşamakta zorlandığımı hissediyorum.

Her şey öykü kitabımla ilgilendiklerini söyleyen birkaç yayınevi çıkması ile başladı. Metinleri düzenlemekle uğraştım, Kırıkkale’de fuara gittim, bir yazar yakınım ön ayak oldu, yayınevleri ile görüştüm. İki tanesini kafamda kabul etmedim ama şimdilik bir cevap vermedim, içime sinen bir tanesi metinlerdeki argodan rahatsız olduklarını söyledi, ancak sansür bana göre değil. Ne yapsam diye düşünüp duruyorum şimdi. Forumdaki bununla ilgili yazıların hepsini okudum. Deneyimli hocalarımdan fikirler aldım. Hâlâ bir karar verebilmiş değilim. Bu arada boş durmuyorum. Bir yandan Aylık Öykü Seçkisi, YBKY Dergi, Bilimkurgu Kulübü gibi platformlara yazılar yazıyorum. Kendi bloguma kısa öyküler yazıyorum. Facebook’tan birkaç yazar hocamla sohbet ediyorum, bu işe karşı büyük bir tutkum var, onların tavsiyelerini dinliyorum. Bir yandan çok değerli bir bilimkurgu hocamın kişisel gelişim kitabını okuyorum, ondan sıkılınca dönüp Leo Perutz’un Leonardo’nun Yahudası’nı okuyorum, ondan da sıkılınca William Gibson’ın Archangel’ını okuyorum. Aynı zamanda bir kurgu üzerinde de çalışıyorum. Bir bilimkurgu romanı yazıyorum; bütün bunlardan zaman kalınca gecenin geç saatlerinde bir şeyler karalamaya devam ediyorum. Bu sırada gündüzleri de okula gidiyorum. Finallerim yaklaşıyor.

Ve işte, geçen haftasonu, sabah olmaya yakın, bir sürü şeyle uğraşıyorum yine. Yeni romanın kurgusunda sorunlar çıktı, düzenlemekle uğraştım, bir yandan da günlük kotamı doldurmak için yazmaya çalışıyorum. Sonra bir an geldi. Ciddi anlamda beynim kendini kapattı. Yazdıklarıma bakarak öylece kaldım. Gözlerim dalıyor. Uykum geldi ama içim rahat etmeden uyumak istemiyorum. Biraz uğraştım, çabaladım. Olmayınca kapatıp biraz internete baktım. Haber okumaya çalışıyorum, okuyamıyorum. Ya dedim biraz Twitch’ten bir şeyler izleyeyim, adamlar oyun oynuyor, ben takip edemiyorum. Yattım yatağa, kitap okumaya çalışıyorum, beş dakika geçti bir paragraf okumuşum. Kapattım, her şeye lanet edip uyumaya çalıştım. Uyuyamıyorum da… Bi an gerçekten kafayı yiyebileceğimi düşündüm. Delireceğimi, deli olacağımı düşündüm. Ciddi anlamda hayatımı yaşamakta zorlandığımı fark ettim. Kalktım balkondan Emniyet Mahallesi kavşağına bakıyorum. Aklım herhangi bir şey düşünmeyi kesinlikle reddediyor ama dinlenmeyi de kabul etmiyor. (Bazen uyuyamayacak kadar yorgun olursunuz, onun gibi.) Bir şekilde, güç bela hava aydınlanırken uyudum. Öğlen bir gibi kalktım. Başım ağrıyor, bok gibi hissediyorum. Resmen hard diski ağzına kadar dolu bir bilgisayar yavaşlar gibi, önceki gece beynim yavaşladı, çalışmayı reddetti. Neyse, o gün pazardı, boş boş duvarlara baktım resmen, bir şey yapmadım ki beynim biraz dinlensin diye. Kitabı felan her şeyi bi saldım. Biraz bomboş durmaya çalıştım.

Neyse… biraz uzattım. İşte böyle Yolgeçen Hanı’nın değerli sakinleri… Aklıma Bierce’ın Çoban Haita öyküsü geliyor (hazır True Detective’ten bir şarkı paylaşmışken). Mutluluğu ararken gerçekten harcandığımı, mutsuz olduğumu hissediyorum. Çok fazla şeyi aynı anda yapmaya mı çalışıyorum, neyse artık, sınırlarımı zorluyorum belli ki ama insanın başka türlü de kendini geliştiremeyeceğini düşünüyorum. Ne yapsam ne etsem çok bilemiyorum, bir günlük aradan sonra tekrar bu koşu bandına çıktım. Böyle de sürüp gidecek gibi…


#681

Daha önceden bel fıtığına yakalandığımı yazmıştım, gittiğim doktor “daha yeni oluşuyor erkenden kontrol ettirmen iyi oldu, iğne ve egzersiz tedavisiyle hallolur” dedi. Geçen evde egzersiz yaparken “lan bende bir göbek salınımı olmaya başladı e egzersizler göbeği de eritir” diye düşündüm ve verilen set/sayı miktarını arttırdım… Bi ara kendimi kaptırdım neyse egzersizi bitirince kalkayım derken sol bacak “hopp birader yavaşş” diye tekledi ve ben de önemsemedim. Bu sabah annem “işe geç kaldın” diye geldi ben de kalkmaya çalıştım ki kalkamıyorum sağ tarafa dönük patinaj yapıyorum sadece… Sırt üstüne dönüp kalkmaya çalıştım tık yok, zorlana zorlana 10 dakikada oturur pozisyona geldim anca. Biraz durup sol bacağımla muhabbet ettim;

+Eyy benim caanım sen bana mı küstün?
-…
+Tamam len bi daha abartmam hadi işe geç kaldım, Haydi Ya Allah
-Kalkmam, yok valla

Ikına ıkına 65 kiloyu sağ tarafa yığarak kendimi banyoya attım, tam banyodan çıktım ki annem elinde sarı bi şişeyle kapıda…

+Bu ne anne?
-Zeytin yağı, belli ki bacağın çekme yapmış al masaj yap.
+Anne kocakari ilaçları mı kullanıcam!! Hem bu krizde ne zeytin yağı bu :expressionless:
-Al dedim :astonished:
+Biliyorum peşimi bırakmayacan tamam ver tamam. Millete bahsetme sonra diyecekler “yağı bol bulunca bi’ yerlerine sürdü” bilmem ne. (Tabi ki öyle bisey yapmadım, içerde bekleyip çıktım)
Şimdi doktora gidiyorum. Bir kez daha anladım ki insanoğlu bir hiç, aciz, yetersiz. İki gün önce koşarken bugün yürüyemiyorum…


(Umut K.) #682

Geçmiş olsun. Bel fıtığında bacak çok sıkıntı oluyor. Benim de sağ bacağım beni bitiriyordu. Tavsiyem egzersizin yanına bir de yüzmeyi ekle. Bana çok faydası dokunmuştu.


#683

Bu tavsiyeyi veren 3. kişisiniz hocam, en yakın zamanda başlıyorum o halde. Teşekkür ederim :blush:


(Her şey çok güzel olacak) #684

Geçmiş olsun. Aikido yapan bir arkadaşım ağır kaldırırken belini incitmişti. Dağ gibi adam 80lik dedeler gibi dolaştı uzun süre. Hayat kalitesini düşüren bir illet.