@isos81 @Howl arkadaşlar çok şey yazasım var da kendim için değil forum için endişeleniyorum.
Anladınız siz beni.
Kayıp Rıhtım gibi nezih bir ortamı içimdeki faşizan düşünceleri dökerek kirletmek istemiyorum ancak olur da bir milli bir kalkışma olursa sağ elime yaba sol elime meşale alıp öfkeli kalabalığa karışacağım. (Not: Yalnızca öfkeli sesler çıkarmak için.)
Şu, “6’lı masa” lafına gıcık oluyorum. (Herkes benimsemiş görünüyor oysa ki.)
Ya bu insanların akıl verme sevdasından bıktım. Gerçekten düzgün bir üslupla tavsiye veren kimseye bi şey dediğim yok ama böyle diyen de yok zaten. “Onu öyle yapma” “O iş öyle olmaz” minivalinde sözler duyuyorum neredeyse her gün ki çoğu düşüncemi de aslında içimde saklıyorum. Anlamadıkları şey herhalde “özgür olmak” yani insan olarak eylemlerini kontrol eden sensin en azından alışkanlık fln gibi etkenleri çıkarırsak bir kısmını da kontrol edersin ya. Bu insanlar bunu da kontrol etmiyor bi tane doğru hayat kalıbına göre yaşıyorlar hayatlarını, onlara büyükleri bunu dayatmış küçükken ve onlar da bunu benimseyip diğer insanlara dayatıyorlar. Kendi fikirleri de değil yani bu dayattıkları şeyler. Bu kalıbın biraz dışına çıksan direkt müdahale etmeye başlıyorlar…yoruldum cidden ya. Yani zaten motivasyonu düşük biriyim kendi doğal halimde bi de bunlar konuştukça, karıştıkça onlara karşı direnmek bütün enerjimi harcıyormuş gibi hissediyorum
Mobil oyun yaptım ama oynanmadı. Side scrolling platform oyunu.
Neden gıcık oldunuz peki bu kadar?
Özgür Demirtaş bana fena hâlde 1929 krizi öncesi anlatılan Amerikalı borsacılari çağrıştırıyor.
Bu tabir bana çok itici geliyor. Beş benzemez der gibi, altılı ganyan, iskambil masası, yamalı bohça der gibi bir şey!.. Kulağa bence hiç hoş gelmiyor. Yaptığı çağrışım sakat. Halihazırda muhalefetin elinde “Millet İttifakı” gibi gayet birleştirici, zararsız bir sıfat varken, bunu neredeyse terkedip, “6’lı masa” diye nevzuhur, tuhaf bir tabir ortaya attılar! Muhalefetin kendisi bile, bu stratejik açıdan hatalı tabiri kullanıp duruyor, kendi ayaklarına sıkıyorlar bana kalırsa.
Dikkat ettiniz mi bilmiyorum, hem AKP’li politikacılar, hem AKP medyası (yandaş medya), bu tabirin üzerine balıklama atladılar, tabirin barındırdığı zaafı görüp kasıtlı olarak, küçük düşürücü anlamda kullanıyorlar sürekli. Yandaş medya, verdikleri haberlerde ikide bir “6’lı masa” diyerek, muhalefetin dağınık, parçalı, her an ayrışmaya elverişli bir yapıda olduğunu zihinlere nakşetmeye çalışıyor. AKP’lilerin kesinlikle artniyetli olarak bunu kullanıp durduklarını görüyorum.
Muhalefetin, kendinden bahsederken bence sadece Millet İttifakı vurgusunu yapması lazım. Taktik-stratejik açıdan daha uygun olur. Ya da illa masa denilecekse, örneğin Türkiye Masası, Memleket Masası, Büyük Millet Masası gibi bir tabir kullanılabilir. “Demokrasi Masası” bile denseydi, 6’lı masa denen ruhsuz ifadeden daha iyi olurdu bence.
Altı ok vardır CHP nin sembolü bilemedim, reklamcılar daha iyi bilir gibi. Algı yönetimi ilginç bir konu.
Evet, algı açısından bir sıkıntı var burada esas olarak. Zaten iktidar kanadı, bu algı işlerine çok önem veriyor.
Bahçeli ve Erdoğan, Millet İttifakı tabirini hiç ama hiç ağızlarına almamaya dikkat ederlerken, bu 6’lı masa tabiri piyasaya çıktığından beri onu acayip benimsediler, hiç ağızlarından düşürmüyorlar. Neden acaba? Yani buradan bile, bu tabirin muhalefetin aleyhine olduğu anlaşılabilir. “Karşımızda 6 başlı, dağılmaya, parçalanmaya müsait bir yapı, bir koalisyon var” mesajını seçmenlere alttan alta empoze ediyor iktidar kanadı ve yandaş medya. Benim gözlemim böyle.
Muhalefetin 5’li Çete söylemine karşılık 6’lı Masa diyorlardır muhtemelen. Olumsuz çağrışım yapsın diyedir.
“Seni kırmak, üzmek istemiyorum” kalıbı aslında sahte bir kibarlık maskesi altına saklanmış oldukça bencil ve kendisi kırıcı bir kalıp. İnsanlara gerçek düşüncelerinizi, kendi yargılarıniz olduğunu belirterek anlatırsanız çok daha dürüst ve yapıcı olur.
Doğrusu “Kırılmanı, üzülmeni istemiyorum.” mudur?
Ekleme: İyi niyetle söylendiyse muhtemelen bu anlama geliyordur. (Yine iyi bir niyetle söylendiğini varsayarak) insanların bazı kalıpları çok irdelemeden kullandığına onlarca kez şahit oldum, o yüzden yargısız infaz yapılmaması görüşündeyim.
Evet bakınca “Senin duyguların avucumun içinde, istesem çatırt diye kırarım ama kırmıyorum; o da iyiliğimden.” gibi anlaşılsa da belki söyleyen kişi gerçekten ne yapacağını bilmeyen ve karşısındakini üzmek de istemeyen birisi olabilir.
Uzun lafın kısası karşınızdakinin tek bir sözüne değil bir zaman dilim içerisindeki sözlerine, hal ve hareketlerine, beden diline odaklanın. O zaman bencil mi değil mi olduğu anlaşılır.
Bunun kadar samimiyetsiz olan bir davranış ise yapmayacağını veya söylemeyeceğini yapardım diyerek gönül almaya çalışma davranışı. İşin ilginci söyleyen de yapmayacak olsa bile söylediğine söylenen ise yapılmayacağını bilmesine rağmen söylendiğine memnun.
Uzun zamandır kendimi çöken bir imparatorluk gibi hissediyorum.Dışardan ve içerden parçalanmak bunun yanında ayakta tutabilmek için çözüm arayışları…Eskinin şanlı günlerinin özlemi geleceğin karanlık ve sıkkın günleri.Duraklama değil bir çöküş sadece ömrü uzatılabilir gibi geliyor.İmparatorluğu kurtaracak devrimler yada yenilikler için istek ve vakit yok…İşin kötüsü bu hasta adam için huzur da yok.
Siz siz olun ailenizin, çevrenizin ne düşündüğünü umursamayın. Bunu kendinizi bulduğunuz ya da bulacağınız yaşlar için diyorum. Ve de “Asla, asla demeyin”. Çünkü ne dediyseniz onu yutuyorsunuz. Ben yuttum hâlâ da yutuyorum. Ve düşünüyorum da çok baskılanmışım. O kadar çok baskıyı kırdım ki üstümden, daha bunun nicesi var ve onlarla uğraşıyorum. Hâlâ da yeni yeni kırdığım baskılar var. Özelikle meslek seçiminde ki insan mutlu olduğu yerde olmalı. O kadar zor şartlardan geçtiğimi göz önünde bulunduracak olursak yine de en güzel kombinasyonlardan birini yakaladım galiba. Öğretmen oldum. Peki mutlu muyum bilmiyorum. Haftasonu sınavım var, umudum olmadığı için pek takmadım. Bir de ailemin baskısı ve tutumu yüzünden. İlk senenden kazan, yoksa atanmadan şu şu çok zor vs. Hayatım boyunca mükemmel olmaya zorlandığımı bu yaşımda farkettim. İlkokul üçüncü sınıfta okulumu değiştirdiğim dönemde okulda deneme sınavı yapılmıştı. Okulda ikinci oldum. Şimdi düşünüyorum gerçekten şaşırtıcı. Peki benim hevesim niye söndü diye düşünüyorum. Karnemi getirdigim zaman ailemin tutumu galiba. Bütün yıl çalışmış takdir getirmişim ve söylenen şu; “Hepsi 5 bu neden 4”. Erkek kardeşim sınıfı geçince bile o kadar mutlu olurlardı ki. Benim için neden bu kadar olmadınız dediğim de “E kızım sen çalışkansın ki, o tembel.” Şimdi kişiliğime bakıyorum. Hep yetersiz hissetmişim. Her neyse Gyk olduğu gibi duruyor nasıl bir sonuç gelecek çok merak ediyorum. Belki bir umut o kadar yıl okudum bari sonunu kurtarayım diye sevdiğim dal olan Felsefe tarihine başvurdum YL için. Biliyorum ki hiçbir şey kolay değil ve çarkın çiğnediği veya çiğneyeceği kişilerden biri de olabilirim. Anladığım ve hayatıma geçirdiğim yegane şey ise ‘hayatı kaçırma’ ilkesi oldu. Kaçıyor mu derseniz kaçıyor. Sonra yakalayabilene aşk olsun. Bazen okuduğum bölümü hiç söylemek istemiyorum. Çünkü o kadar çembere alındım ki, gerçi inanamıyor insanlar da. Sizce ne okuyorum diye soruyorum. Gelen yanıtlar çok güzel; Beden Eğitimi Öğretmenliği, Mühendis, Mimar ya da sayısal bir bölüm. Bakıyorum da potansiyelime gerçekten yazık etmişim. Gerçi bu ülkede neyi seçsen iyi ki. Umut ediyorum ki bundan sonraki hayatımı daha güzel yaşarım. Dünü ya da geleceği düşünmeyi bırakalı çok oldu ama insanların etiketlerinden kurtulabilen var mı acaba?
Ölümlü olmak çok kötü bir şey. Hayatta yaptığın her şeyi bir gün yaptıklarının sona ereceğini bilerek yapıyorsun. Daha kötü olan şey ise hiçbir zaman bunun üstesinden gelemeyeceğini biliyorsun.
Eskinden ölümden sonra yaşama inanan insanlar küçümserdim çünkü onların farkına varamadığı şeyin ben farkına varmıştım; onlar mutlu bir hayale inanıyordu ben ise gerçeğe inanıyordum. Şimdi ise ışıltılı rüyamdan uyanmış ve gri gökyüzünü seyrediyor gibiyim: Rüyamdan uyandım ama ne uğruna?
Ölümün üstesinden gelemeyeceğimi fark etmem bana ne kazandırdı?
Bir de şu açıdan yaklaşmanızı tavsiye ederim:
İnsan olmanın ne anlama geldiğini biliyorum; zayıflığını ve gücünü biliyorum. Bu bilgi yüzünden hem acı çekiyor hem de mest oluyorum. Elime Tanrı olma fırsatı geçse reddederim. Yıldız olma fırsatı geçse
reddederim. Hayatın sunduğu en büyük fırsat insan olmaktır. Bütün evreni kucaklar. Ölüm bilgisini kapsar, ki Tanrı’nın bile keyfini süremediği bir şeydir bu.
-Henry Miller
Birazcık kendimizi avutalım ![]()
Gerçi yazdığınızdan doğru anladıysam Tanrı’ya inanmıyorsanız biraz saçma cevap oldu ama farklı bakış açısı amacıyla yazdım